YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/31102
KARAR NO : 2014/28349
KARAR TARİHİ : 25.11.2014
MAHKEMESİ : İstanbul 2. İcra Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 17/01/2013
NUMARASI : 2011/1680-2013/64
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Borçlunun, İİK.nun 82.maddesinin 1.fıkrasının 12.bendine dayalı olarak haczedilmezlik şikayeti ile icra mahkemesine başvurduğu, borçlunun şikayetinin mahkemenin 14.04.2010 tarih ve 2007/1357 E., 2010/500 K. sayılı kararı ile kabul edilerek haczin kaldırılmasına karar verildiği, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 22.03.2011 tarih ve 2010/23257 E., 2011/4138 K. sayılı ilamı ile, ‘hükme esas alınan bilirkişi raporunda, borçlunun İstanbul’un daha mütevazi bir semtinde haline münasip evi alabileceği miktarın belirtilmediği’ gerekçesi ile bozulduğu, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında alınan 08.06.2012 tarihli ek bilirkişi raporunda; “borçlu ve ailesinin birlikte yaşamlarını sürdürebilmeleri için asgari 3 oda bir salon evde yaşamaları gerektiği, eğitim süreci devam eden çocukların mevcut okullarına olan mesafeleri de dikkate alındığında, dava konusu dairenin bulunduğu …. mah ….i caddesi, …sokağa yakın konumda olan küçük bakkalköy veya içerenköy mahallelerinde bulunan (3+1) bir dairenin davacı ve ailesi için haline münasip bir ev olacağının, Küçükbakkalköy ve içerenköy mahallelerinde bulunan (3+1) bir dairenin 250.000 TL olabileceğinin” belirtildiği, mahkemece bu rapor doğrultusunda istemin kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.
İİK’nun 82.maddesinin 1.fıkrasının 12.bendi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. İcra mahkemesince, borçlunun sözü edilenlerle birlikte barınması için zorunlu olan haline münasip meskeni temin etmesi için gerekli bedel bilirkişilere tesbit ettirildikten sonra, haczedilen yerin kıymeti bundan fazla ise satılmasına karar verilmeli ve satış bedelinden yukarıda nitelikleri belirlenen mesken için gerekli olan miktar borçluya bırakılmalı, kalanı alacaklıya ödenmelidir. Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez.
Dairemizin 22.03.2011 tarih ve 2010/23257 E., 2011/4138 K. sayılı bozma ilamında da belirtildiği gibi, borçlunun İstanbul’un daha mütevazi bir semtinde haline münasip evi alabileceği değerin yukarıda açıklanan kurallara göre belirlenmesi gerekmektedir. Borçlunun şikayete konu taşınmazın bulunduğu aynı semtte oturması gerekmediği gibi, haline münasip evin tespitinde, meskenin, borçlunun eğitim süreci devam eden çocuklarının okullarına olan uzaklığı kriter alınamaz.
O halde, mahkemece, hükmüne uyulan Dairemizin bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak, borçlunun bulunduğu yerden daha mütevazi semt veya semtlerde, daha mütevazi koşullarda haline münasip evin değeri belirlenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile bozma içeriğine uygun olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm tesisi isabetsizdir.
Öte yandan, borçlu icra mahkemesine başvurusunda meskeniyet iddiasında bulunarak haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece, “davanın kabulüne” şeklinde hüküm kurulmakla yetinilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 08.10.1997 tarih ve 1997/12-517 E.-1997/776 K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ilamların infaz edilecek kısmı hüküm bölümüdür. Diğer bir anlatımla hüküm içeriğinin aynen infazı zorunludur. İlamın infaz edilecek kısmı yorum yoluyla belirlenemez. Bu nedenle hüküm fıkrasının hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça yazılması zorunludur.
Buna göre mahkemece; “davanın kabulüne” şeklinde hüküm kurularak hüküm altına alınan hususun ne olduğunun belirtilmemesi de doğru görülmemiştir.
SONUÇ :Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK’nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.