Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2020/125 E. 2020/3158 K. 14.12.2020 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2020/125 E.  ,  2020/3158 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/125
Karar No : 2020/3158

TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI): …Odaları Birliği
VEKİLİ : Av. …

2- (DAVALI): …Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 28/03/2019 tarih ve E:2013/921, K:2019/2519 sayılı kararının, davalı idare tarafından yargılama giderleri ile vekalet ücretine ilişkin kısmı yönünden, davacı tarafından ise esası yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 29/12/2012 tarih ve 28512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliğin 5., 6., 8., 9., 10., 11., 12., 14., 15., 16., 17., 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24. maddeleri ile 28. maddesinin 3. fıkrasının iptali ve dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla iptali için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 28/03/2019 tarih ve E:2013/921, K:2019/2519 sayılı kararıyla;
Anayasa’ya aykırılık iddiasının incelenmesi:
Anayasa’nın 2., 5., 11., 48., 49. ve 152. maddelerine yer verilerek,
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi için işveren ve çalışanların görev, yetki, sorumluluk, hak ve yükümlülüklerini düzenlemek amacıyla çıkarıldığı ve Kanun’da Anayasa’nın “Çalışma Hakkı ve Ödevi” başlıklı 49. maddesinde öngörülen çalışanları korumak ve çalışma barışını sağlamak hususlarında en önemli konulardan biri olan iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik olarak düzenlemelere yer verildiği; Kanun’un 30. maddesiyle de davalı idareye iş sağlığı ve güvenliği hizmetleri ile ilgili olarak Yönetmelik çıkarma yetkisinin verildiği,
Bu durumda, davacının 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na ilişkin Anayasa’ya aykırılık iddiasının ciddi görülmediği,
Yönetmeliğin dava konusu maddelerinin incelenmesi:
Yönetmeliğin 5. maddesinin, 6. maddesinin, 14. maddesinin 4. fıkrasının, 16. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin son cümlesinin, 18. maddesinin 2. fıkrasının, 21. maddesinin 12. fıkrasının 2. ve 3. cümlesinin ve 24. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (e) bentlerinin 30/04/2015 tarih ve 29342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile ilga edildiği, dolayısıyla bu maddelere yönelik olarak karar verilmesine olanak bulunmadığı,
Yönetmeliğin “İş güvenliği uzmanlığı belgesi” başlıklı 8. maddesinde iş güvenliği uzmanlığı sınıfları ve belge alabilecek kişilerin niteliklerinin belirlendiği, daha sonra ise anılan maddenin 11/10/2013 tarih ve 28792 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile değiştirildiği, 30/04/2015 tarih ve 29342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle de maddeye yeni fıkraların eklendiği,
Davacı tarafından dava konusu 8. madde ile Bakanlık çalışanlarına muafiyet tanındığı, bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü; Yönetmelik maddesinde belli bir süre Genel Müdürlük ve bağlı birimlerinde görev yapmış mühendis, mimar ve teknik elemanların ve iş sağlığı ve güvenliği veya iş güvenliği programında doktora yapmış olan mühendis, mimar ve teknik elemanların sayıldığı; bu şekilde belli bir bilgi birikimi ve tecrübenin arandığının anlaşıldığı; 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin eğitimleri ve belgelendirilmeleri ve unvanlarına göre kimlerin hangi sınıf belge alabilecekleri hususlarını Yönetmelikle düzenleme yetkisinin de davalı idareye verildiği görüldüğünden davalı idare tarafından getirilen düzenlemede dayanağı olan Kanun hükmüne ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Yönetmeliğin 9. maddesinde iş güvenliği uzmanlarının görevleri, 10. maddesinde iş güvenliği uzmanlarının yetkileri ve 11. maddesinde ise iş güvenliği uzmanlarının yükümlülüklerinin düzenlendiği; dava konusu maddelerde iş güvenliği uzmanlarının görev, yetki ve yükümlülüklerinin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’na uygun olarak belirlendiğinin görüldüğü; bununla birlikte iş güvenliği uzmanlarının yükümlülüklerini belirleyen 11. maddenin 3. fıkrasının 30/04/2015 tarih ve 29342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle değiştirildiği ve belli durumlarda çalışma ve iş kurumu il müdürlüğüne yazılı bildirimde bulunma yükümlülüğünün getirildiği; Yönetmeliğin 12. maddesinde ise, iş güvenliği uzmanlarının çalışma sürelerinin düzenlendiği, iş yeri tehlike sınıfına göre çalışan başına görev yapacakları sürelerin belirlendiği; söz konusu sürelerin 30/04/2015 tarih ve 29342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle daha da arttırıldığı,
Davacı tarafından söz konusu maddelerin belirlilikten uzak olduğu, hak, yetki ve sorumlulukta paralellik ilkesine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü; ancak getirilen düzenlemelerde iş güvenliği uzmanlarının görevlerinin rehberlik, risk değerlendirmesi, çalışma ortamı gözetimi, eğitim, bilgilendirme ve kayıt, ilgili birimlerle işbirliği başlıkları altında detaylı şekilde düzenlendiği; iş güvenliği uzmanlarının yetkilerinin ve yükümlülüklerinin de açık bir şekilde ortaya konulduğu; iş güvenliği uzmanlarının az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde çalışan sayısına göre belirlenen sürelerle görevlendirilmelerinin düzenlendiğinin anlaşıldığı,
Bununla birlikte, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 30. maddesinde yer alan iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin nitelikleri, işe alınmaları, görevlendirilmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, görevlerini nasıl yürütecekleri, işyerinde çalışan sayısı ve işyerinin yer aldığı tehlike sınıfı göz önünde bulundurularak asgari çalışma süreleri, işyerlerindeki tehlikeli hususları nasıl bildirecekleri, sahip oldukları belgelere göre hangi işyerlerinde görev alabilecekleri hususlarının Yönetmelikle düzenleme yetkisinin davalı idareye verildiği; getirilen düzenlemelerin dayanağı Kanun hükümlerine uygun olarak Bakanlıkça Yönetmelikle düzenlendiğinin görüldüğü,
Yönetmeliğin “Eğitim Kurumlarına İlişkin Hükümler” başlıklı dördüncü bölümünde yer alan 14., 15., 16., 17., 18., 19., 20., 21., 22., 23., 24. maddelerinin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda eğitim kurumunun iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personelinin eğitimlerini vermek üzere Bakanlıkça yetkilendirilen kamu kurum ve kuruluşlarını, üniversiteleri ve Türk Ticaret Kanununa göre faaliyet gösteren şirketler tarafından kurulan müesseseleri ifade ettiği yönündeki hükmüne uygun olduğu; davacının iddiasının aksine iş güvenliği uzmanlarının eğitimi hususunun meslek odalarının işlevlerinden olan meslek içi eğitim olarak değerlendirilemeyeceği; işçi sağlığının ve iş güvenliğinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesine yönelik olarak getirilen eğitim verecek olan eğiticiler için daha özel ve ek nitelikler, eğitim kurum yerleri için de özel standartlar aranmasına yönelik dava konusu düzenlemelerin kanuni dayanağının bulunduğu ve ticari şirketler dışında kamu kurum ve kuruluşları ile üniversitelerin de eğitim kurumu olarak yetkilendirme talebinde bulunmaları hususlarının da düzenlendiği,
Yönetmeliğin 28. maddesinin 3. fıkrasında yer alan Yönetmelik hükümlerine göre eğitim alma şartı aranmaksızın sınavlara katılım hakkı tanınanların bu haklarını en fazla iki defada kullanabileceği ve bu kişilerin sınavlarda iki defa başarısız olması durumunda, ilgili eğitim programını tamamlamak şartıyla sınavlara katılabileceği yönündeki düzenlemenin de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile davalı idareye Yönetmelikle düzenleme yapma yetkisi çerçevesinde getirildiği; söz konusu fıkranın 30/04/2015 tarih ve 29342 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değiştirildiği,
Bu durumda, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevli iş güvenliği uzmanlarının nitelikleri, eğitimleri ve belgelendirilmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla 29/12/2012 tarih ve 28512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliğin dava konusu edilen maddelerinde yukarıda aktarılan Kanun hükümlerine ve hukuka aykırılık görülmediği gerekçeleriyle,
Yönetmeliğin 5. ve 6. maddesi, 14. maddesinin 4. fıkrası, 16. maddesinin 1. fıkrasının c bendinin son cümlesi, 18. maddesinin 2. fıkrası, 21. maddesinin 12. fıkrasının 2. ve 3. cümlesi ve 24. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (e) bentleri yönünden karar verilmesine yer olmadığına, Yönetmeliğin dava konusu diğer kısımları yönünden davanın reddine, yargılama giderinden kullanılmayan yürütmenin durdurulması itiraz harcının davacıya iadesine, kalan kısmın 1/2’sinin davacı üzerinde bırakılmasına, 1/2’sinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 4.125,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye, 2.475,00 TL vekâlet ücretinin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, doktrin ve yerleşik yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere hukuka uygunluk denetiminin davanın açıldığı tarihe göre yapılması gerektiği, aksi takdirde mevzuatın sık aralıklarla değiştiği ülkemizde yargısal denetim yapılmasının engelleneceği, yargı yerlerince iptali talep edilen düzenlemelerin hukuka uygunluğunun gerekçede değerlendirilmesinin idarece yapılan mevzuat değişiklikleriyle hukuka aykırılığın yinelenmesine engel oluşturacağı, somut uyuşmazlıkta mülga olduğundan bahisle hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilen düzenlemelerin Yönetmeliğin çeşitli yerlerine eklenmek suretiyle içerik itibarıyla korunduğu, tüm bu sebeplerle iptali talep edilen düzenlemeler bakımından inceleme ve değerlendirme yapılmamasının hukuka uygun olmadığı, Daire kararında 6331 sayılı Kanun’da idareye düzenleme yapma yetkisi verildiği gerekçesiyle davanın reddine hükmedildiği, oysa idarenin bu yetkisini kullanırken kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun davranmasının zorunlu olduğu, dava konusu Yönetmeliğin iş sağlığı ve güvenliğini sağlamaktan uzak olduğu, Avrupa ülkelerindeki uygulamalarla bağdaşmadığı, 6331 sayılı Kanun’a yönelik ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık iddiasının gerekçelendirilmeden reddedildiği belirtilerek, temyize konu Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelik yayımlandıktan sonra uygulayıcıların talepleri doğrultusunda iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunucusu olan kurumların sahada göstermiş olduğu faaliyetlerde karşılaşılan bir kısım aksaklıkların giderilmesi amacıyla bir takım değişikliklerin yapıldığı, dava açıldığı tarih itibarıyla hukuka uygun olan Yönetmelik hükümleri hakkında hiçbir gerekçe ortaya konulmaksızın sadece sonradan yapılan Yönetmelik değişiklikleri gerekçe gösterilerek davacı lehine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka uygun olmadığı belirtilerek, temyize konu Daire kararının yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
Davalı idare tarafından, 6331 sayılı Kanun’un 30. maddesinde belirtilen yetki kapsamında Kanun’da çizilen genel çerçeve ve esaslar doğrultusunda çıkartılan dava konusu Yönetmeliğin hukuka uygun olduğu, 6331 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesinde açılan iptal davasının ret ile sonuçlandığı belirtilerek, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın temyiz istemine konu kısımları usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine,
2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu Yönetmeliğin 5. ve 6. maddesi, 14. maddesinin 4. fıkrası, 16. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin son cümlesi, 18. maddesinin 2. fıkrası, 21. maddesinin 12. fıkrasının 2. ve 3. cümlesi ve 24. maddesinin 1. fıkrasının (d) ve (e) bentleri yönünden karar verilmesine yer olmadığı, Yönetmeliğin dava konusu diğer kısımları yönünden davanın reddi yolundaki Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 28/03/2019 tarih ve E:2013/921, K:2019/2519 sayılı kararının esas ve yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 14/12/2020 tarihinde karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısım yönünden oyçokluğu, diğer kısımlar yönünden oybirliği ile karar verildi.

KARŞI OY
X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1/a. fıkrasında; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
İptal davasının gerek anılan maddede, gerekse içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında; idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edileceğinin kabulü zorunlu bulunmaktadır.
İptal davasının amacı, hukuka aykırı idari işlemin uygulamadan kaldırılması, geçersiz kılınması ve işlemin hukuksal gerçerliliğine son verilmesidir. Burada sağlanmak istenen, hukuk düzeninde hukuka aykırı işlemlerin bulunmamasını sağlayarak, hukuk devletinin korunmasıdır. İdare Hukuku ilkelerine göre, iptal kararları, iptali istenilen işlemi, tesis edildiği tarih itibarıyla ortadan kaldırarak, işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar.
Bir idari işlemin hukuki irdelemesi yapıldığında, tespit edilen duruma göre dava konusu işlemin iptali ya da davanın reddi yolunda hüküm kurulması gerekmektedir. Hukuka uygunluk denetimi yapılan işlem yönünden “karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmesi, usulde yeri olmayan bir uygulama olup, işin esasının incelenmesinin sonucu olarak esas hakkında bir hüküm kurulması zorunlu bulunmaktadır.
Bir Yönetmelik kuralına dava açıldıktan sonra, idarenin yeni Yönetmelik çıkarma konusunda yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte, bu durum, idari yargı yerinin yargısal incelemesinde bulunan Yönetmelik kuralı hakkında, hukuka uygun olup olmadığı yönünden bir değerlendirme yapılıp sonuca varılmasına hukuken engel değildir. Aksi halde, idare bu şekilde yeni Yönetmelik yürürlüğe koyarak, mevcut Yönetmeliğin yargı denetimine tabi tutulmasından muaf kılınmasına neden olacaktır. Ayrıca, davacılar şeklen değiştirilen her düzenlemeye karşı dava açmak zorunda bırakılarak, hak arama özgürlüğünün kullanılması da zorlaştırılacaktır.
Bu durumda, davacı tarafından hukuka aykırı olduğu ileri sürülen düzenlemelerin hukuki irdelemesi yapılarak Dairece işin esası hakkında, “ret” ya da “iptal” hükmü kurulması gerekirken, karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kısmen kabul edilerek, Daire kararının karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.