Danıştay Kararı 5. Daire 2017/6575 E. 2020/5793 K. 14.12.2020 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/6575 E.  ,  2020/5793 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/6575
Karar No : 2020/5793

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun …tarih ve …sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; 6087 Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanununun 9. maddesi uyarınca meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme yetkisinin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesine ait olduğu, uyuşmazlıkta ise, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine atıf yapılmak suretiyle doğrudan Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunca 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanununda belirlenen inceleme ve soruşturma usulüne ilişkin hükümlere riayet edilmeden, hakkında herhangi bir müfettiş incelemesi ve disiplin soruşturması yaptırılmadan ve savunması alınmadan meslekten çıkarılmasına karar verildiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği, hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar veren üyelerin yeniden inceleme talebi hakkında da karar vermesi nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği, Hakimler ve Savcılar Kurulu her ne kadar idari görevleri olan bir kurul ise de dava konusu kararlar yönünden yargı yetkisini kullandığı, Anayasanın 159/1. maddesinde Hakimler ve Savcılar Kurulunun mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kurulup görev yapacağının belirtilmesine rağmen dava konusu karar alınırken adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, dava konusu kararlarda kişiselleştirme yapılmadığı, kararlara dayanak yapılan olay ve eylemlerin kendisi için geçerli olmadığı, bu yönüyle ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği, ceza yargılamasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği, dava konusu kararlar ile Anayasanın 38., 90., 141. ve 159. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 7., 8. ve 15. maddelerinin ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu, söz konusu madde ile getirilen düzenlemelerin; olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu iddia edilerek anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Davalı idare tarafından; dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’NIN DÜŞÜNCESİ : Davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı Kararı ile yeniden inceleme talebinin reddi yolundaki … tarih ve …sayılı Kararının iptali ile işlem sebebiyle maruz kaldığı özlük haklarının tazminine karar verilmesi istenilmektedir. Davalı yanın usule yönelik itirazları yerinde görülmediğinden işin esası incelenmiştir.
T.C. Anayasasının 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” hükmüne yer verilmiş, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” kuralı yer almıştır. “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında da, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.” hükmü getirilmiş, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükmüne yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a) fıkrasında, bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) fıkrasında, Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması hallerinde görevleri sona erer.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmıştır. “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, Adli ve İdari yargı hâkim ve savcıları hakkında meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu” başlıklı 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, kamu düzeni ve güvenliği açısından, Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde, Milli Güvenlik Kurulunun, Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarih ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine toplanan Bakanlar Kurulu’nca 15.7.2016 tarihinde başlatılan darbe girişimi üzerine ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 11. maddesinin 2. fıkrasında, “22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
Olayda, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı kararıyla, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenler hakkında 23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3’üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş, davacının yeniden inceleme talebi de …tarih ve …sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu Kararı ile reddedilmiştir.
Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.9.2017 tarih ve 2017/16-956 Esas, 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.4.2017 tarih ve 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY’nin silahlı bir terör örgütü olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 8.6.2018 gün ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında da, FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin somut tespitlere yer verilmiştir.
Dosyanın incelendiği tarih itibariyle davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla açılan kamu davasının, İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/189 esas sayılı dosyasında derdest olduğu görülmekte olup, uyuşmazlığın çözümünde derdest ceza yargılamasının da dikkate alınması ve bekletici mesele yapılması gerektiği düşüncesine varılmakla birlikte bekletme kararı verilmediği takdirde işin esasına geçilmiştir.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hakim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri ve Anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir. Terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara yönelik üyelik, mensubiyetin yanı sıra iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hakim ve savcılar hakkında olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hallerdendir.
Dosyaya düşüncenin verildiği tarihteki mevcut belge ve bilgiler ile tanık/şüpheli ifadeleri ve davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, meslekte kalmasının uygun olmadığına, meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu nedenle, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun …tarih ve …sayılı Kararı ile yeniden inceleme talebinin reddi yolundaki …tarih ve …sayılı Kararının iptali ile işlem sebebiyle maruz kaldığı özlük haklarının tazminine karar verilmesi için açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
…tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından …tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Ayrıca, davacı tarafından, …Asliye Hukuk Mahkemesinde 23/01/2019 tarihinde kayda giren 22/01/2019 tarihli 1. savunmaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki istemi yanında dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine ve sosyal haklarının iadesine karar verilmesi talebinde de bulunulmuştur.
Diğer taraftan, davacının, ceza yargılaması sonucunda İzmir … Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi …Ceza Dairesinin …esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 17/02/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 11/11/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine karar verilmiş ve söz konusu ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için ara kararın tebliğinden itibaren davacıya on (10) gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) Davacının Beyanları ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
a-1) Davacının beyanları şu şekildedir:
Davacının, ‘FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma’ suçunu işlediğinden bahisle …Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında müdafi huzurunda şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesine ilişkin 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı:
“…Ben Ağrılıyım. İlkokul 4. sınıftayken PKK’nın her aileden bir kişinin dağa çıkması yönündeki baskısı sebebiyle ailem tarafından böyle bir oluşuma katılmamak için Bursa ili Karacabey ilçesine Dedem V.A.’nın yanına gönderildim ve burada okumaya devam ettim. Lise öğrenimimi ise Bursa ili Yıldırım ilçesinde oturan dayım …’ın yanında tamamladım. Yıldırım Beyazit lisesinde okudum. İlk sene üniversite sınavını kazanamadım. Sonrasında dershaneye gitmeye karar verdim. Bu sebele dershanelerin deneme sınavlarına girdim. Bursa ili merkezinde bulunan Fem dershanesinde indirim kazandığım için bu dershaneye kaydımı yaptırdım. Bu dershanede eğitim görürken cemaatle bağlantım başladı. Özellikle matematik öğretmeni ve soy ismini hatırlamadığım G. hoca ile tarih öğretmeni ve soy ismini hatırlamadığım M. hocanın yönlendirmesi ile dershane tarafından düzenlenen cemaatin sohbet toplantılarına katılmaya başladım. Bu dönemde benimle birlikte toplantıya giden dershane öğrencileri de vardı ancak isimlerini tam olarak şuan hatırlamıyorum. F., İ. isimli arkadaşlar aklıma geliyor ancak soy isimlerini bilmiyorum. Bu sohbet toplantılarında, dershane öğretmenlerinden biri genellikle fetullah gülenin video kasetlerini izletiyordu ve risale okuyup ona ilişkin konuşmalar yapılıyordu. Bir sene boyunca bu şekilde sohbet toplantılarına gittim. Üniversite sınavına girdiğimde Erzurum Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Beni telefonla dershaneye çağırdılar. Benimle birlikte bir arkadaş daha Erzurumda bir başka fakülteyi kazanmıştı. Dershane hocaları bize Erzurum’da eğitim gördüğüm sürede bize yardımcı olacaklarını söylediler. Bunun için Erzurum’dan birileri ile görüştüler. Bu şahsın telefon numarasını bize verdiler. Gittiğimizde onunla buluşmamızı istediler. Ben de ismini hatırlamadığım diğer arkadaş ile beraber Bursa’dan Erzurum’a okula kayıt yaptırmak için gittim. Gitmeden telefon ile bana söyledikleri şahsı aradım. O bizi terminalde karşıladı. Bizi Erzurum merkezinde bulunan ismini hatırlamadığım bir öğrenci yurduna götürdü. Daha sonra okula kaydımızı yaptırdık bir süre bu yurtta kaldık. Daha sonra beni ve bir kaç arkadaşı bir başka eve götürdüler. O evde önce dört kişi daha sonra beş kişi olarak kalmaya başladık. Evin sorumlusu benim gibi Ağırılı olan Matematik bölümünde üçüncü sınıfta okuyan T. isimli bir şahıstı. Ancak bu şahsın soy ismini ve açık kimliğini bilemiyorum. Yine evde kalan diğer arkadaşların isimlerini de gerçekten hatırlamıyorum. Bu evde bir yıl kaldım. Bu süre içinde evde sohbet toplantıları oluyordu. Sömestir ve yaz tatillerinde de kamplar oluyordu. Ancak ben bu kamplara katılmadım. Okulun ikinci yılında bir başka eve taşındık. Bu evde bulunan arkadaşlardan birisinden benim Ağrılı olduğum kürt kökenli olduğum için cemaat tarafından bana güvenilmediğini öğrendim. Daha sonra aynı yıl içinde babam rahatsızlanmıştı. Tedavisi için kendisini Erzurum’a sevk etmişlerdi ve Erzurum Üniversite Hastanesinde ameliyat olmuştu. Bunu arkadaşların hepsi biliyordu ancak hiçbiri gelip bir geçmiş olsun demediler. Ben buna kırıldım. Cemaate ait olmayan özel bir evde kalan arkadaşlarımla kalmak için cemaat evinden ayrıldım. Bu arkadaşların isimlerini açık hatırlamıyorum. Ancak İktisat fakültesinde okuyan Muşlu E., Ağrı Patnoslu olan A. ve ismini hatırlamadığım abisi ile birlikte onların daha önceden tuttuğu eve yerleştim ve orda kalmaya başladım. Bu evin cemaatle bir bağlantısı yoktur. Bu dönemde cemaatle bağlantım tam anlamıyla kopmadı. Zaman zaman yemeklere ve sohbetlere çağırıyorlardı ve gidiyordum. Ben cemaat evlerinde kaldığımda Hukuk Fakültesinde okuyan tek bendim. Ancak fakülte de cemaatçi olduğunu bildiğim arkadaşlar vardı. Onlarla da zaman zaman sohbetlere gidiyorduk. Bizim sınıf 38 kişiydi. Bayanlar haricinde yaklaşık 10 kadar kişinin cemaate ait yurt ve evlerdi kaldığını biliyorum ancak bunların cemaatle bağlantıları olup olmadığı konusunda kesin bir kanaatim yoktur… Ben bunların herhangi bir şekilde sohbet toplantılarına gitmedim. Ben sohbet toplantılarını başka fakülteden arkadaşlarda gidiyordum. Fakülte döneminden hatırladım bunlardır. Fakülteyi bitirdikten sonra Ağrı’ya ailemin yanına döndüm. KPSS ve Hakimlik savıcılık sınavlarına girdim kazanamadım. İnşaatlarda çalışmaya başladım. Evde hakimlik savcılık sınavlarına hazırlandım. 2012 yılındaki sınavı kazandım… Mülakatı kazandım. Ağrı’da staj yapmamız mümkün olmadığı için Ankara’da staj yapmayı tercih ettim. Ankara’da 2013 yılı içinde Ankara’ya staj için gittim. Ankara da bulunan teyzemin kızı …’ın ve ailesinin yanında kalmaya başladım. Staj süresince onların yanında kaldım. Bu süre içinde cemaatle herhangi bir bağlantım olmadı. Eğitim merkezinde cemaatçi olduğunu bildiiğim herhangi bir şahıs yoktur ancak arkadaşlarım söylemesi ile bazı kişilerin cemaatçi olduğunu duydum… Ben staj süresince cemaat evlerinde kalmadım. Şüpheliye [davacıya] H.K.’nın Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği 20/12/2016 tarihli ifadesi okundu soruldu: Ben H.K. diye birini tanımıyorum. Yine ifadesinde belirttiği staj evinde birlikte kaldığımızı söylediği N.M. ve M.A.’yı tanımıyorum. A.T. ise benim hemşerimdir. Ancak ben kesinlikle Ankara’da staj evinde kalmadım. Bu şahsın neden böyle ifade verdiğini bilemiyorum. Şüpheliye [davacıya] M.A.’nın Adalet Müfettişliğinde vermiş olduğu 26/07/2016 tarihli ifadesi okundu soruldu: Ben M.A. isimli şahsı tanımıyorum. Ben staj evlerinde kalmadım. Staj evlerine gitmedim. Bu sebeple benim notlarımın böyle bir evde kalması mümkün değildir. Bu şahsın neden böyle bir ifade verdiğini bilemiyorum. Yukarıda belerttiğim gibi ben staj süresince cemaatin staj evlerinde kalmadım. O dönemde staj evlerinden haberim dahi yoktu. Ben sadece liseyi bitirdikten sonra zorunluluktan cemaatin dershanesine gittim. Ve sonrasında da Erzurum’da okurken cemaate ait evlerde iki sene kadar kaldım. Daha sonrasında cemaatle herhangi bir bağlantım olmadı. Ben kesinlikle FETÖ-PDY Silahlı Terör örgütünün üyesi değilim. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Okuduğum dönemlere ilişkin hatırladıklarımı açıkca anlattım. Atılı suçu kabul etmemekle birlikte etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istiyorum ve serbest bırakılmamı talep ediyorum…”

a-2) Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.B. isimli şahsa ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında Tokat Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde düzenlenen 26/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı:
“…İKİNCİ KALMIŞ OLDUĞUM ERKEK HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ İLE İLGİLİ BİLDİKLERİM: Ben 2011 yılı adli yargı sınavı sonrasında Konya ilinde yapılan 3-4 günlük etkinlik sonrası memleketim Rize’ye döndüm. Rize’de iken 2011 yılı adli yargı sınavını kazanamadığımı öğrendim. Bu süre zarfında üzerinden uzun zaman geçmişti. Ben memleketimde iken aranacağımı ve tekrardan Ankara ilindeki erkek hakim savcı çalışma evine davel edildim. Memleketimde iken KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ancak memleketlim olması vesilesiyle İSMİNİ H.İ. olarak bildiğim şahıs tekrardan benİ arayarak Ankara ilindeki erkek hakim savcı çalışma evlerine tekrardan davet etti. Ben de bu daveti üzerine 2. kez kalacağım Ankara ilindeki hakim savcı çalışma evine gittim. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS memleketliM olmasından dolayı güvenebildiğiM bir kişiydi. Bu yüzden tekrardan hakim savcı çalışma evinden kalmaktan rahatsızlık duymadım. Ben Ankara ilinde ikinci kalacağım 2. Hakim savcı çalışma evinin açık adresini bilmiyorum. Ancak Çankaya ilçesinde bir apartman dairesi idi. 2. Hakim savcı çalışma evimin sorumlusu yani murakıbı KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS idi. Bu şahsın haricinde başkaca KOD ADINI VE İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM bir şahıs vardı. Bu ikisi arasında kimin sorumlu yada kimin daha üst sorumlu olduğu hakkında bir bilgim yoktur. Ben ikinci hakim savcı çalışma evinde iken KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS ile memleketlim olması dolayısıyla muhabbet ederdim. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS bana evdeyken ismiyle hitap etmememi kod adım söylememi istedi. Ancak ben H.İ. olarak bildiğim şahsın kod adını hatırlamıyorum. Bu evde birinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evindeki tüm kurallar geçerliydi. İkinci kalmış olduğum ev, birinci çalışma evine göre daha sosyal bir evdi. Beni yine bu evde iken dışarıya çıkmamız gerektiği zamanlarda KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIStan izin alırdık. Ben bu şahsı tanıdığım için daha rahatlıkla izin alabiliyordum ve arayabiliyordum. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS’ın kullanmış olduğu GSM hat numarasını bilmiyorum. Benim ikinci kalmış olduğum çalışma evinde benimle beraber kalan şahıslar A., F., M. ya da M., …, A. isimli şahıslarla birlikte kaldım. Yine bu eve 2012 idari yargı sınavına yakın bir tarihte İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM bir şahıs daha geldi. Bu evde de cep telefonu kullanmak yasaktı. Evde bulunan şahıslar ara ara gizli gizli cep telefonu kullanıyorlardı. Aileleri ile iletişime genellikle ankesörlü telefonla irtibata geçiyorlardı. Bu evde de yine birinci hakim savcı çalışma evindeki gibi DİAMOND ve ELMAS isimli soru bankaları vardı. İçerikleri de aynı şekilde idi. KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İSMİNİ H.İ. OLARAK BİLDİĞİM ŞAHIS ya da KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM DİĞER SORUMLU ŞAHIS tarafından deneme kitapçıkları getirilip çözerdik. Yine aynı şekilde sınava yakın dönemde de çalışmayı sıkılaştınp deneme kitapçıklarını optik forma çözdürüp sonrasında kaç puan aldığımızı sorumlular bize söylerlerdi. Ben ikinci kalmış olduğum hakim savcı çalışma evimle hatırladığım kadarıyla 2012 yılı kasım ayında yapılan idari ve 2012 yılı aralık ayında yapılan adli yargı sınavına girdim. Girmiş olduğum adli ve idari yargı sınavları öncesinde herhangi bir soru verilme olayı olmadı. Sınav öncesinde evde kalanlardan ben ya da başka birisi aynı yere götürülmedi. Ben 2012 adli yargi sınavından 50-60 civarında puan alarak kazanamadım. İdari yargı sınavından da 50-60 puan alarak kazanamadım. 2. kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde hatırladığım kadarıyla …isimli şahıs adli yargı sınavını kazanmıştı. H. isimli şahsın da İdari yargı sınavını kazandığını hatırlıyorum. A. isimli şalısın da her iki sınavı kazandığım hatırlıyorum. M. ya da M. isimli şahısla adli ya da idari yargı sınavından bir tanesini kazanmış olabilir. Diğer şahısların da sınavı kazanıp kazanmadığını hatırlamıyorum. Yine hatırladığım kadarıyla 2012 adli yargı sınavı sonrasında da Konya ilinde 2-3 günlük bir etkinlik düzenlendi. Bu etkinliğe de evde kalanlar olarak katıldık ve sonrasında memleketlerimize döndük ve avukatlık stajımı başlattım… Ben soruşturma kapsamında samimi olarak vermiş olduğum ifademde isimlerini söylediğim şahısların detaylı olarak ne iş yaptıklarını ve nerelerde okuduklarını ve kisisel özelliklerini anlatmak istiyorum. Ayrıca soruşturma kapsamanda teşhis aşamasında bana gösterilecek fotoğraflarda yapı içerisinde olduğunu bildiğim ve beraber hakim savcı çalışma evlerinde kaldığını bildiğim şahısları tespitim halinde ifademe eklemek istiyorum… 14- …İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadını bilmiyorum. Doğulu olduğunu biliyorum. Muşlu olabilir. Kırıkkale üniversitesi hukuk mezunu olabilir. Bu şahısla ikinci hakim savcı çalışma evinde birlikte kaldım. Sonrasında adli hakim olduğunu biliyorum Bu şahıs uzun boylu, esmer tenli bir şahıstır. Görsem telhis ederim…”
Bununla birlikte dava dosyasında yer alan 27/12/2017 tarihli teşhis tutanaklarında, ifade sahibi tarafından davacı …’nun net ve kesin bir şekilde teşhis edilmiş olduğu görülmektedir.
Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.S. isimli şahsa ait, …Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 11/12/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Üniversiteye hazırlanmak amacıyla 2006-2007 öğretim yılında Adana final dershanesine gittim ve 2007 yılında Atatürk üniversitesi hukuk fakültesini kazandım. Erzurum ilide üniversite okuduğum 4 yıl boyunca da KYK yurtlarında kaldım… Ben 2011 yılında üniversiteden mezun oldum ve hakimlik savcılık sınavlarına hazırlandım. Bu amaçla 2011 yılında Ankara ilinde iki ay süren Monopal eğitim kurumları isimli kursa gittim. Ankara’da bu kurs amacıyla bulunduğum süre zarfında da kendilerini Kadirli ilçesinden komşularımız olması nedeniyle tanıdığım M. teyzelerin Örnek mahallesinde bulunan evlerinde kaldım. M. teyzenin soy ismi yanlış hatırlamıyorsam Ç. idi. Hazırlık kursunda bulunduğum dönem kış aylarına tekabül ettiği için M. teyzelerle 15 gün kadar kendi evlerinde birlikte kaldık. Sonrasında M. teyzeler Kadirli ilçesinde bulunan evlerine kışı geçirmek için gittiler. Sonraki 40-45 gün ise ben evde tek başıma kalarak kursa gittim. Bu kişilerin evleri halen aynı yerde bulunmaktadır. Yani Ankara ilinde kursa gittiğim dönemde kaldığım evin herhangi bir yapıyla alakası yoktur. 2011 yılında hem adli hem idari yargı hakimlik sınavını kazandım. Ancak her iki sınavın mülakatından da elendim. O dönem adli hakimlik sınavının mülakatını kazanan kişilerin listesine baktığımda aynı fakültede okumam nedeniyle kendilerini tanıdığım ve o dönemki ismi ile cemaat diye tabir edilen yapıdan olduklarını bildiğim B.P., …, S.Y., M.K. ve A.K. isimli kişilerin mülakattan başarılı olduklarını gördüm. Bildiğim kadarıyla bu kişiler ihraç edildiler. Ben bu kişilerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yapılanması içerisindeki eylem ve faaliyetlerini bilmiyorum. Sadece o dönemde fakültede cemaatçi olarak tanınan kişilerdi…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.K. isimli şahsa ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 20/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…Sınavı kazandıktan sonra adaylık sürecimiz başladı ve kaldığım bu evden ayrıldım. Buradan Konya Yolunda Balgat Semtinde … İl Başkanlığında Akademiye doğru giden cadde üzerinde yokuşta çok yakınında bir market bulunan ancak marketin ismini hatırlamadığım eve yerleştik, bu evin sorumlusu M.A. idi. O evde kalmıyordu, ancak evin ihtiyaçları ile ilgileniyordu. Bu eve 2013 yılı Temmuz – Ağustos aylarında taşındık, bu eve yaklaşık kişi başı 400 – 500 TL para ödüyorduk, kira ve diğer masraflarımız içerisindeydi. Bu evde benim dışımda 16. dönem adli yargı hakim adayları olan N.M., A.T., … vardı. Bu evde de staj süresince kaldım. Bizim staja başladığımız dönemde M.A. ilk maaşımızın tamamını sonrasında da aylık %15’ini talep etmişlerdi. Ancak benim aile durumum iyi olmadığı için ilk maaşımı onlara harcamıştım, sonrasında da maaşımdan 200 – 300 TL civarında aylık M.’ye ödeme yapıyordum…”
18. Dönem adli yargı savcı adayı olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.A. isimli şahsın, Adalet Müfettişlerince Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığında tanık sıfatıyla alınan ifadesine ilişkin 26/07/2016 tarihli ifade tutanağı:
“…2013 Haziran döneminde mezun oldum, mezun olduktan sonra Sinop’a ailemin yanına geldim. Sinop’tayken beni …kod ismini kullanan bir kişi aradı. Bana adım hatırlamadığım bir cemaat abisinin selamı ile arayıp Ankara’ya çağırdı. Söylediği tarihte Ankara’ya geldim. Beni otogarda karşılayıp Yenimahalle Şentepe’de bulunan bir eve götürdü. Evde kimse yoktu. …kod adını kullanan bu kişinin Milas Hakimi B.H.E. olduğunu sonradan öğrendim. Eve gidince bana alınması gereken kitapların listesini verdi ve gitti. Bu evin mesulü …kod adını kullanan adını daha sonradan öğrendiğim Bodrum Cumhuriyet Savcısı Ö.F.A. olduğunu öğrendiğim kişiydi. Bu evde 5 kişi sınavlara hazırlandık… Ben Ankara’da cemaat evinde 5 ay kadar kalıp sınavlara çalıştım. Yazılı sınavlarda başarılı olsam da mülakatlarda elendim. 5 ay kadar kaldıktan sonra 2014 ocak ayı gibi İstanbul’a döndüm. İstanbul’da artık kendim sınavlara hazırlanmaya başladım, cemaatle bir bağım kalmadı. 2014 yılında aralık ayında yapılan sınavı kazandım ve staja başladım… Tanığa temin edilen 14., 15., 16. ve 17. Dönem Adli Yargı Hakim Adayları ile 7. 8. ve 9. Dönem İdari Yargı Hakim Adaylarına ait yıllıkların gösterilmesinde adaylardan; … …’yu (171217) Ankara Şentepe’deki evde akademinin ders notları ve hâkimlik stajına ilişkin adının yazılı olduğu evraklarını görmem sebebiyle ismen tanıdım. Ev sahibi de “.. nerde” diye soruyordu. Bu kişiyi hiç görmedim. İsminden çıkardım. Biz eve girmeden önce evraklarını almayı unutmuştu…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.T. isimli şahsa ait, …Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen …numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 23/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…2012 yazında mezun olduktan sonra İstanbul’a ailemin yanına döndüm, dedem kanser tedavisi görüyordu, ben de hastanede kendisine refakat ediyordum, ancak ders çalışamadığım için Ankara’ya gitmeye karar verdim, yanılmıyorsam 2012 yılı Ağustos ortasında 2012 yılıl Eylül ortasına kadar FETÖ’ye ait Ankara’daki bir evde kalıp Hakimlik sınavına hazırlandım. 2012 yılı Eylül Ayı ortasında dedem vefat edince tekrar İstanbul’a döndüm, bu süreçte ablamın da kanser rahatsızlığını öğrenince Ankara’ya dönmedim. Sadece sınav için aralıkta Ankara’ya gittim. Ankara’da kaldığım bu evin açık adresini bilmiyorum. Yeni Mahalle Şenyuva veya Şentepe semtinde bir evdi. Bu evde M.H., G.A., …, M.A.G. (veya G.), Y.E.G., V.K., B. isimli şahıs (soyismini hatırlayamıyorum, kısa boylu kır saçlı, sınavı kazanmadı) ile birlikte kaldık… Hamdi Beyzo, doğluydu, nereli olduğunu bilmiyorum. Hakim olduğunu biliyorum, nerede görev yaptığını bilmiyorum. İhraç olup, olmadığını bilmiyorum…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.T. isimli şahsın, ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçunu işlediğinden bahisle hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin …sayılı esasına kayıtlı olarak açılan kamu davasında kendisine isnat edilen suçlamaya ilişkin yaptığı savunmasının yer aldığı 22/03/2018 tarihli 1. celseye ilişkin duruşma tutanağı:
“…Nisan Mayıstaki hakimlik sınavı 2012 Aralıka kadar uzadı, bu dönemde Eylül ayında İcra Müdürlüğü sınavını kazandım, başlamam Ocak 2013’ü buldu, Pozantıda kısa bir süre icra müdürlüğü yaptım, Ağustos 2013’e kadar bu devam etti, hakimlik sınavının mülakatı Haziran 2013 te yapıldı, kazandıktan sonra icra müdürlüğünden ayrıldım, Sincan Adliyesinde stajıma başladım, icra müdürlüğü yaptığım sırada mülakat aşamasında ne gibi faaliyetlerin olduğu yönünde bir bilgim yoktur, bir kısım siyasiden referans olmalarını istedim, Balgatta bir evde 4 kişi kaldık, benim haricimde N.M., H.K., …vardı, bu şahıslar da ihraç olmuşlardır, bir de kardeş evler dediğimiz başka stajerlerin kaldığı evler söz konusuydu, hem bizim hem de kardeş evin sorumlusu L.D. adındaki kişiydi, o zaman hakim adayıydı, daha sonra Kütahya’ya atandığını biliyorum… L.D.’nin üzerinde de M.A. vardı, bu kişi de hakim adayıydı, evli olanlar maaşının %10’u, bekar olanlar %15 oranında himmet adı altında para verirdi, ben parayı elden L.D.’ye birkaç kez verdim, ancak bu yüzdelik dilim çok da sağlıklı olarak uygulanmamaktaydı, bu verdiğim himmet belirttiğim gibi sınırlı sayıda oldu ve 2013 yılı içerisinde gerçekleşti, bir de genelde cumartesi günleri gelen Yargıtayda tetkik hakimi olarak görev yapan Ö. adında yine soy adını bilmediğim Dicle Üniversitesi mezunu olduğunu söylediği ilk kurasını Hakkariye çektiğini ve kura çektiği dönemin 2001 olarak belirten bir kişi geliyordu, bu şahsın L. ve M. arasındaki hiyeraşide yerinin neresi olduğun bilmiyorum, M.’nin L.’den daha üst konumda olduğunu daha çok evden sorumlu olmasından anlayabiliyordum, sohbet konuları nadiren fethullah gülenle olmaktaydı, daha çok kuran hadis cevşen okumaya yönelikti, 17/25 Aralık süreci sonrasında bu yapı içerisinde yaptığımız gözlemlerde ciddi bir çözülme yaşanmıştı, benim ifadelerim sonrasında bildiğim kadarıyla A.K. ile M.A. açığa alınmıştır, ben bu soruşturmaların sonlarına doğru ihraç olduğum için birçok kişi zaten açığa alınmıştı, 2014 yılı Kasım ayında kura çektik, bu süreye kadar aynı evlerde kalmaya devam ettik…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.S. isimli şahsa ait, Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2019/55034 numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 14/10/2019 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı:
“…12/10/2019 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınıza vermiş olduğum beyanımı aynen tekrar ederim. Bu beyanım kapsamında Konya KOM Şube Müdürlüğü’nde gerekli teşhisleri yaptım. Bu teşhisleri de aynen tekrar ederim. Daha önce size vermiş olduğum beyanımda staj döneminde gittiğim örgütün hakim savcı staj evlerinde gördüğümü söylediğim kişileri emniyette teşhis ettim. Bunlar; A.T., A.O., N.M., H.K., … …, H.T.’dir. Her ne kadar daha önceki beyanımda söz konusu iki evde dörder kişi kaldığını ifade etmiş isem de emniyette fotoğraf görünce bir kişiyi daha hatırladım. Bahsettiğim isimler staj döneminde gittiğim staj evlerinde gördüğüm kişilerdir. Bu evlere giderken benden sorumlu olduğunu bahsettiğim L. isimli kişiyi de teşhis ettim. Bu kişi L.D.’dir. Bunun üstünde olduğunu söylediğim M. isimli kişiyi de teşhis ettim. Bu kişi de M.A.’dır. …’ın üstünde olduğunu söylediğim …kod isimli Yargıtay Tetkik hakimini gösterilen fotoğraflardan bulamadım. Ancak kendisinin fotoğrafını görsem, teşhis etmeye hazırım…”
Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; davacının, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 2011 yılında mezun olduğu, …sicil numarasıyla 25/07/2013 tarihinde Ankara adli yargı hakim ve savcı adayı olarak staja başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 27/11/2014 tarihli kura kararnamesiyle Tavşanlı Hakimliğine atandığı ve 08/12/2014 tarihinden meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar Tavşanlı Hakimi olarak görev yaptığı görülmüştür.
Davacının beyanları, davacı hakkındaki tanık beyanları ve davacıya hakime ait hizmet cetveli birlikte değerlendirildiğinde, davacının, üniversite sınavına hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğini ve örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan toplantılara katıldığını, üniversite döneminde ise örgüte ait yurt ve evlerde kaldığını ve bu dönemde de örgüt tarafından sohbet olarak adlandırılan toplantılara katıldığını beyan ve ikrar ettiği; B.S. adlı tanığın, davacıyla aynı üniversiteden (Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden) mezun olduklarını ve davacının üniversite döneminde örgüt mensubu olarak tanınan kişiler arasında yer aldığını beyan ettiği, beyanlarının, davacının beyanlarıyla örtüştüğü; B.B. adlı tanığın, hakim savcı sınavlarına hazırlanmak amacıyla 2. kez kaldığı örgüte ait hakim savcı çalışma evinde davacının da bulunduğunu, davacının, 2012 yılı adli yargı hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavını kazandığını beyan ettiği; Ş.T. adlı tanığın, hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına hazırlanmak amacıyla 2012 yılında bir dönem kaldığı Ankara İlinin Şentepe semtinde bulunan örgüte ait hakim savcı çalışma evinde davacının da kaldığını beyan ettiği; M.A. adlı tanığın, hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına hazırlanmak amacıyla 2013 yılında bir dönem kaldığı Ankara İlinin Şentepe semtinde bulunan örgüte ait hakim savcı çalışma evinde, davacının adının yazılı olduğu ders notlarının bulunduğu beyan ettiği; B.B., Ş.T. ve M.A. adlı tanıkların beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu; H.K. ve A.T. adlı tanıkların, davacının dönem arkadaşı olduklarını ve hakim savcı adaylığı döneminde örgütün Ankara İlinin Balgat semtinde bulunan örgüte ait staj evinde davacıyla birlikte kaldıklarını beyan ettikleri; C.S.adlı tanığın, davacının dönem arkadaşı olduğunu ve davacının örgütün Ankara’da bulunan staj evlerinde kaldığını gördüğünü beyan ettiği; H.K., A.T. ve C.S. adlı tanıkların beyanlarının birbirini destekler mahiyette olduğu görülmüş ve söz konusu beyanların, davacının, değişik tarihlerde yapı ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgüt içinde yer aldığına, üniversite sınavına hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve örgütün sohbet olarak adlandırdığı toplantılara katıldığına,
üniversite döneminde örgüte ait yurt ve evlerde kaldığına ve örgütün sohbet olarak adlandırdığı toplantılara katıldığına, hakim ve savcı adaylığı yazılı yarışma sınavlarına örgüte ait hakim çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim savcı adaylığı döneminde örgüte ait staj evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen davacının beyanları ile davacı hakkındaki tanık beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
Öte yandan, davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen ve 23/01/2019 tarihinde …Asliye Hukuk Mahkemesinde kayda giren 22/01/2019 tarihli 1. savunmaya cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki istemlerin yanında dava konusu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesine ve sosyal haklarının iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile yine aynı Kurulun …tarih ve …sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.