YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/24572
KARAR NO : 2014/19405
KARAR TARİHİ : 23.10.2014
Mahkemesi : Gerede Asliye Hukuk Mahkemesi
(İş Mahkemesi Sıfatıyla)
Tarihi : 22/05/2013
Numarası : 2012/34-2013/262
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı, dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine
2-Davacı, iş aktinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek bazı işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davacının hizmet akdinin işverence yazılı bir fesih bildirimi bulunmadan ve davacının kanunsuz greve katıldığına dair herhangi bir tutanak, resmi makam yazısı veya mahkeme kararı bulunmadan, haklı bir sebep olmadan işveren tarafından feshedildiği, dosyada Gerede Noterliğince onaylanan “BEYANNAME” başlıklı belgede davacının ödenmeyen işçilik alacakları sebebi ile evvelce işverene ihtar çektiği bunun üzerine işverence işten çıkartıldığı, kendisine ibra etmesi şartı ile alacaklarının ödenebileceğinin söylendiği, davacının ailesini geçindirmek zorunda olması sebebi ile her ne kadar gerçek iradesini yansıtmasa da dosyada bulunan ibranameyi imzaladığı, aynı gün içerisinde fakat sonraki yevmiye numarasına sahip olan “VAZGEÇME” başlıklı ihtarname ile gönderdiği, davacının bazı işçilik alacaklarını bir an evvel alabilmek amacı ile işvereni ibra ettiği ve ibra sözleşmesinin alınan tanık beyanları ile birlikte sabit olmakla davacının gerçek iradesini yansıtmadığı kanaatine varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında fazla çalışma ücretinin ödenip ödenmediği noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda, ihtirazi kayıt ileri sürülmemiş olması, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının yazılı delille ispatlanması gerektiği sonucunu doğurmaktadır.
Somut olayda, Mahkemece; davacı tanık beyanları doğrultusunda yapılan fazla çalışmaların saat karşılığının ödendiğini, zamlı kısmının ödenmediğini esas alan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulmuştur. Oysa yukarıda da belirtildiği üzere, fazla çalışma yapıldığının ispat yükü işçide; yapılan fazla çalışmanın karşılığının ödendiğini ispat yükü ise işverendedir. İşveren, yapılan fazla çalışmaların karşılığı ücretlerin ödendiğini yazılı belge ile ispatlayamamıştır. Bu nedenle yapılan tüm fazla çalışma ücreti karşılığının tahsiline karar verilmesi gerekirken ödemenin belge ile ispatlanabileceği gözetilmeksizin takdiri delil niteliğinde olan tanık beyanlarına itibar edilerek sadece %50 zamlı kısmının tahsiline karar verilmiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında kıdem tazminatına yürütülen faizin başlangıcı tarihi hususunda da uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 120 nci maddesi yollamasıyla, halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesinin onbirinci fıkrası hükmüne göre, kıdem tazminatının gününde ödenmemesi durumunda mevduata uygulanan en yüksek faize karar verilmelidir. Faiz başlangıcı fesih tarihi olmalıdır. İş sözleşmesinin ölüm ya da diğer nedenlerle son bulması faiz başlangıcını değiştirmez. Ancak, yaşlılık, malullük aylığı ya da toptan ödeme almak için işyerinden ayrılma halinde, işçinin bağlı bulunduğu kurum ya da sandığa başvurduğunu ve yaşlılık aylığı bağlandığını belgelemesi şarttır. Bu halde faiz başlangıcı da anılan belgenin işverene verildiği tarihtir.
Somut olayda mahkemece, hüküm altına alınan kıdem tazminatı bölünerek, dava dilekçesinde talep edilen miktara fesih; ıslah dilekçesinde talep edilen miktara ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, 23.10.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.