YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13575
KARAR NO : 2014/22218
KARAR TARİHİ : 08.12.2014
Mahkemesi : Samsun 2. İş Mahkemesi
Tarihi : 29/05/2014
Numarası : 2012/550-2014/299
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı vekili, davacının 01.02.2004-06.06.2012 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram genel tatil ve yıllık izin alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
4857 sayılı İş Kanununun 32’nci maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8’inci ve 37’nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı ücretinin net 1.000,00 TL olduğunu iddia etmiş, tanıkları ücretini davacıdan duyduklarını beyanla iddiayı doğrulamışlardır. Davalı ise davacının asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Mahkemece asgari ücrete itibarla yapılan hesaplama doğrultusunda hüküm kurulmuştur.
Davacı 2004-2012 yılları arasında çalışmıştır. Davacının işyerindeki kıdemi dikkate alındığında ve ücret konusunda uyuşmazlık nedeniyle tüm alacaklar yönünden mahkemece işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücret araştırması yapılmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.
3-Davacı 26.09.2012 tarihli dava dilekçesinde alacaklarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 107.maddesi kapsamında kaldığını iddia ederek belirsiz alacak davası olarak davasını açmıştır. Ücretin miktarı konusundaki uyuşmazlık alacağın belirsiz alacak davası sayılmasını gerektiren nedenlerdendir. Ücret konusundaki iddialarının doğrulanması halinde tüm alacaklar yönünden davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir. Ücret bordrodan farklı ödendiği iddia edilmese dahi fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacaklarından yazılı belgeye dayalı hesaplama yapılmaması halinde hakim tarafından hakkaniyet indirimi yapılabileceğinden bu alacakların da belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir.
Bir alacağın belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesi halinde davacı davasını açmakla belirsiz alacaklar açısından zamanaşımı davanın açılmasıyla kesilir. Tamamlama harcı yatırılması veya ıslah aşamasına kadar yeniden işlemeye başlayan zamanaşımı dolmadığı sürece bütün alacakların dava tarihi esas alınarak hesaplanması gerekir.
Mahkemece ücret araştırması yapılarak, ücretin farklı olduğunun anlaşılması halinde davanın tüm talepler yönünden belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu dikkate alınarak, ücretin bordrodaki ile uyumlu olması halinde ise dava yığılması şeklinde açılan ve hakkaniyet indirimi yapılmasını gerektiren fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacakları açısından davanın belirsiz alacak niteliği konusunda değerlendirme yapılmadan ıslah aşamasında ileri sürülen zamanaşımı doğrultusunda hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.
4-Davacının dava dilekçesinde alacakların işletilecek faizleri ile ıslah dilekçesinde ise kıdem tazminatı dışında yasal faiz ile tahsil talebinde bulunduğu dikkate alınmadan HMK’nun 26. maddesine aykırı şekilde talep aşılarak fazla çalışma, hafta tatil, ulusal bayram genel tatil alacaklarına doğrudan en yüksek mevduat faizi yürütülmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 08.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.