Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/8053 E. 2014/11748 K. 16.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8053
KARAR NO : 2014/11748
KARAR TARİHİ : 16.06.2014

MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/03/2014
NUMARASI : 2013/1562-2014/444

Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-

Dava, tapu kaydında eksik yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının, Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan 2012/179 Esas sayılı kamulaştırma bedel tespiti ve tescil davasında verilen yetkiye istinaden 1067 ve 2031 parsel sayılı taşınmazlarda paydaş olan Latif kızı Emine’nin soyadının G..olduğunu ancak tapu kaydına yazılmadığını ileri sürerek eldeki davayı açtığı, mahkemece 18/03/2014 tarihli celsede verilen kısa kararda, paydaş Latif kızı Emine’nin, E.. G..olduğunun tespitine denildiği, gerekçeli kararda ise Emine’nin tapu kütüğüne yazılı bulunmayan soyadının tespit gibi tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, eldeki davanın, paydaş Latif kızı Emine’nin, G… olan soyadının tapu kaydına yazılması istemiyle açıldığı gözetilmeksizin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırı şekilde tespit kararı verilmiş olması isabetsizdir.
Diğer taraftan, tüm deliller toplanıp tetkik edildikten, son sözler dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu aynı yasanın 297/2. maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HMK’nun 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
Bununla birlikte, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut olayda, değinilen ilke ve yasa hükümleri gözardı edilerek, kısa kararda tespit hükmü kurulduğu halde gerekçeli kararda tespit gibi tesciline karar verilerek kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılması doğru olmadığı gibi infazı mümkün olmayacak şekilde karar verilmesi de isabetsizdir.
Davalı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün l0.4.l992 gün, l992/7 Esas, l992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde bir karar verilmek üzere (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 16.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.