Danıştay Kararı 5. Daire 2017/4378 E. 2020/5791 K. 14.12.2020 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/4378 E.  ,  2020/5791 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4378
Karar No : 2020/5791

DAVACI : …

DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun …tarih ve …sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların tesisine gerekçe olarak gösterilen FETÖ/PDY terör örgütüne hiçbir mensubiyeti, iltisakı ya da irtibatı bulunmadığı, kararlarda kendisi ile ilgili kişiselleştirme yapılmadığı, savunmasının alınmadığı, bu şekilde savunma hakkının ihlal edildiği, disiplin hukuku mevzuatında açıkça yer verilen kurallara aykırı hareket edildiği, konu ile ilgili olarak hakkında soruşturma açılmadığı, masumiyet karinesinin, isnadı öğrenme hakkının, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlal edildiği, isnat edilen eylemler ile meslekten çıkarma kararı incelendiğinde suçun unsurlarının oluşmadığının görüleceği, dava konusu kararların şekil, konu, sebep unsurları yönünden sakat olduğu ileri sürülmektedir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu kararın dayanağı olan 6749 sayılı Kanunun 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi yönünde karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’IN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı kararının iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
Tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
Dava dilekçesinde, anılan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin, sadece bu kararların davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından iptal istemi bu yönden incelendi.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. …”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, …. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. … ” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, …. hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve idari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …. hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca …. meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan 23.01.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile meslekten çıkarılan davacının bu kararın yeniden incelenmesi için yaptığı başvuru anılan Kurulun …tarih ve …sayılı kararıyla reddedilmiştir.
667 sayılı KHK’nin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği belirtilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde, “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Davacı tarafından, savunma hakkı verilmeden meslekten ihraç edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarma, usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukuka ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.
Dosyanın içeriği ve davalı idarece sunulan CD’lerde yer alan bilgiler ile ifadesi alınan şüpheli/tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda davacının bu örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararında ve bu kararın yeniden incelenmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin anılan Kurul kararının davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Kaldı ki davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, … Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararla; suçu sabit görülerek “6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına” hükmedilmiştir.
Diğer taraftan söz konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında davacının bu kararlar nedeniyle parasal haklarından yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden olayda tazmini gereken bir hak bulunmamaktadır.

Belirtilen nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3/1. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
…tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından …tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla; “…Yargıtay … Ceza Dairesi’nin …tarih ve …Esas, …Karar sayılı kararında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1, CMK’nın 150/3 ve 3713 sayılı Kanunun 3 ve 5. maddeleri uyarınca “Terör Örgütüne Üye Olma’ suçundan yargılanan sanıkların yargılamaları sırasında müdafi bulunmasının zorunlu olduğunun kabul edilmesi, CMK’nın 188/1. maddesinde, duruşmada kanunen hazır bulunması gereken kişiler arasında zorunlu müdafinin de sayılması, 289/1-e maddesinde, duruşmada kanunen hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılmasının hukuka kesin aykırılık nedeni olduğunun ifade edilmesi ve 280/1-d maddesinde, bu hususun mutlak bozma nedeni olarak gösterilmiş olması karşısında kendisini vekil ile temsil ettirmeyen sanığa [davacıya] müdafi tayin edilmeksizin yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi, Yasaya aykırı ve istinaf eden sanığın [davacının] itirazı bu itibarla yerinde görüldüğü” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Bozma kararı üzerine yapılan yeniden yargılama sonucunda …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 03/02/2020 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 16/08/2018, 13/09/2018 ve 12/07/2019 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri, 23/12/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.N.D.’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/01/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “… …isimli şahıs yanlış hatırlamıyorsam Sakaryalı idi, Konya Selçuk Üniversitesi mezunu idi, yanlış hatırlamıyorsam 2009 yılında mezun olmuştu, benimle birlikte sınavlara hazırlanmak için çalışma evinde kaldı, ben sınavı kazandıktan sonra mülakat evine geçtim, …’ın çalışma evine devam edip etmediğini, yapı içerisinde kalıp kalmadığını bilmiyorum. Ancak 15 Temmuz’dan sonra açığa alındığını duydum. Görsem teşhis edebilirim…”
Bununla birlikte aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 20/01/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı …’ı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ç.S.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 02/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…Ben sınavı kazandıktan sonra yani 25 Aralık 2010 tarihinden sonra kaldığım ev mülakat evi oldu. Bu evde A.B.T., Konya Hukuk Mezunu …, Marmara Hukuk Mezunu N.K. ile birlikte kaldığımı hatırlıyorum. Mülakat sınavı Ocak sonu yada Şubat başıydı diye hatırlıyorum…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Ben eve ilk yerleştiğimde Ser Murakıp yani murakıbın üstü olan kişi yoktu. Murakıptan kasıt denetçiydi. Yukarıda bahsettim. Ser Murakıp nadiren geliyor ve derslerimizi soruyordu, kaç saat çalıştığımızı soruyorlardı. Bize soru çözdürüyorlardı. İlk başta kitaptan konuyu okuyorduk daha sonra o bölümle ilgili soruları çözüyorduk. Genelde İ.E. diye hatırladığını hukuk mezunu yazarın kitaplarından çalışıyorduk. Dini sohbetler çalışma evlerinde pek olmuyordu. İstersek kendi aramızda yapıyorduk. Bu evde yaklaşık günlük 10-12 saat ders çalışıyorduk. Bu evdeki sistemle diğer evdeki sistem aynıydı. Ben bu evde sınava hazırlandıktan sonra bu evde A.T. ile sadece ben 25 Aralık 2010 tarihinde yapılan Adli Yargı sınavını kazandık. A.T. da ben de İdari Yargı sınavını kazanamadık. Sınavlar bittikten sonra bu evde kamp yapıldığım hatırlıyorum, ancak ben bu kampa katılmamıştım. Memleketime gitmiştim. Memleketime gittiğimde kazandığım sınav açıklandı, daha sonra yanlış hatırlamıyorsam bu evdeki murakıp olan …kod adlı N. beni mülakata hazırlanmak amacıyla mülakat evine çağırdı. Tekrardan Ankara’ya gittiğimde bu ev A. ve ben dışında kazanan olmadığı için mülakat evi oldu. Bu eve A.T. ve ben dışında …, N.K. ve A.K. isimli şahıslar vardı. Bu evin mülakat evi olarak kullanıldığı dönemde yine murakıp olarak …kod adlı N., Ser Murakıp olarak …kod adlı Ö. isimli bayan yapıyordu. Bunlar değişmemişti.
…isimli şahıs Konya Hukuk Fakültesi mezunudur. 13.Dönem Adli Yargı Hakimidir. Memleketini hatırlamıyorum. Mülakat evine gelmeden önce de yapıya ait çalışma evlerinde kaldığını biliyorum. Kendisini görsem teşhis edebilirim…”
Yine aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 29/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Ayrıca ben daha önceki ifademde 13.dönem hakim savcı olduğunu bildiğim A.P., E.B.Y., G.Ö., R.U., S.İ., S.K.’nın da bu yapıya ait aday evlerinde kaldıklarını staj esnasındaki sohbetlerde duyduğumu beyan etmiştim. Ancak şu an bu beyanımı düzeltmek ve beyanıma ekleme yapmak istiyorum, bizim dönemde ilk ifademde M.G.’nin devre sorumlusu olduğunu belirtmiştim, ancak Ankara’da staj yapan bizim dönemlerden sorumlu olduğunu ve altında üç ev bulunduğunu bildiğim R.U. da Ankara Adliyesinde staj yapan kişilerden sorumlu idi. Hatta bu şahsın üstünde bilmediğim daha önceki ifademde belirttiğini …kod adil ismini sonradan öğrendiğim S.B. isimli şahıs dışında biri vardı. R.U.’nun altında üç tane ev vardı. Bu evlerde kimin ev ablalığı yaptığını ve kimlerin kaldığını tam olarak hatırlamıyorum, ancak bu üç evde kaldığım kesin olarak bildiğim ve daha önceki ifademde yapıya mensup olduğunu duyduğumu beyan ettiğim A.P., E.B.Y., G.Ö., R.U., S.İ., S.K. vardı, Ancak bu şahıslar kesinlikle 13.dönemde R.U.’nun sorumlu olduğu evlerde kalıyorlardı, ilk ifademde gözaltında uzun kalmam ve yorulmam nedeniyle bu şahıslar hakkında duyuma dayalı bilgim olduğunu söylemiştim, ancak dinlenip düşününce bu hususları hatırladım, ayrıca bu hususlar ilk ifademde bana sorulmadı. Bu nedenle bu kişiler yönüyle bu ifadem daha doğru ve nettir, bu ifademin dikkate alınmasını istiyorum. Ayrıca bu şahıslar dışında R.U.’nun sorumlu olduğu üç evde kalan hatırladığım başka şahıslar da vardır, bunlar; …, D.A., G.P., H.Ş., N.A.’dır.
…isimli şahıs ile aynı çalışma evinde kaldığımı daha önceki ifademde belirtmiştim ve teşhislerimi yapmıştım…”
Bununla birlikte aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 09/11/2016 tarihli teşhis tutanağında …olarak belirttiği kişiyi, davacı … olarak kesin ve net bir şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/02/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…Ben hukuk fakültesini bitirdikten sonra hakim ya da savcı olmak istiyordum. Kaldığımız öğrenci evine ne iş yaptığını bilmediğim ancak Ankara dan geldiğini bildiğim bir bayan şahıs mezun olmadan önce gelmişti. Şu an şahsı görsem teşhis edebileceğimi zannetmiyorum. Şahıs evde kalanları sırayla odaya çağırarak mezun olduktan sonra ne iş yapmak istediğimizi sordu bende kendisine Hakim olmak istediğimi söylemiştim. Kendisi de bana Ankara ilinde benim gibi Hakim ya da Savcı olmak isteyenlerin kaldığı bir çalışma evinin olduğunu, kalmak isteyip istemediğimi sordu. Bende Hakim olmak istediğim için ders çalışma ortamının daha uygun olacağını düşündüğümden olumlu cevap verdim. 2009 yılında üniversiteden mezun olduktan yaklaşık 1 ay sonra tanımadığım bir numara aradı. Arayan şahıs bana Ankara ya çalışma evine gelip gelmeyeceğimi sordu. Bende olumlu cevap vererek tam tarihini hatırlamadığım bir zaman da Ankara ya gittim. Ankara da AŞTİ’de beni yalnızca bir kez gördüğüm ve görsem hatırlayamayacağım bir şahıs karşıladı ve Keçiören de tam adresini hatırlayamadığım bir eve götürdü. Keçiören de bulunan bu evde yaklaşık 5-6 ay kadar kaldım. Kaldığım bu süre içerisinde Aralık- 2009 da yapılan Hakim ve Savcılık Sınavını kazanamayınca Nevşehir’e dönmüştüm. Keçiören’de kaldığım bu evde benimle birlikte; A.N.E., S.Ö., soyismini hatırlayamadığım …isimli bir şahıs, M.G., …, soyismini hatırlamadığım F. N. isimli bir şahıs ile birlikte kalmıştım. Aklıma yeni biri gelirse daha sonra paylaşacağım. Ayrıca Kaldığımız bu evelen …kod isimli Ö. isimli bir şahıs sorumlu idi. Bu şahsın üstünde kim vardı bilmiyorum. …
…: Sakaryalı olduğunu hatırlıyorum. Anne ve babasının vefaat ettiğini biliyorum. Nerede görev yaptığını bilmiyorum. Evlenmiş ise soyismi değişmiş olabilir ancak görsem teşhis edebilirim…”
Aynı şahsa ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve gittiğimde evin murakıbı Sıla kod adlı Ö.’ydü. Bu evin ser murakıbını hiç hatırlamıyorum, Bu evin ser murakıbı eve gelip gitti mi tam olarak hatırlamıyorum. Ya da olduğundan bile emin değilim. Ben bu eve gitiğimde bu evde A.N.E., …, S.Ö., E.B. adlı şahıslarla birlikte kalmaya başladık. Bu evin telefon hattının öncelikle E.B. adına kayıtlı olduğunu, kısa bir süre sonra A.N.E. isimli şahsın adına açıldığım biliyorum ancak bunun ne için yapıldığını bilmiyorum. Diğer faturaların kimin adına kayıtlı olduğunu, bu evi kimin kiraladığını bilmiyorum, Bu evde bulunan kişilerin tamamı 2009 yılı sonbahar döneminde yapılan adli yargı sınavına hazırlandı. Bu sınava girdikten sonra aynı evde 1 hafta kadar kitap okuma kampında kaldık, sonra memleketlerimize gittik. Ben sınavı kazanamayacağımı düşündüğümden tekrar aynı eve sınavı hazırlanmak için geldim. Geldiğimde girmiş olduğum sınav açıklandı, hu evde sınavı E.B. ve A.N.E. kazandı. Bunlar dışında evde bulunan ben, S.Ö., …kazanamadık. Daha sonra bu evden A.N.E., E.B. sınavı kazanarak ayrıldı. Bu evden …ve S.Ö. ayrıldı. Bunların yerine M.A., A.Ö., Y.Ç. ve F.K. geldi. … Bizim dönemde M.A. dışında diğer devreci olan R. isimli şahsın evinde kaldıklarını bildiğim 13.dönemden kişiler vardır. Ancak bunların kaç evi vardı, sorumluları kimdi bunlurı bilmiyorum. 13.dönemde R. isimli şahsın sorumlu olduğu olduğu evlerde kalan kişiler: …, A.P., H.Ş., G.P., S.İ., D.A., E.B.Y., G.Ö., N.A., A.D. isimli şahıslar vardı…”
Aynı şahsa ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…23- …: Bu şahsın Sakaryalı olduğunu hatırlı yorum. Bu şahsın hangi üniversite mezunu olduğunu hatırlamıyorum. Birlikte hakim savcı çalışma evinde kaldık, M.A. yla birlikte devre sorumlusu olan R. isimli şahsın hakim savcı staj evlerinde kaldığım biliyorum, başkada bir bilgiye sahip değilim. Görsem teşhis edebilirim…”
Bununla birlikte aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 11/10/2017 tarihli teşhis tutanağında …olarak belirttiği kişiyi, davacı …olarak kesin ve net bir şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.’ye ait, Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Katıldığım sınıf sohbetlerinde Üniversitenin son sınıfında 2012 yılında mezuniyet tarihine yakın bir tarihte 2 kez sohbet toplantısına gelen görsem tanıyabileceğim …kod ismini kullanan ve o dönem hatırladığım kadarıyla adli yargıda hakim adayı olduğunu bildiğim bir şahıs benimle ve bazı kişilerle üniversiteden sonra meslek tercihimin ne olacağına dair görüşme gerçekleştirdi. Bende hakim olmak istediğimi söyledim, sınava hazırlanmak için nasıl çalışılacağına dair yardımcı olmamızı, kalacak yer temin etmemizi ister misin diye sordu, yurtta kalarak hazırlanabileceğimi söyledi, bende teklifini makul karşıladım. Zira kalabalık bir aileye mensubum, evli olan erkek kardeşim de bizimle birlikte yaşamaktadır. Ailemin yaşadığı ev ortamında ders çalışmak için uygun bir ortam bulunmuyordu. Bu şahıs hatırladığım kadarıyla kuradan Diyarbakır’ın bir ilçesine atanmıştı. Kilolu, kısa boylu bir bayandı, bekar olarak atandığını biliyorum, hatta kötü bir yere kura çektiği için kura günü kendisiyle röportaj yapılmıştı, bende kendisini televizyondan görmüştüm. Mezuniyetten sonra bu şahıs benimle telefonla irtibat kurarak hakimlik sınavına hazırlanmak üzere beni Ankara’ya davet etti, bende bunun üzerine Ankara’ya gittim, Ankara’da beni karşıladı. Beni Keçiören Hasköy’de bir eve yerleştirdi ben kendisine yurtta kalacağımı söylediğimi hatırlattım, ancak evde daha iyi çalışacağımı söyleyerek geçiştirdi. Bu evde benden başka benimle aynı dönem, hakimlik sınavını kazanan B.B.K.K., E.U. ve hakimlik sınavı sonuçları açıklanmadan önce Adalet Bakanlığı’nda uzman yardımcılığı sınavını kazanması nedeniyle orada işe başlayan E. isimli bir şahıs da kalıyordu. …beni bu eve yerleştirdikten sonra benimle bir daha temas kurmadı. Kaldığım evle o tarihte kod isim kullanan gerçek ismini Fatsa’ya atandıktan sonra Ordu’da hakim olarak çalışıyor olması nedeniyle öğrendiğim …isimli şahıs ve daha sonra İzmir Ödemiş’e hakim olarak atandığını ve ismini G. olarak bildiğim şahıslar ilgileniyordu. Bu şahıslar konuşmalarından anladığım kadarıyla benim kaldığım ev gibi birden çok evle ilgileniyorlardı. Evde 2-3 hafta kadar kaldıktan sonra Keçiören merkezde başka bir eve geçtik. Hatta bu ikinci eve …, sonradan eşi olduğunu öğrendiğim erkek bir şahıs ile gelerek siyah renkli bir araçla götürmüştü. Bu eve E. isimli şahıs gelmemişti, ancak yine aynı dönem hakim adaylığına girdiğimiz T.Y. katılmıştı, geçtiğimiz bu ikinci evden sorumlu olan şahıs bizimle aynı evde kaImayan E.A. isimli o dönem hakim adayı olan ve kod isim kullanan bir şahıstı, …ise bizim evinde içinde bulunduğu bir kaç evden sorumlu olan bir şahıstı, E. her hafta bulunduğumuz eve geliyordu. Zaman zaman sohbet veriyordu, aynı zamanda hakimlik sınavına çalışma sistemimizi ve çalışma sürelerimizi denetliyordu. …ise hatırladığım kadarıyla 3 hafta da bir geliyordu. Geldiği zamanlarda bazen sohbet verdiği oluyordu. …’in de kod isim kullandığını hatırlıyorum. Sınava hazırlandığımız bu evde piyasada satılan ders ve sınavlara hazırlık kitaplarının yanında üzerinde elmas simgesi olan “…” ibaresi bulunan beyaz karton kapaklı bir soru bankası da bulunuyordu. İçinde her dersten sorular mevcuttu. Bu soruları sınavlara yönelik oluşturduğumuz bir gurubun derlediği sorular olduğunu söylüyorlardı. Bahsettiğim bu kitabı evin dışına kesinlikle çıkarmamızı söylüyorlardı. Telif hakkının olmadığından bahsediyorlardı, bu nedenle sıkıntı olabileceğini söylüyorlardı. … Ben eşimle staj yaptığım dönemde evlenmiştim, eşim Fatsa hakimi olarak görev yapıyordu, eş birleştirmesiyle Fatsa’ya tayin oldum. Fatsa’ya atanmam üzerine N. Fatsa’da eşimin görüştüğü (sonradan bu şahsın Ordu Savcısı M.S.C. olduğunu öğrendim) şahıs üzerinden benimle irtibat kurulacağını söyledi. Bu nedenle beni başkaca herhangi bir kimseye yönlendirmedi ya da tanıştırmadı. Fatsa’ya geldiğimde eşimle M.S.C.’nin ilgilendiğini öğrendim, bu şahıs eşiyle birlikte evimizde bizi ziyaret etti, bizde onların evine bir kaç kez gittik. Ancak eşimin her katıldığı toplantıda ben bulunmadım. M.S.C.’nin eşi beni sınava hazırlanma evine yerleştiren ve o dönem şuan hatırlamadığım bir kod isim kullanan …idi. …’lere ait eve gittiğimiz dönemlerde bekar erkek hakim savcılar da oluyordu, onlar ayrı bir odada oturup sohbet yapıyorlardı, sohbeti bildiğim kadarıyla S. bey veriyordu. Biz ise bayanlar olarak …’le birlikte oturuyorduk, …’in kız kardeşleri dışında başka kimse olmuyordu. S. bize risaeli nur, kuran, Fethullah Gülen’e ait kitapları okumamızı söylüyordu, ancak biz bayanlar olarak bu tarz bir etkinliğe girmemiştik. S.’nin eşimden himmet aldığını biliyorum. Ancak söz konusu ödemeyi eşimin yapıyor olması nedeniyle …benden himmet istememişti. Bize ve …’e ait ev dışında başka bir yerde görüşmemiştik, sadece bir keresinde 2 aile olarak balık yemeye gitmiştik, …’in Ordu’da başka bayan hakimlerle FETÖ etkinliği çerçevesinde temas kurup kurmadığını bilemiyorum…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.U.G.’ye ait, Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Üniversite son sınıfta iken dersleri başarılı olan hukuk fakültesi öğrencileri ile ayda bir kez görüşmeye Ankara’dan İzmir’e bir bayan şahıs geliyordu. İsmini N. olarak biliyordum. Fakat gerçek adının bu olup olmadığını bilmiyorum. Bu şahıs bize Ankara’da evimiz var bu evde hakimlik sınavına hazırlanabilirsin dedi. Benden başka benimle beraber aynı sınıfta olan ve Sivas’lı olduğunu bildiğim soy adını bilmediğim K., yine aynı sınıfta olduğumuz S.D. isimli şahsa da bana söylediği gibi hakimlik sınavına hazırlanabilecekleri ev temin edeceğini söyledi. N. bana irtibata geçeceğini söyledi fakat uzun bir süre irtibata geçmeyince ben kendi evimde internetten aldığım hazırlık setleriyle hakimlik sınavına hazırlanmaya başladım. Ağustos ayında N. isimli şahıs benle irtibata geçti. Ankara’da evimiz var burada daha iyi hazırlanırsınız dedi. Ben de kabul ettim. O seneki Ramazan bayramını memlekette geçirdikten sonra babamla beraber Ankara’ya geldik. N. bana Ankara’da bir bayan şahsın alacağım söyledi. AŞTİ’de babamla beraber danışmanın önünde bekledik. Bizi hayatımda hiç görmediğim bir şahıs geldi, bizi alarak Hasköy’de bir eve götürdü. Babam evin önünden ayrıldı. Bu şahıs bana adını söylemedi. Zaten bu şahsı bir kere gördüm. Hasköy’e beni bıraktıktan sonra da kendisi ayrıldı. Hasköy’deki görünce bilebileceğim bir evde bir gece kaldım. Evde benden başka dört beş kişi vardı. Bu şahıslar da hakimlik smavına hazırlanan şahıslardı. Bunlardan B.K. ( evlendikten sonra B. oldu), B.B.K. isimli şahıslarla beraber yine tanımadığım bir şahıs bizi alarak hakimlik sınavına hazırlanacağımız Keçiören Belediyesinin karşısında bulunan ve altında dershanelerin olduğu binadaki bir eve yerleştirdi. Bu evde bizden başka üç kişi daha vardı, T.A. ( daha sonra evlendi ve soy adı Y. oldu, Yargıtay’da Tetkik Hakimiydi), yine T. isimli bir şahıs vardı. Onun soy adını bilmiyorum. Zaten bu şahıs sınavı kazanamamıştı. Bir de H.Ş. diye bir şahıs vardı. Bu şahıs da sınavı kazanamadı. Hakimlik sınavına hazırlandığımız evde eşyalar kuruluydu ve biz hiç para vermedik. Evin sadece elektrik, su doğal gaz ve yiyecek içecek masraflarım ödüyorduk. Evimize her hafta meslekten bir şahıs geliyordu. Bize ne kadar çalıştığımızı soruyordu. Ayrıca bize kısa sohbet yapıyordu. Bizim eve her zaman kendisini Esma olarak tanıtan adının sonradan E.A. olduğunu öğrendiğim bir şahıs geliyordu. Bu şahıs evlendi soyadı hatırladığım kadarıyla S. oldu. Kendisi hakim de ben hakimlik sınavına çalışırken hakim adayıydı. Sonradan atandı. E.A. (…) kendisini Murakıp ( kısaca mur derdik) olarak tanıtıyordu. Murakıpın üstünde Ser Murakıp vardı. Bu ser murakıp ayda bir kere bizim eve geliyordu. Adını …olarak tanıtmıştı. Bu şahsın Bingöl’e atanınca isminin …olduğunu öğrendim. Hasköy’de bulunduğumuz evden Keçiören’de kalacağımız eve getiren şahıs da …olduğunu öğrendim. …’in …olduğunu Bingöl’e gelince öğrendim. Bu evde cep telefonu kullanmak yasaktı. Sabit bir telefon vardı ve biz dışarıyı aramıyorduk. Aileler bizi arıyordu…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.K.Ö.’ye ait, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 11/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…Yozgat İli Akdağmadeni ilçesinde liseyi bitirdim, üniversiteyi Selçuk Üniversitesinde Hukuk Fakültesinde okudum, Cumhuriyet Devlet Yurdunda eğitim süresince kaldım, yurtta ve okulda bu gruba yakın olduğunu bildiğim arkadaşlarım oldu. …vardı, …HSYK tarafından yayınlanan 1. Listede ismi vardı, bu kişi eğitim süresi boyunca bu grubun evlerinde kalıyordu. Bir de yine bu listede olan ismi H. olarak bildiğim ancak soy ismini hatırlayamadığım, şuanda da soyismini değiştirmiş olduğunu bildiğim kişi vardı. Bunlardan başka cemaate yakın olarak bildiğim yargı mensubu veya diğer meslek gruplarından tanıdığım yoktur. Bu arkadaşların evlerine de birkaç defa yemek yemek amacıyla, ders çalışmak amacıyla gittiğim olmuştur. Bu iki arkadaşım bana karşı herhangi bir etkileşim kazanma ve benzeri tarzda bir yaklaşımları olmamıştır. İlçede Maltepe Dershanesi vardı, yine Fetullah Gülen grubuna ait olarak biliniyordu, ancak bende mecbur kaldığım için gittim. Ayrıyeten bu grup o dönemde terör örgütü olarak anılmıyordu, yasal bir sakıncası yoktu. Yasemin’i daha sonra eğitim merkezinde gördüm, kendi halinde bir kişiydi, siyasi bir çalışmasını görmedim…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Y.’ye ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…2013 yılının sonbahar ayları idi. 17-25 Aralık sürecinden önceydi. G.G. beni aradı, Ankara’da arkadaşlar ile toplanacağız sende gel dedi. Arkadaş toplantısı olacağını düşünerek izin alıp Ankara’ya gittim. Bunun bir cemaat toplantısı olabileceğini tahmin ediyordum, illegal bir yapı olmadığından o dönem için arkadaşlarımı görürüm maksadıyla gittim. Hatırladığım kadarıyla N.G.A., D.A., E.B.Y. ve G.G. gelmişlerdi. …isimli kişinin kardeşinde toplanıldı. …( …), adaylık döneminde Işık evlerinde kalan bir süre sonra kardeşleriyle birlikte Anne ve Babası olmadığı için ayrı bir eve çıkan Hâkim adayıydı. …’in önceki soyadı …’dir, ancak evlendikten sonra soyadı …olarak değişti. 2013 yılı sonlarındaki bu toplantıda oturup konuştuk, sonra eve misafir geldi, bir kadın bir erkek eve gelerek bizimle tanıştılar, bu kişilerden erkek olan Hâkim’miş, şuan adını hatırlamıyorum. Bayan onun eşiydi fakat isimlerini bilmiyorum. Kod ismi söylediklerini hatırlamıyorum. Bize görev yerlerimizde durumun nasıl olduğunu, herhangi bir şikayetimizin olup olmadığını sordular, o dönemde dershanelerin kapatılma konusu vardı, bunu eleştiren yorumlar yaptılar. Bunun cemaate karşı yapılmış bir operasyon olduğundan bahsettiler, kötü niyetli olduğunu anlattılar. Pkk uzun süredir dershanelerin kapatılmasını istiyormuş, bunları anlattılar. Cemaatin güzel işler yaptığından bahsettiler. Bir daha bu kişileri görmedim. Ankara’da bir gece kaldığımı hatırlıyorum, sonrasında ayrıldım ve alışverişe gittim. …(…) bu cemaat ile bağlantılıdır, geceleyin bu evde kaldım ertesi gün de geri döndüm…”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…Benim devreci M.G.’nin sorumlu olduğu Yenimahalle’deki 13.döneme ilişkin dört staj evi hakkında hatırladıklarım bundan ibarettir, ayrıca yine …KOD ADLI B.E. gibi …KOD ADLI R.A.’nın altında hiç görmediğim, adını soyadını bilmediğim Demetevler’de ki 13.dönem staj evlerinden sorumlu olduğunu bildiğim …KOD ADLI bir şahıs vardı. Bu şahısla benim staj yapılanmasında herhangi bir ilişkim olmadı, ancak sohbet esnasında bu şahsın oradaki evlerden sorumlu olduğunu öğrendim. …KOD ADLI şahsın altında da M.G. gibi devreci olarak adlandırılan 13.dönemde hakim savcı olan R. isimli şahıs vardı. R. isimli şahsın altında da üç yada dört ev olduğunu hatırlıyorum. Bu üç yada dört evden kimin sorumlu olduğunu, kimin hangi evde kaldığını tam olarak bilmiyorum, ancak R. isimli şahsın sorumlu olduğu evde kalanlardan bir kısmını biliyorum. R. isimli şahsın sorumlu olduğu evde kalanlardan bildiklerim arasında A.P., S.Y., H.Ş., D.A., …, …, N.G., E.B.Y., A.D.K., …İSİMLİ ŞAHIS’lar vardı. Yukarıda bahsetmiş olduğum A.D.K.’nin evlenmesi nedeniyle Ankara’da eşi olan S.B. ile birlikte kalıyordu ve staj evlerinde kalmıyordu. Ancak bukişininde devrecisi R. isimli şahıstı. Bu şahsın 13.dönem Ankara staj dönemi yapılanmasında yer aldığını biliyorum. Tam emin olmamakla birlikte staj döneminde eşi ile sorun yaşadığını ve ayrılmak için boşanma davası açtıklarını hatırlıyorum. Boşanma davası açıp eşi ile evlerini ayırdıktan sonra staj evlerinde kalmış olabilir, bundan tam emin değilim. Ancak ayrıntısı hakkında bir bilgim yoktur. Yukarıda bahsetmiş olduğum …İ’nin bir müddet staj evinde kaldığını, sonrasında da kardeşlerini Ankara’ya getirerek ayrı bir eve çıktığını hatırlıyorum, yanlış hatırlamıyorsam sohbetlerden duyduğum kadarıyla …’nin anne babası da yoktu. Bu nedenle kardeşlerini getirip ayrı bir eve çıktığını hatırlıyorum. Ancak ayrı eve çıksa da staj yapılanması içerisinde yer aldığını biliyorum. … …isimli şahsın yapı aracılığıyla tanıştığı ismini bilmediğim şahısla evlendi. Bu evliliğe kimin aracılık ettiğini bilmiyorum. Bu hususu sohbet esnasında öğrendim…”
Aynı şahsa ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/01/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…81-…: Nereli olduğunu ve hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu bihniyorum. Buğday tenli Kumral saçlı orta boylu normal kilolu açık bir bayandır. …ile 13. Dönem Adli Yargı Hakim adayı olarak göreve başladık. R.’nin staj sorumluluğu altındaki staj yapılanmasına dahil olduğunu bilmekteyim. Yapı tarafından evlendirilmiştir ancak şuan kimin ile evlendirildiğini hatırlamıyorum. Yapılanmadaki görevi hakkında bilgim yoktur…”
Yine aynı şahsa ait, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/04/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Ankara Adliyesinde Hakim Savcı adaylîğına başladık. Biz 13.dönemdik, kızlar grubunu iki bölüme ayırmışlardı. Yenimahalle ve Demetevler olarak ayrılmıştık. … Demetevler’de ise 2 yada 3 ev vardı. Bu evlerden birinde A.A., D.A., S.Y., devre sorumlusu olan soy ismini hatırlayamadığım R., H.Ş. ( Kızlık soyadı, Evlenmekle P. olmuş olabilir.), …(Kızlık soy ismi), G.P., E.B.Y. (Kızlık soy ismi Ç.), N.G. ve S.Y. vardı. Biz bunlarla fazla görüşmediğimiz için kimin ne görev yaptığını bilmiyorum…”
Bununla birlikte aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 29/01/2018 tarihli teşhis tutanağında Yasemin Kahveci olarak belirttiği kişiyi, davacı …olarak kesin ve net bir şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.K.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28-30/11/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Devre mesulü olan …kod adlı M.G.’nin yanımla bir kışı daha devre mesulü görevini yapıyordu. Bu kişi R.U.’ydu, R.U. ‘nun sorumlu olduğu 13.dönem staj yapılanmasına ait üç tane ev vardı. Bu evlerden birincisinin sorumlusu …kod adlı …’idi. Bu evlerden İkincisinin sorumlusu H.Ş.’ydi. Bu evlerden üçüncüsünün sorumlusunun kim olduğunu tam olarak hatırlamıyorum ayrıca bu üç evde kimin nerede kaldığından tam olarak emin değilim. Ancak bu üç evde kalan kişileri isim olarak biliyorum. Bu kişiler A.P., E.B.Y., G.Ö., …, …, S.İ., D.A. (bu şahıs bir dönem stajını İstanbulda ailesinin yanında, bir dönemde Ankarada yaptı. Ankarada kaldığı dönemde staj evinde kaldı.) A.D.K. (evli olması nedeniyle kendi evinde kalıyordu, staj evinde kalmıyordu, ancak evde yapılan programlara katılıyordu.), M.A.’ydı. (Bu şahsın da eşi taşrada görev yapıyordu, bu nedenle Ankarada staj yapmıyordu ve staj evlerinde kalmıyordu. Ancak akademi döneminde staj evlerinde kalıyordu). … -… yapı aracılığı ile M.S.C. ile evlendiğini biliyorum, Bunu stajda arkadaş ortamında öğrendim. Bu şahıslara evlilik için kimin aracılık ettiğini bilmiyorum ancak R.U.’nun devre mesulü olarak sorumlu olduğu 13.dönem hakim-savcı adaylarının izdivaç sorumlusunun Şahin ve Nedim kod adlı M.F. olduğunu biliyorum. … Ayrıca ben şu hususu da belirtmek istiyorum. Biz staja başladıktan kısa bir süre sonra 2011 yılının nisan ayında yapılacak olan adli yargı hakim-savcılık sınavına girenlerin kitap okuma kampının Konya’da yapılmasına karar verildi ve dörtlük grubuna dahil olan ders çalışma evinde kalan kişiler toplu olarak Konyaya götürüldü. Konyada kalınacak yerin ve kişilerin ayarlanması konusunda …kod adlı …ve R.U.’nun aracılık ettiğini biliyorum çünkü bu kişiler Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu oldukları için öğrencilik döneminden tanıdıkları Konyada görev yapan mesul ablalarıyla kalınacak evleri ayarladılar. Ders çalışına evinde kalan kişiler Konyada iki farklı evde kitap okuma kampı yaptılar. Bizde …kod adlı …ile bir hafta sonu onların yanma giderek hatırlarını sorduk. Ders çalışma evinde kalıp da Konyaya kitap okuma kampı yapmak amacıyla giden bu kişilerden net olarak hatırladığım F.T. vardır. Diğer katılan kişileri tam olarak hatırlamıyorum. … Staj döneminde hakim-savcı adaylarından bir kısmına da yapı içerisinde SERMURAKIPLIK görevi verilirdi. Sermurakıplar kendi üstleri ile murakıplar ve ders çalışma evlerindeki irtibatı sağlardı. Üst birimden gelen talimatları bu kişiler iletirdi. Sermurakıplar kendi üstleri ile toplantı yaparlardı. Bu toplantılara murakıplar katılmazdı. Sermurakıplar yaklaşık olarak 3-4 evden ve bu evlerin murakıplarından sorumlu olan kişilerdir. Ders çalışma evlerinin maddi giderlerinin karşılanması, evde kalacak kişilerin kararlaştırılması, sermurakıplar ile bunların üstleri arasındaki görüşme sonucu belirlenirdi. Ders çalışma evine geldiğim ilk zamanlarda tahminimce sayının az olması sebebiyle sermurakıplık diye bir görev yoktu, Daha sonra hakim-savcı aday sayısı arttığından sermurakiplik görevi diye yeni bir görev oluşturuldu. Sermurakıplar kod adı kullanırdı ve yapacağı görevlerde kullanmak üzere İçinde açık hat bulunan telefonlar kullanırdı. Bu telefonlar sadece yapı içerisinde kullandırdı. Ayrıca dörtlük ve beşlik birimlerinin murakıp ve sermurakıpları, üst sorumluları, sorumlu oldukları çalışma/mülakat evleri ve yaptıkları toplantılar ayrıydı. Bizim dönemde sermurakıp olarak bildiğim kişiler kod adını hatırlamadığım M.Y., …kod adlı A. T., …kod adlı …(…) … …kod adlı G.P., kod adını hatırlamadığım S.S., kod adını hatırlamadığım G.A.’dır. … Ben staja başladıktan sonra murakıplık yapacağım şu an ismini hatırlamadığım kişi tarafından bana söylenmişti. Daha sonra yine staj yaptığım esnada R.U. beni alarak Kurtuluş Metrosu yakınında bulunan, şu an gösterebileceğimi düşündüğüm üst dönemlerin staj evi olduğunu bildiğim bir eve götürdü. Bu eve gittiğimizde sermurakıplann üstü olan …kod adlı, idari yargıda hakim olduğunu bildiğim bir şahıs vardı. Ayrıca R.U. ve benim dışımda …kod adlı …, …kod adlı M.K., …kod adlı K. A., kod adını hatırlamadığım (kod adı …olabilir ancak tam olarak emin değilim) E.E. vardı. Ancak başka biri var mıydı tam olarak hatırlamıyorum. Burada bulunan herkesin murakıplık yaptığını biliyorum. Burada …kod adlı şahsın yapmış olduğu toplantıda bana murakıplık görevi ve murakıplık döneminde kullanacağım …kod adı verildi. Benim dışımda bu toplantıda …’ye murakıplık görevi ve …kod adı verildiğini biliyorum. Yine benim dışımda R.U.’ya murakıplık görevi ve kod adı verildiğini biliyorum. Ancak kod adını hatırlamıyorum. Ayrıca …kod adlı M.K., …kod adlı K.A., kod adını hatırlayamadığım E.E. de murakıplık görevini bize devretti ancak bunlar görevi bize devretmesine rağmen bir müddet murakıplık görevini bunlarla beraber murakıplığı anlamak, öğrenmek amacıyla yaptık. … -…kod adlı …’nin sermurakıplık yaptığım biliyorum. Dörtlüklerin sermurakıbıydı. Ben de dörtlüklerin murakıbı olduğum için bizzat biliyorum. Dörtlüklerin sermurakıbıydı. Bu şahsın altında görev yaptığım için bu hususu biliyorum. … Yine murakıplık yaptığım dönemde yine 2011 yılının sonbahar döneminde yapılan adli ve idari yargı sınavlarına girecek ve yapının tabiri ile dörtlük olan kişilerin kalacak olduğu yine Aşağı Eğlencedeki ve İncirlideki şu an gösterebileceğim iki farklı eve temizlik yapmak amacıyla gittim. Bu evlerde kimlerin kaldığım bilmiyorum, İncirlideki evden …kod adlı …sermurakıp olarak sorumluydu ve bu eve …kod adlı …ile gittim. Aşağı Eğlencedeki evden ise sermurakıp olarak …kod adlı A.T. sorumluydu vc bu eve temizlik amacı ile …kod adlı A.T. ile gittim. Bu eve temizlik yapmak amacı dışında gitmediğim için evde kimlerin kaldığım bilmiyorum, Bu evlerle ilgili hatırladıklarım bundan ibarettir. … 53- …kod adlı …; Sakaryalı olduğunu hatırlıyorum. Selçuk Hukuk Mezunudur. Beyaz tenli, renkli gözlü, orta boyludur. Adli hakimdir. Bu yapıya ait 13.dönem hakim-savcı staj evlerinde kalan kişilerden biridir. Yapı içerisindeki görevi dörtlük grubunun sermurakıbıdır. Görsem teşhis edebilirim. … 89- M.S.C.; Kütahyalı olduğunu hatırlıyorum. Hangi okuldan mezun olduğunu bilmiyorum. Hukuk mezunudur. Beyaz tenli, orta boyludur. Hakim veya savcı olabilir emin değilim. …ile yapı evliliği yapan kişidir. Yapı içerisindeki görevini bilmiyorum. Görsem teşhis edebilirim…”
Aynı şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı: “…Sınavı kazanarak staja başlayan kişiler Ankarada iki bölüme ayrıldılar. Bir grubun başında yine bizim gibi stajyer olan M.A., diğer grubun başında R.Y. vardı. Ben M.A.’nın grubunda kaldım ve benim gibi cemaat evinde kalan ve yine benim gibi hakim adayı olan M.D., E.E., N.Z., …, B.B., A.K., M.Y. bulunmaktaydı ve bu kişiler M.A.’nın grubunda idiler. R.Y.’nın grubunda is G.P., E.B.Ç., …, …ve S.Y. vardı. Saydığım bu isimlerin hepsi hakkında bu süreçte meslekten ihraç ve adli soruşturma başlatıldığını hatırlıyorum…”
Bununla birlikte aynı şahsın, dava dosyasında yer alan 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağında …KOD ADLI …olarak belirttiği kişiyi, davacı Yasemin Can olarak kesin ve net bir şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.K’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10-12/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…Ben staja başladıktan belli bir süre sonra …KOD ADLI …(kod adı farklı bir isim de olabilir) benimle irtibata geçti ve görüşmek istedi. Hatta hatırladığım kadarıyla yanlış hatırlamıyorsam E.Ö.Ş. ilk başta benimle görüşerek murakıplık yapıp yapamayacağımı sordu, ben de yapabileceğimi söylemem üzerine, sonrasında …KOD ADLI …ile görüştüm. …KOD ADLI …ile görüştüğüm esnada bana hitaben “sen benim murakıbım olacaksın, öncelikle ev aramamız gerekiyor, kendine bir kod adı seç kızlara o ismi söylersin, zaten murakıplığı da biliyorsun” şeklinde söyledi. Daha sonra Keçiören tarafında ev arayacağımız söylendiği için ben ve …KOD ADLI … birlikte ev aradık ve birlikte Keçiören’deki benim murakıplık yapacağım evi kiraladık. Bu evin kira sözleşmesini …KOD ADLI …ile ben imzaladım. Yine yanlış hatırlamıyorsam kiracı olarak …KOD ADLI …, kefil olarak ise ben imza atmıştım. Ben bu evin su ve doğalgaz aboneliklerini üzerime alarak açtırdım. Elektrik aboneliğini de üstüme almış olabilirim ancak bundan tam olarak emin değilim. Tam emin olmamakla birlikte bu evin telefon aboneliğini de F.Ç. isimli şahsın adına kayıtlı olduğunu hatırlıyorum, dedi. Şüpheliye Cumhuriyet Başsavcılığımızca tasnif kolaylığı açısından 51. çalışma evi olarak adlandırılan eve ait dosya kapsamında yer alan 08/08/2011 tarihli, ortak zincirleme kefil borçlu kısmında T.C. ……, kiracı bölümünde K.T. yazan kira sözleşmesi ile doğalgaz aboneliğine ilişkin 15/08/2011 tarihli sözleşme aslı aboneliğin kapatılmasına ilişkin evrak fotokopisi, üzerinde diğer yazılı evrak ile Başkent Doğalgaz başlıklı No:…olan sözleşme aslı ve sözleşmenin ekinde K.T.’ye ait kimlik fotokopisi gösterilerek soruldu. DEVAMLA: Bana göstermiş olduğunuz kira sözleşmesindeki kiracı bölümünde benim adımın altında bulunan imza bana aittir. Ortak zincirleme kefil borçlu bölümünde … isminin altında bulunan imza …KOD ADLI …’ye aittir. Ben her ne kadar yukarıda kira sözleşmesinde kefil olduğumu söylemiş isem de sizin gösterdiğiniz sözleşme sonrasında kiracı olduğumu anladım. Bu evraklar doğrudur. Ayrıca bana göstermiş olduğunuz doğalgaz aboneliğine ilişkin evraklardaki kimlik fotokopisi ile aboneliklerin ve benim adımın altında bulunan imzalar da bana aittir. Bu evin su ve doğalgaz aboneliğinin üzerime olduğunu yukarıda belirtmiştim. Hatta bu abonelikleri evlenmem nedeniyle Ankara’dan ayrılmadan yani tahminen 2012 yılının aralık ayının sonuna doğru kapattırdığımı da hatırlıyorum. Ben murakıplık görevini yaptığım süreçte …KOD ADINI kullandım. Ancak evdeki kişiler gerçek adımı da biliyorlardı. Kod adı kullanmamı yukarıda belirttiğim üzere …KOD ADLI …söylemişti. Benim sorumlu olduğum bu evde murakıplık görevini 2011 yılının aralık ayı sınavının sonuna kadar yaptım. Bu evde F.Ç., S.S., S.B., .Ç., F. İSİMLİ şahıslar vardı. Bu şahıslardan hatırladığım kadarıyla adli veya idari yargı sınavını S.S., S.B. ve S. Ç. kazandı. F. İSİMLİ şahsın kazanamadığını hatırlıyorum. Ben zaten bu şahıslar sınavı kazandıktan sonra bu eve murakıplık yapmayı bıraktım ve mülakat süreci hakkında bilgim yoktur. … Yine ben murakıplık yaptığım süreçte benim ser murakıbım … KOD ADLI … idi ve yine …KOD ADLI …’nin altında benim gibi murakıplık yapan kod adını kullandığını bildiğim ancak şu an kod adını hatırlamadığım (ancak Bahar olabilir) E.D. isimli şahıs vardı. …KOD ADLI …ve E.D. ile benim sorumlu olduğum çalışma evlerinde yapı tarafından dörtlük olarak tabir edilen kişiler bulunuyordu. … DEVAMLA: Murakıplık yaptığım dönemde açık hat kullandım. Bu hattı bana ser murakıp olan …KOD ADLI …vermişti. Ayrıca …KOD ADLI …bana bu hattı takıp kullanmam için tuşlu telefon almamı söylemişti ve bu telefonun parasını bana vermişti. Ben de kimlik kontrolü yapmayan bir telefoncuya giderek sahte bir isimle Samsung açılır-kapanır tuşlu telefon almıştım ve vermiş olduğu hattı takarak kullanmaya başlamıştım. Bu hattın kimin üzerine olduğunu bilmiyorum. Yine …KOD ADLI … bu hattı sadece evde bulunanlarla ve murakıp/sermurakıplarla görüşürken kullanmam gerektiğini, kişisel hayatta (ailemizle, aday arkadaşlarımızla görüşmelerimizde) bu telefonu kullanmamamızı, bu telefonda gerçek isimlerimizi kaydetmememizi, telefona kod adlarımızı kaydetmemizi ve telefonda konuşurken gerçek isimlerimizi söylemememizi tembihlemişti. Ayrıca bu hattı kendi kullanmış olduğumuz özel telefonumuza takmamamızı da tembihlemişti. Bu hattı aldıktan sonra murakıplık yaptığım eve beni aramaları durumunda beni bu hattan aramaları gerektiğini söyleyerek bu hattın numarasını evdekilere vermiştim. Ben bu hatla evde bulunanlarla ve ser murakıpla ya da diğer murakıp arkadaşlarla konuşuyordum. Bunlar dışında kimseyi aramadım…”
Aynı şahsa ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/04/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…59-…KOD ADLI …: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Selçuk hukuk mezunudur. Bu şahıs benim murakıplık yaptığım dönemde sermurakıbtı. Bu şahsın birlikte kiraladığımız hakim savcı çalışma evinin kira kontratında kiracı kefili olarak imzası vardır. Adli yargı hakimi olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 18/04/2018 tarihli teşhis tutanağında …KOD ADLI …olarak belirttiği kişiyi, davacı …olarak kesin ve net bir şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.’ya ait, Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…Yine bu evlerde kaldığım dönemde şehir ablası olarak bildiğim A. isimli kişinin evine biz üçüncü sınıftayken bir tane ismini bilmediğim bayan geldi, 3 ve 4. Sınıf hukukçuları topladılar. Hatta katılan arkadaşlar o zaman bu kişinin hakim-savcı olduğunu düşünmüşlerdi. Sonraki yıl yine aynı kişi yanında başka bir kişi ile geldi. O da bizimle sohbet etti, ilk gelen kişi biz sizinle yanımda gelen ilgilenecek diye söyledi. Bu ikinci kişinin ismini E. olarak hatırlıyorum. Buradan varacağım sonuç bu gelen kişilerin biz öğrencilerin hakim-savcı zihniyetine sahip olup olmadığımızı anlamak için geldiğini düşündüm. Hatta bunlar bizim sözümüzü dinleyecek kişiler mi diye bizi ölçüp biçmeye geldiklerini düşündüm. Bu kişi yani E. isimli kişi gelip bana ve arkadaşlara ne olmak istiyorsun diye soruyordu. E. isimli kişi 11 yad 12. Dönem hakim-savcı aday idi. Hatırladığım kadarı ile Maraşlı olduğunu biliyorum. Görsem tanırım. Bu E. ile aramızda fetönün evlilik sisteminden dolayı bir soğukluk oldu. Konu açılınca bu şekilde tartışmıştık, bana seni evlendirelim dememişlerdi. Sonrasında bunlar hakim savcı olacak kişileri kendi Ankara’daki sınava hazırlama evlerine alınıp sonrasında onların sözünü dinleyecek kişi olup olmadığımızı anlamak için benle bir kişi görüşmeye geldi. Okul bittikten sonra E. beni aradı muhtemelen haziran ayının sonu idi. Cepten mi evden mi görüştük, tam hatırlamıyorum. Numaraları da süre geçtiği için hatırlamıyorum. Bana sen Ankara ya gel diyerek söyledi. Ben Ankara’ya gittim. Yıl 2010 yılı Temmuz ayı idi. Eve gittim, bu evde 2 hafta kaldım. Bu evde benle birlikte N.K., Ç.S.(evlendikten sonraki soyadı), …isimli kişiler ile soy ismini hatırlamadığım A. ve S. isimli kişiler ile kaldık, bunlar da hakim savcılık sınavına çalışıyorlardı, bunlar da benim gibi çağrılmış kişilerdi. Bu ev Keçiören’de idi. Bunların hepsi hakim savcı oldular. Bu evde kalırken abla yoktu, namazını önce bitiren Allahım bu ergenekon belasını başımızdan al diye dua ediyordu. Ayrıca ben mülakatta kamera olsun diye söyleyince oradakilerden A. ile …’onlar bu güne kadar biz müslümanların canını çok yaktı, şimdi sıra bizde biz niye yakmayalım’ diye söylediler. Bu iki durumu ben görünce kul hakkına girdiğimizi düşünüp bunlara karşı çıktım. Bunun üzerine E. ile görüştük, bu iki hususu söyledim, o da bana tabiki insanlar seni bir yerlere getirmiş ise senden bir takım talepleri olacak bu kadar safdil olmaya gerek yok diye söyledi. Bende ben gitmek istiyorum diye söyledim. O da bana bu eve zaten seni başta almak istememiştik diye söyledi…”
Bununla birlikte aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 04/04/2019 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında davacı …’ı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Davacı tarafından; beyanda bulunan tanıkların kendilerinin de şüpheli olduğu, bu nedenle menfaat çatışması bulunduğu, bu kişilerin tarafsız ve objektif olarak beyanda bulunmadığı, beyanlarının güvenilir olmadığı ve özgür iradelerine dayanmadığı, kendilerini kurtarmak amacıyla yalan söyledikleri, şüpheli olan bu kişilerin beyanlarının başka delillerle de desteklenmesi gerektiği, bu kişilerle meslektaş olarak arkadaşlıktan ve bazısıyla ailecek görüşmek dışında bir ilişkisinin bulunmadığı ileri sürülmektedir.
Davacıya ait nüfus kaydının ve hizmet cetvelinin incelenmesinden; Sakarya doğumlu olan davacının, 2009 yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğu, 2012 yılında M.S.C. ile evlendiği, evlenmeden önceki soyadının …olduğu, 2011 yılında hakim adayı olarak göreve başladığı, 2013-2016 yılları arasında Ordu Adliyesinde, 2016 yılından meslekten çıkarılmasına karar verilen tarihe kadar ise Bingöl Adliyesinde hakim olarak görev yaptığı anlaşıldığından, tanık beyanlarının birbirleriyle ve davacıya ait bilgilerle uyumlu olduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, mülakattan önce örgüte ait mülakat evinde kaldığına, hakim adayı olarak görev yaparken örgüte ait staj evlerinde kaldığına, örgüt içerisinde murakıp ve sermurakıp görevlerinde bulunduğuna, örgüt toplantılarına katıldığına, sermurakıp olarak görev yaparken denetiminde bulunan örgüt evlerinde sohbet adı verilen toplantılar düzenlendiğine, kod adı kullandığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun …tarih ve …sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.