Danıştay Kararı 5. Daire 2017/8002 E. 2020/5786 K. 14.12.2020 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/8002 E.  ,  2020/5786 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/8002
Karar No : 2020/5786

DAVACI : …

DAVALI : … Kurulu / ANKARA
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; üniversitede okuduğu 2007-2011 yılları ile hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavına hazırlık döneminde dini duygularla ve barınma amacıyla FETÖ/PDY terör örgütüne bağlı evlerde kalmış ise de meslek hayatına başladığı 2012 yılı şubat ayından itibaren söz konusu örgüt ile olan irtibatını kestiği, anılan örgütün henüz dini bir cemaat olarak kabul edildiği dönemde söz konusu yapıya ait evlerde kalması nedeniyle örgüt ile irtibat ve iltisaklı kabul edilip meslekten çıkarılmasına karar verilmesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olduğu, FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, irtibatı veya iltisakı bulunmadığı, irtibat ve iltisak kavramlarının da soyut ve belirsiz nitelikte olduğu, öte yandan, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamede Hakimler ve Savcılar Kurulunun hakim ve savcılar hakkında yapacağı soruşturma usulüne ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı, sadece hakim ve savcılar hakkında meslekten çıkarma kararı verme yetkisinin Genel Kurula verildiği, buna karşılık davalı idare tarafından, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununda belirlenen inceleme ve soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet edilmediği, hakkında herhangi bir müfettiş incelemesi ve disiplin soruşturması yaptırılmadan ve savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarılmasına karar verildiği, dava konusu kararlarda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren doğrudan veya dolaylı herhangi bir bilgi, belge yada bulgu ortaya konulmadığı, kişiselleştirme yapılmadığı, kararlara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı,meslek hayatı boyunca hiçbir organ, makam, merci veya kişiden emir ve talimat almadan Anayasa ve kanunların kendisine tanığı yetkiler çerçevesinde mevzuata ve vicdanına göre karar verdiği, ceza yargılamasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Davalı idare tarafından; dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’NUN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve …sayılı kararının ve bu kararın yeniden incelemesi talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Anayasaya aykırılık iddiası ve usule ilişkin iddialar yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.

2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Ceza yargılamasında hükme esas alınacak kanıtların kesin ve şüpheye mahal bırakmayacak kuvvette olması gerekir. Ancak disiplin cezalarında her türlü done değerlidir ve kanaat oluşumu için önem arzeder.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Ayrıca, davacı tarafından; 1. savunma dilekçesine karşı beyanlarını içeren ve 06/08/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren 01/08/2018 tarihli dilekçesinde; dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesi ve özlük haklarının iadesi talebinde bulunulmuştur.
Diğer taraftan, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verilmiş; anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla esastan reddedilmiştir. UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan beraat kararının temyiz edilmeden 26/06/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 21/12/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 05/03/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 07/09/2018 ve 27/08/2018 tarihli ek beyan dilekçeleri ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine; söz konusu ek beyan dilekçeleri ve ekleri ile davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 27/11/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan 06/11/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ”Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; … mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[…] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday […]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı …nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. …nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK’nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibariyle aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca ”Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak” suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan açılan ceza davasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, somut olayda Samsun 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/02/2019 tarih ve E:2017/228, K:2019/61 sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraat kararı verildiği görülmüş ise de, davacının terör örgütüne üyelik suçundan beraat etmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Dairemiz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.

a) Davacının Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
a-1) Davacının beyanları şu şekildedir:
Davacıya ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen 22/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağı:
“Ben şu an halen Sinop Ayancık Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyorum. 15 Temmuz da Fetö silahlı terör örgütünün gerçekleştirdiği eylem sonrası bu yapıya ilişkin tüm bildiklerimi samimi ve doğru olarak anlatmayı düşündüm. Cumhuriyet Başsavcılığınızın bu konu hakkında soruşturma yürüttüğünü duydum, bu nedenle de gönüllü olarak bildiklerimi anlatmaya geldim. Ben o tarihlerinde cemaat olarak bilinen Fetö yapılanması ile liseden mezun olduktan sonra 2005 – 2006 eğitim yılında Turhal Selçuk Fen dershanesine gitmek suretiyle tanıştım. Üniversite sınavını kazanarak Selçuk Üniversitesi hukuk fakültesi bölümüne girmeye hak kazandım. Üniversiteyi kazandıktan sonra dershanedeki öğretmenlerim bana cemaate ait evlerde kalmamı söylediler. Ben de o dönemlerde dini bir yapı olarak gördüğüm için dini duygularla burada kalmakta her hangi bir sakınca görmediğim için kabul ettim. Üniversiteye kayıt olmak üzere Konya İline ilk gittiğim zaman beni otogardan karşılayarak Mehmet Ali Şengül erkek öğrenci yurduna götürdüler. Burada şu an hatırlayamadığım bir kişi benimle kısa bir mülakat yaptı. Bana cemaat ile nasıl tanıştığımı, bana F. Gülen’in kitaplarını okuyup okumadığımı sormuştu. Ben de dershane aracılığıyla tanışmış olduğumu ve sadece o zaman için Sonsuz Nur isimli kitabı okuduğumu söylemiştim. O kişi bana yurtta kalmam gerektiğini söylemişti. Ancak ben yurt ortamlarına alışık olmadığımı, bu nedenle evde kalıp kalamayacağımı sormuştum. Bunun üzerine bu kişi bana evde kalabileceğimi söylemişti. Daha sonra yurttan birileri ile üniversiteden fakülteye giderek kayıt işlemlerimi yaptırdık. Kayıt işlemlerinden sonra ben tekrar memleketime döndüm. Dersler başladığı zaman Konya iline tekrar gittiğimde beni otagardan soyadını hatırlamadığım, Aksaraylı olduğunu hatırladığım, maliye bölümü 2. sınıf öğrencisi … isimli bir kişi karşılamıştı. Bu kişi beni açık adresini hatırlayamadığım Kulesite tramvay durağının yakınında bulunan … sitesi isimli bir apartman dairesine götürdü ve burada kalacağımı bana söyledi. Ben birinci sınıfin ilk dönemi içerisinde bu … isimli kişi ile birlikte şu an isimlerini hatırlayamadığım üç kişi ile birlikte toplamda beş kişi olarak aynı evde kaldık. … isimli kişi evin abisi idi… Bize bu evde günlük olarak Kuran’ı kerim ile 10 sayfa risale’i nur, 10 sayfa F.Gülen kitabı okumayı ve günlük yarım saat F.Gülen’in sohbetini dinlemeyi zorunlu tutuyorlardı. Ancak ben derslerimin yoğun olması dolayısıyla kitapları günlük beşer sayfa olacak şekilde okuyordum. Ancak kaset sohbetine katılmak zorunlu olduğu için günde yarım saat F.Gülen’in sohbet kasetlerini dinliyorduk. Ben birinci sınıfta bu evde kaldığım süre içerisinde bana Konya’da bulunan cemaate ait sabah dershanesine gitmekte olan Anadolu Öğretmen Lisesi 2. Smıf öğrencilerinden 5 kişi ile ilgilenmem gerektiğini söylediler. Bende bu nedenle bu öğrencilerin abisi konumundaydım. Bu öğrenciler hafta sonları evimize yatılı olarak gelmekteydiler ve ben bunlara hem normal okul derslerini çalıştırıyordum hem de F.Gülen’in kasetlerinden günlük yarım saat olacak şekilde izletiyordum. Benim gibi birinci sınıfta olan diğer üniversite öğrencileri de ilk okul orta okul veya lise öğrencilerine abilik yapıyorlardı. Benim gibi lise öğrencilerine abilik yapanlara hukuk fakültesinde üçüncü sınıf öğrencisi olan … abilik yapıyordu. Bu kişi her hafta benim gibi olan kişilere sohbet düzenliyordu. Bu sohbette öğrenciler ile ne gibi faaliyetler yaptığımızı, onlara kaç saat sohbet dinlettiğimizi, kaç sayfa kitap okuttuğumuzu çetele şeklinde bizden istiyordu. Benim evim ikinci dönem değiştirildi. Bu evin sorumlusu E. isimli tarih bölümü okuyan birisiydi. Benim haricimde bu evde de başka hukukçu bulunmuyordu. Ben bu evde kaldığım süre içerisinde ev abisi olan E. isimli kişi ile çeşitli konularda anlaşmazlığa girerek tartıştım ve bu durumu bölge abisi olan matematik öğretmenliği dördüncü sınıf öğrencisi olan soy ismini hatırlamadığım … isimli kişiye söyledim ve benim evimi değiştirilmesini söyledim. Ancak bu teklifimi kabul etmediler. Ben de bunun üzerine birinci sınıfın bitimine birbuçuk iki ay süre kala KYK (Kredi Yurtlar Kurumu)ya çıktım ve ikinci sınıfın sonuna kadar yurtta kaldım. Ancak yurt odalarının 8 kişi olması, hijyenik olmaması, özellikle geceleri gürültünün olması ve ekonomik olarak bana maliyetli gelmesi dolayısıyla tekrar cemaat evlerine çıkmak için … isimli abiden ve … isimli bölge abisine söyledim. Bu kişilerin de yardımı ile ikinci sınıfın sonunda tekrar eve çıktım ve üçüncü sınıfta açık adresini hatırlayamadığım Sanayi tramvay durağına yakın olan Sultan sitesi isimli apartman dairesinde sınıf arkadaşlarım olan …, … ve Aşçılık ve Turizm birinci sınıf öğrencisi olan soyismini hatırlayamadığım Çorumlu olduğunu hatırladığım M. isimli kişi ile birlikte kalmaya başladım. Bu evin sorumlusu yani abisi … idi. … haftalık olarak bölge abisinin yapmış olduğu toplantılara giderdi. Daha sonra gelerek o toplantıdaki sohbet konusundan bize de bahsederdi. … ve … şu an HSYK mn almış olduğu karar doğrultusunda ihraç edilmişlerdir. Dördüncü sınıfta benim evimi yine değiştirdiler ve yine Sanayi durağına yakın olan … ekmek fırının arkasında bulunan Hayat Sitesi isimli bir apartman dairesinde kaldım. Bu evde benden başka hukukçu yoktu. Bir tane azeri uyruklu, bir tane Tacikistan uyruklu kişi ile soy isimlerini hatırlayamadığım … ve … isimli kişiler ile birlikte kaldım… Ben üçüncü sınıfta iken Hukuk Fakültesinin sorumlusu … (soyadını yanlış hatırlıyor olabilirim) isimli kişiydi. Bu kişi üçüncü sınıfta iken bir kaç defa bize sohbette bulunmuştu ve bizden sınıf arkadaşlarımızı evlere sohbetlere çağırmamızı ve cemaat yapılanmasını anlatmamızı istemişti. Biz de bu doğrultuda fakülteden sınıf arkadaşlarımızı evimize yemek yemeğe davet ediyorduk. Arkadaşlarımız geldiğinde hem yemek ikram ediyor, hemde onlara F.Gülen’in kitaplarından sohbetler düzenleniyordu. Dördüncü sınıfın ilk dönemi içerisinde üniversitede araştırma görevlisi olan …. isimli kişi beni bir eve davet etti ve bana Akademisyen olma teklifinde bulundu. Ancak ben Cumhuriyet Savcısı olmayı düşündüğümü belirterek bu teklifini kabul etmedim. Bildiğim kadarı ile bu kişi …’ye de aynı teklifi bulundu ancak o da kabul etmemişti. Dördüncü sınıfın sonlarına doğru Hukuk Fakültesinden mezun olan ve olacak olan kişilerden sorumlu olduğunu bildiğim … takma isimli … isimli kişi beni, …’yi ve …’yi … Erkek öğrenci yurduna davet etti. Burada kendisinin Ankara’dan geldiğini söyleyen ismini hatırlayamadığım bir kişi bizimle bir odada görüştü ve bize mezun olduktan sonra hakim savcılık sınavına hazırlanmak üzere Ankara’da açmış oldukları çalışma evlerine gelmemizi söyledi. Biz de bunu kabul ettik. Mezun olduktan sonra … isimli kişi bize Ramazan ayı öncesinde Ankara daki evlere gitmemiz gerektiğini söyledi. Ancak ben, … ve … Ramazan ayında yeme içme problemi yaşayabiliriz düşüncesi ile bayramdan sonra gitmek istediğimizi söyledik. Onlar da kabul ettiler. Ben Ramazan ayında ailemin evinde, almış olduğum kitaplar ile smava hazırlanmaya başladım. Ramazan bayramından sonra ise beni kendisini Z. olarak tanıtan asıl isminin … olduğunu bildiğim 13. Dönem adayı olan kişi beni 2011 yılı Ramazan bayramından sonra Aralık ayında yapılacak sınava hazırlanmam üzere arayarak Ankara’ya davet etti. Ben de bu davet üzerine Ankara’ya gittim. Ankara Aşti’de beni bu … isimli kişi karşıladı ve beni açık adresini tam olarak hatırlayamadığım Keçiören ilçesinde bir eve götürdü. Bu evin yalaşık 50 metre yakınında srabrenitsa parkı bulunuyordu. Bu evi şu an size gösterebilirim ancak adresini tam hatırlamıyorum. Ben bu eve gittiğimde …,. … ve … bulunuyordu… Benim gidişimden bir kaç gün sonra … da aynı eve geldi ve biz beşimiz birlikte bu evde sınava hazırlanmaya başladık. Bu eve girdiğimizde bizden cep telefonlarımızı almışlardı. Bize ailelerimizle yakınlarda bulunan ankesörlü telefon ile görüşme yapmamızı söylemişlerdi. Biz cep telefonlarımızı almalarının sınava çalışma esnasında konsantrasyon eksikliği oluşmasını engellemek için aldıklarım düşündüğümüz için ve bize de böyle söylendiği için telefonlarımızı vermiştik… Bu evin sorumlusu, kendisine MURAKIP denilen … takma isimli 13. veya 14 . Dönem savcı adayı olan … idi. Bu kişi haftada bir kez eve bizi ziyarete gelir bizden kaç saat ders çalıştığımızı kaç sayfa Kur’an veya dini diğer kitapları okuduğumuzu veya F.Gülen’in kitaplarını okuyup okumadığımıza dair çetele denilen notlan alırdı. Bizimle çay içerek muhabbet ederdi. …’nın üstü ise SERMURAKIP denilen … takma isimli … idi. Bu kişi ayda bir defa İ. ile birlikte bizim eve gelirdi. Bize ne kadar ders çalıştığımızı, ne kadar Kur’an veya diğer kitapları okuduğumuzu sorardı ve bizimle muhabbet ederdi ve getirmiş olduğu Laptop dan bize 15-20 dakika kadar F.Gülen’in sohbetini izletirdi. Biz bu evde kendimiz satın almış olduğumuz hakim – savcılık sınavlarına hazırlık kitaplan ile hazırlandık. Aynca … haftalık olarak ya da iki haftada bir deneme kitapçıklan getirilirdi. Bu kitapçıklar fotokopi şeklindeydi. Biz kronometre ile gerçek bir sınavmış gibi o denemeleri çözerdik. Bu denemelerde bulunan soruların veya benzerlerinin sınavda çıkıp çıkmadığını hatırlamıyorum. Bu kitapçıkların üzerine işaretlememizi istemezlerdi. Deneme bittikten sonra bunları alarak götürürlerdi. Bazen de bir önceki seneler çıkmış sorulardan oluşan denemeleri bize getirirlerdi. Onları aynı şekilde çözerdik. Sınav öncesinde benim bulunduğum eve her hangi bir şekilde sınavda çıkacağı belirtilen sorular getirilmemişti. Sınavdan en son olarak bir hafta öncesinde 2010 yılı hakim savcılık sınavında çıkmış sorulardan oluşan denemeyi getirerek çözdürmüşlerdi. Biz bu evlerde günlük ortalama olarak 10 saat ders çalışıyorduk. Haftanın bir günü nöbet sistemi ile yemek işini ve bulaşık işini sırasıyla birimiz yapardık. Bu günlerde ise en az 8 saat ders çalışıyorduk. Hatta … ile birlikte yarışarak 13,5 saat ders çalıştığımız günlerin olduğunu hatırlıyorum. Bizim evimize kesinlikte sınav soruları getirilmemişti. Getirilmiş olsa dahi ben o şekilde kul hakkına girmeyi kabul etmezdim. 2011 yılı Aralık ayı içerisinde yapılan hakimlik savcılık sınavına girdikten sonra biz aynı evde kalmaya devam ettik. Sadece … isimli kişiyi sebebini bilmediğim bir nedenle başka bir eve göndermişlerdi. Diğer 4 arkadaş birlikte mülakat sınavına kadar kalmaya devam etmiştik. Sınavdan bir hafta kadar sonra bize cep telefonlarımız tekrar iade edildi… Biz bu evde kaldığımız süre içerisinde Akademi de koordinatör hakim olan … isimli kişi ile şu an ismini hatırlayamadığım Danıştay Tetkik Hakimi olarak kendisini tanıtan iki kişi SERMURAKIP olan … ile birlikte evimize geldiler. Evin salonunda bize mülakat provası yaptırdılar. Bu prova esnasında kendimizi nasıl tanıtacağımızı, salona nasıl giriş yapacağımızı, orada bulunan sandalyeye nasıl oturacağımızı, takım elbisemizin, gömlek ve kravatın hangi renklerden oluşması gerektiğini bize söylediler. Bu mülakat esnasmda bize her hangi bir hukuk sorusu sorulmadı. Evde bulunan 4 kişinin de bu şekilde provaları bittikten sonra bu kişiler salonda dördümüze birden mülakatı kazandıktan sonra mesleğe başladığımızda kendileri ile olan irtibatları koparmamamız gerektiğini, staj yeri olarak kendilerinin belirlemiş olduğu İstanbul veya Ankara da stajı yapmamızı istediklerini ve mesleğe başladığımızda ilk maaşımızın tamamını ve sonraki maaşlarımızın %15’lik kısmını kendilerine himmet adı altında vermemiz gerektiğini ve ayrıca kendilerinin uygun göreceği kişiler ile evlenmemiz gerektiğini ve mesleğe başladığımızda açık bir şekilde her kezin göreceği ve bileceği şekilde namaz kılmamamız gerektiğini ve hatta Cuma namazlarına dahi gitmememiz gerektiğini söylediler. Ben ve M. isimli arkadaşım bu hususlara karşı çıktık. Özellikle neden Cuma namazına gitmememiz gerektiğini anlamadığımızı söylediğimizde bize tedbir yapmak düşüncesi ile bu şekilde davranmamız gerektiğini söylediler. Ancak biz üniversite yıllarında bizi zaten bilen biliyor, biz dinimizi özgürce yaşadık, artık Türkiye’de eskisi gibi dini bir baskının da kalmadığını, böyle bir tedbir yapmanın gereksiz olduğunu belirterek karşı çıktık ve hatta belirtmiş oldukları himmet miktarının çok yüksek olduğunu ailemin borçlarının olduğunu, o borçları ödemem gerektiğini ve yakın çevrem olan akrabalarım içerisinde ihtiyaç sahibi kimseler olduğunu, dinen öncelikle yakın çevremi gözetmem gerektiğini belirterek istemiş oldukları himmeti veremeyeceğimi söylemiştim ve yine aynı şekilde eğer İstanbul veya Ankara gibi büyük şekilde staj yaparsam o dönem almış olduğumuz maaşı yetiremeyeceğimi, bu nedenle de ailemin borçlarını ödeyemeyeceğimi belirterek, stajımı memleketimde yapmak istediğimi söylemiştim. Aynı şekilde … isimli arkadaşım da maaşının %15 ini vermeyi kabul etmeyerek ve stajını memleketinde yapmak istediğini söyleyerek benim gibi bu hususlara muhalif kaldı. Daha sonra ben memleketim olan Tokat Adliyesinde ve Zile Adliyesinde staj merkezi açılmadığı için memleketime yakın olan Amasya Adliyesini staj yeri olarak seçtim. … de memleketi olan Vezirköprü Adliyesini staj yeri olarak seçmişti. Biz mülakata girdikten sonra Ankara’da çalışmış olduğumuz bu evi boşaltarak memleketlerimize evlerimize döndük… Staja başladığımızda benimle bu yapıdan olan herhangi bir kimse iletişime geçmedi. Ben … isimli arkadaşıma bu yapıdan harhangi bir kimsenin kendisi ile iletişime geçip geçmediğini sorduğumda, oda bana kendisi ile hiç kimsenin iletişime geçmediğini söylemişti. Ben de …’ye ‘bunlar istediklerini kabul etmediğimiz için sanırım bizim üstümüzü çizdiler diye’ şaka yollu söylemlerde bulunmuştum. … de bana kendileri bilir biz halimizden memnunuz demişti. Stajın ilk birbuçuk aylık Adliye safhasını bitirdikten sonra ilk Akademi stajı için Ankara iline çağrıldık. Adalet Akademisinin yurduna başvurmamıza rağmen yurdun dolu olduğu gerekçesiyle bizlere yurtta konaklama imkanı sağlanmadı. Bunun üzerine … ile ben Ankara da kalacak yer sıkıntısı yaşadık hatta ilk Ankara’ya gittiğimiz zaman ilk 10 gün polis evinde kaldık. Ancak polis evinin ekonomik olarak külfetli olması sebebiyle alternatif kalacak yer arayışına girdik ve … ile iletişime geçerek kendilerinin kalacağımız bir evin olup olmadığını, evlerinde boşluk olup olmadığım ve bizim kalmamızın uygun olup olmadığını sorduk. … bize Bakırköy Adliyesinden staj arkadaşı olduğunu söylediği iki kişi ile birlikte Ankara’da apart ev tutacaklarını bizim de onlarla kalabileceğimizi söyledi. Bunun üzerine … ile ben …’nin tutmuş olduğunu bildiğim Demetevler semtinde bulunan apart tarzı kiraya verilen bir evde …, …, …, … ve ben kalmaya başladık. …, … ve …’nin bu yapıdan olduklarını İstanbul’da bu yapıya ait staj evlerinde kaldıklarını biliyordum. Ancak o tarihlerde hükümet ile cemaat yapılanmasının arasında her hangi bir olumsuz durum olmadığı için bu kişilerden herhangi bir sakınca gelmeyeceği için bu kişilerle aynı evde kalmakta bir sakınca görmemiştik. Bu ev apart tarzı bir ev olup, günlük kiralama usulü ile … tarafından kiralanmıştı. Ben ev sahibi ile internet bağlatılması hususunda görüşerek tanıştığım için bu hususu biliyorum. Bu evde cemaate ait herhangi bir kitap veya benzeri materyaller bulunmuyordu. …, … veya …’nin bu ev içerisinde herhangi bir sohbet tarzı veya kitap okuma şeklinde bir aktiviteleri olmamıştır. Ancak bu kişiler her hafta sonu Cumaartesi sonu üçü birlikte nereye gittiklerin söylemeden çıkıp gidiyorlardı. … ile ben bunların sohbetlere gittiklerini tahmin ettiğimiz için …’ye bizi niye sohbetlere çağırmıyorlar, yoksa bizi tamamen sildiler mi diye şaka yollu söylediğimizde. … bize ‘yok ya ! silmek gibi bir durum olmaz. Ancak bu sohbetler İstanbul stajyerlerine diyerek’ geçiştiriyordu. Biz sohbetlerin içeriğini sorduğumuzda ise bize bilgi vermiyordu. Ben bu ilk akademi döneminde …’nin eve getirerek bizimle tanıştırmış olduğu … isimli kişi ile tanıştım. … bizim dönem hakim adayı idi. Tahminimce …lerin bir üst sorumlusu olabilir. … en son bildiğim kadarıyla meslekten ihraç edilenler listesinde idi. O dönem içerisinde … bazı zamanlar … ile benim yanıma gelerek bizim ile sohbetler ederdi. Sanırım bu kişi bizimle de ilgileniyordu. İlgilenmekten kastım cemaat yapısı içerisindeki kişiler yapı içerisinde olmayan ancak müsbet olarak gördükleri kişiler ile muhabbet kurarak hatır gönül ilişkisi oluşturuyorlardı. … da bu şekilde hatır gönül ilişkisi kurma adına ilgileniyordu. İlk akademi bittikten sonra biz tekrar staj adliyelerimize döndük. Daha sonra Yargıtay stajı için ben ikinci grup listesi içerisinde Ankara’ya davet edildim. Ancak benim tanıdığım arkadaşlarım tamamı birinci grup staj listesinde Yargıtay’a benden önce davet edilip stajlarının bu aşamasını tamamlamış oldukları için ben kalacak tanıdık bir kimse bulamadım. Cemaat yapısından herhangi bir kimse de beni kendilerine ait evlerde kalmama yönelik arayıp herhangi bir davette de bulunmadığı için ben Ankara Pursaklar’da ikamet etmekte olan halamın kızı olan akrabamın yanında kaldım. Yargıtay stajımı bu şekilde tamamladım. Daha sonra tekrar adliye stajım yapmak üzere Amasya’ya döndüm. İkinci Akademiye davet edildiğimiz de ise akademi yurduna yapmış olduğumuz başvurunun kabul edilmesi üzerine … ile birlikte Akademi yurdunda aynı odada kaldık. Stajımın bitiminden sonra kura ile atandığım Mersin ili Mut ilçesi Adliyesine giderek görevime başladım. Göreve başladığımı zaman içerisinde benimle bu yapıdan her hangi bir kimse irtibata geçmedi. Sadece bir kaç kere … arayarak hal hatır soruyordu. 2014 yılı içerisinde yapılan HSYK seçimlerinden önce … beni arayarak ziyaretime gelmek istediğini söylemişti. Bende gelebileceğini söyledim. Kendisi beni ziyarete geldiğinde bana bağımsız adaylara oy vermemi Yargıda Birlik adaylarına oy vermememi, özellikle hemşehrim olmaları dolayısıyla Tokatlı adaylara oy vermemi söyledi. Ancak ben adaylardan sadece …’yi şahsen tanıdığımı, diğerlerini tanımadığımı, ayrıca Yargıda Birlik Platformu kapsamında çalışarak oyumu da o yönde vereceğimi kendisine söyledim. Kendisi beni ikna etmek için bir kaç kere ısrarcı davrandı. Ancak daha fazla üstelemeyerek yanımdan ayrıldı. Sonraki zamanlarda … ve … beni arayarak benden kendilerine ve bağımsız adaylara oy vermemi talep ettiler ve hatta bana bu konuda mesajlar attılar. Bende kendilerine meslek büyüklerim olmaları nedeniyle kendilerine saygılı davranmak için olumsuz bir şey söylemeden seçim gününe kadar gelişmeleri takip edip adayların vermiş olduğu vaatleri değerlendirerek karar vereceğimi belirttim. Ben …’yi akademi stajı döneminde Tokatlılar yemeği adı altında yapılan yemek organizasyonunda şahsen tanımıştım. Kendisi o dönem HSYK’da üye olması sebebiyle kendisiyle samimi şekilde iletişim kurmuştum. …’yi ise HSYK seçimlerinden önce Tokat Barosunun düzenlemiş olduğu bir yemek organizasyonunda tanımıştım. Kendisi o yemekte yanıma gelerek kendisini tanıtmış ve benimle samimiyet kurmaya çalışarak benden seçimlerde desteğini istemişti. … ile de bu şekilde tanışmıştım. Ayrıca HSYK seçimlerinden önce çalışmış olduğum MUT Adliyesine Komisyon olarak Bağlı olduğumuz Silifke Adliyesinde Komisyon Başkanlığı yapmış olan … gelerek bizden bağımsız adaylara oy vermemizi istemişti ve ayrıca Silifke Adliyesinde daha önce Başsavcı olarak görev yapmış olan … de Mut Adliyesine gelerek bağımsız adaylar için destek ve oy istemiş ancak ben onun bu ziyareti esnasında izinde olduğum için kendisi beni telefon ile arayarak destek istediğini söylemişti. … bu şekilde seçim süresinde beni bir kaç defa telefon ile arayarak bir kaç defa da mesaj atmak suretiyle benden bağımsız adaylar için oy istemişti. Ayrıca o dönem içerisinde staj yapmış olduğum- Amasya Adliyesinde başsavcı olarak görev yaptığı için tanımış olduğum … İsimli kişi beni bir kaç defa telefonla arayarak bağımsız adaylar için oy istemişti. Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Sekreteri olarak bildiğim … isimli kişi de seçim döneminde Adliyemizi ziyarette bulunarak bizlerden bağımsız adaylar için oy istemişti. Kendisinin Mutlu olması dolayısıyla memlekete ailesinin yanına geldiği zamanlar Adliyemizi sürekli ziyaret ederdi ve görev yaptığım esnada nöbetçi olarak kalmış olduğum Kurban bayramında beni ve nöbetçi hakimi evine davet ederek misafir olarak ağırladığı için kendisi ile aramız samimiydi. Bu nedenle öncelikle benim yanıma gelerek benden oy ve destek istedi. Daha sonra benden diğer hakim ve savcıların odasına kendisinin yanında ziyaretlerde bulunmamı rica etti. Bende kendisini kıramadığım için diğer meslektaşlarımızın odasını tek tek dolandık. … diğer meslektaşlarımdan da bağımsızlar için oy istedi. Ancak ben kendisinin yanında durmama rağmen olumlu veya olumsuz bir görüş belirtmemiştim. Tamamen kendisine duyduğum saygıdan dolayı ricasını kırmayarak yanında dolanmıştım. Ben HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu bünyesinde çalışarak bu doğrultuda oyumu kullandım ve Adliyede diğer görevli hakim savcı arkadaşlarıma YBP adaylarına oy vermeleri telkininde bulundum. Hatta YBP’nin gerçekleştirmiş olduğu Ankara’daki toplantılara katıldım ve hatta Adliyedeki diğer hakim savcı arkadaşlarımın YBP adaylarına oy vermelerini sağlamak amacıyla arkadaşlarımın görüşlerini ve düşüncelerini belirtir şekilde bilgi içerikli mesajları … isimli YBP temsilcisine ve 3 – 4 tane adaya mesaj atmak suretiyle gönderdim ve bu adaylar benim ricamı kırmayarak benim selamım ile aradıklarını belirterek adliyedeki diğer 9 hakim savcıyı arayarak oy istediler. Ben bu şekilde 3-4 tane YBP adayına bir kaç defa hakim savcı arkadaşlarımı arattım. Yani HSYK seçimlerinde YBP bünyesinde aktif olarak çalışma yürüttüm. Hatta adliyedeki arkadaşlarım beni YBP nin Mut Adliyesi temsilcisi olarak biliyorlardı… Ben ve aynı şekilde arkadaşım … 2012 yılı Mart ayından sonra yani mülakatımızı yapıp Ankara’dan ayrılarak memleketlerimize gittikten sonra bu yapıyla bağlantımızı kopardık. Bu yapının istemiş olduğu şekilde cuma namazlarını kılmamak gibi saçma bir uygulamada bulunmadık. Bizzat akademinin mescidinde namazlarımızı cesurca gizlemeden kıldık. Bu yapıtım istemiş olduğu himmeti vermedik. Bu yapıya şimdiye kadar bir kuruş dahi maddi yardımım dokunmamıştır. Staj yerini de onların istemiş olduğu İstanbul ve Ankara adliyesi olarak belirlememiş olmamız dolayısıyla bu yapıdaki kişiler kendileri bizimle irtibatı kopardılar. Zaten bu yapı kendisine sorgusuz sualsiz tam itaat isteyen tutum ve davramş içerisindeydi. Aykırı davrananları dışlamakta idi. … ile ben de bu şekilde dışlandık. Ancak bu da bizim işimize geldiği için herhangi bir farklı girişimde bulunmadık…15 Temmuz olaylarından sonra çıkan delillerle tespit edilen BYLOCK – EAGLE uygulamasını ben hiçbir şekilde kullanmadım. Böyle bir programın olduğunu bu süreç sonrasında öğrendim. Benim bu yapıyla ilgili hiçbir ilgim alakam kalmamıştır. Ben ülkemin bölünmez bütünlüğüne karşı, devletimize karşı, bayrağımıza karşı ihanet içerisinde olan hiç bir yapıyı tasvip etmem, desteklemem, şiddetle böyle bir düşüncenin karşısında olurum. Ben FETÖ/PDY yapılanması ile olan ilişkimi 17-25 Aralık olaylarından yaklaşık olarak 21 ay öncesinde yani 2012 yılı Mart ayından sonra bağlantımı kopardım. Benim bu yapıya ilişkin bilgim ve görgüm bundan ibarettir…”
a-2) Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 03-04/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…Ben 1989 yılı Tokat doğumluyum. Babam emekl, annem 2009 yılında vefat etmiştir. 6 kardeşiz. Ailemde benim haricimde FETÖ soruşturması geçiren kimse yoktur. Fakat eşimde FETÖ soruşturması geçirmiştir. İlkokul, ortaokul ve liseyi devlet okullarında okudum. Ortaokul 3., lise 2. ve lise 3. sınıflarda yapının … dershanesine gittim. 2007 yılında liseden mezun oldum. 2007 yılında girmiş olduğum üniversite sınavından Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım… 2009- 2010 YILLARI ARASI ÜNİVERSİTE 3. SINIF: Bu yılda farklı bir cemaat evinde kaldım. Bu evde benimle beraber kalan şahıslar …, …, … isimli şahıs idi. Bu evin ev abisi bendim. Yine BTM olarak üstümde hatırladığım kadanyla … yada … isimli şahıs vardı. Bu sene de aynı şekilde ev abileri olarak sohbetlerimizi yapardık. Benim gibi ev abisi olan ve BTM’nin sohbetlerine katılan şahısları sayının çokluğu sebebiyle hatırlamıyorum. Ancak ifadem esnasında aklıma gelmesi halinde ifademe eklemek isterim. Bu sene de cemaat evinde kalarak üniversite 4. sınıfa geçtim… Yapı içerisinde yapıya mensup şahıslar ile üniversite 3. sınıftan itibaren üniversite bitiminde akademisyen ya da hakim savcı olarak mesleki görüşme gerçekleştirilmektedir. Üniversite 3. sınıfta … isimli şahıs üniversitede dersleri iyi olan şahıslardan seçerek akademisyenliğe yönlendirdi. Bizimle akademisyenlik görüşmesini yapan şahıs … isimli şahıstır. O dönem akademisyenliğe yönlendirilen şahıslardan …, …, …, Y.E., S.K., D.Y., A.G., E.T., Ş., S. isimli şahısları hatırlıyorum. Bu kişilerden Öğretim Elemanı Yetiştirme Programı(ÖYP) kapsamında araştırma görevlisi olmak için ALES’e ve Dil sınavlarına girmeleri isteniyordu. Bu şekilde üniversite 4. Sınıfa kadar irtibatımız devam etti. Akademisyen olmak istemediğini belirten şahıslar da hakim savcı çalışma evlerine yönlendirildi. Ben o dönemde dil kurslarına gittim. Ortalamam yüksekti. Ancak akademisyen olmak istemeyerek hakim savcı olmak istediğimi söyledim. Hatta o dönemde Büyük Bölgeci olan İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS bana hitaben ‘Biz seni akademisyen olarak önerdik, neden hakim savcılığı seçtiğim’ tarzında sorular sordu. Bende kendisine ‘hakim savcı olmak istediğimi söyledim’… Üniversite dönemimde hukukçulardan sorumlu olarak yapıda görev yapan şahıs … KOD ADLI … idi… … KOD ADLI … ben okulumu bitirip memleketimdeyken beni arayarak bana mezun olup olmadığımı sordu. Hatta bu konuşmamızda … ve … isimli şahısların da mezun olup olmadığını sordu. Bende mezun olduk dedim. Bu görüşme üzerine de bir şahsın beni arayacağını söyledi. Ben de beni arayacak olan şahsın hakim savcı çalışma evine davet edecek şahıs olduğunu anladım. Sonrasında … KOD ADLI … isimli şahıs beni arayarak Ankara da bulunan erkek hakim savcı çalışma evlerine davet etti… Ben 2011 yılı Ağustos ayında Ankara da bulunan hakim savcı çalışma evine girdim ve 2012 yılı Nisan avında sonrasında mülakat evi olan çalışma evinden ayrıldım… Ben sınavı kazandıktan sonra memleketim Tokat’a geldim. Hatırladığım kadarıyla 2012 yılı Ocak ayında tekrardan mülakat için çalışma evime gittim. Benim erkek hakim savcı çalışma evim mülakat evim olmuştu… Ben İstanbul ilinde staja başlamadan önce bizi Ankara ilinde Batıkent semtinde yapının bir evine götürdüler.. Bu evde iken o dönem Adalet Akademisinde Koordinatör Hakim olduğunu bildiğim … isimli şahıs geldi. … isimli şahıs bize hitaben bundan sonra stajer hakim savcı adayı olarak görev yapacağımızı, vakit namazlarını dışarıda kılmamamız gerektiğini, Cuma namazına gitmememiz gerektiğini, maaşımızdan da her av yapıya vermemizi söyledi. Sonrasında ben İstanbul Çağlayan Adliyesinde stajıma yapının isteği üzerine başladım… Ben İstanbul’da yapının staj evinde kaldım… Ben son akademiden sonra kura döneminde … KOD ADLI A.Ş. isimli şahsın vesilesiyle … KOD ADLI sivil şahısla tanıştım. … KOD ADLI ŞAHIS mesleğe başladıktan sonra yapı adına bizimle ilgilenecek olan şahıs idi. Bu şahsa iletişim bilgilerini verdim ve bu şekilde bir tanışıklığımız oldu. Bildiğim kadarıyla hakim ve savcıların görev yerine göre ilgilenecek kişiler değişmektedir. Benim bölgemin Samsun bölgesi olmasından dolayı benimle ilgilecek olan şahıs … KOD ADLI şahıstır. Yapının kaç bölgeye hakim savcılara ayırdığını ve diğer bölgelerde sorumlu olan sivil şahısları ben bilmiyorum. Yapı içerisinde mezun olan hakim savcıların yıllara göre kodlandığı Tl, T2, T3,T4, T5 kavramlarını ben 15 temmuz sürecinden sonra öğrendim. Ben 2013 yılında Cumhuriyet Savcısı olarak göreve başladığım için benim ile birlikte bu yılda göreve başlayan yapı mensuplarının hangi kod grubu içerisinde olduğunu bilmiyorum. Ancak yapı içerisinde bildiğim husus benim yani 15. Dönem hakim savcı adayları ile daha alt dönem yapıya mensup hakim savcıların aynı grup içerisinde olmadığım bizim ile diğer kıdemli hakim savcıların sorumlularının farklı olduğunu biliyorum. Çünkü ben mesleğe başladıktan sonra 15. Dönem ile ilgilenmeye başlayan … KOD ADLI şahsın yine benimle birlikte 13. ve 14. Dönemden de şahısların bulunduğunu biliyorum. Ancak yapıya mensup daha kıdemli şahıslarla cemaat olarak aynı ortamda bulunmadık. Ben Samsun Çarşamba Adliyesinde göreve başladım. Hatırladığım kadarıyla benimle mesleğe başlaymca yapı adına ilk irtibata geçen şahıs o dönem Terme Adliyesinde 14. Dönem hakim olan … yada 14. Dönem Cumhuriyet Savcısı olan … isimli şahıslardan bir tanesidir. Ben 2013 yılı temmuz ayında göreve başladım. … ve … isimli şahıslar da benden 3-4 ay kadar önce göreve başlamışlardı. Bu şahıslar cemaat sohbet grubunu oluşturmuşlardı. Bende göreve başladıktan sonra bu gruba dahil oldum. Bu grubumuzun sorumlusu yani meslektaşlar arası irtibatı sağlayan kişi H.Z. İdi… HSK seçiminden önce … isimli şahsın evinde toplandık. Daha sonradan … isimli şahıstan öğrendiğim kadarıyla KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM … İSİMLİ ŞAHIS, … isimli şahsa BYLOCK programım yüklemiş. … isimli şahısta …’ya BYLOCK programını yüklemiş. Biz … isimli şahsın evinde toplandığımızda ise sohbet ortamında BYLOCK programından bahsettiler. Ben ve … play store den BYLOCK programını indirdik. İndirdiğimiz program İngilizceydi. … isimli şahısla birbirimizi ekledik. Bu programının aktivasyonunu kullanıcı ve şifresini kendim belirledim. Bu programda benim kullanıcı adımı hatırlamıyorum. Bu programda sadece … isimli şahıs kayıtlıydı. Bu programı kurduktan sonra evden ayrıldım. Bu programı bir nevi deneme amaçlı kurmuş oldum. … isimli şahıs haricinde ise kimseyi eklemedim. Kimse de beni eklemedi. Ben BYLOCK programını bu şekilde birkaç gün kadar telefonumda bulundu bu süreçte bu program üzerinden herhangi bir mesaj almadım ve herhangi bir mesaj göndermedim. Sesli arama ve diğer özelliklerini de hiç kullanmadım. Sonraki süreçte HSK seçimleri oldu. Bu seçimleri de Yargıda Birlik Platformu adayları seçimi kazandı. Ben HSK seçimleri süresince bana söylenilen yapıya mensup şahsa oy verdim ancak hiçbir meslektaşıma giderek yapıya mensup bu şahıslara oy vermesi şeklinde herhangi bir görüşmem olmadı. Benim en yakın arkadaşım olan … ve …’dan dahi oy istemedim…İFADEMLE BELİRTMİŞ OLDUĞUM ŞAHISLARI MEMLEKETLERİ. OKUDUĞU ÜNİVERSİTELER, VB. ÖZELLİKLERİYLE AÇIKLAMAM GEREKİRSE: 1- … isimli şahıs: …, 15-…: Bu şahıs Tokat Turhallıdır. Bu şahıs Selçuk Hukuktan sınıf arkadaşımdır. Bu şahısla üniversite 3. sınıfta yapının evlerinde birlikte kaldık. Bu şahsın da hakim savcılık sınavlarına yapının Ankaradaki hakim savcı çalışma evlerinde hazırlandığını biliyorum. Bu [şahsın] hakimlik stajını Amasya’da yaptığını biliyorum. Hakimlik sınavım kazandıktan sonra yapıyla bir ilgisi olmadığını biliyorum. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 19/01/2018 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 16/01/2017 tarihli bilgi sahibi ifade tutanağı:
“…Evde kaldığım dönemde cemaate mensup olduğunu, evlere gidip geldiğini, evde kaldığını bildiğim şahıslar şunlardır; … Fakülteden hem sınıf arkadaşım hem de akademiden dönem arkadaşım, Savcı … 4 yıl boyunca evde kalmıştır. Evde kaldığı dönemden sonra sınava Ankara’da hazırlanmıştır…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 20/01/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibi tarafından davacı … hakkında “… resimde bulunan şahsın ifadesinde belirttiği … isimli şahıs olduğunu, savcı olduğunu, 2007-2011 yılları arasında cemaat evlerinde kaldığını bildiğini, kendisinin Adalet Akademisinde dönem arkadaşı olduğunu, şahsın belirttiği dönemlerde FETÖ/PDY mensubu olduğunu…” yönünde açıklamalarda bulunularak …’ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/5846 numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 12/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…Ben 2007 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım, 2011 yılında bu okuldan mezun oldum. Ben üniversite hayatım boyunca 1. sınıfta KHK yurdu olan Alaaddin Keykubat Yurdunda kaldım. 1. sınıfın sonunda yapının evlerine çıktım ve mezun olana kadar yapının evlerinde kaldım. Bana sormuş olduğunuz kariyer görüşmesinin ne olduğunu biliyorum. Bu kariyer görüşmelerinin amacı hukuk fakültesinde okuyan öğrencilerin üniversitelerde akademisyen olmasını ya da hakim-savcı olmasını teşvik amaçlıydı. Zaten Üniversitede okurken sohbet ve toplantılarda kesinlikle avukat olmamamızı, akademisyen veya hakim-savcı olmamız gerektiğini, bu meslekleri seçerek cemaate daha çok hizmet edeceğimizi, vatana millete hayırlı olacağımızı söylüyorlardı. Yapı içerisinde yer alıp avukat olmak isteyen kişiler, bu kariyer görüşmesine alınmıyordu. Yapı içerisinde yer alan yapının evlerinde veya yurtlarında kalan kişiler 3.sınıfın başlarında bölge abileri tarafından mülakata alınıyordu ve bu mülakatta teker teker hangi mesleği yapacakları hususu soruluyordu. Ahilerin yapmış olduğu bu mülakata yapının evlerinde ve yurtlarında kalan tüm kişiler ile meslek ayrımı gözetmeksizin katılıyordu. Bu görüşme sadece bilgi toplama amaçlıydı. Bu toplanan bilgiler doğrultusunda hukuk fakültesinden mezun olacak kişilere olmak istedikleri mesleğe göre (hakim-savcılık veya akademisyenlik) iki tür kariyer görüşmesi yapılmaktaydı. Bunlardan birincisi akademisyenlik kariyer görüşmesi, İkincisi ise hakim-savcılık kariyer görüşmesiydi. Akademisyenlik kariyer görüşmesini Konya’nın genel yapılanmasından olan bölgedeki abiler ve Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki hocalar ve asistanlar birlikte yapıyorlardı. Hakim-savcılık kariyer görüşmesini ise Ankara’dan gelen ve kariyer görüşmesinin yapıldığı dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan hakim-savcı adayları yapıyordu. Ben bu hususu daha sonra hakim-savcı stajı yaparken bu görevi yapmam nedeniyle öğrendim. Ben ilk başta hem hakim-savcı olabileceğimi hem de akademisyen olabileceğimi belirterek iki kariyer görüşmesine de aynı anda katılmaya başladım. Ancak akademisyenlik kariyer görüşmesi hakim-savcılık kariyer görüşmesinden daha önce başlamıştı. Akademisyenlik kariyer görüşmesinin daha önce başlamasının sebebi Konya’da yer alan yapının bölge abileri ve yapıya mensup Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocaları tarafından yapılıp hukuk fakültesinde okuyan öğrencileri hakim-savcılığa gitmesine engel olmaktı. AKADEMİSYENLİK KARİYER GÖRÜŞMESİ; ( 2009 yılının Kasım /Aralık -2011 Şubat ayına kadar) Benim kariyer görüşmesine katılacağım dönemde akademisyen kariyer görüşmesi yapan bölgedeki abiler ve Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki hocalar ve asistanlar ile Hakim-savcılık kariyer görüşmesi için Ankara’dan gelen ve kariyer görüşmesinin yapıldığı dönemde Ankara Adliyesinde staj yapan hakim-savcı adayları arasında öğrencileri kendi kariyer görüşmesine çekme konusunda bir çekişme vardı. Ben de 3.sınıfın başlarında yapılan mülakatlarda her ikisini de olabileceğini söyledim ve ilk başta akademisyenlik kariyer görüşmesine 3. sınıfın 2. döneminde katılmaya başladım. Bu akademisyenlik kariyer görüşmesinin ilkini Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim görevlisi olan Yardımcı Doçent …, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Asistan olan … ve o dönemde Büyük bölge abisi olan … KOD ADLI şahıs ile yaptık. Bu görüşmede benimle birlikte …, …, …, …, …, …, …, …, …, … vardı. Benim bu toplantıya katıldıklarını hatırladıklarım bunlardı. Bu birinci toplantıyı yapan kişiler bize akademisyen olmamız noktasında teşvikte bulundular. ALES sınavlarına ve yabancı dil sınavlarına girmemizi söylediler. Birinci toplantıdan sonra diğer toplantılar 3. Sınıfın sonuna kadar devam etti ve toplamda ben akademisyenlik kariyer görüşmesine 4-5 kez katıldım. Bu toplantıların ilkine yukarıda katılanları saymıştım. Bu saydıklarımdan ilk başta … hakim-savcı olmak istediğini söyleyip akademisyen grubundan ayrıldı. …’dan sonra yine … da yine hakim-savcı olmak istediğini söyleyerek akademisyen grubundan ayrıldı. Bu iki şahıs diğer toplantılara katılmadı. Son 2-3 toplantıya ise yine aynı fakülteden arkadaşım olan … ve … katıldı. Sonrasındaki bu iki şahıs da akademisyen oldu. Ben 4.sınıfın ilk döneminin sonlarına doğru 2011 yılının ocak-şubat aylarında bu akademisyen grubundan hakim-savcı olmak istemem nedeniyle ayrıldım ve sadece hakim-savcılık kariyer görüşmesine katılmaya devam ettim…Ben yukarıda bahsettiğim üzere hakim-savcılık kariyer görüşmelerine kimin ne şekilde kaçıncı görüşmeye katılıp katılmadığını ayrıntısına kadar hatırlamıyorum ancak bu görüşmelere katıldığını net olarak bildiğim kişiler vardır, bu kişiler …, …, …, …, …, …, …, …. … idi. Bunlar dışında başka birileri var mıydı bilmiyorum. Şu aşamada hatırladıklarım bunlardır… Bana sorduğunuz şekilde bu saydığım kişilerden Ankara’daki hakim-savcılık çalışma evine gittiğini bildiğim kişiler vardır. Bu kişiler …, …, …, … … idi…”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 13/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı:
“…İFADEMDE YAPI İÇERİSİNDE BULUNDUĞUM SÜRE ZARFINDA İSMİ GEÇEN ŞAHISLARIN NERELİ OLDUKLARI, HANGİ ÜNİVERSİTE MEZUNU OLDUKLARI VE NE İŞ YAPTIKLARI KONUSUNDA AYRINTILI BİLGİ VERMEM GEREKİRSE; …., 60- …: Bu şahıs Tokatlıdır. Selçuk hukuk mezunudur. Bu şahıs 4 yıl yapının öğrenci evlerinde kalmıştır. Ankarada hakim savcı evlerinde sınava hazırlanmıştır. Bu şahıs benimle birlikte akademisyenlik ve hakim savcılık kariyer görüşmesine katılmıştır. 2012 yılında adli hakim olarak göreve başladığını biliyorum. Görsem teşhis ederim.
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 12/02/2018 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 30/01/2017-03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“Ben 1989 Ordu doğumluyum. İlkokul ortaokul ve liseyi devlet okullarında okudum. 2007 yılında liseden mezun oldum, lise öğreniminde 3. sınıfta 1 yıl süreyle FEM dersanesine gittim ve sonrasında Selçuk üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım. Bu hukuk fakültesini 2007 yılında kazandım ve bu fakülteden 2011 yılında mezun oldum. Ben üniversite dönemi boyunca 2 yıl yapının evlerinde 2 yılda yurtlarında kaldım. Ben üniversite döneminde yapıya ilişkin bildiklerimi samimi bir şekilde anlatmak istiyorum… Benim yapıda kalmam nedeniyle 4 yıl boyunca yapı içerisinde kaldıklarını bildiğim şahıslar vardır. Bu şahıslar …, …, …, …, …, …, … ve … vardı… Ben 4. sınıfta yapıya ait evde ev abiliği yapmaya başladığım sene mezun görüşmesi (meslek görüşmesi) adı altında görüşülmeye başlanıldı. Bu görüşmenin amacı öncelikle benim bildiğim kadarıyla hukuk fakültesi dışındaki bölümlerden mezun olanların devlet kadrosunda herhangi bir işe yönlendirilmeden bu yapı adına hizmet etmesi için yapıya birnevi vakıf olma açısından yapılmaktadır. Hukuk fakültesinden mezun olanların ise meslek itibariyle yapı açısından devlet kadrosunda bulunmasının önemli olması nedeniyle öncelikle hakimlik savcılık, daha sonra ise araştırma görevlisi olması yönünde yönlendirilerek yapıya kazandırılıp, yapı amaçları doğrultusunda bu şekilde yapıya hizmet etmesinin sağlanması amacıyladır. Ben üniversite son sınıfta iken bu görüşmeyi yapının sabah dershanesinde yaptım. O dönemde konya Selçuk üniversitesinde mezun olacak tüm şahıslar ile tek tek odaya alıp görüştüler. Ben odaya girdiğimde hatırladığım kadarıyla 2 şahıs vardı. Bunlardan BİR TANESİ SİVİLDİ, bu sivil olan şahsın ismini, soyismini veya kod adını bilmiyorum. Diğeri ise Askeri Hakim veya Savcılık yaptığını sonradan öğrendiğim KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM … isimli şahıs idi. Bu şahıs aynı zamanda hukuk öğrencilerinden sorumlu şahıs idi. Bu görüşmede bana hitaben ‘Okulun bitince ne olmak istiyorsun, biz sana bir yıl daha burada kal hizmet et kalır mısın’ şeklinde söylemişti, Bu toplantıda ayrıca anne babamızın ve kardeşlerimizin ne iş yaptığına dair yapı evliliği yapmayı düşünüp düşünmediğimizi sorarak bize ait özel bilgilerimizi topladılar. Bu şekilde bir görüşmem oldu. Bu görüşmeye benim dışımda katılan kişileri kalabalık olması nedeniyle hatırlamıyorum… Ben okulum bitince ne olacağıma hangi mesleğe yöneleceğime dair ilk görüşmemi bu şekilde yaptıktan sonra tekrardan önceden Belletmenlik yapmış olduğum bu yapıya ait Güven Erkek Öğrenci Yurduna bu görüşmenin devamı niteliğinde bir görüşmeye daha katıldım. İlk görüşmede tüm bölümlerden mezun olacak şahıslar varken bu görüşmemde sadece Hukuk Fakültesinden mezun olacak kişiler vardı.. Ben o dönem mezun görüşmesi olduğunu bildiğim bu görüşmeye gittiğimde üçerli gruplar halinde odaya aldılar. Benim grubumda bulunup benimle birlikte odaya giren … ve … isimli kişilerdi… Bu görüşmemizde Ankara’da bulunan erkek hakim savcı çalışma evlerinden bahsettiler. Bu yapıda kalanların çoğu arkadaşın Ankara’daki bu çalışma evine götürülüp ders çalıştırıldıklarından bahsettiler. Ancak görüşmemizin sonunda bu evlerde kalmamızın kesin olmadığını değerlendirme yapacaklarını, bu değerlendirme neticesi çalışma evinde kalacakların sonradan telefonla arayarak söyleyeceklerini, bizim bu süreçte okulumuzu bitirmemizi, alttan ders almamamızı, sıkça derslerimize çalıştığımızı kontrol edeceklerini ve tekrardan Konya’ya geleceklerini söyleyerek ayrıldılar. Bu olaydan sonra Üniversite bitimime yakın bir tarihte Ankara ilinden stajyer hakim olduğunu sonradan öğrendiğim … ADLI … ile daha önce yukarıda ismini, soyismini ve kod adını bilmediğim diye bahsettiğim kişi ile tekrar mezun görüşmesi adı altında bizimle görüşme yapmak üzere Konya’ya geldiler ve bakanlıktan geldiklerini söylemişlerdi. Bu şahıslar ile yine aynı yurtta yine üçlü grup şeklinde aynı kişilerle görüştüler. Bu sefer beni, … ve …’yi … ADLI … odaya aldı. Biz soruları üzerine ne kadar ders çalıştığımız bilgisini ve alttan dersimiz olup olmadığı bilgisini kendisine verdik. Ayrıca… ADLI … bizden en son güncel telefon numaramızı aldı ve değerlendirme sonucunda uygun görülenlerin Ankaradaki hakim savcı çalışma evine çağıracaklarını eğer okul uzama durumu olan varsa bunuda sorumlu oldukları abilere söylemeleri gerektiğini söyledi ve yine bu görüşmede bu hakim savcı çalışma evlerinin varlığını, mezuniyet görüşmesi yaptıkları kişileri dışarıda kimseye söylememizi ve kalmış olduğumuz yerlerdeki samimi arkadaşlarımıza dahi nereye gittiğimizi kimlerle görüştüğümüzü söylemememiz üzerine telkinlerde bulundular ve sonrasında görüşme sona erdi biz ayrıldık. Ben hukuk fakültesinde okuyan mezun olacak öğrencilerle bu şekilde görüşüldüğünü biliyorum ancak diğer bölümlerde okuyan mezun olacak şahıslarla kimlerin nerede görüştüğüne dair bir bilgim yoktur. Bu görüşmeye yine benim gurubumda yer alan … ve … katıldı. Benim grubumda yer alan bu kişiler dışında bu görüşmelere katıldığını hatırladığım kişiler; …, …, …, …, …, …, …, …, …, … idi…”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2017/11864 numaralı soruşturma kapsamında Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 13/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı:
“… Ben bu soruşturma kapsamında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına 28/11/2017 – 03/12/2017 tarihleri arasında ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNDEN FAYDALANMAK İSTEYEREK otuzdokuz (39) sayfadan ibaret şüpheli ifademi avukatım huzurunda vermiştim. Bu ifademdeki beyanlarım doğrudur ve aynen tekrar ederim. İfademin bir nüshasını da ifadem akabinde aldım ve okudum. Beyanlarıma ekleyecek veya düzeltecek bir husus olmamakla birlikte ifademde vermiş olduğum ve şüpheli olabilecek şahısların tespiti ve teşhisi için ifademde geçen şahıslar hakkında ayrıntılı anlaşılır bilgi vermek istiyorum. 1- …:…, 57- …: Bu şahıs Tokat Turhallı’dır. Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Üniversitede Konya’da bu yapıya ait evlerde … ve … ile aynı bölgede kalmıştır. Yine bu şahsın bu yapıya ait Ankara’da bulunan Hakim Savcı çalışma evlerinde sınava hazırlandığını biliyorum. Bu şahıs yapıya ait evlerde ders çalıştıktan sonra yapıdaki kişiler kendisinden ilk maaşını ve maaşından himmet isteyince kabul etmemesi nedeniyle himmet isteyen kişiyle kavga etmişler. Ben bunu bizzat …’dan duydum. Hatta aynı … gibi himmet nedeniyle kavga ederek ayrılan … vardır. Bu olaydan sonra bu kişi yapının istediği doğrultuda hareket etmeyerek stajını memleketi olan Amasya’da yapmıştır. Duyduğum kadarıyla bu yapıyla bir daha irtibat kurmadı. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’ın net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, … Cumhuriyet Başsavcılığının … sayılı talimatı gereği ve … Sulh Ceza Hakimliğinin … değişik iş sayılı kararı uyarınca Kahramanmaraş Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 06/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“… 2007 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanınca okula kaydımı yaptırdığım gün kalacak yer konusunda araştırma yaptım. Devlet yurduna müracaatta da bulunmuştum, ancak çıkmayınca ucuz kalabileceğim yurtlar aramaya başladım. Kayıt yaptırdığım gün birkaç yurda gittim, Fethullah Gülen cemaatinin yurdu olan … Yurduna da gitmiştim, yurt görevlilerinin benimle yapmış oldukları görüşmelerinde ‘seni; istersen evlerimiz var buraya alabiliriz’ dediler. Bende lisede yatılı yurtta kaldığım için evde kalma konusu cazip geldi. Bu nedenle tekliflerini kabul ettim. Fiyat da ucuzdu. Ailemin durumu da çok iyi olmaması nedeniyle burada kalmaya başladım, Kaldığım ev cemaatin eviydi…Birinci Sınıfta evde 5 kişiydik… İkinci sınıfta evden ayrıldım ve başka bir eve geçtim. Bu evde diğer ev gibi cemaate mensup; bir evdi… Evin ahiliğini ben yapmaktaydım… Üçüncü sınıfta farklı bir eve taşındım bu evde yine cemaate ait bir evdi… Dördüncü sınıfta farklı bir eve taşındım. Yine bu evin abisi bendim… Fakültede öğrenim görürken hayalim Akademisyen olmaktı. Bu yüzden İngilizce kursuna üçüncü sınıfta yazıldım. Bir yıl bu kursa devam ettim. Hatırladığım kadarıyla dördüncü sınıfta beni aynı fakültede araştırma görevlisi olan … isimli şahıs yanına çagırdı. Akademisyenlik için uğraştığımın doğru olup olmadığını sordu. Bende doğru olduğunu, bu işi sevdiğimi ve akademisyen olmak için gayret gösterdiğimi belirttim. Akademisyen olmak isteyenlerle kendisinin ilgilendiğini söyledi ve aşağıda isimlerini söyleyeceğim kişilerin olduğu gruba katılmamı sağladı… Benimle beraber bu toplantılara katılan ve Akademisyenlik için yönlendirilen kişiler şunlardır: Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde araştırma görevlisi olup daha sonradan istifa ettiğini duyduğum …, …, Hakim yada savcı olduğunu bildiğim …,…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 07/06/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifade sahibinin, “…Şüpheliye 27 Numaralı fotoğraf gösterildiğinde; Şüpheli resimde bulunan şahsın ifadesinde belirttiği … isimli şahıs olduğunu, şahsın Savcı olduğunu, 2007-2011 yılları arasında Konya’da cemaat evlerinde kaldığını bildiğini …” belirterek davacı …’ı net ve kesin bir şekilde teşhis etmiş olduğu görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 03/05/2017 tarihli şüpheli için ek ifade tutanağı:
“Ben daha önce soruşturma konusu ile ilgili ifade vermiştim. O ifade esnasında anlattıklarım doğrudur. Ben kesinlikle FETÖ/PDY üyeliği suçlamasını kabul etmiyorum .Bu örgütle hiçbir bağım ve ilgim bulunmamaktadır. Ancak, FETÖ/PDY örgütü ile ilgili bildiklerimi örgüt üyesi olan kişileri size anlatmak istiyorum… Ben İstanbul Üniversitesi’nde öğrenci iken FETÖ/PDY örgütü ile bağlantısı olduğunu bildiğim kişilerden bahsetmek istiyorum. Ben bu kişilerle aynı evde kalmadım. Beraber örgüt faaliyeti yürütmedik ancak kendilerinin bu örgütle bağlantıları olduğunu biliyorum. …:…, … : Yanlış hatırlamıyorsam Anamur Savcısı olarak görevliydi. 153 bin sicilliydi . İhraç edilip edilmediğini bilmiyorum. Ben 2013 yılında Selçuk Üniversitesinde Kamu Hukuku branşında tezsiz Yüksek Lisans yapıyordum Kendisi de aynı programda yüksek lisans yapıyordu . Burada tanışmıştık. Sohbetlerimiz esnasında 17-25 Aralık sürecinde polislere karşı yapılan eylemleri eleştiriyordu. Süreç hakkında olumsuz konuşuyordu. Hatta …’yi de üniversiteden tanıdığını bana söylemişti. Ayrıca beni telefonla arayarak bağımsız adaylardan … için oy istemişti. Hatta 2014 yılının Temmuz ayında Yüksek Lisans finalleri için Konya’ya gittiğimizde benden yüz yüze … için oy istedi. Kendisinin paralel yapı mensubu olduğunu söyleyebilirim…”
Hakim savcı adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişince Sungurlu Adliyesi müfettiş odasında düzenlenen 23/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağı:
“… Ben Sungurlu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı adayı olarak görev yapmaktayım. FETÖ/PDY adlı terör örgütünün cemaat evleri olarak bilinen yapısıyla 8. sınıfta okulda Ö. adlı Kastamonulu rehber öğretmenimiz aracılığıyla tanıştım… 2007 yılında Konya [Selçuk] Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2 sene uzatmalı olarak 2013 yılında mezun oldum… … ve … adlı şuanda adli yargıda hakim veya savcı olan arkadaşlarım da o dönem çarşı dediğimiz yerdeki FETÖ/PDY’ye ait cemaat evlerinde kalıyorlardı. Bunlar da sınıf arkadaşım olduğu için biliyorum. Ayrıca bunların okul döneminde cemaat evlerinde kaldıklarını biliyorum. …’ın telefonumda kayıtlı numarası …’dir…”
Aynı şahsın, … Ağır Ceza Mahkemesinin … talimat sayılı dosyası kapsamında 22/09/2017 tarihinde yapılan 2. Celse duruşmasında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yer aldığı duruşma tutanağı:
“Ben 2007 yılında Konya Selçuk üniversitesi Hukuk Fakültesine kayıt oldum. Üniversite 1. sınıfta KYK’da iken FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile bağlantılı olan evlerde kaldım. Benim kaldığım mahalle Bosna Hersek mahallesi idi. Bana sormuş olduğunuz sanık [davacı] … da benimle aynı sınıfta idi. Sanığın [davacının] da başka bir mahalledeki örgüte ait evde kaldığım biliyorum. Ben 1. sınıfta örgüte ait evlerde kalmaktan vazgeçip arkadaşlarım ile ev tuttum. Sanık [davacı] benim sınıf arkadaşım olduğu için ara sıra karşılaşıyorduk. Okul bittikten sonra ise sosyal medya üzerinden görüşmüşlüğümüz olmuştur. Ben sanığın [davacının] 1.sınıftaki irtibatından sonra örgüt ile herhangi bir bağlantasının olup olmadığını ya da örgüt ile bağlantısına devam ettirip ettirmediğini bilmiyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsın, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığının … numaralı soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadenin akabinde yaptırılan teşhis işlemi sırasında davacı … hakkında, “…Alınan şüpheli ifade akışımda hatırlamadığımdan dolayı ismini veremediğim … isimli şahıs bu şahıstır. Ben bu şahsı mezun olduğum Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1. Sınıfa giderken aynı bölüm ve aynı dönem öğrencileri olduğumuzdan dolayı tanıdım. Bu şahıs yazın bütünleme sınavlarına çalışmak üzere benim o dönem yani 2007-2011 yılları arasında kalmış olduğum FETÖ/PDY’ye ait olan Güven ve Mehmet Ali Şengül isimli erkek öğrenci yurtlarına kampa gelerek katılır ve sınavlara hazırlanırdı ve bu yurtlarda yapılan tüm örgütsel faaliyetlere birlikte katılırdık. Bu şahısla samimi olduğumuzdan dolayı yapmış olduğumuz sohbetler esnasında kendi ağzından önceki tarihlerde FETÖ/PDY’ye ait olan öğrenci evlerinde kaldığını birçok kez bana anlatmıştı. Bu şahsın FETÖ/PDY içerisinde faaliyet gösteren şahıslardan olduğunu bu şekilde bilirim. Kendisinin Tokatlı olduğunu biliyorum…” şeklinde beyanda bulunarak davacı …’ı net ve kesin bir şekilde teşhis etmiş olduğu görülmektedir.

Mühendis olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı Devlete Karşı Suçlar ve Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülen … numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 24/10/2016 tarihli tanık ifade tutanağı:
“Ben halen … kurumunda endüstri mühendisi olarak görev yaparım. FETÖ/PDY üyeliği kapsamında hakim/savcılar hakkında yürütülen soruşturmada eşim … şüpheli olarak soruşturulmaktadır. Bugün eşimin ifadesinin alınacağını öğrenerek Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına geldim. Soruşturma savcısıyla yaptığım görüşmede yapı hakkında bildiklerimi anlatmaya karar verdim. Ben bugüne kadar bu yapı dahilinde hiç bulunmadım. Eşim ile ilkokul 2. sınıftan beri tanışırız. Evliliğimiz tamamen kendi insiyatifımiz ile gerçekleşmiştir dedi ve tanığa bildikleri SORULDU: Tanıklıktan çekilme hakkında bilgi sahibi oldum. Bildiklerimi anlatmak istiyorum. Eşim yaklaşık 2.5 aydır Sivas E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumünda tutukludur. Eşim cezaevindeyken üniversiteden arkadaşı olduğunu bildiğim …, ile Whatshapp üzerinden sesli görüştüm. Kendisi bana … isimli kişinin eşim M. ve …’dan sorumlu olduğunu söyledi. Anladığım kadarıyla … isimli kişi eşim ve eşimin arkadaşı Zekeriya ile hakimlik/savcılık mesleğine başladıktan sonra ilgileniyormuş. Yani eşimin 2012 sonrası yapıdan ayrılması sebebiyle tekrar kazandırmaya çalışıyormuş. Ben baştan beri bu tarz şeylere karşıyım. Eşimin dahil olduğu süreçte de dahil olmaması yönünde defalarca telkinde bulundum. … ile whatshapp yazışmalarımı dosyaya delil olarak sunmak isterim dedi ve tanığa ait İphone marka 6 plus model içerisinde … numaralı hattın takılı olduğu altın sarı renkli cep telefonu teslim alındı…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsın, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında açılan kamu davasının 09/11/2017 tarihli 1. Celsesinde yaptığı savunmanın yer aldığı duruşma tutanağı:
“… 2007 yılında Selçuk üniversitesi hukuk fakültesini kazandım. Babam bu yıllarda okulun eğitim sistemini beğendiği için yine Konya ilinde bulunan Fetöye ait Şengül Erkek Öğrenci Yurdu adlı bir yurda beni kayıt ettirdi. Üniversite birinci sınıfta bu yurtta kaldım ancak yurttan memnun değldim eve çıkmak istedim bu nedenle üniversite 2.,3. ve 4. sınıflarda fetöye ait evlerde kaldım… 2011 yılında hukuk fakültesinden mezun oldum ve memleketime döndüm. 1-2 ay sonra kariyet görüşmesi için B. adlı şahıs beni aradı ve Ankara ilinde hakim savcılık sınavlarına çalışma evi oluşturulduğunu gidip gitmeyeceğimi sordu bende ramazan ayı olması nedeniyle gidemeyeceğimi, ramazandan sonra gidebileceğimi söyledim. Ramazan ayı bitince Ankara’ya gittim burada beni 13. Dönem hakim adayı … karşıladı ve Keçiören’de bulunan hakim savcılık sınavına hazırlanma evine götürdü. Burada … adlı şahıslar ile kaldım ve 4 ay boyunca sınava hazırlandık. Hiçbirimiz idari yargı sınavını kazanamadık. …, … ve ben adli yargı sınavını kazandık… Diğer kalan dördümüz mülakatlara hazırlandık ve hepimiz mülakatlardan geçtik. 2012 Nisan ayında Bakırköy adliyesinde staja başladım. Benim Bakırköy adliyesini tercih etme nedenim örgütün beni bu şekilde yönlendirmesi idi. Bakırköy adliyesinde staj yaparken C.savcısı …, Konya savcısı …, Şuhut hakimi … ve yargıtay tetkik hakimi … ile birlikte bir evde kaldık. İlk akademi döneminde Ankara ilinde Demetevler semtinde tutmuş olduğumuz evde …, …’nin daha önceden tanıdığı … (Yıldızeli hakimi), … (Mut savcısı) ve … ile birlikte bir ay boyunca kaldık. Yargıtay stajında yine Ankara ili Gölbaşı semtinde tutmuş olduğumuz evde …, …, … ve … ile birlikte iki ay boyunca kaldık…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait, Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı Devlete Karşı İşlenen Suçlar ve Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülen 2016/8085 numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 24/10/2016 tarihli şüpheli için ek ifade tutanağı:
“…2007 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Aynı yıl Konya iline gittiğimde KYK yurtlarına müracaatta bulundum. Yurt çıkmaması üzerine daha evvel dershaneden tanıdığım hocamın irtibatımızı koparmayalım söylemi üzerine beni buldular ve Konya’da bulunan Mehmet Ali ŞENGÜL yurduna yönlendirdiler. Bu yurda gittiğimde açık kimlik bilgilerini hatırlayamadığım birisi ile görüştüm. Bu kişi benimle kısa bir mülakat yaptı ve benim evlerde kalmam gerektiğini söyledi … Mahallesinde bulunan … durağı yakınında bulunan … Sitesinde bulunan bir daireye yerleştirdi. Bu evde yaklaşık 2 yıl kaldım… 2009 yılında bu evden ayrılarak eski evimin yakınına düşen açık adresini hatırlayamadığım … Apartmanına taşındım. Bu evde daha evvel ifademde belirttiğim ve üniversiteden arkadaşlarım olan …, … ve önceki ifademde belirtmeyi unuttuğum aşçılık 1. sınıfta okuyan Çorumlu … isimli kişi ile kalmaya başladım. Bu ev ile ilgilenen kişi … idi. Bu evde 1 yıl kaldıktan sonra yakınında bulunan … Kent Sitesi’nde bulunan bir eve geçtim. Bana bu evimin değişeceğini … iletmişti. Son sınıfta kaldığım bu evde soyismini hatırlayamadığım Bafra’lı …, Kırşehir’li İnşaat mühendisliğini okuyan … ile kaldım. Bu evin ev abisi … idi. Kaldığım bu evlere hukuk bölgesi denmiyordu. Ayrı bir hukuk bölgesi olduğunu duymuştum fakat ayrıntısını bilmiyorum. Ben bu evlerde kira karşılığı kaldım. Kiranın tamamını biz ödemiyorduk fakat tamamına yakın kısmını ya da belirli dönemlerde değişik miktarlarda ödeme yapıyorduk. Bu paraları ev abisine elden teslim ederdik. Evin yiyecek ihtiyaçları gibi ihtiyaçlarına dönem dönem yardım yada burs gibi yardımlar oluyordu. Bunları kimin getirdiğini ben görmedim fakat esnafların getirdiğini biliyorum… şüpheliye hakim/savcılık sınavı çalışma evleri SORULDU: Ben 2011 yılı Haziran ayında mezun olarak memleketim olan Samsun ili Vezirköprü ilçesine gittim. Burada hakimlik/savcılık sınavı hazırlıklarına başladım. Ağustos ayı sonlarında o dönemki kullandığım cep telefonunu ankesörlü hattan bir numara aradı. Kendisini Z. ismi ile bana tanıttı (bu kişinin isminin … olduğunu ve 13. Dönem hakim/savcı adayı olduğunu daha sonra öğrendim) ve beni Ankara’da bulunan hakim/savcılık sınavı çalışma evlerine davet etti ve bir hafta içerisinde beni arayacağını, karar vermem gerektiğini söyledi. Kendisi ile bir hafta sonra tekrar görüştüm, memlekette verimli olarak ders çalışamamam sebebiyle teklifini kabul ettim. Devamında Ankara iline gittim. Kendisi beni Aşti’de karşılayarak Keçiören semti Aktepe mevkiinde bulunan açık adres bilgilerini hatırlamadığım fakat görmem halinde tanıyabileceğim bir eve yerleştirdi. Evin karşısında srebrenitsa parkı olduğunu hatırlıyorum. Bu evde sınav tarihi olan 26 Aralık 2011 tarihine kadar şuan savcı olduğunu bildiğim …, …, … ile şuan idari yargı hakimi olduğunu bildiğim … ile kaldım. Bu eve en son ben yerleştim. Eve gittiğimde isimlerini verdiğim şahıslar bu evde sınava hazırlanmaya başlamışlardı. Bu ev normal bir apartman dairesiydi. Evde sabit telefon bulunmazdı. Yemekler nöbet usulüne göre evde kalanlarca hazırlanırdı. Ev 3+1’di. … ve ben aynı odada kalırdık, diğerleri tek kalırlardı. Eve giriş çıkış saati sınırlandırması yoktu. Bu evde cep telefonunu kullanmak yasaktı. Eve yerleştiğimde üzerimde bulunan şuan hatırlayamadığım GSM hattım ve … marka cep telefonumu ismini … olarak bildiğim … benden teslim aldı. Telefonumu evden ayrıldığımda bana geri teslim etti. Benim hazırlık döneminde şuanki eşim ile görüşmem sebebiyle üzerimde 2 adet cep telefonu vardı. Bunlardan birisini teslim ettim, teslim etmediğim … marka ve şuan el konulan cep telefonumu teslim etmeyerek bu süreçte eşimle görüştüm. Şuan GSM numarasını hatırlamıyorum. Benim cep telefonu kullandığımı evde kalanlar bilmezdi. Zekeriya ile aynı odada kalmam sebebiyle sadece o bilirdi… Ben o dönem cep telefonlarımızın toplanma sebebinin düzgün ders çalışabilmek olarak düşünüyordum. Bu sebeple karşı çıkmadım. Evde kaldığım dönemde haftada birgün … kod adlı … isimli kişi eve geliyordu. Bu kişi bizim kaldığımız evin sorumlusuydu. Kendisinin … Dönem hakim/savcı stajyeri olduğunu biliyorum. … her hafta eve gelerek çetele tarzında bize ne kadar çalıştığımızı ve neler yaptığımızı sorardı. Kendisi ile çay muhabbeti tarzında muhabbet ederdik. Evin ihtiyaçlarını tamamen biz karşılardık, … her ay bizden kira parası olarak para toplardı. … KOD adlı … ayda bir kez eve gelirdi. Ben …’nin bir üst abisinin H. olduğunu biliyorum. … de … gibi bizimle sohbet ederdi… Sınavı kazandığımın belli olması üzerine Vezirköprü adliyesinde staja başladım. 1.5 ay sonra ilk akademi eğitimi için Ankara’ya geldim ve … ile birlikte 1 hafta polis evinde kaldıktan sonra çalışma evinden tanıdığım … ile görüştüğümde kendisine eve çıkarlarsa bizi de davet etmelerini söyledik. Devamında Demet evler semtinde bulunan 2. Cadde üzerinde açık adresini hatırlayamadığım eşyalı evde …, …, …, … ve diğerleri gibi Bakırköy adayı soy ismini hatırlayamadığım … ile yaklaşık 1 ay kaldım. Bu evin kirasını … toplardı. Bu evin yapıya ait olup olmadığını bilmiyorum. Çünkü kaldığım süreçte Fethullah Gülen ya da yapıya ait herhangi bir faaliyet olmadı… İlk akademi sonrası tekrar memleketime döndüm ve devamında 2 aylık Yargıtay stajı için Ankara’ya geldiğimde Ankara ili Gölbaşı semtinde bulunan eşyalı evde …, …, …, … ve … ile birlikte 2 ay kaldım. Bu evinde yapıya ait olup olmadığını bilmiyorum. Herhangi bir faaliyet olmadı. Bu evin kirasını da … toplardı. Faturaların kimin üzerine olduğunu bilmiyorum, ev sahibini hiç görmedim tanımıyorum. Son akademi döneminde akademide bulunan tesislerde … ile aynı odada kaldım. Beni bu süreçte yapı dahilinde kimse aramadı. Toplantıya ya da faaliyete çağıran olmadı. Mesleki hayatımda yapıya dahil kişilerle yada yapının istekleri doğrultusunda karar vermem yönünde telkinde bulunan olmadı. Yukarıda bahsettiğim gibi …’nın çalışma evine gelmesi ve kriterleri belirlemesi üzerine ben bu yapıyla gönül bağımı kopardım. Yani 2012 yılı Ocak ayından itibaren bu yapıyla ilgim kalmamıştır… ben 17/25 aralık sürecinden çok daha önce bu yapıyla irtibatımı kesmiştim… YBP’nin ilk toplantısına Ankara’ya çağrıldım. Ancak Ovacık’ta bulunmam nedeniyle ulaşım sorunu sebebiyle Ankara’ya gidemedim. Bu toplantıya gidememe nedenimi o toplantıya giden arkadaşım …’a söylemiştim. Sanırım bu toplantıyı özellikle gitmediğim hususunda yanlış algı oluştu. O yüzden bunu açıklama gereği duydum. Beni 2014 HSYK seçimleri öncesi Tunceli Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı … arayarak bağımsız adaylara oy istedi. Kendisi bağımsız adayları tanıdığını ve bu kişileri desteklememiz yönünde talepte bulundu. Yukarıda isimlerini vermiş olduğum kişilerden HSYK’nın ilk açığa alma listesinde isimleri bulunanları biliyorum. Fakat 2. listede kendi ismimin de bulunması ve bu süreçten sonra tutuklu bulunmam nedeniyle diğer isimlerin görevde olup olmadıktan hakkında bilgi sahibi değilim. Ben samimi duygularla yapı içerisinde bulundum. Yapı içerisindeki faaliyetlerimin örgütsel olduğunu ve herhangi bir suç işlediğim düşünmüyorum, fakat soruşturma ya da yargılama aşamasında eylemlerimin örgüt üyeliği suçuna vücut verdiğinin değerlendirilmesi halinde yukarıda vermiş olduğum samimi beyanımın göz önüne alınarak etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isterim…”
Davacı tarafından; …, …, …, …, …, … ve … adlı tanıkların, söz konusu örgüt ile olan irtibatını 2012 yılında kestiğini beyan ettikleri, … adlı tanığın ise hakkında yürütülen adli soruşturma kapsamında suçtan kurtulma amacıyla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun olduğu, … sicil numarasıyla 13/04/2012 tarihinde Amasya adli yargı hakim savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 17/07/2013 tarihli kur’a kararnamesiyle Mut (Silifke) Cumhuriyet savcılığına atandığı ve 30/04/2014-24/06/2016 tarihleri arasında Mut (Silifke) Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … tarih ve … sayılı kararnamesiyle Ayancık (Sinop) Cumhuriyet savcılığına atandığı ve 24/06/2016 tarihinden dava konusu karar ile meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar Ayancık (Sinop) Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı görülmüştür.
Söz konusu hizmet cetveli, tanık beyanları ve davacının Tokat Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadesi birlikte değerlendirildiğinde; tanık beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu, davacının verdiği ifadenin de bu beyanları desteklediği görülmüş olup, tanık ve davacı beyanlarının, davacının, değişik tarihlerde yapı ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite sınavına hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversite döneminde örgüte ait ev ve yurtlarda kaldığına, örgüt tarafından sohbet adı verilen toplantılara katıldığına, örgüt tarafından yapılan kariyer görüşmelerine katıldığına, akademisyenlik teklif edildiğine, hakim savcı olmayı beyan etmesi üzerine hakim savcılık sınavlarına yönlendirildiğine, bu kapsamda hakim savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, mülakat döneminde ve staj döneminde de örgüte ait evlerde kaldığına, 2014 HSK seçimleri döneminde örgütün sözde bağımsız adayları için oy talep eden … adlı yargı mensubunu adliyede gezdirdiğine ve örgütün sözde bağımsız adayı … lehine yargı mensuplarından oy talep ettiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık beyanları ile davacının Cumhuriyet Başsavcısı ve müdafi huzurunda verdiği ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Öte yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen ve 06/08/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına giren 01/08/2018 tarihli 1. savunmaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki istemin yanında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve …sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,14/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.