Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/7839 E. , 2020/5946 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/7839
Karar No : 2020/5946
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurulu / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği bulunmadığı, davalı idarece, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğunu gösteren herhangi bir somut delil ve gerekçe gösterilmeden meslekten çıkarılmasına karar verildiği, kişiselleştirme yapılmadığı, karara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, Anayasa ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda öngörülen hakim ve savcılar hakkında yapılacak inceleme ve soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet edilmediği, savunma hakkı tanınmadığı, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla hakkında açılan ceza davasında verilen mahkumiyet kararının kesinleşmediği, meslek hayatı boyunca Anayasa ve kanunların kendisine tanıdığı yetkiler çerçevesinde mevzuata ve vicdanına göre karar verdiği, bağımsızlık ve tarafsızlığını yitirdiği iddiasının soyut nitelikte ve dayanaktan yoksun olduğu, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin Resmi Gazete’de yayımlandığı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulmaması nedeniyle kendiliğinden yürürlükten kalktığı ve yürürlükten kalkan kanun hükmünde kararnameye dayanılarak meslekten çıkarılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, dava konusu karar ile Anayasanın 2., 36. 38., 49., 70., 120., 121., 139. ve 140. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 15., 17. ve 18. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Davalı idare tarafından; dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ : Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasa’ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. Maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış, hâkimlerin herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, kendi vicdani kanaatleriyle, bağımsız hareket etmek suretiyle yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir boyutta ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü de yansıtmak zorunda oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları özgürce ve kendi iradeleriyle kabul etmek durumunda oldukları, ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesini yerine getirilirken mesleğin vakar ve onuruna uygun davranmaları gerektiği belirtilmiştir.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11’inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Her ne kadar dava konusu meslekten çıkarma kararı öncesinde savunma alınması adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de; adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu husus dava konusu işlemin iptalini gerektirir nitelik taşımamaktadır.
Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önünde en büyük engel olduğu gibi toplum nazarında yargıya olan güvene zarar vermesi kaçınılmazdır. Dolayısıyla, adaletin icrasında görev yapan yargı mensuplarının taraflılık veya iltimas görüntüsüne yol açabilecek durumlardan kaçınması mesleki bir zaruret olup toplum nazarında da yargıya güvenin sağlanmasının bir gereğidir.
Dosyanın içeriğindeki bilgi ve belgelerin incelenmesi ile birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; suçu sabit görülerek 6 Yıl 3 Ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşıldığından davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacı tarafından, Elazığ İdari Yargı Ön Büro Birimi’nde 11/05/2018 tarihinde kayda giren 08/05/2018 tarihli 1. savunmaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki istemi yanında Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi talebinde de bulunulmuştur.
Diğer taraftan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; “… Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyetine karar verilen sanıklar [davacı ve eşi] hakkında tekerrür hükümleri uygulamasında ‘TCK 58/9. maddesi gereğince hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimi hükümlerine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra sanıklar [davacı ve eşi] hakkında denetimli serbestlik tedbiri hükümlerinin uygulanmasına’ şeklinde karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, hükmün infazını da kısıtlar şekilde ayrıca ‘denetim süresi içerisinde herhangi bir yükümlülük yüklenmesine takdiren yer olmadığına’ şeklinde hüküm kurulması yasaya aykırı sanıklar müdafiinin istinaf itirazları bu yönüyle yerinde ise de belirtilen bu husus 5271 sayılı CMK’nın 280/1-a ve 303. maddelerine göre yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeden düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan; hükmün tekerrür hükümlerini düzenleyen (1-C) maddesi ile (2-C) maddesinin ikinci paragrafında belirtilen ‘denetim süresi içerisinde herhangi bir yükümlülük yüklenmesine takdiren yer olmadığına’ ibarelerinin tümden hükümden çıkartılması suretiyle” hükmün düzeltilmesine ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla mahkûmiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 28/05/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 16/11/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine ve söz konusu ek beyan dilekçesi ve eklerinde yer alan bilgi ve belgelerle ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacıya ara kararının tebliğ tarihinden itibaren on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Davacının Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
a-1) Davacının beyanları şu şekildedir:
Davacı hakkında Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 20/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Ben 2016 yılında kura ile Şanlıurfa ili Suruç ilçesine hakim olarak atanmıştım. Eşim S.D. de hakim olarak görev yapmaktadır. Ben aslen Elazığlıyım. Elazığ’da ortaokul ve liseyi devlet okullarında okudum. Dershaneye orta son 8. sınıfta bu yapıyla bağlantılı Elazığ’da faaliyet gösteren FEM dershanesine 1 yıl gittim. Ayrıca lise 3 ve 4. sınıflarda üniversiteye hazırlık için seviye tespit sınavı yapılmıştı. Derece yaptığım için ücretsiz dershane teklifi aldım. Bu dönemde de bu yapıyla bağlantılı FEM dershanesine gittim. Dershane öğrenimi sırasında tamamen derslere yönelik eğitim faaliyetlerine katıldım. Hiç bir şekilde bu yapıyla ilgili başka faaliyetlere katılmadım. Bana bu yapıyla bağlantılı evlere davet ediyorlardı. Ben kesinlikle bunlara katılmadım. Hiç bir davetlerine de gitmedim. Ben gitmeyince bir daha çağırmamaya başladılar. Üniversiteyi Marmara Hukuk Fakültesinde okudum. Üniversiteyi kazanınca bu kişiler benimle irtibata geçtiler. Orada kendilerine ait bir evde kalabileceğimi söylediler. Bana yurt çıkmadığı için bende mağdur olmamak için bu teklifi kabul ettim ve 1. sınıfta yaklaşık 1 yıl bu cemaatle bağlantılı bir evde kaldım. Bu evde 4 kişi kalmıştık. İlk dönem bu 4 kişi ile kalmıştık. Bu 4 kişi de hukukçuydu. Liseden arkadaşım olan A.G. isimli arkadaşım da benimle aynı yeri kazanmıştı. O da benimle birlikte kaldı. A.G. Elazığ’da avukatlık yapmaktadır. … bu kişilerle irtibatını sonradan tamamen kestiğini biliyorum. Onun dışında E. isimli soyismini hatırlamadığım 2. öğretim hukukta okuyan bir kişi daha vardı. Onunla şuanda irtibatımı kopardığım için soyismini ve bilgilerini hatırlamıyorum. Ancak İzmir’i olduğunu hatırlıyorum. 4. bir kişi ise hakim olarak görev yapan ve ihraç edildiğini öğrendiğim E.D. benimle aynı evde kalıyordu. Bu kişi hakimliğe girmişti ancak yukarıda belirttiğim gibi ihraç olduğunu duymuştum. 2. dönemde benim kaldığım ev değişti. Hukukçu olmayan bazı kişiler vardı. Ancak bu kişilerin bilgilerini hatırlamıyorum. Evlerde kaldığımız süre zarfında evin ablası konumunda E.D. isimli arkadaş vardı. O evin sorumlusuydu. E. bizi yönlendiriyordu. Fethullah Gülen ile ilgili kitaplar okuyorduk. Ayrıca Gülen ile ilgili sohbetlerin yer aldığı CD’ler izliyorduk. Dini faaliyetler ve namaz kılıyorduk. Sadece evin içerisindeki faaliyetlere katılıyorduk. Onun dışında başka yerlerde de bazı faaliyetlere çağırıyorlardı ancak ben gitmiyordum. Burada kaldığım süre zarfında bana kod adı verilmedi. Kendi ismim kullanılıyordu. Dışarıdan sohbet için kimse gelmiyordu. Ancak bizim ev dahil 3-4 tane evden sorumlu olan E. isimli soyismini hatırlamadığım Eğitim Fakültesinde okuyan bir bayan zaman zaman bizim eve gelip denetleme yapıyordu. Benimle fazla muhattap olmuyordu. E. ile muhattap oluyordu. Ben 1. sınıfta okurken şuanki eşim olan S.D. ile bizim üst dönemimiz olan 2. sınıfta okuyordu. Eşimle 1. sınıfta bir vesile ile tanıştık ve duygusal anlamda arkadaşlık yapmaya başladık. Benim erkek arkadaşım olmasına bu yapıya mensup kişiler karşı çıkıyordu ve benim bu kişiyle görüşmemi istemiyorlardı. Erkek arkadaşımın olmasının uygun olmadığını söylüyorlardı. Bu yönde baskı kuruyorlardı. Ayrıca evde yoğun şekilde Gülen ile ilgili kitap okutuyorlardı. Bunlarda bana zor gelmeye başladı. Evden ayrılmaya karar verdim. 2. sınıfta annemin bir yakını olan E. isimli bir akrabamızın Bağcılar’da bulunan evinde kalmaya başladım. Eğitim hayatım bitene kadar bu evde kaldım. Ayrıca şahsi bir ev tutan cemaatle bağlantısı olmayan 2. öğretim hukukta okuyan M.T. isimli bir arkadaşımın zaman zaman evine gidiyordum. Özellikle sınav dönemleri bu evde de kaldığım oldu. Ben 2., 3. ve 4. sınıflarda zaman zaman cemaat evlerinde kalan arkadaşlarımın yanlarına ziyaret amaçlı gidiyordum. Ancak herhangi bir sohbet veya Gülen le ilgili eğitim faaliyetine katılmak için gitmiyordum. Sadece arkadaşlarımla birlikte vakit geçirmek için gidiyordum. 1. sınıftan sonra bu yapıyla ilgili doğrudan hiç bir temasım olmadı. Zaten erkek arkadaşım olduğu için beni benimsememişlerdir. Bağlantımı kopardım. Üniversite öğrenimimi görürken başörtülüydüm. Ben hakim adaylığına başlayınca başörtümü çıkarmaya karar verdim. Mülakata giderken başörtülü değildim. Hakimlik mülakatını kazandığımı öğrenince başörtümü kendi irademle karar verdim. Ben hakimlik stajımı yaparken başörtülü çalışma hakkım olduğunu bilmediğim için başörtümü çıkarmıştım. Herhangi bir yerden bana bir talimat gelmedi. Tedbir amaçlı böyle bir şey yapmam söylenmedi. Benim bu evlerde kaldığım dönemde bu yapının terör örgütü yönü ortaya çıkmamıştı. Cemaat olduğu şekilde kendisini tanıtıyordu. Ailelerde kız çocuklarını güvenli olur diye buralarda kalmasını istiyordu. Benim ailemde bu amaçla bu evde kalmama rıza göstermiştir. Ailemin bu yapıyla hiç bir bağlantısı yoktur. Eşim S.D. ile yukarıda anlattığım gibi üniversite bir üst sınıfta okuyordu. Elazığ’da eğitim hayatını sürdürmüştü. Elazığ’da bir arkadaşımın abisiydi. Bana bir kitap vermek için kendisiyle görüşmüştük. Sonra arkadaşlığımız bu şekilde gelişti ve evlendik. Bizim tanışmamızda cemaatin bir etkisi olmamıştır. 01/08/2014 te eşimle resmi nikah kıymıştım. 1 ay sonra adaylığa başladım. Eşim benden bir dönem önce hakimlik görevine başlamıştı. 23/11/2014’te düğünümüz olmuştu. Ben ilk hakimlik stajına Elazığ’da başladım. Sonradan eşimin tayini Mersin Erdemli’ye çıkınca bende Mersin’e stajı aldırdım. Burada tamamladım. Sonra eş birleştirmesiyle Suruç’a atandık. Staj döneminde benim bu yapıyla hiç bir bağlantım olmadı. Bu staj döneminde sınıf temsilciliği gibi bir görevim olmadı. Herhangi bir albüm çalışması ve faaliyete katılmadım. Üniversite 1. sınıfta benim iradem dışında Zaman gazetesine abone yapılmışım ve evimize gazetelerin gittiğini ailemden öğrendim. Daha sonra ben bunu iptal ettirdim. Bu yapıyla hiç bir zaman maddi bir yardımda bulunmadım. Ben hakimlik mülakatına girerken refaranslarıma bu evlerde kaldığımı söylemiştim. Bunları bilerek atamam yapılmıştı. HS(Y)K seçimleri döneminde ben staja bile başlamamıştım. O yüzden oy kullanmadım. Benim sosyal hesabım yoktur. Adalet.org sitesine de üye değilim. Eşimin bu yapıyla hiç bir alakası yoktur. … GSM numaralı hattımı yaklaşık olarak üniversite yıllarından bu yana kullanmaktayım. Bu hat ile internete giriyorum. Hatta ayrıca internet paketi bulunmaktadır. ByLock programını bugüne kadar hiç bir şekilde kullanmadım. Basından herkesin bildiği kadar haberdar oldum. 15 Temmuz darbe girişimi olduğu zaman Mersin’den Suruç’a evi taşıyarak gelmiştik. Yolda giderken bu darbe girişimini öğrendik. Daha sonra Adana’da yola devam etmemeye karar verdik. Adana’da eşimin akrabasında kaldık. Gelişmeleri oradan takip ettik. Daha sonra zamanla darbe girişimi olduğunu anladım. Olay öncesinde ben böyle bir darbe girişimi olacağından bilgim yoktu. Herhangi bir kimseden talimat almadım. Bu FETÖ terör örgütü ile hiç bir bağlantım yoktur. Üniversite 1 .sınıftan sonra hiç bir bağlantım olmadı. Bu FETÖ örgütünü ben terör örgütü olarak görüyorum. 17-25 Aralık sürecinden sonra terör örgütü olduğu net olarak ortaya çıkmıştır. Suçlamaları kabul etmiyorum….”
a-2) Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
17. Dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.D. adlı kişiye ait Adalet Bakanlığı Müfettişliğince Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığında düzenlenen 30/03/2017 tarihli ifade tutanağı:
“…2008 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Kredi ve Yurtlar Kurumuna yaptığım başvuru sonucunda bana yurt çıkmadı. İstanbul’da ilk üç ay A.K. isimli teyzemin evinde kaldım. Bu evde eniştemi sürekli mafya tehdit etmeye başlamıştı. Bu yüzden buradan ayrılmaya karar verdim. Üsküdar’da arkadaşlarımın kalmakta olduğu Süleyman Efendi Cemaatine ait bir yurda gittim ve birinci sınıfın sonuna kadar burada kaldım. İkinci sınıfta KYK’ya ait Altunizade Erkek Öğrenci Yurduna çıktım. İkinci sınıfın sonuna kadar bu yurtta kaldım… üçüncü sınıfta sınıf arkadaşım S.D.’nin (davacının eşinin) tavsiyesiyle cemaate ait eve çıkmaya karar verdim. Beni Altunizade’de açık adresini hatırlamadığım bir eve yerleştirdiler… Dördüncü sınıfta beni yine Aitunizade’de başka bir eve yerleştirdiler. Mezun olana kadar kaldığım bu evde ev abisi İngilizce öğretmenliği bölümünden Türkmen asıllı biriydi… Evde kaldığımız dönemde bizi sohbet amaçlı olarak cemaate ait Mavera Yurduna götürüyorlardı. Bu sohbetlerde yaklaşık 15-20 kişi oluyordu. Ben sohbetlere gitmek istemiyordum ancak bizi zorluyorlardı. Ev abisi bizden Fetuilah GÜLEN’e ait kitapları ve risale-i nur kitaplarını okumamızı istiyordu. Ben bu kitaplar yerine genellikle Kur’an-ı Kerim okuyordum. Ev abisi kimin kaç sayfa okuduğunu ‘çetele’ adı altında not alıyordu. Ben okumadığım için herhangi bir sayı veriyordum. Eve her gün Zaman Gazetesi gelirdi. Bizden de ayrıca abone olmamızı istediler ancak ben abone olmadım. 2012 yılında mezun olduktan sonra hakimlik sınavlarına hazırlanmak için beni Ankara Keçiören’de cemaate ait bir eve yerleştirdiler. Bu evin açık adresini hatırlamıyorum. 2012 Eylül-Aralık arası kaldığım bu evde derslere odaklanmamızı isteyerek cep telefonlarımızı bizden aldılar. Bu evde ev abisi yoktu. Diğer ev arkadaşlarım S.D. (davacının eşi), H.K., Y.K. ve O.K. isimli kişilerdi. Eve ara sıra gelen ismini bilmediğim bir kişi bize deneme sınavı sorulan getiriyordu. Ben bu evde kalmaktayken Kasım ayında yapılan idari Yargı ve Aralık ayında yapılan Adli Yargı hakim adaylığı sınavlarına girdim, idari yargıdan 75 puan aldım ancak mülakata girmeye hak kazanamadım; adli yargıdan 68 puan aldım ve kazanamadım. Daha sonra memleketime döndüm. Bu süreçte babam ameliyat oldu, ben de köydeki işleri yürüttüm. 2013 Eylül ayında Yasin isimli bir kişi beni arayarak hakimlik sınavlarına çalışmak isteyip istemediğimi sordu. Ben de çalışmak istediğimi söyledim. Yine Ankara Keçiören’de bulunan bir evde 2013 Eylül-Aralık arasında kaldım ve hakimlik sınavlarına hazırlandım. Bu evdeki diğer arkadaşlarım A.T., Y.Ç., R.K. ve E.K. isimli kişilerdi. 2013 Ekim ayında yapılan Askeri Hakimlik yazılı sınavından 71 puan aldım, ancak mülakatta elendim. 2013 Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından 79 puan almama rağmen mülakata girmeye hak kazanamadım. Aralık ayında yapılan adli yargıdan 74 puan aldım ve mülakatı da geçtim. Ben 22 Aralık 2013 tarihinde yapılan sınavdan sonra bu evden ayrıldım. Tam o tarihlerde 17-25 Aralık olay lan meydana geldi. Ben sınavdan sonra eşyalarımı alıp memlekete döndüm. Bu tarihten sonra bu yapıdan hiç kimse beni aramadığı gibi ben de kimseyle irtibat kurmadım… Aşağıda isimlerini belirttiğim kişiler bir dönem cemaat içerisinde kalan kişilerdir; S.D. (…-DAVACININ EŞİ): Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2012 mezunudur. Üniversite boyunca cemaate ait evlerde kaldı. Cemaat içerisinde aktif biriydi. Mezun olduktan sonra Ankara’daki sınava hazırlanma evinde birlikte kaldık. 2012 Aralık ayında yapılan adli yargı sınavını kazanıp hakim oldu. Daha sonra meslekten ihraç edildiğini öğrendim. 2012 sınavından sonra bir daha görüşmediğimiz için halen bağlantısının olup olmadığını bilmiyorum… … (…): Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2013 mezunudur. S.D.’nin eşidir. Üniversitedeyken cemaat evlerinde kaldığım biliyorum, ancak ne kadar kaldığını bilmiyorum. Cemaate gönülden bağlı biri değildi. Hakimlik yapmakta iken meslekten ihraç edildiğini öğrendim. Halen bağlantısının olup olmadığını bilmiyorum….”
18. Dönem Adli Yargı Hakim Adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan İ.D. adlı kişiye ait Adalet Bakanlığı Müfettişliğince Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığında düzenlenen 18/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağı:
“…Ben halen yukarıda beyan ettiğim adreste ikamet ederim. Halen Çarşamba Adliyesi’nde 189786 sicil numarasıyla 18. Dönem Adli Yargı Hâkim Adayı olarak görev yapıyorum. Adalet Akademisinde yapılan eğitim sonu mülakatında başarılı oldum ancak HSYK tarafından mesleğe kabulüm yapılmadı… 2009 Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Sınav sonuçları açıklandıktan sonra dershaneden ismini hatırlamadığım bir matematik öğretmeni beni arayarak okula yakın cemaat evlerinin bulunduğunu ve kalmak isteyip istemediğimi sordu, ben de Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait yurtlara yaptığım başvuru sonucunda yaklaşık 2000. yedek sırada olduğum için bu teklifini kabul ettim. Üniversiteye kaydımı yaptırmaya bu matematik öğretmeni ile beraber gittik. İstanbul’a gittiğimizde bizi adını bilmediğim bir kişi karşıladı ve Üsküdar civarında cemaate ait bir yurda götürdü. Burada kimlik bilgilerimi aldılar, ailemle ilgili sorular sordular evlerdeki kurallardan bahsettiler. Okul açıldığında babamla birlikte İstanbul’a gittik. Kadıköy’de otobüsten indiğimizde Z. isimli bir kişi aldı ve Kadıköy’de bulunan cemaate ait bir eve götürdü… Birinci sınıfın sonuna kadar kaldığım bu evde ev ablası Marmara Üniversitesi Hemşirelik Bölümü öğrencisi S.A. isimli bir kişiydi… Bu evde bir yıl süreyle kaldım… İkinci sınıfta yine Kadıköy’de bulunan başka bir eve yerleştirdiler. 6 kişi kaldığımız bu evde ev ablası bendim… Bu evde bir yıl süreyle kaldım. Üçüncü sınıfta aynı semtte başka bir eve geçtim. 4 kişi kaldığımız bu evde de ev ablası bendim… Bu evde bir yıl süreyle kaldım. Dördüncü sınıfta yine başka bir eve geçtim, ancak bu evdeyken bana Bölge Talebe Mesulü (BTM) olarak görev vermişlerdi. BTM; üç-dört evden sorumlu olan kişidir. Benim kaldığım evde 5 kişiydik… Bu evde de bir yıl süreyle kaldım. FETÖ yapılanmasına ait bu evlerde kaldığım süre içerisinde haftada bir sohbet adı altında toplantılar yapılırdı. Genelde sohbeti ev ablası yapardı. Ara sıra bu sohbetlerde Fetullah GÜLEN’e ait vaaz kasetlerini izlerdik. Bu toplantılar düzenli şekilde yapılmazdı, genellikle dini konulardan bahsedilirdi. Risalelerden veya hadis kitaplarından bazı bölümler okunup ne anladığımızı konuşurduk. ‘Pırlanta’ veya ‘NT’ olarak adlandırılan Fetullah GÜLEN’e ait kitaplardan, Kur’an-ı Kerim’den, cevşenden kaç sayfa okuduğumuz, kaçırdığımız namazlar vs. çetele adı altında not edilir ve ev ablasına verilirdi. Ev ablası da bunları kendi üstündeki kişiye veriyordu. İlk zamanlarda bu notların eksik taraflarımızı tamamlamaya yönelik olarak tutulduğunu düşünüyordum ancak sonradan bunun cemaate sadakat göstergesi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Genellikle dönem sonlarında kitap okuma kampları düzenlenirdi. Ben sadece bir kez birinci sınıftayken Şile’de yapılan kampa gezi maksatlı olarak katıldım. 8-10 kişi Şile’de birinin yazlık evine gittik. Bir hafta bu evde kaldık. Bu süreçte namaz sonrası tesbihat, risale ve cevşen okumaları yaptık. Evlerde kaldığım süreçte evlere Zaman Gazetesi ve Sızıntı Dergisi gelirdi, bunun yanında benim de abone olmamı istediler; ancak ben yine abone olmadım. Kurban Bayramları yaklaştığında bizden az da olsa yurt dışına gönderilmek üzere kurban parası istiyorlardı. Ben bana verilen ev ablalığı ve BTM görevlerini bölümüm de ağır olduğu için kabul etmek istemiyordum. Ancak kabul etmem için çok ısrar ettiler ve kabul etmediğim takdirde Allah tarafından başka sıkıntılar yaşayabileceğimi söylediler. Ben de bunun üzerine iyi niyetle bu görevleri kabul ettim. Bu yapının vatana ve millete karşı ihanet içerisinde olabileceğini hiç düşünmemiştim. Ben 17-25 Aralık olayları sırasında bu yapının gerçek yüzünü gördüm ve bütün bağımı kopardım. Okuldan mezun olmadan önce eve biri gelerek benimle mülakat yaptı ve hangi mesleği tercih etmek istediğimi sordu; ben de hakimlik sınavlarına gireceğimi söyledi. O da cemaate ait sınavlara hazırlık evlerinin bulunduğundan bahsetti ve orada sınava hazırlanabileceğimi söyledi. Ben toplu yerlerde çok fazla ders çalışamadığım için gitmek istemediğimi söyledim. O da denememi istedi. 2013 yılında mezun olduktan sonra o dönemde hakim adayı olan E.S. isimli kişi beni aradı ve Ankara otogarında karşıladı. Birlikte Keçiören’de bulunan sınava hazırlanma evine gittik. Bu evde 15 gün civarında kaldıktan sonra Dutluk’ta bulunan başka bir eve geçtim. Bu evde 2013 Eylül-Aralık arasında kaldım. 22/12/2013 tarihinde yapılan Adli Hakim Adaylığı Yazılı Sınavından sonra evden ayrıldım. 5 kişi kaldığımız bu evde ayrıca bir ev ablası yoktu. Hemen hemen herkes ev ablalığı yapmış kişilerdi… Bu evde kalırken cep telefonlarımızı toplamışlardı, evde bulunan sabit telefon hattından ailelerimizle iletişim kurabiliyorduk. Bu telefonun numarasını şu an hatırlamıyorum. Bu hat dışarıyı aramalara kapalıydı, sadece dışarından bizi arayabiliyorlardı. Evde kaldığımız dönemde dışarıdan K. isimli bir hakim adayı geldi ve bize evde yaşadıklarımızla ilgili ve Ankara’da bulunan sınava hazırlık evlerinin varlığı ile ilgili tek tek bir odaya alıp Kur’an üzerine el bastırarak yemin ettirdi. Bu evlerde kaldığım dönemde hakimlik veya başka kurumlara ait yazılı sınav sorularının cemaat mensuplarına verildiğine ilişkin herhangi bir şeye şahit olmadım. Benim kaldığım evde herhangi birine de bu soruların verilip verilmediğini bilmiyorum. 2013 Aralık’taki sınav bittikten sonra eşyalarımı toplamak için eve gittiğimde K. isimli hakim adayı apar topar eve gelerek ‘eşyalarınızı sonra alırsınız’ dedi. Ben ne olduğunu anlamadan memleketime döndüm. Bu sırada tam 17-25 Aralık olayları yaşanıyordu. Daha sonra ailemin yanındayken bu yapının faaliyetlerinin hükümeti devirmeye yönelik bir operasyon olduğunu anladım. Ocak ayında Ankara’ya eşyalarımı almaya geldiğimde benim kaldığım evin mülakat evi olduğunu gördüm ve eşyalarımı alarak başka bir eve gittim. Mülakat evinin, yazılı sınavı geçip mülakata girecek kişiler için açıldığını duymuştum. Ben 2013 Kasım ve Aralık aylarında girmiş olduğum yazılı sınavları kazanamamıştım. Eşyalarımla birlikte gittiğim evde kalmam için beni ikna etmeye çalıştılar ancak ben ailemin yanında sınava hazırlanmak istediğimi söyleyerek kabul etmedim. Bir hafta civarında bu evde kaldım. Bu süre benim onların 17-25 Aralık süreciyle ilgili ne düşündüklerini anlamama yardımcı oldu. Bu evde yaşadığımız tartışmalarda sürekli siyasetten bahsediyorlar, yerel seçimlerde …’nin karşısında oldukları için … ve …’yi destekleyeceklerini söylüyorlardı. Bütün bunları gördükçe bu yapıdan iyice nefret ettim. Ben bu yapının içinde tamamen dini hislerle bulunuyordum. Bu tarihten sonra ailemin yanında döndüm, sınavlara hazırlandım ve bu yapıyla herhangi bir irtibatım olmadı. Bu yapıya ait olan Bankasya’ya yardım amacıyla herhangi bir hesap açtırmadım ve para yatırmadım. Benim sadece Ziraat Bankasında hesabım vardı. Aşağıda ismini belirttiğim kişiler bir dönem cemaat ile bağlantısı veya teması olan kişilerdir: … (17. Dönem Adli Hakim Adayı): Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2013 mezunudur. Cemaate ait evlerde kaldı, ev ablalığı yaptı. Okul döneminde kapalıydı, akademi yıllığında açık fotoğrafım gördüm. Halen cemaat bağının devam edip etmediğini bilmiyorum…”
10. Dönem İdari Yargı Hakim Adayı olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K.Ö. adlı kişinin Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifadesine ilişkin 31/07/2017 tarihli ifade formu:
“…Ben daha önce Sakarya TEM Şube Müdürlüğünde ifade vermiştim. İfadem aynen geçerlidir, ben ifadem esnasında herhangi bir baskı görmedim, ben eğitim hayatım boyunca Devlet okullarında okudum, lise son sınıfta Kayseri İlinde bulunan FEM dershaneleri grubunda faaliyet gösteren Serhat Dershanesine gittim. 2009 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2013 yılında Marmara Üniversitesinden mezun oldum. Üniversiteyi kazandığımda Serhat Dershanesinde danışmanım olan Matematik dersine giren şu an soy ismini tam hatırlayamadığım R. isimli öğretmenimin yönlendirmesiyle Küçükyalı semtinde bulunan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait olduğunu bildiğim ismini tam hatırlayamadığım bir yurda götürdüler. Ancak beni evlerin imkânları daha iyi olduğundan bahisle evde kalmaya ikna ettiler ve beni Pendik ilçesinde bulunan bir eve yerleştirdiler… Kalmış olduğumuz eve BBTM ve BTM olarak bilinen şahıslar geliyordu, sohbetler yapılıyordu… İkinci yıl şu an ismini hatırlayamadığım ve bizi ilk sene götürdükleri yurtta belletmen olarak kaldım, bu yurtta belletmen olarak benim gibi iki kişi daha vardı… Üçüncü yıl yurttan ayrılarak yine örgütün Maltepe ilçesinde bulunan evine yerleştim… Bu eve 1990 doğumlu olarak bildiğim Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi olarak hatırladığım Erzurumlu soy adım Ö. veya A. olarak hatırladığım D. isimli şahıs BTM olarak evimize geliyordu ve sohbet yapıyordu, bu kişinin 16. dönem adli yargı hakimi olarak atandığını biliyorum ve BBTM olarak görev yaptığını bildiğim öğretmenlik mezunu olduğunu bildiğim nereli olduğunu bilmediğim ve E. abla olarak tanınan şahıs eve gelerek toplantı ve sohbetler yapıyordu, bu evde kaldığım dönemde ev ablası olarak ben görev yapıyordum. Dördüncü sınıfta Küçükyalı semtinde bir eve taşındım, bu evle birlikte iki evin daha sorumluluğunu hatta verdiler, aynı zamanda bu evin de ev ablalığını ben yapıyordum… Üniversitede 4. sınıfın son döneminde bizi hukukçular olarak özel toplantılara davet ettiler. Bu toplantılarda Menbağ sohbetleri adı altında bizlere hakimlik savcılık sınavlarına hazırlanmak üzere telkinlerde bulundular. Bu sohbetleri yapan kişilerin Ankara’dan geldiğini biliyorum. Bu kişiler bizden 1-2 yaş büyüktü. Muhtemelen aday hakim savcılardan olabilirler. Ancak şu an simalarım hatırlamıyorum, bu kişileri 3 – 4 kez ancak görmüşümdür. Okul bittikten sonra tatile gittiğimiz dönemde numarası kayıtlı olmayan bir bayan şahıs beni arayarak hakimlik sınavına hazırlanmak için beni Ankara’ya davet etti, 2013 yılı Ramazan ayı başlamadan 1-2 gün önce AŞTİ otogardan beni alarak Keçiören Altınpark civarında bulunan bir eve yerleştirdi… 2013 yılı Ekim veya Kasım aylarında idari yargı sınavına girdim. Bu evde sınavı kazanan tek kişi ben oldum. Daha sonra 21 Aralık 2013 tarihinde yapılan adli yargı sınavına kadar ben bu evde çalışmaya devam ettim. Ancak 20/12/2013 tarihinde kod ismi … olan Ankara idare Mahkemesi Hakimi olan ve ihraç edildiğini bildiğim gerçek ismi N. olan şahıs kalmış olduğumuz eve gelerek evden acilen çıkmamızı ve baskın olacağını söyleyerek beni ve B.’yi Keçiören ilçesinde Yunus Emre Kültür Merkezi civarında bir eve götürdü. Bu evde benim gibi adli yargı sınavına girecek olan S. isimli şahıs, dönem arkadaşım olan S.K.D. (ihraç oldu) ile birlikte toplamda yedi kişi vardı. N. isimli hakim bizi toplayarak inanmış olduğumuz tüm kutsal değerler üzerine Kur’an-ı Kerim üzerine yemin ettirerek laptopu açarak bize 21/12/2013 tarihinde yapılacak olan adli yargı hakimlik savcılık sınav sorularının genel kültür yetenek bölümünde bulunan 40 soruyu bize gösterdi ve cevaplarını bir kağıda yazmamızı istedi. Biz de cevaplan bir kağıda çözerek yazdık. Bu soruların yüzde doksanı ertesi gün sınavda çıkmıştı. Ben soruları gösterdiği sırada ağlamaya başladım. N. isimli Hakim beni yatıştırmaya çalıştı. Ben bu sınavda 79 puan aldım ancak sorulan görmeseydim de ben bu sınavı rahat bir şekilde kazanacaktım. Sınav bittikten sonra ben eşyalarımı toplayarak memlekete döndüm. Sınav açıklandıktan sonra sınava hazırlanmış olduğumuz eve giderek N. isimli hakimi bekledik… Mülakât çalışmaları sırasında Danıştay’da tetkik hakimi olarak çalıştığım bildiğim H.A. isimli şahıs ile ismini bilmediğim iki şahıs eve gelerek bize mülakât provası yaptırdı… Mülakat açıklanıncaya kadar biz kalmış olduğumuz bu evde kalmaya devam ettim. Mülakat açıklandıktan sonra Ankara adayı olarak stajıma başladım. Staj başladıktan iki hafta sonra evimi değiştirerek Balgat civarında bir eve geçtim. Bu evde ben gittiğimde iki tane idari yargı adayı daha vardı. Bunlar F.K. (İhraç) ve F.A. (İhraç) idi… Bu kalmış olduğumuz eve H.A. sık sık geliyordu. H.A. bir gün eve geldiğinde beni kenara çekerek telefonumun android olup olmadığım sordu. Ben de android olduğunu söyledikten sonra telefonumu alarak Bylock isimli programa telefonuma kurdu. Ben bu programın yasal olup olmadığını sorduğumda bana bir şey olmaz Google Play’den indirdim dedi. Beni Bylock programından … veya … olarak kaydettiğini söyledi. Evde kalan diğer arkadaşlardan F.’ye (…), F.’ye (…) kod ismi vermişti… Bu uygulamada ekrana bildirim düşmüyordu, uygulamaya girince mesaj geldiyse görülüyordu, ben uzun zaman uygulamaya bakmayınca H.A. bana bir kaç kez kızmıştı, bu programdan H.A. ile evin çetelesini tutuyorduk, evle ilgili gelişmeleri ve bilgileri ortalama haftada bir benden alıyordu, bir nevi bu evin sorumlusu bendim. Bir gece H.A. yine gelerek bundan sonra Bylock programından mesaj atmayacağım, bundan sonra evin çetelesini evimize sohbet yapmak amacıyla gelen şahsa vereceğimi söyledi. Ben H.’yi en son Danıştay’da gördüm, ondan sonra gerçek ismini öğrendim. H. ve evimize sohbet için gelen şahıs Adalet Akademisi’nde staj yaptığımız dönemde akademide ve dışarıda camilerde namaz kılmamamızı söylüyordu. Bu nedenle namaz vaktine yetişemediğimiz için Akademi yurdunda kalmaya başladık. Biz akademide F. ile aynı odada kaldık ve orada namaz kıldık. F. A.’da bizim odaya gelip namaz kılmaya başladı… Bizzat örgüt üyesi öldüğünü bilmediğim ancak aynı dönemde staj yaptığım ve örgüt evlerinde kaldığim bildiğim idari yargı hakim adayı B.T., Ş.B.(C.), N.T. isimli şahıs daha önce ifademde belirtmiş olduğum S.K.D. ile birlikte adaylık sürecinde aynı evde kaldılar. Bu süreçte Ş.B. evden ayrıldı ve eve S.S. isimli aday geldi. Bu kişiler örgüt evlerinde kalan ve mülakata benimle birlikte hazırlanan S.K.D. ile birlikte kalmalarından dolayı bunların da örgüt üyesi olduklarını büyük bir oranda tahmin ediyorum. Örgüt üyesi olduklarını bilmediğim ancak örgüt üyelerinin genel kriterlerine uyan ve örgüt üyesi olduğunu tahmin ettiğim şahıslar aynı dönemde idari yargı hakim adayı olduğumuz A.A., H.Y.K., S.A., B.L., Ankara Üniversitesi Hukuk fakültesi mezunu olduğunu hatırladığım … isimli şahıslar örgüt üyesi olabilir. Ben kişilerle alakalı somut bir bilgiye sahip değilim ancak uzun zaman örgütün içinde bulımmamdan dolayı örgütle yolu kesişmiş kişileri anlayabiliyorum… Örgütün hakim ve savcılarının evlilik işlerinden yukarıda … kod isimli olarak bahsettiğim şahıs ilgileniyordu. … birgün bana BYLOCK’tan ‘yarın akşam şu saatte ge’ şeklinde mesaj attı. Ben de evine gittim. Eve gittiğimde … bana evlilik muhabbeti açtı. Bana seninle tanıştırmak istediğimiz birisi var dedi ve eşimin fotoğrafını bana gösterdi. Ben de eşimle görüşmeyi kabul ettim ve …’nin … sitesinde bulunan evinde görüştük. Eşimle örgüt vasıtası ile tanıştık ancak tanıştıktan [sonra] eşimle ilişkimize herhangi bir müdahaleleri olmadı… 29/04/2017 tarihinde 689 sayılı KHK ile ihraç oldum… Benim Bank Asya’da hesabım yoktur. İsmimin dışında Bylock programında kayıtlı olan şu an … veya … olarak kullandığım kod ismim vardır. Whatsapp mesajlaşma programım kullanıyorum, bu programda örgütle ilgili bir grup yoktur…”
Öte yandan, ifade sahibi İ.D. tarafından, dava dosyasında yer alan 22/02/2018 tarihli teşhis tutanağında, “… … isimli şahsın fotoğrafını göstererek; ‘Bu şahıs alınan şüpheli ifadem akışında hatırlamadığımdan dolayı ismini veremediğim ve kendisini fotoğrafından net bir şekilde teşhis ettim. Bu şahısla da Marmara Üniversitesinde okuduğum 2013 yılı içerisinde örgüte ait olan evlerde kaldığından dolayı tanırım. Kendisi ile birlikte örgütsel bir faaliyetimiz olup olmadığını şu an net olarak hatırlamıyorum. Kendisini fotoğrafından şu an net bir şekilde teşhis ettim. Üniversite sonrasında bu şahsı bir daha görmedim.” açıklamasına yer verilerek davacı …’ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Avukat olarak görev yapmakta olan ve ifadesine başvurulan B.A. isimli şahsa ait Mersin İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Ulusal Güvenliğe Yönelik Suçlarla Mücadele Büro Amirliğince düzenlenen 28/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…2 yıl serbest, 1 yıl da Aile Sosyal Politikalar Müdürlüğünde avukatlık yapmaktayım. Basından ve çevremden duyduğum kadarıyla FETÖ/PDY terör örgütü hakkında kimsenin baskısı ve tesiri altında kalmadan kendi hür iradem ile Mersin C. Başsavcılığına giderek bu terör örgütü hakkında bütün bildiklerimi anlatmak istediğimi ve teşhiste bulunacağımı C. Savcısına beyan ettim. Savcılık tarafından ifade vermek üzere Mersin Emniyet müdürlüğüne yönlendirildim. Hakkımda hiçbir soruşturma yoktur… 2009 yılında girmiş olduğum Üniversite sınavında İstanbul Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi bölümünün 2. öğretimini kazandım. Okula giderek kayıt işlemlerimi kendim yaptıktan sonra Devlet yurtlarına başvuruda bulundum fakat yedek sıradan işlem gördüm ve yurt çıkmadı. Tekrar Mersin iline geldiğimde evimize tanımadığım ve görsem de tanıyamayacağım iki kapalı bayan gelerek kazanmış olduğum üniversiteyi bile söyleyerek yurtlarının olduğunu, ucuz fiyatlarla kalabileceğimi, ders çalışma ortamlarının iyi olduğunu yani yurdun bütün imkanlarının çok fazla olduğunu söylediler. Bende İstanbul ilinde kalabilecek başka bir yerimin olmaması, ilk defa ailemden ayrı bir başka ilde kalacağımdan, fiyatının ucuz olmasından ve bayan olarak güvenli bir yer olduğunu düşünerek kabul ettim. Bu bayanlardan biri bana İstanbul İline gittiğimde yurda yerleşmem için yardım edeceğini söyleyerek hatırladığım kadarıyla ismi E. olan birinin telefon numarasını verdi. Mersin ilinden ayrılmadan önce E. isimli kişiyi aradım. İstanbul iline geleceğimi söyledim ve Ümraniye tarafında bulunan … Kız öğrenci yurdunda kalmayı kabul ettim. Bana biz seninle irtibata geçeriz, İstanbul İline gidince seni bir arkadaş karşılayıp yurda götürüp işlemlerini yapar dedi. Okul başlayınca İstanbul iline gittim ve bana vermiş oldukları telefon numarasından bu şahsı aradım, şahsın ismini E. olarak hatırlıyorum, kendisine İstanbul ilinde olduğumu ve kayıt için geldiğimi söyledim. Beni otogardan alarak yurda götürdü ve kayıt işlemlerimi gerçekleştirdi… Bu yurta kayıt yaptırdıktan sonra okul hayatımda başlamış oldu… Yurtta ilk sene derslerimizin çok olması nedeniyle sürekli olarak ders çalışıyorduk, fakat diğer öğrencilerin çok fazla gürültü yapmaları nedeniyle yurtta son zamanlarda ders çalışma ortamı zor olduğu için aynı odada kalmış olduğum B.B., Y.K. ile aramızda konuşarak ertesi yıl yurttan ayrılmayı ve ev tutmayı düşündük … ve ertesi yıl yurttan ayrıldık. 2010/2011 ÖĞRETİM YILI: Bu yıl yurtta birlikte kaldığım B.B. ile … Üsküdar Kapıağası mevkii Karacaahmet Mezarlığı civarında bulunan ismini hatırlamadığım bir apartman dairesinin 4.katı (En üst kat) kalmaya başladım… 2011/2012 ÖĞRETİM YILI: Bu yıl … bize Acıbadem mevkide bulunan gösterildiği takdirde yerini hatırlayabiliceğim bir apartman dairesine yerleştirildik … Bu yıl okul bitimine doğru Y. (semtçi olarak bildiğim Marmara Üniversitesi Din Kültürü yada ilahiyat öğrencisi, Doğu kökenli, ailesi İstanbul İlinde ikamet eder) evde kalanlar ile tek tek konuşarak vazife alıp almak istemeyeceğimizi sordu,hatta bana seni yurtlara gönderelim orada kalan öğrenciler ile ilgilenirsin, belletmen olursun dedi, ben de kabul etmediğimi söyledim, bana evimizde kaldın ekmeğimizi yedin gibi bize faydan dokunsun gibi kelimeler etmişti, biz bunu Allah rızası için yapıyoruz şeklinde konuşarak beni baskı altına alıp bu görevi kabul etmem konusunda zorladı. Bende bunları kabul etmedim fakat çok baskıya maruz kaldığım için kalacak başka yerimde olmadığından dolayı kaldığım evde sizlere yardımcı olmaya çalışırım fakat bir sorumluluk almam, zaten alevi olduğum, başımın açık olması ve namaz kılmadığım, Kur’anı bilmediğim için bana mecbur kaldıkları için söylemişlerdi, aynı zamanda sana evde kalanlardan biride yardım edebilir demeleri üzerine kabul etmek zorunda kaldım. 2012/2013 ÖĞRETİM YILI: Bu yıl Y. (semtçi olarak bildiğim Marmara Üniversitesi Din Kültürü yada ilahiyat öğrencisi, Doğu kökenli, ailesi İstanbul İlinde ikamet eder) bana Acıbadem mevkide bulunan … apartmanında kalacağımı söyledi. Bu evde … ev ablası bendim… Son sınıfta alttan iki dersim olduğu için yazın bütünlemeye kaldım. Yaz okulu olduğu için okula devam ediyordum, evlerinde kalıyordum. Okul kapanmadan önce B. Ya da ismini hatırlamadığım bir yurtta görevli bayan benimle konuştu. Bana ne olmak istediğimi sordu. Ben de hakim olmak istediğimi söyleyince ve de yaz okuluna kaldığımı söyleyince bizim ders çalışabileceğiniz güzel evlerimiz var senin gibi hakim ya da savcı olmak isteyen kişiler için evlerimiz mevcut yazın bu evlerde kalırsın dersine çalışıp bu sınavlara hazırlanabilirsin dedi. Ben de okulu hemen bitiremeyebilirim alttan iki dersim var dememe rağmen olsun diyerek biz seni bu evlere yerleştiririz dedi ve okul kapandıktan sonra Mersine kısa bir süre gelip yaz okulu başlayınca İstanbul iline gittim. Bana verilen numarayı aradığımda Örnek mahallesinde bulunan ismini hatırlamadığım bir apartman dairesine yerleştirildim… Evde herkes ders çalışıyordu, herhangi bir faaliyet düzenlenmiyordu, arada namaz kıldıktan sonra dua okunurdu fakat bir sohbet yapılmazdı. Evlerde televizyon ya da internet yoktu. Kendimize ait tüm telefonları Hukuk öğrencilerden sorumlu olduğunu tahmin ettiğim pardesülü orta boylarda beyaz tenli,ince sesli,mezun olduğunu bildiğim bayan almıştı. Tamamen dış dünyadan izole bir şekilde evde kalıyorduk. Bu süre içerisinde evde kalanların kendi aralarında konuşmalarından izdivaç tabir edilen evlilik düşünceleri hakkında bilgileri sorulduğunu konuşmalardan öğrendim, hatta bir iki kerede bu bayanların görüşme yaptıklarını konuşmalarından duydum… Bu bayan eve geldikçe dersler ile kaynaklar getirip bu konulardan çalışabilirsin diyordu. Fakat hiçbir şekilde bana soru yada cevapları getirmedi. Sadece sınavlara yakın zamanlarda deneme sınavları getirdi. Başımızda bekleyip soruları alıp geri götürüp götürmediğini hatırlamıyorum, kaç tane net yaptığımıza bakıyordu. Diğer evde kalan kızlar sîzlerden daha fazla net yapıyor demişti.2013 yılının Ekim yada Kasım ayında İdari yargı sınavlarına girdim kaybettim, daha sonra 2013 yılının Aralık aylarında Adli yargı sınavına da girdim onu da kaybettikten sonra 17/25 Aralık sürecinden sonra hemen bu şahıslardan irtibatımı kopardım ve bir daha da kesinlikle bu şahıslar ile hiçbir şekilde irtibat kurmadım ve benimle de irtibat kurmalarına engel oldum. Bu evlerde kalmam sebebim birinci derecede maddiyattır. Mecbur olduğum için kalmaya mecburdum, çünkü imkanları oldukça iyiydi. Gerek hukuk kitapları, gerekse İstanbul ilinde hayat oldukça pahalı idi, çok az paraya oldukça iyi imkanlar sunuluyordu. Ayrıca şimdi düşündüğüm kadarıyla Hukuk öğrencilerine çok karışılmıyordu. Fakat sonradan bunların gerçek yüzlerini gördüm…”
Öte yandan, ifade sahibi B.A. tarafından, dava dosyasında yer alan 28/06/2018 tarihli teşhis tutanağında, “… Resimdeki şahsı … ismiyle bilirim. 2012 yılında 2 ya da 3 ay aynı evde kaldık. 2013 yılının Temmuz ayında okul bitiminde hakimlik ve savcılık sınavlarına hazırlanmak için kendisi ile 10 gün kadar aynı evde kaldık. Fakat daha sonra bizim ev değiştiği için evlerimiz ayrıldı. Kendisi sınavlara kadar yapıya ait evde kalmaya devam etmiştir…” açıklamasına yer verilerek davacı …’ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Davacı tarafından, tanık beyanlarının tamamının 2013 yılı öncesi döneme ilişkin olduğu, mesnetsiz ve dayanaktan yoksun olduğu; E.K.Ö. adlı tanığın beyanlarına karşı, beyanlarının soyut nitelikte olduğu, gerçeği yansıtmadığı, kendisini tanımaması nedeniyle şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde hakkında beyanda bulunmadığı, fotoğrafının gösterilmesi üzerine hakkında beyanda bulanabildiği, beyanlarından kendisi ile ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmadığının anlaşıldığı; İ.D. adlı tanığın beyanlarına karşı, beyanlarını kabul etmemekle birlikte üniversite döneminde örgüte ait evlerde kalmış olsa dahi bu hususun örgüt örgüte üye olduğu göstermeyeceği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetveli ile Uyap sistemi üzerinde yer alan nüfus kayıt örneği incelendiğinde; davacının, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2013 yılında mezun olduğu, 01/08/2014 tarihinde S.D. ile evlendiği ve evlenmeden önceki soyadının Küçük (tanık beyanlarında davacının evlenmeden önceki soyadı geçmektedir.) olduğu, … sicil numarasıyla 22/09/2014 tarihinde Elazığ Adliyesinde 17. dönem adli yargı hakim adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 28/06/2016 tarihli kura kararnamesiyle İstanbul Hakimliğine, 30/06/2016 tarih ve 1098 sayılı kararnamesiyle Suruç (Şanlıurfa) Hakimliğine atandığı görülmüştür.
Tanık beyanları, davacıya ait hizmet cetveli ve nüfus kayıt örneği birlikte değerlendirildiğinde; tanıklar B.A., E.K.Ö. ve İ.D.’nin, davacıyla aynı üniversiteden (Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2013 yılında) mezun olduklarını, davacıyı, üniversiteden tanıdıklarını ve davacının üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığını beyan ettikleri, beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu, davacının Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığında 20/12/2016 tarihinde şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde bu hususu doğruladığı; tanık S.D.’nin, davacıyla aynı üniversiteden (davacının eşi S.D. ile birlikte Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2012 yılında) mezun olduğunu, davacıyı ve eşini üniversite döneminden tanıdığını (ayrıca davacının eşiyle birlikte hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgüte ait evlerde birlikte hazırlandıklarını), davacının üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığını beyan ettiği, beyanlarının diğer tanıkların beyanları ile davacının Cumhuriyet savcısı huzurunda verdiği ifadesiyle uyumlu olduğu; tanık B.A.’nın ayrıca bir süre davacıyla birlikte hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgüte ait evlerde birlikte hazırlandıklarını, daha sonra evlerinin değiştiğini, davacının sınava hazırlık döneminde örgüte ait evlerde kalmaya devam ettiğini beyan ettiği; tanık İ.D.’nin ise ayrıca davacının üniversite döneminde örgüt içerisinde ev ablalığı görevini de ifa ettiğini beyan ettiği görülmüş olup, söz konusu tanık beyanlarının, davacının, değişik tarihlerde (üniversite dönemi ve hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına hazırlık sürecini kapsayacak şekilde) yapı ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite döneminde örgüte ait evlerde kaldığına, hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına örgütün sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt içinde ev ablalığı olarak ifade edilen görev aldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık beyanları ile davacının Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi huzurunda verdiği ifadenin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen ve 11/05/2018 tarihinde Elazığ İdari Yargı Ön Büro Birimi’nde kayda giren 08/05/2018 tarihli 1. savunmaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki istemin yanında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.