Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/10222 E. 2014/11747 K. 16.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/10222
KARAR NO : 2014/11747
KARAR TARİHİ : 16.06.2014

MAHKEMESİ : GAZİANTEP 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/03/2013
NUMARASI : 2012/1267-2013/494

Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, mirasbırakanın kimlik bilgilerinin tapu kaydına yanlış yazıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Bu tür işlerde kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir.
Tapuda kayıt düzeltilmesi ve tespit taleplerini, tapu maliki ile mirasçıları isteyebilir.Bunun yanı sıra, 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyetinde, ortaklardan her hangi biri de tek başına tapuda murisin kimlik bilgilerinin düzeltmesini isteyebilir. Ayrıca bu işlerin, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da mümkündür. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak talep eden kişinin takip yetkisi vardır.
HMK’nun geçici birinci maddesi gereğince “Bu Kanunun yargı yolu ve göreve ilişkin hükümleri, Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan davalarda uygulanmayacağından” kanunun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra yapılan taleplerin tapu müdürlüğüne ilgili sıfatıyla yöneltilerek yapılması gerekir.
Bu tür işlerde mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:
1- Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen talep konusu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.
2- Nüfus müdürlüğünden, talep konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarında bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.
3- Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.
4- İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.
5- Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak; tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.
Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.
Talebin niteliği gereğince, yargılama harcı ve vekâlet ücreti maktu olarak belirlenmelidir.
Tapu müdürlüğü ilgili sıfatıyla yasal hasım olduğundan yargılama giderlerinden ve yargılama giderlerinden olan vekalet ücretinden sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda; öncelikle dava konusu 4366 parsel sayılı taşınmazın bir kısım paylarının Mehmet oğlu Memik Köse’den intikalen Memik oğlu Memik Köse adına tescil edildiği, nufus kaydı ve dayanak belgeler birlikte değerlendirildiğinde, bu kişinin mirasbırakan olmayıp, mirasbırakanın oğlu, davacının amcası olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan parsel bakımından davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
Öte yandan kabul kapsamına alınan diğer taşınmazlar bakımından da mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Zira, dava konusu taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarının bir kısmında, mirasbırakanın baba adının Mehmet bir kısmında ise Memik olarak yazılması; nüfus müdürlüğünden gelen yazıda Memik Hündü’nün babasının nufus kayıtlarında Köse Mehmet olarak geçtiğinin bildirilmesi; 1714 parselin kadastro tutanağında ise mirasbırakanın babasından Hündü Mehmet olarak bahsedilmesi nedeniyle mirasbırakanın babasının isim ve lakabında bir takım farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Yine dava konusu 281 ve 4608 parsellerin dayanak kayıtlarında, taşınmazların Mahsen oğlu Memik’ten intikalen Memik Köse ve kardeşi Mahsen Köse adına tescil edildiği ancak davacı mirasbırakanının, Mahsen isimli dedesi veya kardeşinin bulunmadığı ayrıca malikin doğum tarihi ve babasının ölüm tarihlerinde ciddi farklılıkların bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, anılan farklılıkların neden kaynaklandığı araştırılmadan, yeterli nüfus ve zabıta araştırması yapılmadan sonuca gidilmiş olması doğru değildir.
Ayrıca, dava konusu taşınmazların bir kısmının Memik oğlu M. K.. adına tescil edildiği, keşif mahallinde dinlenen tanıkların taşınmazın bulunduğu bölgede bu isimde başka birisinin varlığından bahsettikleri halde mahkemece anılan kişi veya mirasçıları dinlenmeden, taşınmazlarda hak iddia eden başka kimse olup olmadığı da araştırılmadan karar verilmesi isabetsizdir.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen ilkeler ve değinilen olgular doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalı tarafın bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 16.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.