Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/3726 E. 2014/11681 K. 12.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/3726
KARAR NO : 2014/11681
KARAR TARİHİ : 12.06.2014

MAHKEMESİ : KANDIRA SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/10/2013
NUMARASI : 2012/456-2013/605

Taraflar arasında görülen tapu kaydının düzeltilmesi davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Talep, tapu kayıtlarında yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davacı, mirasbırakan “Ahmet kızı R.. Ö..’in ” maliki olduğu 203 ada 12, 30, 50, 52; 210 ada 36, 39; 212 ada 14, 20, 26, 30, 39, 43, 73, 91, 114, 122, 130, 131; 213 ada 81, 109; 223 ada 4, 11; 224 ada 20 parsel sayılı taşınmazlarda sehven adının “Rabia” olarak yer aldığını ileri sürerek tapu kayıtlarının nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesi isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; Taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturur. Bu tür davalarda kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Bu tür işler, 6100 sayılı HMK’nin 382/2-ç-1 maddesi gereğince çekişmesiz yargı usulüne göre sulh hukuk mahkemesinde ve taşınmazın aynına ilişkin bulunduğundan, aynı Kanunun 12. maddesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.
Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgileri ilgili olarak düzeltme isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin aktif dava ehliyeti vardır.
HMK’nin geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin T.. M..ne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.
Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen dava konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2-Nüfus müdürlüğünden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak talep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
T.. M.. ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden (ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden) sorumlu tutulmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki, mirasbırakan “Ahmet kızı R.. Ö..’in” anne, baba ve kardeşlerini gösterir kök nüfus kaydı getirtilmemiş, zabıta araştırması usulüne uygun yapılmamış, tanıkların dava konusu taşınmazlar hakkındaki bilgilerine başvurulmamış, davacının iddialarını doğrulayacak beyanları da alınmamıştır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular çerçevesinde araştırma ve incelemenin yapılması, davacı iddiası bakımından ve ilgisi yönünden mirasbırakan “Ahmet kızı R.. Ö..’in” anne, baba ve kardeşlerini gösterir şekilde aile nüfus kaydının getirtilmesi ile dava konusu taşınmazların kadastro tutanakları ile karşılaştırılarak malikin kim olduğunun tespit edilmesi, zabıta araştırmasının usulüne uygun yapılması, tanıkların yeniden dinlenilerek çekişmeli yerlerin kime ait olduğu yönünde bilgilerine başvurulması, ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de, dava konusu 203 ada 12, 30, 50, 52; 210 ada 36, 39; 212 ada 14, 20, 26, 30, 39, 43, 73, 91, 114, 122, 130, 131; 213 ada 81, 109; 223 ada 4, 11; 224 ada 20 parsel sayılı taşınmazlar köy sınırlarının ayrılması nedeniyle tapu kaydında “Kefken Köyü’nde” kayıtlı oldukları halde .köyünde oldukları kabul edilerek hatalı karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, dava konusu taşınmazlardaki isim düzeltmesinin her bir parsel için ayrı ayrı yapılmak suretiyle Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesinde açıklandığı gibi infaza elverişli hüküm tesisi yerine yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi de doğru değildir.
Davalının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.6.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.