Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/8428 E. , 2020/5608 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/8428
Karar No : 2020/5608
DAVACI : …
DAVALI : … Kurulu / ANKARA
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın tesisine gerekçe olarak gösterilen FETÖ/PDY terör örgütüne hiçbir mensubiyeti, iltisakı ya da irtibatı bulunmadığı, kararda kendisi ile ilgili kişiselleştirme yapılmadığı, savunmasının alınmadığı, bu şekilde savunma hakkının ihlal edildiği, dava konusu kararın Anayasa’ya, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen karar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’İN DÜŞÜNCESİ:Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile maddi haklarının yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının ileri sürdüğü Anayasaya aykırılık iddiası ciddi bulunmamış; usulü itirazlar ise, yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz … Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun, “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasının (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki … tarihli ve … sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca Ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22/07/2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesiyle, 22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında ismi yer alan davacının meslekten çıkarılma kararına ilişkin yeniden incelenme talebi anılan Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargı mercileri tarafından FETÖ/PDY ile ilgili olarak yürütülen adli soruşturma ve kovuşturmalarda örgüt üyeliğine mensubiyet, yardım ve örgüt üyeliği kapsamında suç işlenip işlenilmediği gibi hususlara ilişkin cezai soruşturmalar yürütülmektedir. HSK tarafından verilen kararın ise idari bir incelemeye dayalı olarak verilen bir karar olduğu ve örgüt üyeliği ile mensubiyetin yanında örgütle iltisak ve irtibatın olup olmadığı hususlarının da değerlendirildiğinde herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Bu bağlamda, cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak karar verilmektedir.
Yerleşik yargı içtihatlarına göre ceza yargılamasının amacı, somut gerçeğin hiçbir şüpheye yer verilmeyecek şekilde saptanmasıdır. Bu doğrultuda sanığın suçluluğu yönündeki iddia araştırılarak suçlu ya da suçsuz olduğu ortaya konulmaktadır. Buna karşılık, Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku ile Memur ve Disiplin Hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre kamu görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin ya da bakılan uyuşmazlıkta olduğu gibi meslekten çıkarma tedbiri şeklinde sonuçlanacak bir sorumluluğu da gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ile idari ya da disiplin soruşturması birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı yürütülür. Ceza mahkemesi hükmü idari kurul ya da disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir. Bu bağlamda bir eylemin TCK yönünden suç oluşturması idari bir tasarruf olarak göreve son verme yönünden, farklı kriterlere dayalı olduğu şüphesizdir.
Davacı tarafından dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında böyle bir iddiaya da itibar edilmemiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile UYAP üzerinden yapılan araştırma sonucunda; Davacı hakkında Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçundan, … Ağır Ceza Mahkemesinde E:… sayılı kamu davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
Bakılan dosya ve ceza davası dosyasındaki bilgi, belge ve ifadelerin incelemesinden; Davacının, üniversite öğrencilik döneminde, Hakimlik/Cumhuriyet Savcılığı meslek sınavlarına hazırlık ve staj döneminde, Örgüte ait evlerde kaldığı; kod adı kullandığı; Örgüt tarafından sohbet adı altında düzenlenen toplantılara katıldığı, bu toplantıları organize ettiği; yine dosyadaki tanık/şüpheli ifadelerine göre FETÖ/PDY örgüt üyeliği suçundan aynı dosyada birlikte yargılandığı eşi ile örgüt yönlendirmesi doğrultusunda evlilik yaptığı bu bağlamda bu yapı ile irtibat ve iltisakının bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Buna durumda, tanık/şüpheli ifadeleri ile ceza davası dosyasındaki bilgi ve belgeler dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davanın, dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararı nedeniyle yoksun kaldığı maddi haklarının yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemine ilişkin kısmına gelince:
Söz konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararının davacıya ilişkin kısımında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında, bu karar nedeniyle davacının maddi haklarından da yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ilişkin kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 25/10/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, 31/07/2018 tarihli ara kararımızla; davalı idare tarafından birinci savunma dilekçesinin tebliğe çıkarıldığı tarihten sonraki bir tarihte dosyaya sunulması nedeniyle birinci savunma dilekçesiyle birlikte davacıya gönderilemeyen ve davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren CD’nin davacıya tebliğ edilmesine, söz konusu CD’ye ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Yine bu kapsamda, 09/06/2020 tarihli ara kararımızla; davalı idare tarafından dosyaya sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 14/02/2020 tarih ve 8494 sayılı yazısı ekindeki ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağının davacıya tebliğ edilmesine, söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren ve 04/09/2018 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan 27/07/2018 tarihli ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için ara kararın tebliğ tarihinden itibaren davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ”Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; … mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da … isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday …yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı …nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. …nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan … isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce …’nin evinde toplanmıştık. …Mesut abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “Burak isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında … çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan …’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır. Anılan Tutanağın “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…” olduğu; “ID’yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler” başlığı altında … isimli kişinin davacıyı “…” olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.
Bununla birlikte davacının, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “…Sonra … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS bana telefonuna bir haberleşme programı yükleyeceğiz dedi. Benim o dönemde ve halen kullanmış olduğum … numaralı telefonuma bir haberleşme programı yükleyeceğini söyledi. Ben ilk etapta buna karşı çıktım. Ancak artık bu şekilde haberleşeceğimizi bu programın gizli bir program olduğunu söyledi. Bende Apple Store dan ilk önce bana söylemiş olduğu VPN programını indirdim. Daha sonra bu programı söylemiş olduğum üzere aktifleştirdikten sonra ilk defa ismini orada öğrendiğim BYLOCK isimli programı yükledim. Daha sonra … GERÇEK YADA KOD ADLİ ŞAHSIN bana söylemiş okluğu ancak şuan hatırlamadığım kullanıcı adım bularak ekledim. Bu programda ben ve … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS vardı. Yanlış hatırlamıyorsam benim kullanıcı adım … idi…” şeklinde beyanda bulunarak ByLock uygulamasını kullandığını ikrar ettiği görülmüştür.
Nitekim, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılamasının yapıldığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında da, “…Sanığın ByLock kullanıcısı olduğunu gösteren ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağına göre, Bylock programını … ID numarasıyla kullandığı, tanık ve kendi beyanları ile kod adının … olduğu anlaşılan sanığın bylock kullanıcı adının … olduğu…” tespitine yer verilmiştir.
Davacı tarafından bu delile karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, davacı hakkında düzenlenen “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”nın davacının ikrar niteliğindeki beyanı da dikkate alınarak incelenmesinden; davacının … ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 25/06/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… HAKİM SAVCI STAJ EVİ 2012 YILI NİSAN AYI: … Staj evinde kaldığımız bir günde Grup sorumlumuz … isimli şahıs evimize gelerek cumartesi günleri Yenimahalle semtinde bir yere gideceğimizi, orada diğer gruptaki 15. Dönem hakim savcı adayları ile tanışacağımızı söyledi. O hafta cumartesi günü …. ile birlikte ben, …., …., …. ile Yenimahalle de 15. Dönem Hakim Savcı Adaylarının olduğu başka bir yapının staj evine gittik. Bu ev Yenimahalle Belediyesine yakın alt katında bayan kuaförünün olduğu tam açık adresini hatırlamadığım bir dubleks bir evdi. Bu staj evinde kalan şahıslar …, …., …., … idi. Bu evinde grub sorumlusu … isimli şahıs idi. DEVRECİSİ ise … isimli şahıstı. DEVRECİNİN bir üst sorumlusu olan şahıs ise …. idi. … Staj döneminde herhangi bir sorumluluk almadım. Ancak bana Grupçumuz yada Devrecimiz yapıya mensup hakim savcıların çocuklarına haftada bir ders vermemi söyledi. Ancak ben hem evli olduğum için hemde istemediğim için bu tekliflerini kabul etmedim. Staj döneminde MURAKIBLIK olarak görev yaptığını bildiğim şahıslar …, … idi. SERMURAKIBLIK ve MEZUN GÖRÜŞMESİ yapan hakim savcı adaylarının kim olduğunu ben bilmiyorum. Görev almadığını net bildiğim şahıslar ise …, …., …. idi. …
44-…: Bu şahıs Bitlislidir. Antalya Hukuk mezunudur. Bu şahısla staj döneminde aynı grup içerisindeydik. Bu şahıs bizim kardeş ev nitelendirdiğimiz yapının farklı bir staj evinde kalıyordu. Bu şahıs staj döneminde MURAKIBLIK yapıyordu. Bu şahıs sonrasında Ağrı Patnos ilçesine hakim olarak atanmıştır. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte 01/07/2018 tarihli teşhis tutanağının incelenmesinden, ifade sahibinin davacı …’i kesin ve net bir şekilde teşhis etmiş olduğu görülmüştür.
Aynı şahıs, Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında da benzer ifadelerde bulunmuş ve 26/03/2016 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında da …’i kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/11-03/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… KOD ADLI … İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden birincisinde …, …, …, … isimli şahıslar kalıyordu. …’nin arkadaşım olması münasebetiyle yapının bu staj evini biliyordum. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum. Yine belirtmiş olduğum bu staj evine de yapı tarafından Erzurum iline staj için gönderilen ve Erzurumdaki yapıya ait staj evlerinde kalan … ve … isimli şahısların olduğunu arkadaşım …’nin bahsetmesi üzerine öğrendim. .. KOD ADLI … İSİMLİ şahsın sorumlu olduğu 3 staj evinden İkincisinde …, …, …, …. isimli şahıslarlardı. Bu evin sorumlusu kimdi onu bilmiyorum. …
– Benim yapı evliliği yaptığını bildiğim şahıs …’dir. Bu şahsın EŞİNİN İSMİNİ BİLMİYORUM, Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet esnasında …’den duymuştum. Bu şahıslara yapıda hangi evlendirme mesulünün aracılık yaptığını bilmiyorum. Benim yapı evliliğiyle ilgili bildiklerim bunlardır… “
Aynı şahsa ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: ”…123- …: Bu şahıs Bitlislidir, ailesi İstanbulda ikamet ediyordu, hatırladığım kadarıyla Antalya akdeniz hukuk mezunudur, bu şahsın Kütahya tavşanlı ilçesinde hakim olarak görev yapmaktaydı, görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte 14/12/2017 tarihli teşhis tutanağının incelenmesinden, ifade sahibinin davacı …’i kesin ve net bir şekilde teşhis etmiş olduğu görülmüştür.
Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 19/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “…ÜNİVERSİTE SON SINIFTA YAPI TARAFINDAN ÇALIŞMA EVNİ YÖNLENDİRME SÜRECİ: Ben Üniversite son sınıfın ikinci döneminde iken Ankara ilinden gelen İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM şahıs ile iki üç sefer görüştüm. Bu şahıs hatırladığım kadarıyla Danıştay ya da Sayıştaydan geldiğini söylemişti. Ancak bu şahsın görevinin ne olduğunu bilmiyorum. İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ve Ankara’dan gelen bu şahıs ile …’nin kaldığı cemaat evinde görüştüm. Bu görüşmemizde Ankara’dan gelen ismini hatırlamadığım belli periyotlar ile geleceğini, bizi ziyaret edeceğini, Kuranı Kerim, Risale ve Fetullah GÜLEN’in kitaplarının ne kadar okunduğunun çetelesini kendisinin tutacağını söyledi. Yine bu ziyaretinde kendisinden kimseye bahsetmememizi istemişti. Ankara’dan gelen ismini hatırlamadığım bu şahıs ile görüşmelerimiz toplu bir şekilde oluyordu. Bu şahıs ile görüşmelerimizde benimle berber …, … ve … vardı ve bu şahsa kaç sayfa kuran okuduğumuzu, risale okuduğumuzu ve Fetullah GÜLEN’in kitaplarını okuduğumuzu söylüyorduk. Ben yoğun olduğum genelde okumadığım halde okumuş gibi çetelemi sözlü olarak söylüyordum. Bu şekilde 2011 yılı Haziran ayında mezun oldum ve ailemin yanına beypazarına gittim. Ben memleketimde iken bir erkek şahıs beni o dönem kullanmış olduğum … nolu GSM hattımdan aradı. Bana Ankara ilinde Hakim Savcılık sınavlarına hazırlık için evlerin olduğunu, bizi oraya yerleştireceklerini ve güzel bir çalışma ile hakim savcılık sınavını kazanabileceğimizi söyledi ve beni bu evlerde kalmam hususunda davet etti. Bende beni arayan bu şahsa ne zaman geleceğimi sordum. Beni arayan şahısta geleceğim tarihi söyledi ve bu şekilde Ankara iline hakim savcı çalışma evinde kalmak üzere gittim. Beni arayan şahsın aramış olduğu numarayı hatırlamıyorum. Beni arayarak Hakim Savcı çalışma evini davet eden şahsın sonrasında … KOD ADLI şahıs olduğunu bu şahıs ile buluşmamızda kendisini … olarak tanıtması neticesinde ve bu süreçte yapıya mensup şahısların kod adı kullanmasından dolayı anladım. Bu şahıs buluşmamızda bana İdari Hakim olduğunu söylemişti. … KOD ADLI şahıs ile sözleştiğimiz tarihte … alışveriş merkezinde buluştuk. … KOD ADLI şahsın yanında İSMİNİ BİLMEDİĞİM ve bir kere görmüş olduğum bir şahıs daha vardı. Üçümüz birlikte kalacağım Dikmen ilçesinde açık adresini bilmediğim gitsem bulamayacağım Hakim Savcı çalışma evine gittim. Ben bu hakim savcı çalışma evine gittiğimde tek başımaydım. … KOD ADLI şahıs bana beni getirmiş olduğu hakim savcı çalışma evine başkaca şahıslarında geleceğini söyledi ve beni bu eve bırakarak ayrıldı. … KOD ADLI şahıs beni bırakmış olduğu Hakim Savcı çalışma evi ile alakalı bu evin kurallarından bahsetmedi. Başkaca şahıslarında geleceğinde bu evin kurallarından bahsedeceğini söyledi. … Bu süreçte yine üniversiten arkadaşım olan … ile görüştüm. … de Hakim Savcı Çalışma evinde kaldığını. Kendisini Ankara iline geldiğinde bir şahsın karşıladığını ve Hakim Savcı Çalışma evine götürdüğünü, bu evin Altındağ ya da Keçiören semtinde olduğunu burada kaldığını ve cep telefonlarının toplanacağım bu yüzden benimle iletişime geçemeyeceğini söyledi. Bende o tarihten sonra bir daha kendisiyle görüşmedim. …’inde başkaca bir hakim Savcı çalışma evinde kaldığını … ile yaptığım görüşmeden biliyorum. Öncesinde de bizim farklı hakim savcı çalışma evlerinde kalacağımız söylenmişti. …
19-…; Bu şahıs Bitlislidir. Hukuk fakültesinde aynı dönem okuyorduk. Hakim Savcı çalışma evinde kaldığını biliyorum. Sonrasında Adli hakim olarak görev yaptı ve bu süreçte ihraç olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim…”
Bununla birlikte 20/01/2018 tarihli teşhis tutanağının incelenmesinden, ifade sahibinin davacı …’i kesin ve net bir şekilde teşhis etmiş olduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14-22/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Ben okuldan mezun olduktan sonra yukarıda bahsetmiş olduğum … KOD ADLİ şahıs beni aradı ve bana hitaben … KOD ADLI … İSİMLİ bir şahıs seni arayacak’ şeklinde söyledi. Bir müddet sonra benim o dönemde kullanmış olduğum, şu an numarasını hatırlamadığım telefondan … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs beni aradı. Bu şahıs ne tür telefondan aradı, hangi numaradan aradı onu tam olarak hatırlamıyorum. Bu şahıs beni aradığında bana hitaben ‘mezun olmuşsunuz, hayırlı olsun, Ankara’ya geldiğinizde irtibata geçelim’ şeklinde söyledi. Belli bir süre sonra … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs beni yine kulanmış olduğum telefondan aradı ve bana hitaben ‘Ankara’ya gel, görüşelim’ şeklinde söyledi. Ben de Ankara’ya gittim. Ankara Devlet Demir Yollarının orada beklemeye başladım. Beklemeye başladıktan sonra buraya … KOD ADLI şahıs geldi ve yanında yukarıda bahsetmiş olduğum … de vardı. Normalde beni arayan kişi … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs olmasına rağmen beni karşılamaya … KOD ADLI şahıs geldi ancak ben … KOD ADLI … İSİMLİ şahsı daha sonra çalışma evlerinde kaldığım süre içerisinde gördüm. … KOD ADLI şahıs beni ve …’yi alarak şu an gösterebileceğim Keçiören’de bulunan bir eve götürdü. Bu ev benim kalacağım ilk hakim-savcı çalışma eviydi. Bu eve yanlış hatırlamıyorsam 2012 yılının temmuz sonu ağustos başı gibi gittim, dedi. KALMIŞ OLDUĞUM BİRİNCİ ÇALIŞMA EVLERİ İLE İLGİLİ OLARAK BİLDİKLERİM: … KOD ADLI şahıs bizi bu eve götürdüğünde ben ve … dışında bu evde …, …, …, SOYADINI HATIRLAMADIĞIM … VEYA … İSİMLİ şahıs vardı. SOYADINI HATIRLAMADIĞIM … VEYA … İSİMLİ şahsın … veya … isminden biri kod adıydı. Bu evde toplamda 6 kişi kalmaya başladık. Bu evin murakıbı Konya’da iken beni aradığını söylediğim … KOD ADLI … İSİMLİ şahıstı. Bu evin ser murakıbı … KOD ADLI şahıstı. Bu eve gittiğimizde yanlış hatırlamıyorsam … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs bize hitaben ‘tedbiri elden bırakmayın, burada olduğunuzu aileniz de dahil olmak üzere kimse bilmeyecek, eve giriş çıkışlarınızda tedbirli olup kimse ile gereksiz iletişime girmeyin, kim olduğunuzu sorarlarsa stajyer avukat olduğunuzu söyleyin, elektronik eşya kesinlikle yasak, cep telefonlarını toplayacağız, önünüzdeki dört ay boyunca günde en az 10 saat ders çalışacaksınız, evde nöbet düzeni olacak, ders çalışmak ve ibadet dışında sosyal aktiviteleriniz olmayacak, bir ihtiyacınız olduğunda ben yardımcı olacağım, haftada bir kez ihtiyaç olduğunda ankesörlü telefondan ailenizle bir defaya mahsus görüşebilirsiniz,’ şeklinde söyledi. Yanlış hatırlamıyorsam bu konuşmanın sonunda murakıbımız evde bulunanların ve benim telefon bataryalarımızı çıkartarak telefonlarımızı aldı ve poşete koyarak yanında götürdü. Bu evin elektrik-su-doğalgaz aboneliğinin kimin üzerine olduğunu, bu evi kimin kiraladığını tam olarak bilmiyorum. Ayrıca bu eve ilk geldiğimizde murakıbımız olan … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs bize hitaben ‘bu evde herkes müstear ad kullanacak’ şeklinde söyledi. Ben bu evde … MÜSTEAR ADINI YANİ KOD ADINI kullanmaya başladım. Yanlış hatırlamıyorsam … MÜSTEAR ADINI YANİ KOD ADINI, … … VEYA … MÜSTEAR ADINI YANİ KOD ADINI kullanıyordu. … VE … VE EVE SONRADAN DAHİL OLAN ….’nin kod adını hatırlamıyorum. Yine yukarıda … VEYA … olarak bahsettiğim kişinin … VEYA … İSMİNDEN biri müstear adı yani kod adıydı, biri gerçek adıydı ancak hangisi gerçek adı hangisi kod adı tam olarak hatırlamıyorum. Ben bu evde yaklaşık iki hafta kaldıktan sonra murakıbımız … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs bizi salonda toplayarak bize hitaben ‘bu ev kapatılacak ve boşaltılacak, yeni eve geçeceksiniz’ şeklinde söyledi. Bir müddet sonra da biz kişisel eşyalarımızı toplayarak şu an gösterebileceğim benim kalacağım ikinci çalışma evine gittik. Bu evde de ben 2012 yılında yapılan adli ve idari yargı sınavlarına girene kadar yani 2012 yılının aralık ayı sonuna kadar kaldım, dedi.
KALMIŞ OLDUĞUM İKİNCİ ÇALIŞMA EVLERİ İLE İLGİLİ OLARAK BİLDİKLERİM: (Hatırladığı kadarıyla 2012 yılının temmuz ayı ortalarından 2012 yılı aralık ayı sonuna kadar kaldığını beyan ediyor) Biz bu eve ilk çalışma evinde kalmış olduğum …, …, …, …, … VEYA … İSİMLİ şahıslarla geçtik ve kalmaya devam ettik. Bu evin de murakıbı … KOD ADLI … İSİMLİ şahıstı. Ser murakıbı ise … KOD ADLI (ismi … olabilir) şahıstı. Bu eve geçtiğimizde de murakıp bize bu evin kurallarını anlattı. Bu eve benimle beraber kalan 6 kişi dışında sonradan … isimli şahıs geldi, bu şahıs kısa bir dönem bizim evde kaldı ve sonradan evden ayrıldı. Bir müddet sonra tekrardan eve geldi ve sınava girene kadar bu evde kalmaya devam etti. Ayrıca bu evde kaldığını beyan ettiğim … VEYA … İSİMLİ şahıs bu taşındığımız evde kısa süre daha kaldıktan sonra bilmediğim bir yere gitti. Ancak yanlış hatırlamıyorsam duyduğum kadarıyla bu şahsın Deniz Kuvvetlerine subay olarak ya da başka bir şey olarak gittiğini duydum. … VEYA … İSİMLİ şahıs gittikten sonra onun yerine … İSİMLİ şahıs geldi. Hatta … İSİMLİ şahsın … VEYA … İSİMLİ şahıs gitmeden geldiğini hatırlıyorum. Bu nedenle bir müddet bu evde sekiz kişi kaldık. Ayrıca bu evin kira sözleşmesini ve elektrik-su-doğalgaz aboneliklerini … KOD ADLI … İSİMLİ şahsın üzerine olduğunu hatırlıyorum. Ancak bundan tam olarak emin değilim. Biz bu evde bulunduğumuz dönemde ben 2012 yılı güz döneminde yapılan adli ve idari yargı sınavlarına girdim. Ayrıca ben ve evde bulunan …, …., … İSİMLİ ŞAHIS, … VEYA … İSİMLİ ŞAHIS adli ve idari yargı sınavı dışında askeri yargı hakim-savcılık sınavına da girdik ve hepimiz askeri sınavı kazandık, dedi. … Biz bu şekilde hakim-savcı çalışma evlerinde 2012 yılı idari, adli ve askeri yargı sınavlarına girdikten sonra Konya’ya kitap okuma kampına gittik. Bu kampa ben, bizim evde benimle birlikte kalan …, …, … İSİMLİ ŞAHIS, …, …, … katıldı. Ayrıca bu dönemde bizim evde kalmamasına rağmen başka çalışma evinde kaldığım bildiğim ileriki aşamalarda anlatacağım üzere murakıplık yaptığım dönemde benim üzerimde ser murakıplık yapan …’de bizimle beraber Konya’daki kitap okuma kampına katıldı. Çalışma evinde bu şahsın ne kod adı kullandığını bilmiyorum. Ancak üstümde ser murakıplık yaptığı dönemde … KOD ADINI kullandığını hatırlıyorum. Bu kişi dışında başka kimse bu kampa katıldı mı bunu tam olarak hatırlamıyorum. Bizi bu kampa yönlendiren kişi … KOD ADLI … İSİMLİ şahıstı. … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs bu kampta yoktu. Bu kampta ne kadar kitap okunduğuna ilişkin çetele tutan kişi … İSİMLİ şahıstı. Biz bu kampı Konya İli Beyşehir İlçesinde bulunan yapıya ait yurtta yaptık. Bu kampın yaklaşık 3 gün sürdüğünü hatırlıyorum. Bu kamp sonrasında herkes memleketine gitti. Ben de Ankaralı olmam nedeniyle Ankaraya ailemin yanına gittim. … Ders çalışma evinde sınava girinceye kadar geçen süre içerisinde murakıbımız … KOD ADLI … veya ser murakıbımız … KOD ADLI kişi tarafından tarihlerini net olarak hatırlayamadığım günlerde bize üç kez deneme yaptıklarını hatırlıyorum. Bu denemelerde optik cevaplama kağıtları ve üzerinde herhangi bir yazı bulunmayan fotokopi şeklindeki soru kitapçıkları veriliyordu. Yaklaşık 1,5 saat kadar deneme oluyorduk. İşaretlemeleri optiklere yapıyorduk. Deneme kitapçıklarının üzerine murakıp ya da ser murakıbımızın kod adını ve kendi kod adımızı yazıyorduk. Deneme bittikten sonra bizden deneme kitapçıklarını alıyorlardı. Denemeden bir hafta sonra tekrar ser murakıbımız veya murakıbımız sınavdan aldığımız sonuçlan bize bildiriyordu. Hatırladığım kadarıyla sıralama olarak değil yüzdelik olarak yani girmiş olduğumuz denemede yüzde kaça girdiğimizi söylüyorlardı. Ders çalışma evlerinde genel olarak gizlilik hakimdi. Yukarıda da belirttiğim üzere evde ders çalışma dışında sosyal aktivitemiz yoktu. Ancak dışarıda herhangi bir kimseyde diyaloga girdiğimizde kendimizi stajyer avukat olarak tanıtmamız gerektiğini söylüyorlardı. Evdekilerin ifşa olmamak için kod adı kullanmalarını istiyorlardı. Haftalık çetele alacaklarını söylüyorlardı. Evde cep telefonu, televizyon gibi dijital alet kullanılması yasaktı. Dışarıdan kaldığımız ders çalışma evine ailemiz de dahil olmak üzere yabancı kimselerin girmesi kesinlikle yasaktı. Bu evlerden kimseye bahsetmememiz gerektiğini söylüyorlardı, dedi. … Ben Ankara’da bulunduğum esnada adli, idari ve askeri yargı sınavlarının sonuçları açıklandı ve ben bu üç sınavın mülakatlarına girmeye hak kazandım. Bizim murakıplığımızı yapan … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS beni tekrardan çalışma evine çağırdı. Ben de çalışma evine gittim. … KOD ADLI … İSİMLİ murakıp bize bu evin artık kullanılmayacağını, yine kapatılacağını, mülakat sürecinde başka bir evi mülakat evi olarak kullanacağımızı söyledi ve beni alarak Ankara’da mülakat evi olarak kullanıldığını polis memurlarına söylediğim ve adresini tespit ederek tutanak tuttuğumuz mülakat evine götürdü. Bu eve gittiğimde bu evde ben, …, …, SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM … İLE SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM … İSİMLİ şahıslar ile kalmaya başladık. Bu mülakat evinin murakıbı KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM, KOD ADINI VE İSMİNİ ŞU AN HATIRLAMADIĞIM bir şahıs yapıyordu. Ayrıca bu şahıstan önce de yine kısa bir süreliğine bu evin murakıplığını … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS yapmıştı. Bu evin ser murakıbı yine yanlış hatırlamıyorsam … KOD İSİMLİ ŞAHIS’dı. Zaten yanlış hatırlamıyorsam bizim mülakatın öncesinde ya da mülakattan hemen sonra bu saymış olduğum mülakat evinin murakıplarının ve ser murakıbının kura çekerek taşralara tayinlerinin çıktığını hatırlıyorum. Mülakat evinde bizim kendi cep telefonlarımızı kullanmamız serbestti. Herkes referans için uğraşıyordu. Telefonlar serbest olduğu için ankesörlü telefonlardan ailemiz ile görüşme yapmıyorduk. Mülakat evinde bulunduğumuz süre içerisinde evin murakıplığını ve ser murakıplığını yapan kişi bize hitaben ‘size mülakat provası yapmak için birkaç kişi gelecek, onlar gelmeden önce siyah takım elbise, beyaz gömlek, siyah ayakkabı, ayakkabıya uygun kemer, kırmızı kravat almanız gerek. Mülakat provanızda ve gerçek mülakatta içeriye girerken başınımızla selam vermeniz gerekir, sonrasında bizim için ayrılmış olan sandalyenin yanma gidip orada ayakta bekleyip bir selam daha verip mülakat heyetinin size sandalyeye oturmanız için izin vermesini beklemeniz gerekir, izin verdikten sonra ceketinizin bir düğmesini veya ikisini açarak oturmanız gerekir, oturduktan sonra sorulacak sorulara net cevap vermeniz veya hatırlamadığınızı, belirtmeniz gerekir, cevap verirken mülakat heyetinde bulunan üyeler ile kesinlikle göz teması kurmanız gerekir, sorular bitip sizi uğurladıkları sırada ayağa kalkıp tekrar ceketinizi ilikleyip selam verip saygılı bir şekilde çıkmanız gerekir.’ şeklinde söyledi. Biz de bu beyanlara uygun bir şekilde gerekli elbiseleri aldık. Sonra tarihini hatırlamadığım bir dönemde İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM 3 ŞAHIS bize mülakat provası yapmak için evimize geldi. Evin salonunu boşaltarak mülakat provasına hazırladık. Salonda 3 tane sandalye yan yana konulmuş şekilde ve 3 kişiye yetecek şekilde masa hazırladık. Tam karşısına 1 tane sandalye koyduk. Daha sonra sanki gerçek mülakata giriyormuş gibi tavsiye üzerine almış olduğumuz elbiselerimizi giyindik. Bu sırada … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS da yanımızdaydı. Bizi diğer odalara toplayarak tek tek görüşme yapmak üzere salona çağırdı. Yukarıda ismini belirtmiş olduğum …, …, SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM … İSİMLİ ŞAHIS İLE SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM … İSİMLİ şahıs ile birlikte sırasıyla mülakat provavsı yaptığımız salona girdik. Ben de sıram geldiğinde çağırıldım. Salona girdim. Salona girdiğimde daha önce hazırlamış olduğumuz düzene uygun şekilde İSMİNİ, SOY İSMİNİ VE KOD ADLARINI BİLMEDİĞİM 3 ŞAHIS kendileri için ayrılmış olan sandalyelerde oturuyorlardı ve önlerinde masa vardı. Yukarıda … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHSIN vermiş olduğu hususları yerine getirerek oturmam gereken sandalyeye oturdum. Bana genel kültür-genel yetenekten iki soru sorduklarını hatırlıyorum. Ancak sorular neydi tam olarak hatırlamıyorum. Benim mülakat provam bittikten sonra çok heyecanlı olduğum ve odaya girerken ceketimi iliklemediğim yönünde eleştiride bulunmuşlardı. Bunun dışında mülakat evinde özellik arz eden başka bir hususu hatırlamıyorum. Yine ben bu mülakat evi dışında yapıya ait ikinci bir mülakat evinin olduğunu, ara sıra bu eve gelip gittiğimden biliyorum. Zaten bu mülakat evinin adresini Tokat İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile birlikte Ankara’ya gittiğimizde gösterdim. Bu mülakat evinde … KOD ADLI …, …, …, KOD ADLARINI ŞU AN HATIRLAMADIĞIM …, …, … İSİMLİ SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHIS VE … kalıyordu. Bu evin murakıbı bizim evin murakıbı olan … KOD ADLI … isimli şahsın dönem arkadaşı olarak bildiğim, KOD ADI İLE İSMİNİ VE SOY İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ancak görsem teşhis edebileceğim bir şahıstı. Yine yanlış hatırlamıyorsam bu evin ser murakıbı da … KOD ADLI şahıstı…”
Aynı şahsa ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “…63- … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın nereli olduğunu hatırlamıyorum. Hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Benim Ankara’da kalmış olduğum Hakim Savcı Çalışma evinin MURAKIBIDIR. Görsem teşhis ederim… ”
Bununla birlikte 27/12/2017 tarihli teşhis tutanağının incelenmesinden, ifade sahibinin … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS olarak belirttiği kişiyi, davacı … olarak kesin ve net bir şekilde teşhis ettiği görülmüştür.
Yine aynı şahsa ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/03/2017 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı: “…4)… sicil numaralı olarak teşhis ettiğim şahıstır. (Şüpheli tarafından … sicil nolu fotoğraf üzerinden teşhis edilen kişinin … TC numaralı … isimli kişi olduğu tespit edildi) Bu kişi, yukarıda teşhis ettiğim ….’nin cemaat işlerinde yardımcısı pozisyonundaydı. … tarafından cemaat faaliyetleri kapsamında verilen emir ve talimatları yerine getiriyordu. Ben bu şahsı yukarıda ve 15.08.2016 tarihli Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifademde Ömer isimli olarak bildirdiğim kişi olarak tanıdım. Hâkim adaylığı sınavına hazırlanmak üzere ilk buluştuğum şahıs bu şahıstır. Kendisini bu nedenle tanırım…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “…23-… …: Bu kişi hakkında üniversite ve çalışma dönemine İlişkin bilgi sahibi değilim ancak yukarıda bahsettiğim üzere örgütün 2012 ve 2013 yıllarında zaman zaman yapmış olduğu toplantılarda kendisini defalarca gördüm. Bu sebeple FETÖ/PDY Örgütü üyesidir…”
Bununla birlikte, davacı, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/04-01/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında, “…Ben 1990 Bitlis doğumluyum. Babam 22 sene önce vefat etti, annem ev hanımıdır. Evliyim. 5 kardeşiz. Ben 7. Sınıfa kadar Bitlis te devlet okulunda okudum. Daha sonra ben ortaöğretim 8. Sınıfın ikinci döneminde yapıya ait olduğunu sonradan öğrendiğim Özel Reşat Kazancı ilköğretim okuluna geçiş yaptım. Lise eğitimimi de yapıya ait Özel Selahattin Eyyübi Lİsesinde okuyarak 2007 yılında mezun oldum. Lise son sınıfta yapıya ait Bitlis te bulunan Çağlayan dershanesine gittim. Aynı yıl girmiş olduğum üniversite sınavından Akdeniz üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım.
ÜNİVERSİTE 1. SINIF (2007-2008 yılları arası olduğunu beyan eder):
Ben üniversiteyi kazandıktan sonra üniversitemin bulunduğu Antalya ilinden İSMİNİ BİLMEDİĞİM, bir şahıs beni aradı. Bana öncelikle hayırlı olsun üniversiteyi kazanmışsın Antalya da yapıya ait öğrenci evlerinde kalmak ister misin diye sordu. Benimde böyle bir niyetim olması sebebiyle arayan kişiye kalabileceğimi söyledim. 04/09/2007 tarihinde Antalya ya üniversiteye kayıt işlemleri için gittim. Beni otogardan İSMİNİ BİLMEDİĞİM BENİ ARAYAN ŞAHIS karşıladı. Daha sonra beni Antalya ili Muratpaşa ilçesinde bulunan yapıya ait öğrenci evine götürdü. Bu evde bir yıl süreyle kaldım. Bu evde benimle birlikte …, …, … ve … isimli şahıslarla kaldım. Bu evin ev imamı … isimli şahıs idi. Ev imamı olan … akşamlan akşam saat 8 de kitap okumamız gerektiğini ve vakit namazlarını cemaatle tesbihatlı olarak bize kılmamızı bize söylüyordu. Ancak benim dışımda birlikte kaldığımı belirttiğim şahıslar programlara iştirak etmiyorlardı. Bu arkadaşlarım ikinci öğretim oldukları için geç yatıp geç kalktıkları için yapılan programlara katılmıyorlardı. Yapılan programlarda Fetullah GÜLEN’e ait kitaplar ve risaleinur okunurdu. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam evin giderleri için ev imamı olan … e aylık 100 lira para veriyordum. Ayrıca 100 lira da aylık burs alıyordum. Bu bursu … isimli şahıs alıyor, benimde vermiş olduğum 100 lirayla birleştiriyordu. Toplamda 200 lira vermiş oluyordum. Ben ikinci dönemin son iki ayı yapıya ait olan Sağnak Yurduna gittim. Çünkü evde düzensizlik vardı ve ev üniversiteye çok uzaktı. Ben ders çalışmak için 2 ay boyunca bu yurtta kaldım ve birinci dönem kötü olan derslerimi düzelttim. Bu dönemde BTM nin kim olduğunu bilmiyorum.
ÜNİVERSİTE 2. SINIF (2008-2009 yılları arası olduğunu beyan eder):
Ben üniversite ikinci sınıfa geçtiğimde yine Muratpaşa ilçesinde bulunan farklı bir öğrenci evine geçiş yaptım. Bu ev Mevlana kavşağına yakın bir mevkideydi. Benim bu eve geçmemi birinci sınıftaki ev imamı olan … isimli şahıs istemişti. Bu evde üniversiteye uzak mevkideydi. İlk başta geçmek istemedim ancak … isimli şahsın ısrarı üzerine geçmek zorunda kaldım. Ev imamı olan … ben. ikinci sınıfa geçtiğimde Bölge Talebe Mesulü (BTM) olmuştu. Benim geçtiğim ikinci eve ev imamı olarak geçmemi istemişti. İkinci sınıfta kaldığımı belirttiğim bu evde bir yıl ev imamlığı yaptım. Bu evde benimle birlikte kalan şahıslar …, …, LİSE ÖĞRENCİSİ …, … isimli şahıslarla kaldım. Bu ev misafirhane gibi kullanılıyordu. Evin yan dairesini bizim daireye bağlayan bir kapı bulunuyordu. Kaldığımız yerin yeri ortak kapı ile bağlı olan daire 3 salondan oluşuyordu. Bu salonları esnaf mütevellileriyle toplantılarda kullanıyorlardı. Biz bu daireye pek girmiyorduk. Sadece mütevelli toplantıları yapıldığında çayları yapıp dağıtıyorduk. Daha sonra ilerleyen dönemlerde … ve … isimli, şahıslar kendi istekleriyle aynı sınıfta okuyor olmaları nedeniyle üniversiteye yakın olan … taraflarında kendilerine tuttukları özel bir eve ayrıldılar. Daha sonra bu şahısları hiç görmedim. Ben ev imamlığı yaptığım … olan … isimli şahsa iki haftada bir yaptığımız görüşmelerde kendisine evde kalan öğrenciler hakkında çetele götürüyordum. Bu çetele evde kalanların maneviyatı hakkında takip içeriyordu. … de bana cemaat ile namaz kılmamızı ve kitap okuma saati yapmamızı söylerdi. Bunun haricinde benim duyduğum kadarıyla Antalya ili diğer illere nazaran yapıya ait öğrenci evlerinden ayrılışların çok olduğu bir ildi. Bu nedenle … evde kalan öğrencilerin evden ayrılmamaları için elimizden ne geliyorsa yapmamızı söylerdi. Evde kalan öğrenciler namaz kılmasa kitap pkumasa dahi evde kalmasının yeterli olacağının bunun için/kpıı|isine baskı yapmamamızı söylüyordu. Üniversite 2. Sınıfı bu şekilde tamamladım.
ÜNİVERSİTE 3. SINIF (2009-2010 yılları arası olduğunu beyan eder):
Ben üniversite 3. Sınıfa geçtiğimde Mevlana Kavşağına yakın olan başka bir yapıya ait öğrenci evinde kaldım. Bu evde yine ev imamlığı yaptım. Bu evde benimle birlikte …, …, LİSE ÖĞRENCİSİ … isimli şahıslarla kaldım. İkinci dönemin başlarında …, … isimli şahıslar yapıya ait öğrenci evinden kendi istekleriyle ayrıldılar. Evde az kişi kalması üzerine kalmış olduğumuz evin kapatılacağını söylenmesi üzerine lise öğrencisi … isindi şahsı başka bir eve gönderdiler. Bende ev kapanacağından dolayı yapıya ait SAĞNAK yurduna geçiş yaptım. Normalde bana başka bir eve geçmemi söylediler. Ancak hem adapte olamayacağım için ve hem de hukuk okuduğum ve derslerime önem verdiğim için yurtta daha iyi ders çalışılır diye 2-3 ay Sağnak yurdunda üniversite 3. Sınıfın sonuna kadar kaldım. Bu dönemde … ve … nin kimler olduğunu hatırlamıyorum.
ÜNİVERSİTE 4. SINIF (2010-2011 yılları arası olduğunu beyan eder):
Ben üniversite 4. Sınıfa geçtiğimde Doğu garajında tam açık adresini hatırlamadığım yapıya ait öğrenci evinde kaldım. Bu evde de yine ev imamlığı yaptım. Bu evde benimle birlikte …, …, İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM BİR ŞAHISLA birlikte kaldım. Bu evdeyken ikinci dönemin başlarında … ve İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS evden ayrıldılar. Bende … isimli şahısla üniversiteden mezun olana kadar bu evde kalmaya devam ettim. Yine bu evde de cemaatle birlikte toplu namaz kılma ve okuma programı oluyordu. Fetullah GÜLEN’e ait kitaplarda okunurdu.
MEZUN GÖRÜŞMESİ (2011 yılı olduğunu beyan eder):
Üniversitede okurken bizim sınıfta olup yapıya ait evde kalan şahıslar …, …, … isimli şahıslardır. Bunlardan … normalde menzil cemaati olarak adlandırılan yapıya tabiiydi. Ancak maddi durumunun yetersizliğinden dolayı yapıya ait öğrenci evinde kalıyordu ve bildiğim kadarıyla … ve … üniversite 4. Sınıfta … diye isimlendirilen semtte üniversiteye yakın bir yerde yapıya ait evde birlikte kalıyordu. Mezun görüşmesi olarak 3 veya 4 defa … ve … nin birlikte kalmış olduğu yapıya ait evde toplandık. Kendisinin Ankara’dan geldiğini Sayıştay veya Danıştay da çalıştığım söyleyen İSMİNİ BİLMEDİĞİM BİR ŞAHIS bizim okul bittiğinde hakimlik savcılığa hazırlanacağımızı söyledi. Bu şahıs geldiği dönemlerde … isimli şahıs bana haber veriyordu. Bende onların evine gidiyordum. Burada 45-50 dakika İSMİNİ BİLMEDİĞİM MEZUN GÖRÜŞMESİ YAPAN ŞAHISLA görüştüğümüzde bize hitaben ‘Sizin gibi Müspet insanların hakim savcı olması iyi olur. Bu nedenle seçiminizi bu şekilde hakim-savcılık yönünde kullanmanızı istiyoruz” şeklinde söyledi. Yanlış hatırlamıyorsam mezun görüşmesi yaptığım İSMİNİ BİLMEDİĞİM BU ŞAHIS bize kağıt verdi, kağıda bizim hakkımızdaki tüm bilgileri yazmamızı istedi. Biz de yazarak ona verdik. Hatta bu yazdığımız bilgiler de üniversite döneminde nerelerde kaldığımızı, yapı içerisinde herhangi bir görev alıp almadığımız hususlarını da yazmıştık. İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHISLA yapmış olduğumuz en son görüşmede bize hitaben ‘siz mezuniyet sonrası evinize gidin. Bir iki hafta kaldıktan sonra sizi arayacaklar ve Ankara ya çağıracaklar. Ankara ile ilgili mezun olduğunuz arkadaşlarınıza ve ailenize hiçbir şey söylemeyin bu konu ile ilgili hiç kimseyle konuşmayın vb’ şeklinde söyledi. Daha sonra ben okuldan mezun oldum ve 3 Haziran 2011 tarihinde memleketime gittim. Memleketime gittikten sonra beni daha sonradan KOD İSMİNİ … İSMİNİ … OLARAK ÖĞRENDİĞİM KİŞİ aradı ve Ankara’ya çağırdı. Kararlaştırdığımız tarihte ben Ankara İline gittim ve Ankara’da Aşti’de … KOD ADLI … isimli şahıs karşıladı ve beni alarak beni birinci kalacağım hakim-savcı çalışma evine götürdü.
Şüpheliye birinci kalacağı çalışma evi ile ilgili olarak bildiklerini anlatıp anlatamayacağı hususu sorulduğunda; bildiğim ve hatırladığım kadarıyla anlatacağım, dedi.
DEVAMLA:
İLK VE SON OLARAK KALACAĞI HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ (2011 Yılı Haziran- 2012 Yılı Ocak Başı olduğu beyan eder)
… KOD ADLI HAŞAN İSİMLİ şahıs beni Aşti otogarında karşıladı. Otogarda 15-20 dakika kadar … isimli sınıf arkadaşımı bekledik. Daha sonra … geldikten sonra … KOD ADLI … isimli şahısla Keçiören ilçesinde bulunan tam açık adresini hatırlamadığım yapıya ait hakim savcı çalışma evine ticari taksiyle gittik. Eve çıktığımızda … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs hakim savcılık sınavına kadar bu evde çalışacağımızı bize söyledi. Bize burada bir kuraldan bahsetmedi ve evden gerekmedikçe ayrılmayın dedikten sonra yanımızdan ayrıldı. Bende … isimli şahıs ile iki hafta boyunca birlikte kaldık, bu iki haftalık süreçte telefonlarımız toplanmadı ve telefonlarımızı kullandık. Bu iki hafta boyunca kendi imkanlarımızla temin ettiğimiz hakim savcılık kitaplarından günde 6-7 saat sınavlara çalıştık. Daha sonra … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs eve gelerek yanında bizimle birlikte kalması için … isimli şahsı getirdi.. Yine evden gerekmedikçe ayrılmayın dedikten sonra evden ayrıldı. Daha sonra yine eve belli bir müddet sonra geldi ve yanında …, …, … isimli şahısları getirdi. Bundan da yaklaşık bir hafta sonra … isimli şahsı eve getirdi. Bu saatten sonra evde 2011 yılı adli/idarı yargı sınavına kadar biz bu şahıslarla birlikte hazırlandık. Yani toplamda bu evde ben, …, …, …, …, … toplamda 7 kişi kaldık. Bu eve gittikten sonra ben ev sorumlularına MURAKIB denildiğini, MURAKIBIN bir üst sorumlusuna da SERMURAKIB denildiğini öğrendim. Benim kalmış olduğum yapıya ait hakim savcı çalışma evinin MURAKIBI … KOD ADLI … isimli şahıstı. SERMURAKIBI ise … KOD ADLI … isimli şahıs idi. Hepimiz eve yerleştiğimiz zaman SERMURAKIB olan … KOD ADLI … isimli şahıs bize evin kurallarım anlattı. Bize hitaben ‘bu evde cep telefonu kullanımın yasak, telefonlarınızı ben toplayacağını, cep telefonlarımızı vermeden önce ailemizin numarasını bir kağıda not edin, haftada bir dışarıya çıkıp Cuma namazlarını kılabilirsiniz, dışarıya Cuma namazı için çıkınca herhangi bir ankesörden ailenizi arayabilirsiniz, toplu olarak eve giriş çıkış yapmayın, etraftan birinin sorması halinde kendinizi avukat stajeri olarak tanıtın, saçınızı çok kısa veya uzun kestirmeyin, sakalınızı uzatmayın, traşlarınız göze batmayacak şekilde olsun, bu evde günde en az 10 saat ders çalışın, evde kalan herkes ders çalışma saatinde 60 saatin altına düşmezse eve haftada 50 TL pazar yardımı yapılacak, bu evin varlığından kimseye bahsetmeyin, geldiğiniz yerdeki yapılanmadaki arkadaşlarla irtibatınızı kesin, vb’ şeklinde söyledi. Bize bu konuşmadan sonra sizin sorduğunuz şekilde Kuran’a el basıp yemin ettirilip ettirilmediğini tam olarak hatırlamıyorum. Bu konuşmalardan sonra evden ayrıldı ve belli aralıklarla eve uğrayacağını söyledi. Bana sormuş olduğunuz şekliyle kendisine ulaşmamız için herhangi bir irtibat numarası bırakmadı. Bu ev gittiğimizde dayalı döşeliydi, bu nedenle evi kim kiraladı, nasıl kiraladı bilgim yoktur, evin su-elektrik-doğalgaz faturalarının kimin üzerine olduğu konusunda bir bilgim yoktur. Ancak sınavı kazandıktan ve mülakat sınavını geçtikten sonra adaylığa başlamadan önce son kirayı İş bankasının bankamatiğinden (450,00 TL) ev sahibinin hesabına kartsız işlem, olarak kendi kimlik numaramı girmek suretiyle ödemiştim. Önceki kiraların ne şekilde kim tarafından ödendiği konusunda bir bilgim yoktur. Ev kirasını yatırmamı bana … isimli şahıs söylemişti. Evde sabit hat yoktu. Telefonlarımız kapalıydı ve Cuma namazlarına çıktığımızda zaman zaman ailelerimizi ankesöriii telefondan arıyorduk. Ayrıca cumartesi günleri de nöbet usulü de pazara gidip dışarı çıktığımız da oluyordu. Bunların dışında bizim evden kimse dışarı çıkmazdı.
Bu evde her sabah genellikle herkes kanun okurdu. Bize nasıl çalışmamız gerektiğini … KOD ADLI … isimli şahıs anlatmıştı. Kazanabilmek için tüm dersleri en az 3 kez bitirmemizi söylemişti. Bir dersi önce konu anlatımlı kitabını bitirip o derse ait olan soru bankasını çözüyorduk. Bu soru bankası bana ifadem esnasında sorulmuş olan DİAMOND isimli soru bankasıydı. Piyasadaki soru bankalarında ders başı 300-350 som bulunmaktayken bu DİAMOND isimli kitapta her dersten toplamda 1200-1300 soru ve çözümlerinin olduğu sorulardı. Anladığım kadarıyla bu DİAMOND isimli soru bankaları piyasada bulunan tüm soru bankalarının birleştirilmiş olduğu bandrolsüz kitaplardı. Bu kitabın dışarıya çıkartılması, üzerinde karalama yapılması ve çoğaltılması yasaktı. Ben bu kitaplar dışında Murat yayınları, Yediiklim yayınları ve Justice yayınlarının soru bankalarını da çözdüm.
Bu evde evin SERMURAKIBI olan … KOD ADLI … isimli şahıs tarafından aşağı yukarı ayda bir getirilen denemeler yapılıyordu. Evde birlikte kaldığım …., …., …, …, …, … isimli şahıslarla yaklaşık 5 tane deneme sınavı olduk. Bu deneme sınavlarını gerçek bir sınavmış gibi hepimiz salonda toplanıp çözüyorduk. Cevaplarım optik formamı yoksa herhangi bir kağıda mı doldurduğumuzu hatırlamıyorum. Bana sorduğunuz şekli ile çözdüğümüz denemelerin cevaplarının üstüne murakıp veya ser murakıbın kod isimlerini yazıyorduk. Sınav sonrası SERMURAKIBI olan … KOD ADLI … İSİMLİ ŞAHIS bizlere bir iki gün sonra puanlarımızı söylüyordu.
Evin murakıbı olan … KOD ADLI … isimli şahısta haftada bir kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine gelir, bizleri rahatlatmak adına eve çiğköfte vb. getirirdi. Bir saat kalır bizlerle muhabbet eder. Bu muhabbetlerde bize kendisinin de daha öncesinde yapıya ait hakim savcı çalışma evlerinde kaldığını ve bu sınava 4 kez girdiğini ve dördüncüsünde kazandığını anlatırdı.
Evde murakıbımız ve sermurakıbımız bizden çetele alıyorlardı. Bıı çetele ne kadar ders çalıştığımızı ve günlük yapmış olduğumuz manevi etkinlikleri içeriyordu. Her gün evde bir cevşen paylaşılıp bitiriliyordu. Ortak hatim takip ediliyordu ve her gün en az 5 sayfa PIRLANTA olarak isimlendirilen Fetullah GÜLEN e ait kitaplar ve Risale Nur okunuyordu ve evdeki program kapsamında her ezan okunduğunda cemaat ile namaza duruluyordu. Her gün bir nöbetçi sabah ve akşam yemeklerini hazırlıyordu. Vakit kaybı olmasın diye öğlen yemekleri yenilmiyordu. Evde bulunan hiç kimse sabah namazından sonra uyumuyordu herkes ders çalışıyordu.
Ben bu evde 2011 yılı ekim ayının sonunda veya kasım ayının başında yapılan askeri hakimlik sınavına girdim. Buna girmemizi bize … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs söylemişti. Herkesle birebir görüşme yaptı. … ve …. bu sınava katılmadılar. Hatırladığım kadarıyla S.Ö. isimli şahısta bu sınava katılmadı. Yine hatırladığım kadarıyla … Bir sağlık problemi bulunması nedeniyle bu sınava katılmadı. Benimle birlikte … ve … isimli şahısların da bu sınava benimle birlikte katıldıklarım hatırlıyorum.
Bu sınavla ilgili bazı çıkmış sorulara çalıştığımı ve askeri ceza kanunu birkaç defa okuduğumu hatırlıyorum. Bize bu şekilde çalışmamızı … KOD ADLI … isimli şahıs söylemişti. Ben hatırladığım kadarıyla sınır puan olan 50 civarında bir puan alarak başarılı oldum. Diğer iki şahsın puanlarını bilmiyorum. Ancak anlarda başarılı oldular. Hatta ilerleyen dönemde … askeri yargı mesleğine arandı. Ben ve … sağlık bölümünden elendiğimiz için bu mesleği kazanamadık. Bu askeri hakimlik sınavı öncesinde bana ve diğer şahıslara kesinlikle soru verilme olayı olmadı.
Ben bu evde 2011 yılı Kasım ayında yapılan idari hakimlik sınavına girdim. Benim idari hakimlik sınavına girmek niyetim yoktu. Ancak idari hakimlik sınavından yaklaşık bir buçuk ay önce yapılan denemede yüksek puan almış olmam sebebiyle bana hazırlanmamı söylediler. Bunu bana söyleyen … KOD ADLI … İSİMLİ şahıs idi. Ben kesinlikle bu sınava girmeyeceğimi söylememe rağmen beni bu sınava girmeye ikna etti. Bana senin puanın yüksek sen kendine güvenmiyorsun ancak senin seviyendeki bir insan bu sınavı kazanabilir. Bizde bu yollardan geçtik gibi sözler söyledi. Bende bunun üzerine sınava hazırlanmaya ikna oldum. Sınavda 20 soru vergi hukukundan çıkıyordu. Bize vergi hukukunu … isimli hocanın kitabından hazırlanmamızı söylediler. Bu idari yargı sınavına ben dahil evde kalan herkes girdi. Ben maliye ve iktisat derslerine hiç hazırlanmadım. Zaten yanlış doğruyu götürmüyordu. Bu soruları kafadan salladım. Çünkü bu dersler bizim alanımız değildi. Ancak …nin kitabı 190-200 sayfa civarında bir kitap olduğu için bu kitabı sınava kadar iki kez bitirdim ve DİAMOND isimli soru bankasında bulunan kitabı iki kez çözdüm. Girmiş olduğum sınavda vergi hukukundan 18 veya 19 doğru civarında bir doğru yaptım. Zaten Maliye ve İktisat dışındaki diğer dersler adli hakimlik sınavında bulunan derslerle ortak ders olduğu için bu derslere ikişer kez bitirmiştim. İdari hakimlik sınavından 83 civarında bir puan alarak yazılı sınavı kazandım. Hatırladığım kadarıyla bıı sınavı …, …, …, …, … isimli şahıslar kazandılar.
Daha sonra 2011 yılı 25 Aralık tarihinde Adli hakimlik sınavına girdim. Bu sınavdan 86 puan, alarak yazılı sınavı kazandım. Evde kalan şahıslardan …, …, …, …, …., … isimli şahıslar sınavı kazandılar.
Şüpheliye girmiş olduğu adli/idari/askeri yargı sınav sorularının kendisine verilip verilmediği net bir şekilde sorulduğunda;
Ben kesinlikle soru almadım. Soru alma iddiasını kabul etmiyorum. Soru verilme olayına da kesinlikle şahit olmadım. Girmiş olduğum adli ve idari yargı sınavında evde çözmüş olduğum DİAMOND ve Deneme sınavlarından sınavda benzer ya da aynısının çıktığını görmedim. Ancak geçmiş hakim savcı sınavlarında vergi hukukunda daha önce sorulmuş olan çıkmış soruların 15-16 tane aynısının çıktığını hatırlıyorum. Bu sorular çıkmış sorular adı altında Justice ve normal dağılım olarak DİAMOND isimli kitapta vardı.
Yine hatırladığım kadarıyla adli yargı sınavı bittikten bir iki gün sonra okuma kampı başladı. Bu okuma kampına benimle birlikte …, …, …, …, …, … isimli şahıslar katıldılar. Bu olcuma kampını hakim savcı çalışma evindeki … KOD ADLI … isimli şahıs organize etmişti. Yaklaşık 5-6 gün boyunca kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinde okuma kampı yaptık. Bu okuma kampında Risalenur, Fetullah GÜLEN’e ait Pırlanta kitapları, cevşen ve Kuran-ı kerimi okuma hedeflerimiz vardı. Bu hedeflerimizi tamamladık. Risale de toplamda 1000 sayfaydı. Bu okuma kampından sonra yaklaşık bir iki haftalığına memleketimize gitmemiz için izin verdiler. İzine gitmeden önce … isimli şahıs hariç benimle birlikte diğerleri daha öncesinde idari yargı sınavını kazandığımız için zaten geri dönüş yapacaktık. Adli yargı sınavı sadece … isimli şahsın kötü geçmişti. Onun gelip gelmeyeceği muallaktaydı. SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs bizlere mülakata hazırlanmak için geri geleceğimizi söylemişti. Bizde memleketteyken sınav sonuçları açıklanınca tekrar daha önceden kalmış olduğum hakim savcı çalışma evine birer birer geldik. Biz memlekete gittikten bir süre sonra tekrardan … KOD ADLI … tarafından Ankara’ya çağrıldık ve çalışma evini mülakat evi olarak kullanmaya başladık, dedi.
Şüpheliye mülakat evi ile ilgili olarak bildiklerini anlatıp anlatamayacağı hususu sorulduğunda; ayrıntılı olarak anlatmak istiyorum, dedi.
DEVAMLA:
MÜLAKAT EVİ (2012 ocak sonu-nisan ayının başında kaldığını beyan eder)
Benim yukarıda kaldığımı belirttiğim hakim savcı çalışma evi bu dönemde evde kalan herkesin adli yargı sınavını kazanması sonucunda mülakat evine çevrildi. Bu evde yanlış hatırlamıyorsam telefonlar açıktı. Bu evde …, …, …, …, …., …. isimli şahıslarla 2012 yılı mart ayında yapılan idari ve adli yargı mülakatlarına hazırlandık. … isimli şahıs o dönemde nişanlı olduğu için bizden bir iki hafta geç geldi. Ayrıca …. bir dönem bu mülakat evinde kaldıktan sonra askeri yargı mülakatım kazanması nedeniyle ayrıldı, ancak nereye gittiğini bilmiyorum. Zaten çalışma evinde iken de sadece o nişanlı olduğu için ve kafası dalgın olduğu için bizim kadar ders çalışmıyordu. Ancak diğer arkadaşlar sürekli kalmış olduğumuz süre boyunca günde 10 saati geçecek şekilde ders çalışıyorlardı. Biz mülakat evine geldiğimizde adli yargı sınavı açıklanmıştı ve mülakat tarihleri belli olmaya başlamıştı. Mülakat evi döneminde hakim savcı çalışma evinde murakıbımız olan … KOD ADLI … neredeyse mülakat süreci boyunca hiç gelmedi. Bu süreçlerde gelen … KOD ADLI … isimli şahıs idi. Bize mülakatla ilgili talimat ve taktikler veriyordu. İlk etapta bize memleketten referans isimler bulmamız gerektiğini anlattı. Bunun için herkesin 5-6 günlüğüne memleketine gidebileceğini ve memleketimizde meslekten yüksek yerlerde olanlardan ve siyasi kanattan kendimize mülakat için referans bulmamızı istedi ve mülakat süreci genellikle bu şekilde yürüdü. Herkes memleketine gidip referans aradı. Bende bunun için memleketim olan Bitlis’e gittim. Bizim ilimizden meslekte yüksek yerlerde olan neredeyse hiç kimse bulunmadığı için memleketten siyasi kanattan birkaç referans bularak Ankara ya geldim. Daha sonra mülakat evinde bulunduğumuz süreçte okuma hedeflerimiz vardı. Ancak dersle ilgili bir çalışmamız yoktu. Ayrıyeten bir kez mülakat provası yapıldı. Bu provanın öncesinde … KOD ADLI … isimli şahıs mülakatta giyebileceğimiz takım elbisenin nasıl olacağını bizlere söyledi. Takım elbiseyi özellikle şu şekilde tarif etti. Koyu (lacivert veya siyah) renkte takım elbise, içine beyaz gömlek, takım elbiseyle uyumlu tonlarda kravat, ayakkabının da göze batmayan parlak olmayan sade bir ayakkabı olmasını istedi. Bizde istenildiği gibi kıyafetlerimizi aldık. Mülakat evinde birlikte kaldığım …, …, …, …, … isimli şahıslarla birlikte hiç kimsenin gerçek mülakatı başlamadan mülakat evinde kalmaya devam ederken mülakat provası adı altında prova yaptık. Bu provaya … isimli şahsın katılıp katılmadığını tam olarak hatırlamıyorum. Bu provayı bize mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şalısın organize ettiği mülakat provası kaldığımız mülakat evinde yaptık. Bu mülakat provasına İSİMLERİNİ VE KOD İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM TAKIM ELBİSELİ İKİ ŞAHIS geldi. Prova öncesinde biz evin salonunu temizledik. Ortada herhangi bir kitap yoktu. Salonda bulunan koltuğun karşısına uzak mevkide tek bir sandalye koyduk. Prova yaptığımız günde mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahıs bizlere bu provayı ciddiye almamızı bunun gerçek mülakatta heyecanlanmamak için yapıldığını söyledi. Bizleri teker teker salona aldı. Prova öncesinde herkes takım elbisesini giymişti. Bana sıra geldiğinde salona girdim. İSİMLERİNİ VE KOD İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM TAKIM ELBİSELİ İKİ ŞAHIS bana kısaca kendini tanıtmamı istediler. Bende kendimi tanıtır kısa bilgilerden sonra 2 tane hukuki sorular sordular. Ne soru sorduklarım tam olarak hatırlamıyorum. Benim mülakat provam bu şekilde bitti. Evde birlikte kaldığım herkesin mülakat provası bittikten sonra hepimiz salonda toplandık. İSİMLERİNİ VE KOD İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM TAKIM ELBİSELİ İKİ ŞAHIS bizlere hitaben gerçek mülakatta mülakat heyetiyle fazla göz teması kurmamamızı, mülakat esnasında ciddi olmamamızı, öz geçmişimizi anlatırken fazla detaya girmeden anlatmamamızı, sorulan sorulara bilmiyorum şeklinde cevap vermememizi, bilmiyorsak bile soru hakkında en ufak bir bilgimiz varsa bildiğimizi anlatmamızı söylediler. Bizlere bu mülakat provasını yaptıktan sonra … KOD ADLI … isimli şahısla birlikte mülakat evimizden ayrıldılar.
Mülakat provasından sonra gerçek mülakat vaktine kadar okuma programlarına ve referans gezmelerine devam ettik. Ben bu evde iken 2012 şubat ayında yapılan idari yargı ve 2012 mart ayında yapılan adli yargı mülakatlarına girdim. Adli yargı mülakatından başarılı oldum ve hakim adayı olarak Ankara Adliyesinde göreve başladım. Ayrıca Adli yargı mülakatını benimle birlikte …, …., … isimli şahıslar kazandılar. İdari yargı mülakatım … ve …. isimli şahıslar kazandılar. Ben …’nün adli yargı mülakatını kazanıp kazanmadığını üzerinden zaman geçmesi nedeniyle tam olarak hatırlamıyorum. Bu mülakat evinde iken mülakat kazandığımıza dair sonuçlar açıklanınca mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahıs evde kalan ve adli ve idari yargı mülakatını geçenlere staj yerlerini seçerken Ankara ilini seçmemizi söyledi. Bizde bize söylediği gibi staj yerleri için ilk sıraya Ankara sonra diğer illeri yazdık. Ancak o dönemde Ankara da çok yığılma olduğu için sınav ve mülakat ortalamasından ilk 200 ün altında olanları Ankara harici illere gönderiyorlardı. Bu durumdan … adli yargı sınav puanı düşük olduğu için İstanbul a gitmek zorunda kaldı. Zaten kendisi de adli yargı mülakatına hazırlanmak istemiyordu. İdari yargı sınavından yüksek bir puan almıştı. Ancak idari yargı mülakatından elendiği için böyle bir durumla karşılaştı. Bende staj için Ankara adliyesini yazmıştım. Bize kimin söylediğini hatırlamamakla birlikte staj döneminde mehil müddetini kullanmadan ilk gün başlangıç yapmamız halinde kıdemimizin yüksek olacağım, bunun daha sonraki süreçlerde bizim avantaj olabileceği söylenmişti. Ben de 13/04/2012 tarihinde hemen başlangıç yaptım. Bu mülakat evinde kalmaya devam ederken idari yargı stajı başlamıştı. Bu nedenle …, … ve … mülakat evinden ayrıldılar. Bu şahısların yerine kaldığımız mülakat evi yerine …. isimli şahıs geldi ve bizimle 15-20 gün kadar birlikte kaldı. …. de staj yeri İstanbul olduğu için evden ayrıldı. Mülakat evinin sorumlusu … KOD ADLI … isimli şahıs Yenimahalle semtinde ev bulmamız gerektiğini söyledi. Ayrıca bize …, …. ve … bulacağımız evde birlikte kalacağımızı ve bu evin staj evi olarak kullanılacağını söyledi.
Şüpheliye staj dönemi ile ilgili olarak bildiklerini anlatıp anlatamayacağı hususu sorulduğunda; ayrıntılı olarak anlatmak istiyorum, dedi.
DEVAMLA:
STAJ DÖNEMİ (2012 yılı nisan ayı-2013 temmuz ayında kaldığını beyan eder) Bunun üzerine …. isimli şahısla staj döneminde kalabilmemiz için ev arayışına girdik. Bir iki gün içerisinde Yenimahalle semtinde staj evinde kullanabileceğimiz bir ev bulduk. Bu evi kiraladık. Bu evin kontratı …. üzerinedir. Benim bu evin kontratında herhangi bir imzam yoktur. Bu evin elektrik, su, doğalgaz abonelikleri benim adıma değildir. Bu abonelikler hatırladığını kadarıyla … üzerinedir. Tutmuş olduğumuz bu staj döneminde kullanacağımız evde benimle birlikte …, … ve …. ile birlikte kaldık. Bu evi tuttuğumuzu … KOD ADLİ … isimli şahsa söyledikten sonra bahsettiğim eve depo diye tabir edilen bir yerden bir kısmı sıfır, bir kısmı kullanılmış eşya getirildi. Bu ev artık kullanıma hazır hale çeldi. Mülakat evinden staj döneminde kalacağımız bu eve geçiş yaptık, dedi.
Şüpheliye Cumhuriyet Başsavcıhğunızca yürütülen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün erkek hakim-savcı çalışma evlerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 15.dönem hakim-savcı adaylarının staj evi olarak kullandığı … mah. … sokak … Apt No:… Kat:… Daire: …. ait fotoğraflar ile yine dosya arasında bulunan 4 sayfadan ibaret, kira başlangıcı 10/04/2012, kiralayan … vekili …, kiracısı … olan ve hususi şartlar kısmının 21.bendin altında evde kalacak kişiler listesi, …, …, …, …. yazılı olan kira sözleşme aslı gösterilerek sorulduğunda;
Bana göstermiş olduğunuz fotoğraflardaki ev bizim yukarıda da bahsetmiş olduğum Ankara’daki staj evidir. Ayrıca bana göstermiş olduğunuz kira sözleşmesi de bu evin kiralanmasına aittir, zaten yukarıda bu evi kiralayan kişinin … olduğunu söylemiştim. … imza atarken yanında mıydım değil miydim tam olarak hatırlamıyorum dedi.
Biz staj yapmaya başladıktan sonra öğrendiğimiz kadarıyla birden fazla evden sorumlu kişilere GRUPÇU deniyordu, birden fazla grupçudan sorumlu kişiye ise DEVRECİ deniyordu. Bizim dönemde benim bildiğim bizden sorumlu … …’ydi. Bizim dönemde devreci olarak bildiğim kişide … isimli şahıstı. Bizim dönem olmaları nedeniyle şahısların herhangi bir kod adı bulunmuyordu.
Biz bu eve yerleştikten 15-20 gün sonra sivil diye tahmin ettiğim … GERÇEK VEYA KOD ADLI şahıs bize geldi ve bize staj dönemindeki kuralları anlattı. Bu kurallara göre ilk maaşımızı himmet adı altında yapıya vereceğimizi, bundan sonraki maaşlarımızdan da bekarlar için maaşın yüzde % 15i, evliler içinde maaşımızın yüzde %10 unu himmet olarak vermemizi söyledi. Staj döneminde dışarda hiçbir yerde namaz kılmamamızı ve çoğu zaman Cuma namazına katılmamamızı söyledi. Namazlarımızı cem edebileceğimizi, cem edebileceğimiz hususunda cevaz bulunduğunu … GERÇEK VEYA KOD ADLI sivil şahıs söylemişti. Çünkü bu dönemde kimse bizim yapıdan olduğumuzu anlamamalıydı. Yani tedbir denilen şey yapılıyordu. İlerleyen görüşmelerde de sürekli bu şekilde tedbir yapmamız söylendi. Bunun haricinde staj döneminde mesainin gelip gidiş saatlerimizi dikkat etmemizi, çalışkan olmamızı, üstümüzün başımızın düzenli olmasını söylüyordu. Genellikle bu süreçte bize kural söyleyen ve belli aralıklarla manevi sohbet yapan şahıs … GERÇEK VEYA KOD ADLI şahıstı. Bu staj evinde kalmamızda yaklaşık bir ay sonra … ve … isimli şahıslar bizim evimize geldiler. Kendilerini doğrudan grubçu ve devreci olarak tanıtmadılar. Ancak bizden sorumlu olduklarını söylediler. …’nin takip ettiği bizim ev dışında yapıya ait bir staj evi daha vardı. Bu ev Sincan semtinde bulunuyordu. Bu ev bizim kardeş evimizdi. Bu evde …, …, …. ve … isimli şahıslar kalıyordu. Bizim staj evinin DEVRECİSİ … bu staj evininde DEVRECİSİYDİ. Ancak kendisinin sorumlu olduğu diğer evleri ben bilmiyorum. Sadece Yenimahallede oturmuş olduğumuz evin yakınında bir evde bir defa sohbet olmuştur. Bu evde de ben hatırladığım kadarıyla …, …. ve … İsimli şahıslar vardı. Bu evde toplandığımız zamanda dini sohbet olmuştu. Bu sohbeti bize İSMİNİ BİLMEDİĞİM VE İLK DEFA ORADA GÖRMÜŞ OLDUĞUM ŞAHIS yapmıştı. Biz bu sohbete bizim evdekiler, kardeş evimizde kalan …, ….,…., … ile birlikte gitmiştik. Orada DEVRECİMİZ … ve GRUPÇUMUZ … isimli şahıslarda bulunuyordu. Bir keresinde ise aynı ekiple birlikte ekipteki bekar olan …, ….,…., …, …, … isimli şahıslarla evlilik sohbeti adı altında bizim evimizde bir kez toplanmıştık. Bu sohbeti İSMİNİ BİLMEDİĞİM ilk defa gördüğüm şahıs yapmıştı. Bu sohbette bize hitaben evlilikle ilgili ayetler, hadisler anlatmıştı. Daha sonra yapının evlilik ile ilgili şahıslarla birebir ilgilendiğini ve aynı yapıda insanların birbiri ile evlenmelerinin daha uygun olacağını, dışarıdan evliliklerin ilerleyen dönemlerde sorun yaratabileceği gibi şeyler söylemişti.
Benim dönemimin evlilik sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS idi. Bu şahıs bizim eve gelip benimle birlikte …, …, … isimli şahıslarla evlilik hususunda belli aralıklarla birebir görüşüyordu. Benimle yaptığı birebir görüşmelerde evlilikle ilgili kriterlerimi bir kağıda yazdırdı. Bu kriterler meslek, memleket gibi kriterlerdi. Bende kendimin kriterlerimi bir kağıda yazarak vesikalık fotoğrafımla birlikte kendisine verdim. Daha sonraki gelişlerinde İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM evlilik sorumlusu olan şahıs bana benim yaşımın küçük olduğunu bu dönem için benim evliliğimin kaldığını meslek döneminde benimle birlikte yeniden ilgilenileceğini söyledi. Bende staj döneminde kimseyle evlilik görüşmesi yapmadım. Bu yapı evlilik görüşmesiyle ilgili olarak evlilik sorumlusu İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS bize yapılacak evlilik görüşmelerinde yakın arkadaşlarımıza kiminle görüşme yaptığımızı kesinlikle söylemememizi, bu mahremiyet hususunda dikkat etmememizi, çünkü bunun bayan arkadaşlara görüşmelerin olumsuz sonuçlanması üzerine başka görüşmelerde kendilerine sorun yaratabileceğini söylüyordu. Bu dönemde evlilik görüşmesi yapan şahıslar …, … ve … isimli şahıslardı. …. isimli şahıs evlilik görüşmesi yaptı. Ancak bekar kaldı. … meslek döneminde ailesinin tanıştırmış olduğu meslek dışından ana sınıfı öğretmeniyle evlendi. … isimli şahısta stajın 6. Ayında meslekten biriyle evlendiğini biliyorum. Ancak yapı evliliği olup olmadığı konusunda bilgim yoktur. … evlenip birlikte kaldığımız staj evinden ayrıldıktan sonra onun yerine … isimli dönem arkadaşım gelip kalmaya başladı. Çünkü … ın kalmış olduğu kardeş evimiz olarak bahsettiğim diğer staj evinde beraber kaldığı …, …, … isimli şahıslar evlenip kendi evlerine çıkmışlardı ve bu staj evi kapatılmıştı.
Ben staj bitimi olan 2013 Temmuz ayına kadar bahsetmiş olduğum bu staj evinde kaldım. Staj evinde kaldığım dönemde sağlıklı ders çalışamadığım için akademinin yurduna başvurdum. Bana adıma yurt çıktı. Ancak kendim vazgeçip yurda gitmedim. Staj sonuna kadar kalmaya devam ettim. Staj sonunda evden ayrılmadan önce … GERÇEK VEYA KOD ADLİ evde birlikte kaldığım …, … ile birlikte kardeş evimiz olarak bahsettiğim diğer staj evinde kalan …., …., … isimli şahısları topladı. Bize hitaben … GERÇEK VEYA KOD ADLI şahıs artık taşraya tayin olup gideceğimizi tayin olduğumuz yerlerde de görev yaptığımız esnada bizimle ilgilenilmeye devam edileceğini 3-4 aylık periyotlarla da görüşmek için Ankara ya çağrılabileceğimizi söyledi.
Hakimlik ve savcılık mesleğiyle ilgili olarak … GERÇEK VEYA KOD ADLI bana ve birlikte kaldığım diğer şahıslara bir görüşmemizde hakimlik mesleğinin savcılığa nazaran daha bağımsız olduğunu ve karar mercii olduğunu söyledi. Bir nevi hakimlik mesleğine yönlendirme yaptı. Ancak kimsenin savcılık ve hakimlik mesleğini seçmeye nihai olarak biz karar verdik.
Benimle birlikte …, …., …., … isimli şahıslarla hayat boyu Ankara ya çağrıldığımızda bu şahıslarla birlikte olabileceğimizi Ankara ya geldiğimizde de 3-4 gün kahnabileceğini bu süreçte de okuma kampı yapılabileceğinden bahsetti. … GERÇEK VEYA KOD ADLİ isimli şahsın bize yapmış olduğu son sohbetti. Ben kurada Ağrı Patnos Adliyesine Hakim olarak 2013 yılı Temmuz avında atandım. Ben meslek hayatım boyunca bu toplantılara katılmadım. Bu toplantıların sorumlu gurupçusu da …’ydi. Ben toplantıya katılmadığım için kimin ne şekilde katıldığını bilmiyorum dedi.
Şüpheliye staj döneminde Ankara staj yapılanmasındaki evlere başka illerden bulunan staj yapan kişilerin cumartesi sohbeti adı altında gelip gelmediği sorulduğunda; ben böyle bir olaya hiç şahit olmadım dedi.
DEVAMLA :
Şüpheliye adaylık döneminde adaylara yapı içerisindeki görevlerden ne tip görevler verilip verilmediği sorulduğunda. Bildiğim kadarıyla anlatacağım dedi.
Ben yapıda adaylara MURAKIPLIK ve SER MURAKIPLIK görevlerinin verildiğini biliyorum. Sizin sorduğunuz şekilde notcu, eğitimci ve fakülteci gibi görevler hakkında bir bilgim yoktur. Ben adaylık döneminde murakıplık görevini yaptım ve bu görevini yaparken de …KOD ADINI kullandım. Murakıplık yaptığım süreçle ilgili olarak bildiğimi anlatmak isterim.
BEN MURAKIPLIĞI 2012 YILI TEMMUZ AYINDA 2013 YILI NİSAN AYINA KADAR YAPTIM
Ben yukarıda bahsetmiş olduğum adli yargı stajına başladıktan yaklaşık 2 ay sonra … KOD ADLI … isimli şahıs benimle birlikte … ve … isimli şahısları staj evinde ziyaret etti. Bize hitaben bu saatten sonra yapı içerisinde murakıb olarak görev yapacağımızı ve hepimizin birer tane hakim savcı çalışma evinden sorumlu olacağımızı söyledi. Sorumlu olacağımız hakim savcı çalışma evleri için Keçiören ilçesi Senatoryum semti civarında üçümüzün birer tane ev bulmamız gerektiğini belirtti. Bulacağımız evlerin civarında güvenlik kamerası olmamasına dikkat etmemizi ve yapıya ait öğrenci evlerinin civarında bulunmamasına da önem göstermemizi söyledi. İlk önce … MURAKIB olarak sorumlu olacağı Senatoryum civarındaki evi tuttuk. Bu evin kontratı … admadır. Hatırladığım kadarıyla her hangi bir kefil olarak ta kimse imza atmamıştı. …’nin sorumlu olduğu bu evin elektrik, su, doğalgaz gibi aboneliklerinin kimin adına kayıtlı olduğunu hatırlamıyorum. Daha sonrasında benim MURAKIB olarak sorumlu olacağım Keçiören Yeşiltepe semtindeki evi tuttuk. Çünkü Senatoryum civarında uygun bir ev bulamadım. Sorumlu olduğum bu hakim savcı çalışma evinin kontratı benim adımadır. Burada kefil var mıydı yok muydu tam olarak hatırlamıyorum. Evin abonelikleri de yanlış hatırlamıyorsam benim adımadır. En son olarak murakıb olarak sorumlu olacağı Senatoryum civarındaki ev tutuldu. Bu ev tutulurken ben yoktum. Bu yüzden bu evin kimin adına olduğunu bilmiyorum. … ve … isimli şahısların murakıb olarak sorumlu oldukları evde kalan şahısların kimler olduklarını bilmiyorum.
Bıı tutmuş olduğumuz evlerin kirası, depozitosu ve fatura giderleri için tüm masrafları için SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs bize masraflar için para veriyordu. Bu almış olduğumuz paraya istinaden evleri tutmuştuk. Evler tutulduktan sonra evlere eşyalar yerleştirildi ancak nasıl yerleştirildiğini bilmiyorum. SERMURAKIB BAHADIR KOD ADLI … isimli şahıs bana ve … … ye murakıb olarak sorumlu olacağımız evlerde kalacak şahısların isim listesini bizlere verdi. Bu şahısları aramamızı ve hakim savcı çalışma evine davet etmemizi söyledi. Bu şahısları aramamız için de benimle birlikte …. ve ….isimli şahsa birer adet akıllı olmayan … marka tuşlu bir telefon verdi. Kendisinde de bu telefondan vardi. Birbirimiz ile bu telefonlar ile haberleşeceğimizi söyledi. Benim kullandığım telefonun ve diğer telefoların hat sahiplerinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ancak benim adıma değildi. Bana vermiş olduğu bu tuşlu telefonla murakıp olarak sorumlu olacağım evde kalacak şahıslan arayıp davet ettim. Bu tuşlu telefonu SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs staja giderken yanımızda götürmememizi sadece murakıb olarak sorumlu eve giderken götürmememizi, olaki yanımızda götürürsek çalması halinde ikinci telefon taşıyan kişilerden şüphelenileceğini bu hususa dikkat edilmesi gerektiğini bize söylemişti. Bu telefonların rehberine sorumlu murakıp ve ser murakıpların gerçek adını kaydetmiyorduk, evde kalanları da gerçek isimleriyle kaydediyorduk.
Şüpheliye Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tespiti ve his çalışmaları yapılan ve şüphelinin örgüt içerisinde murakıplık yaptığı dönemde kullandığı değerlendirilen, yapı içerisinde açık hat olarak tabir edilen, …(T.C.Kimlik No: … adına kayıtlı olan … numaralı hat ile kendisi adına kayıtlı … numaralı hattın HTS kayıtları ve bilirkişi raporları gösterilerek sorulduğunda;
Bana göstemiş olduğunuz HTS incelemesi ve evrakları anladım. … numaralı hat bana aittir, ben kullandım ve halen de kullanmaya devam ediyorum, murakıplık yaptığım dönemde de bu hattı kullandım. Ben yapı içerisinde açık hat olarak tabi edilen ve … KOD ADLI … tarafından bana verilen hattın … adına kayıtlı olup olmadığını bilmiyorum. Murakıplık yaptığım dönemde açık hat olarak kullandığım hattın … numaralı hat olup olmadığın dan da tam olarak emin değilim, çünkü numarayı tam olarak hatırlamıyorum, ancak ben açık hat kullandım dedi.
Şüpheliye murakıplık yaptığı dönemde kullanmış olduğu açık hat ile kimlerle görüştüğü, görüştüğü kişilerin konumunun ne olduğu sorulmuş ve dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporundaki TABLO 9’da ki şüphelinin kullanmış olduğu değerlendirilen … adına kayıtlı açık hattın görüştüğü kişiler tek tek gösterilerek sorulduğunda;
Ben bana gösterilen ve sorulan hususu anladım. Ben …, …, … … , …, …, … isimli şahısları tanımam.
Bana sormuş olduğunuz …., … (Siz ismini söylediğinizde soyadını … olarak hatırladım), … İsimli şahıslar benim sorumlu olduğum hakim-savcı çalışma evinde kalan şahıslardı.
Bana sormuş olduğunuz …., … …. benim sorumlu olduğum hakim- savcı çalışma evinde kalan …’nın akrabaları olabilir.
Yine …, …, … benim sorumlu olduğum hakim- savcı çalışma evinde kalan …’nın akrabaları olabilir.
Yine …, …. ise benim sorumlu olduğum hakim- savcı çalışma evinde kalan …’nin akrabaları olabilir.
Yine bana sormuş olduğunuz … bizim kiralamış olduğumuz staj evinin ev sahibiydi, şimdi siz ismini okuduğunuzda hatırladım, bu şahsında yapıyla alakası yoktur, zaten kendisi de mühendistir, evi bize kiraladığında evin yapı evi olarak kiraladığımız konusunda bilgisi yoktur.
Bana sonmuş olduğunuz şekilde murakıp dönemde kullandığını hat ile benim gibi murakıp olan …, … ve SER MURAKIP OLAN … KOD ADLI … İSİMLİ şahısla görüşüyorduk. Ayrıca bu hat ile benim sorumlu olmuş olduğum(yaklaşk 8 ay kadar) hakim-savcı ve mülakat evinde kalanlar …, …, …, …, …, … İSİMLİ ŞAHIS, … isimli şahıslarla görüşüyorduk. Ayrıca benim gibi murakıp olan … ve … isimli şahıslar da benim açık hattı zaman zaman kullandığı olmuştur. Çünkü biz staj evinde de birlikte kalıyorduk. Bu nedenle bana okumuş olduğunuz ve benim açık hatla görüştüğümü söylediğiniz kişilerin bir kısmı ile … ve … görüşmüş olabilir. Hatta … KOD adlı … isimli şahısla bir araya geldiğimizde bu şahıs bile birilerini aramış olabilir. Bu nedenle bana okumuş olduğunuz isimlerini bir kısmını tanımıyorum. Ayrıca yine bu hatlardan bir kısmı açık hat olabilir, çünkü benim gibi murakıp olan …, … ve Ser murakıp olan … KOD ADLI … isimli şahıslarda benim gibi açık hat kullanıyorlardı ve bu kişilerle benim kullanmış olduğum açık hat ile irtibata geçiyordum. Muhtemelen benim açık hattın görüşme yoğunluğu çok olan hatlar …, … ve Ser murakıp olan … KOD ADLI … isimli şahısların kullanmış olduğu açık hatlardır. Ancak bu kişilerin açık hatların kimin adına kayıtlı olduğunu bilmiyorum.
Yine benim murakıplık döneminde kullandığım açık hat ile evde kalan kişilerin zaman zaman akrabaları ile irtibat kurduğunu hatırlıyorum. Çalışma evinde kalan kişilerin cep telefonları olmadığından acil durumlarda veya ben eve gittiğimde benim hat ile aileleriyle görüşüyorlardı, bu hattı da ailelerine acil durumda ulaşmaları için irtibat numarası olarak veriyorlardı. Hatta bir keresinde …’nın babası hastalandığı için ağabeyi gecenin 3’ünde beni aramıştı ve …’nın babasının yoğun bakımda olduğunu söylemişti, sabah kalktığımda … KOD ADLI … isimli kişiye bu durumu anlattım, … KOD ADLI … isimli şahıs tabana Mete’ye izin verebileceğimizi söyledi ve ben izin verdim, …’da 2-3 günlüğüne memleketine gitti, bu nedenle bunun gibi durumlarda benim kullanmış olduğum açık hat ile evde kalanlar akrabalarıyla görüşmüş olabilir.
Murakıp yatığım dönemde bana … KOD ADLI … isimli şahıs tarafından verilen açık hat ile açık hattı sadece yapı içerisinde kullanmamız, özel hayatımızda kullanmamamız gerektiği ve açık hattı kişisel telefonumuza veya herhangi başka bir telefona takılmaması gerektiği … KOD ADLI … tarafından bize söylenmiştir. Benim açık hat ile ilgili olarak konuya ilişkin söyleyeceklerim bundan ibarettir dedi.
DEVAMLA;
Ben 2012 yılının Temmuz-Ağustos ayından 2013 yılı Mart-Nisan aylarına kadar yaklaşık 8 ay yukarıda bahsetmiş olduğum, kiraladığını çalışma evi mülakat evinde murakıplık görevini yürüttüm. Çalışına evi döneminde evde kalan kişilerle genellikle murakıplar ilgilenir. Mülakat evi döneminde ise genelde murakıplar geride kalır, evde kalan kişilerle genelde ser murakıplar ilgilenir, ancak murakıplar, ser murakıpların vermiş olduğu görevi mülakatlar döneminde de yerine getirir.
Benim murakıplık yapmış olduğum evde çalışma evi döneminde veya mülakat evi döneminde kalan kişiler …, …, …, …, … İSİMLİ ŞAHIS, …, … simli şahıslardı. Bu şahıslan teker teker aradım ve Ankaraya gelecekleri tarih ve saati belirttim. Ancak hangisini karşılayıp hakim savcı çalışma evine götürdüğümü hatırlamıyorum. Karşılayanlar içerisinde ben SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıstık. İkimiz şahısları karşılayarak sorumlu olacağım eve yerleştirdik.
SERMURAKIB … KOD ADLI … benim murakıb olarak sorumlu olduğum evde kalan şahıslara evin sıkı olan kuralları kendisi anlatıyordu. Bu kurallar eve giriş çıkış saatleri, hangi derse ne kadar çalışılması gerektiği, evde cep telefonu kullanılmasının yasak olduğu, evde kalırken kişi başı ne kadar para verecekleri, evde kaldıkları süre içerisinde kira ve fatura ödemeyeceklerini, kira ve faturaları bizlerin karşılayacağını, kendilerini avukat stajeri olarak tanıtmaları ve benzeri gibi kurallardı. Bende kendi dönemimden bildiğim günlük 10 saat ders çalışma gibi kuralları anlatmıştım. Ayrıca SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahsın söylediği bir kural varsa yeri geldikçe kendilerine aktarıyordum. Bana sormuş olduğunuz şekilde ben evde kalan …, ….,…., …., …, …, … isimli şahıslara müstehar isimler kullanmaları konusunda bir şey söylemedim. Ben böyle bir şey hatırlamıyorum. Ancak SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs kişisel bilgilerimizi çok fazla söylemememizi bize söylemişti. Bu nedenle ben … KOD ADINI kullandım. Ancak ben … ismini sevdiğim için bu ismi kullandım. Ancak murakıb olarak sorumlu olduğum evde kalan şahıslara kişisel bilgilerimi gizleme hususunda çok bir gayret sarf etmedim. Benim gerçek ismimi de herkes bilir. Yine yeri gelmişken şunu belirtmek istiyorum, benimle birlikte murakıplık görevi yapan … ve …’ye kod adı kullanmaları … KOD ADLI … tarafından söylenmişti, bu şahısların bir kod adları vardı ancak ben gerek bu şahısların arkadaşlarım olması ve gerekirse de bu şahıslarla aynı evde kalmam nedeniyle gerçek isimleri ile hitap ediyordum, bu nedenle kod adlarını hatırlamıyorum.
Ben murakıb olarak sorumlu olduğum Yeşiltepe semtindeki hakim savcı çalışma evindeki kalan şahıslara ailelerinin acil durumlarda ulaşabilmeleri için SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahsın bana vermiş olduğu tuşlu telefondaki GSM numarasını kendilerine bir kağıda yazıp verdim. Ayrıca kendilerinin de bana bu numaradan çok acil durumlarda ulaşabileceklerini söyledim. Ulaşmak istedikleri takdirde evin civarındaki herhangi bir ankesörden arayabileceklerini söyledim.
Murakıb olarak sorumlu olduğum bu hakim savcı çalışma evinde de DİAMOND isimli hazırlık kitabı vardı. DİAMOND isimli kitabın evlere getirilmesini SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs organize ediyordu. Ayrıca evde kalan şahıslara SERMURAKIB … KOD ADLİ … isimli şahısla birlikte deneme sınavı adı altında dört beş kez sınav yaptığımızı hatırlıyorum. Bu sınavları ayda bir olacak şekilde yapıyorduk. Deneme sınav kitapçıklarını ve cevaplarının yazılması için optik formların eve etelerken bazen SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs getiriyordu.
Bazen de ben kendisinden alıp götürüyordum. Bu deneme kitapçıklarının kim yada kimler tarafından hazırlandığını ve ne şekilde hazırlandığını ben bilmiyorum. Deneme sınavı sonrasında ben cevapları evde kalanlara söylüyordum. Birlikte yanlışların kontrolünü yapıyorduk. Optik formları bir poşete koyup SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahsa veriyordum. Daha sonra kaç puan aldıklarını kendisi evde kalanlara söylüyordu. Bu optik formun üzerinde bizim kod adımız formun soyadı kısmında yazılıyordu. Ad kısmına da benim hatırladığım kadarıyla kendi isimlerinin baş harflerini ve soyadlanmn baş harflerini yazıyorlardı.
Benim murakıb olarak sorumlu olduğum evin kirasını ve faturalarını ödeyip ödemediğimi hatırlamıyorum. Evde kalanlar gıda ihtiyaçlarım ve fatura giderlerini kendi aralarında topladıkları ortaklaşa para ile karşılıyorlardı. Anca kira ödemediklerini hatırlıyorum.
Benim murakıb olarak sorumlu olduğum evde kalan …, …, …., …., …. ve … isimli şahıslar idari yargı yada adli yargı sınavından bir yada ikisini kazandılar. Sadece … isimli şahıs hem idari hemde adli yargı sınavını kazanamamıştı. … isimli şahıs askeri yargı sınavını kazandı. Ben murakıb olarak sorumlu olduğum evde kimseye soru vermedim. Böyle bir olaya da ben şahit olmadım. Askeri yargı sınavı ile ilgili sürecini ben takip etmedim. SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs takip etti. Daha sonrasında adli yargı ve idari yargı sınavım kazananları alıp bir tane adli yargı mülakat evi bir tane idari yargı mülakat evi hazırlandı. Bu mülakat evleri benim daha önceden bahsettiğim … ve … isimli şahısların ve benim murakıb olarak sorumlu olduğumuz evlerdi. Ancak hangisi idari hangisi adli yargı mülakat evi olduğunu hatırlamıyorum. Sadece hatırladığını … isimli şahsı … nin murakıb olarak sorumlu olduğu eve adli yargı veya idari yargı mülakatına hazırlanması için götürüp bıraktım. Ancak … isimli şahsın haricinde başkaca şahısları götürmüş olabilirim. Ancak ayrıntısıyla hatırlamıyorum.
Mülakat evlerinde kaldıkları süre içerisinde bizim dönemde olduğu gibi mülakat provası yapıldı. Ancak bu mülakat provasının ayrıntısını hatırlamıyorum. Prova yapmak için eve gelen şahıslar benimle değil SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs ilgileniyordu. Bizim dönemimizde olduğu gibi bu dönemde de okuma kampı yapıldı. Ancak bu kamp çalışma evinde değil Konya ilinde bulunan bir yurtta yapıldı. Bu yurtta yapılacağını bana SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs söylemişti. Bu okuma kampı bizim dönemde olduğu gibi adli yargı sınavından sonra yapıldı. Bu dönemde daha mülakat evine geçiş yapılmamış hakim savcı çalışma evinde kalan kişiler gönderilmişti.
Mülakat dönemindeki süreci artık ben takip etmedim. Mülakat döneminin, sürecini SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahıs devraldı. O takip etti. Mülakat dönemi sonrasında SERMURAKIB … KOD ADLI … isimli şahsa ilk başta bana vermiş olduğu telefonu kendisine teslim ettim. Ben bu anlattığım bir döneme ait murakıplık görevim haricinde başka bir görevim olmadı. Atanmadan önceki son iki aylık süreçte akademide ders yoğunluğu ve kendim yoğun bir şekilde ders çalıştığım için bu son iki aylık sürecimde bu şahısların ne yaptığım ben bilmiyorum. Kimin mülakatı geçip geçmediğini de ben bilmiyorum dedi.
LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Ben yapıda yer aldığım süreçte … KOD ADLI … dışında ser murakıp, … KOD ADLI …. ve …. dışında murakıplık görevini yapan kimseyi bilmiyorum. Ayrıca yapı aracılığıyla tanıştığım eşimle evlendim, benim dışımda yapı evliliği yapan başka kişiler de tanımıyorum.
Ben 2013 yılı 17 Temmuzun’da kura çekerek Ağrı ili Patnos ilçesine hakim olarak alandım. Patnos ilçesinde de 2016 yılı yaz kararnamesi ile Kütahya ili Tavşanlı ilçesine atandım ve sonrasın da da 15 Temmuz darbe girişimi meydana geldi ve ben 19 Aralık 2016 tarihinde açığa alındım ve 2 Mart 2017 tarihinde ihraç oldum. Ben mesleki dönemimle ilgili olarak bildiklerimi samimi bir şekilde anlatmak istiyorum dedi.
MESLEK DÖNEMİ 2013 YILI TEMMUZ- 2016 HU HAZİRAN AYLARI AĞRI PATNOS ADLİYESİ DONEMİ:
Ben ilk atamam olan Patnos ilçesine gittiğimde beni yapıdan 3-4 ay kimse aramadı. Ben burada hakim olarak görevime başladım. Daha sonra ankesörlü numaradan, beni … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS aradı. Beni Van iline gelmemi ve görüşeceğimizi söyledi. Bende kendisinin yapıdan olduğunu anladım ve görüşmek üzere Van a gittim. Beni Van dan … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS karşıladı ve beri kendi evi olduğunu tahmin ettiğim bir eve götürdü. Bu evin açık adresini bilmiyorum. Bana birkaç dini okuma yaptıktan sonra beni birkaç hafta aralıklarla Van a çağırabileceğim ve meslek dönemimde benimle kendisinin ilgileneceğini söyledi. Bende daha önceki aylarında birikmişi olan maaşımın yüzde %15 lik kısmım himmet adı altında parayı … GERÇEK YADA KOD ADLI şahsa toplu olarak verdim. Bu görüşmeden sonra bana daha sonradan beni arayacağını söyleyerek ayrıldık.
İkinci olarak beni Van a çağırdığında yine aynı evde … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la buluştuk. Bu görüşmemizde benim haricimde dönem arkadaşım olan Van Çaldıran ilçesinde Savcı olarak görev yapan … isimli şahısta vardı. Yine aynı şekilde bize dini sohbet verdikten sonra ve o ayın himmetini kendisine verdikten sonra görev yerlerimize ayrıldık.
Üçüncü görüşmemizde … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la yine Van ilinde kendi evinde oldu. Hatırladığım kadarıyla o zaman … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHSIN evinde yatılı kaldım. Benim haricimde dönem arkadaşım olan YAKUP isimli şahısta vardı. Ancak o evli olduğu için kendi evine gitti. Ben … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la birebir yaptığım görüşmede bana şuan eşim olan … nın fotoğrafını gösterdi. Kendisinin meslektaşım olduğunu ve memleketime yakın olan Batmanlı olduğunu kültürlerimizin de uyuşacağını belirtti. Bende görüşebileceğimi benim için olumlu olduğunu söyledim. Bunun üzerine bana bir hafta sonrası için yine gelmemi söyledi. Bende denildiği gibi bir hafta sonra … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la görüşmek için Van a gittim. Kendisiyle dışarıda … caddesi üzerinde buluştuk. Bana şuan eşim olan … ile buluşacağım evin adresini verdi. Bende belirtilen adrese yaklaşık bir hafta sonra 1 Mart 2014 tarihinde gittim. Bu adres Ankara Etimesgut civarındaydı. Ben kendi imkanlarımla Ankara iline gittim. Adreste evin zilin üzerinde … isminin yazılı olduğunu gördüm. İkamete gittiğimde … isimli şahıs beni karşıladı. Beraber namaz kıldık. Daha sonrasında salonda beklemeye başladım. Bir müddet sonra şuan eşim olan … geldi ve kendisiyle yaklaşık kırk beş dakika boyunca salonda birebir görüştük. Bu görüşmeden sonra ikimizin de düşüncesi olumluydu. … isimli şahsa birebir görüştüğümüzde ikimizde görüşmeye devam etmek istediğimizi belirttik. Bu ikamet adresinde bir gün sonra tekrar buluştuk. Bu sefer birbirimize telefon numaralarımızı verdik ve ayrıldık. İlerleyen süreçte kendisiyle iki üç haftada bir Ankara da buluşuyorduk. Bu görüşmelerin sonucunda anlaşarak 18 Ekim 2014 tarihinde evlendik. Benim evliliğime yapı aracılık etmiştir.
Ben eşimle nişan dönemlerinde Ağrı Patnos ilinde çalışmaya devam ederken Van a … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS la buluşmak için tekrar gittim. Bu gidişimde HSYK seçimleri yaklaştığı için seçimli ilgili biraz muhabbet ettik. Sonra … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS bana telefonuna bir haberleşme programı yükleyeceğiz dedi. Benim o dönemde ve halen kullanmış olduğum … numaralı telefonuma bir haberleşme programı yükleyeceğini söyledi. Ben ilk etapta buna karşı çıktım. Ancak artık bu şekilde haberleşeceğimizi bu programın gizli bir program olduğunu söyledi. Bende Apple Store dan ilk önce bana söylemiş olduğu VPN programını indirdim. Daha sonra bu programı söylemiş olduğum üzere aktideştirdikten sonra ilk defa ismini orada öğrendiğim BYLOCK isimli programı yükledim. Daha sonra … GERÇEK YADA KOD ADLİ ŞAHSIN bana söylemiş okluğu ancak şuan hatırlamadığım kullanıcı adım bularak ekledim. Bu programda ben ve … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS vardı. Yanlış hatırlamıyorsam benim kullanıcı adım … idi. Ben bu programı yükledikten sonra … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS bana bu program üzerinden dini içerikli şeyler gönderiyordu. BYLOCK programını yüklemiş olduğu bu görüşmemiz … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHISLA son görüşmemizdi.
Daha sonra ben tarihini hatırlamadığım bir günde adliyede iken iş telefonundan dönem arkadaşım olan … isimli şahıs beni aradı. Akşamüzeri birlikte Van a gideceğimizi söyledi. Beni Patnostan kendi arabasıyla aldı ve birlikte Van a gittik. Orada … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHSIN evine gittik. Bizimle bu saatten sonra … KOD YADA GERÇEK İSİMLİ ŞAHSIN yerine artık kendisinin ilgileneceğini söyledi. O tarihlerde HSYK seçimlerine iki ay gibi bir süre kalmıştı. … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHIS HSYK seçimlerinin yapı için önemli olduğunu bu yüzden çalışma yapmamız gerektiğini ve birilerine HSYK seçimlerinde oy istemek için bu dönemde gidip gelebileceğimizi söyledi. Benimle ve … isimli şahısla birebir görüştü. Benimle yaptığı birebir görüşmede bana adliyede ne şekilde çalışma yapabileceğimi, İLGİ min kim olduğunu sordu. İLGİ nin tabiri yapı içerisinden olmayan ancak yapı ile kötü bir bakış açısı ve sözü olmayan meslek içerisinden şahıslara verilen isimdir. Benim İLGİm ise fakülteyi birlikte okuduğumuz yapıdan olmayan H.K. isimli şahıstı. Bu şahıs yapının dershanesinde yada okulunda hiç okumamıştır. Üniversite dönemi boyunca yurt kurda kalıyordu. Üniversite döneminden sonrasını bilmiyorum. Ancak fıtraten iyi huylu ve yumuşak huylu iyi bir insan olduğu ve benim arkadaşım olduğu için HSYK seçimleri ile ilgili olarak bu arkadaşa bir şeyler söyleyebileceğimi düşündüm ve bunu … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHSA söyledim. Ancak adliye ile ilgili her ne kadar insanlarla samimiyetim oluşmuş ise de bu şahısları yakından tanımadığım için ve bir hakim savcının şahsımın yönlendirmesiyle oy verme gibi bir şeyin olmayacağını düşündüğümden bunu … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHSA söyledim. O da bana yine arada konuşulursa bazı yönlendirmeler yapabileceğimi söyledi. Ben seçim dönemi boyunca adliyede hiçbir çalışma yapmadım ve hiç kimseye bir şey söylemedim. Zaten genellikle herkesin aşağı yukarı fikri belliydi ve en yoğun mahkemede çalışıyor olmam nedeniyle hiç kimse benim odama gelmiyordu. Bende hiç kimsenin odasına gidip gelmiyordum. Bu neden seçimle ilgili muhabbetlere hiç şahit olmadım. Ben bu dönemde bademcik ameliyatı oldum. 20 Gün rapor aldım. 10 gün boyunca yattım. Bu 20 günün son iki yada üç gününde … yi ziyaret etmek için Adana ya gittim. Kendisi o dönemde Osmaniye de savcı olarak çalışıyordu. … isimli şahsa kendisini ziyaret etmek için geldiğimi söylemedim. Adana da bir işim olduğunu söyledim. Bu süreçte hatırladığım kadarıyla HSYK seçimlerine bir buçuk iki ay gibi bir süre vardı. Listenin o dönemde belli olup olmadığını hatırlamıyorum. Birlikte muhabbet ettik. Kendisine laf arasında seçimle ilgili fikrini sordum. Zaten biz meslekte yeni olduğumuz için ikimizde bu seçim olaylarına vakıf değildik. Aday olanlar veya aday olabilecek olarak ismi geçen hiç kimseyi tanımıyorduk. Ben kendisne açık açık seçimde liste belli olursa dediğim kişilere oy verip veremeyeceğini sordum. Çünkü kendisiyle 4 sene aynı sınıfta okuduğumuz için böyle bir samimiyetimiz vardı. O da bana bakarız gibi bir şej söyledi. Net bir şey söylemedi. Seçimle ilgili bu şekilde bir çalışmam oldu. Seçim yaklaştığında onu telefonla arayıp telefonda yapının belirlediği listeyi kendisine söylememin uygun olmayacağını düşündüm. Zaten kendisiyle arkadaş olarak rutin görüşüyorduk. … ya yapının listesinde olan isimleri söylemedim. Seçimle ilgili başkada çalışmam olmadı.
HSYK seçimlerinden bir hafta sonra düğünüm olacağı için ve işlerimin yoğun olması sebebiyle HSYK seçimlerinde oyumu kullandım. Bu dönemde yapının kimlere oy kullanacağımızı bilgisi BYLOCK aracılığıyla bana geldi. Bu bilgiyi … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHISTAN sonra benim sorumluluğumu devir alan … GERÇEK YADA KOD ADLI şahsı Bylocktan gönderdi. Ancak … GERÇEK YADA KOD ADLI şahsın kullanıcı adımı hatırlamıyorum. Bylock programı üzerinden … GERÇEK YADA KOD ADLI şahıs Ağrı çevresine yapı içerisinden olan şahısların geldiği takdirde bilgi veriyordu. Bu şekilde iki üç kez mesaj attı. Bu mesajlardan Ben … isimli adayın geleceği mesajı atıldığını hatırlıyorum. Ancak bu programa katılmadım. Sadece … isimli şahsın adayın yemeğine katıldım. Bu yemekte Bylocktan bir mesaj gelmemişti. Sadece adliyedeki herkes yemeğe gidebileceğini söyledikleri için bende onlara uyarak adliyeye gittim. Bu yemeğe adliyeden sadece 2 yada 3 kişinin katılmadığını hatırlıyorum. Normalde ben seçim çalışması adı altında yapılan yemek organizasyonuna katılmayı sevmiyordum. Sadece katılmış olduğum bu yemek hafta içine denk geldiği için katılmak zorunda kaldım.
Ben evlendikten sonra iki kez daha … GERÇEK YADA KOD ADLI ŞAHISLA görüştüm. Bu görüşmelerin sonuncusunda bana artık … GERÇEK YADA KOD ADLI şahıs benim evlendiğim için başka bir guruba dahil olacağımı bu görüşmelere eşimle birlikte katılacağımı söyledi. Bu iki defa yapmış olduğumuz görüşmede … dışında şuan İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İDARİ HAKİM olan şahıs ta vardı. Bildiğim kadarıyla benim bu katıldığını meslek içerisindeki görüşmelere T5 toplantıları deniliyordu. Ancak açılımını tam olarak bilmiyorum. T4, T3, T2,T1 toplantılarını duymadım. T5 Toplantılarına kendimce yorumladığım üzere 13, 14, 15 Dönem adli yargı ve varsa aynı yıllarda bulunan idari yargı hakim yada savcılarının katıldıkları toplantı olarak olduğunu düşünüyorum. Bu yorumu da Taşraya gitmeden önce staj döneminde son olarak görüştüğüm … isimli şahsın bahsetmesi üzerine yapıyorum.
Ben evlendikten sonra bildiğim kadarıyla 16. Dönem ve sonrasının taşradaki gidiş gelişlerinin birebir olacağım biliyordum. Benim 2015 yılının Ocak ayında telefonum bozuldu. Artık Bylock isimli programı kullanamıyordum. Yeni almış olduğum … marka telefona da Bylock yüklemek istemedim. … GERÇEK YADA KOD ADLI şahısla son görüşmemizde normalde benimle birinin BYLOCK yoluyla irtibata geçeceğini söylemişti. Ancak benim telefonum bozulduğu için kimseyle irtibata geçemedim. İki üç ay geçtikten sonra ankesörlü telefondan İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM şahıs beni aradı. Ben bu şahsa abi diye hitap ediyordum. Abi diye hitap ettiğim şahıs beni aradıktan sonra bu şahsın … GERÇEK YADA KOD ADLI şahsın bahsettiği şahıs olduğunu anladım ve bizi çağırdığı adres olan Van ili … caddesine İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM şahısla ben ve eşim ile birlikte bir eve gittik. Ben İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM şahısta birlikte bir odada, eşimde bu şahsın eşiyle ayrı bir odada görüştü. İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM şahıs bu görüşmemizde bana Bylock programı yüklü olan telefonum bozulduğu için tekrardan Bylock programını yeni telefonuma yüklememi söyledi. Artık bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyledi. Bende … marka telefonuma google store den Bylock programını yüklemeye çalıştım. Ancak yüklenmedi. Ne yaptıysak yüklemeyi başaramadık. Bunun üzerine eşimin telefonunu kendisinden istedim ve eşimin o dönemde kullanmış olduğu … nolu GSM hattının bulunduğu telefona Google Play Store den Bylock programını yükledim. Yine kullanıcı adım … olduğunu hatırlıyorum. Bylock programını yükledikten sonra İSMİNİ … KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM şalısın kullanıcı adını sorarak BYLOCK üzerinden ekledim. Ancak bu şahsın kullanıcı adını hatırlamıyorum. Daha sonra İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM şalısın yanma eşimle birlikte 6-7 kez gittik. Bu görüşmelerin iki tanesi Ağrıda farklı farklı evlerde, diğerleri Yanda üç farklı adreste birebir oldu. Ben ve eşim haricimde bu şahsın eşinden başka kimse yoktu. Bu görüşmelerimiz dini içerikliydi. Ben siyasi içerikli konuşmaları sevmediğim için siyasi içerikli bir görüşme hiç olmadı. Mesleki içerikli de bir görüşme olmuyordu. Benim eşimin telefonuna yüklemiş olduğu BYLOCK programını yükledikten sonra İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM bizden sorumlu olan şahıs görüşmemizden iki ay sonra Bylock programını telefondan silip USB aracılığıyla kendi tabletinden yine eşimin kullandığı telefona BYLOCK programını yükledi. Bu bylock programı üzerinden hiç isim geçmeden buluşacağımız zamanların tarih ve saatini ve dini içerikli mesajlar atıyordu.
Ben bu BYLOCK programına başka hiç kimseyi eklemedim. BYLOCK programı üzerinden bana gönderilen buluşma tarihlerine cevap verdim. Ancak bu attığım mesajlarda yer ve isim hiç belirtmedim. Sadece ilk kullanmış olduğum byloek programında … KOD YADA GERÇEK ADLI ŞAHSIN HSYK seçimleri ile ilgili olarak Patnos adliyesinde çalışan hakim savcıların kimlere oy atabileceklerini istemişti. Bende adliyede çalışan hakim savcıların kimlere oy verebileceğini tahminim üzerine isimlerinin karşılarına kimlere oy atabileceklerini yazarak göndermiştim. Bylock programı üzerinden herhangi bir darbeye ilişkin bir mesaj almadım. Darbe döneminde de Bylock isimli programını kullanmadım. Eşimin telefonu üzerinden kullanmış olduğu Bylock programım kendi telefonumun wifı sini açarak eşimin telefonunun hattı içinde bulunmadan Bylock programını kontrol ediyordum. Bu şekilde mesaj gelip gelmediğini birkaç kez kontrol ettim ve İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM ŞAHIS ile yazıştım. Bylock programını ben 2016 yılı mayıs ayına kadar eşimin telefonunda kaldı. Bu dönemde eşime yeni telefon aldım. 2016 yılındaki darbe girişiminden sonra eşimin eski telefonunu parçalayarak kırıp attım. Darbe döneminde telefonu kırmadan önce Bylock programını kontrol ettim. Darbe ile ilgili herhangi bir mesaj yoktu. Darbeden bir gün sonra açığa alman 2745 hakim savcı haberinden sonra İSMİNİ VE KOD İSMİNİ BİLMEDİĞİM bu şahıs ile görüştük. Bizlerin bu listede olup olmadığını sordu. Bizde listeyi görmediğimizi ve bilgimizin olmadığını söyledi. O da bize korkmayın zulüm eden biz değiliz gibi bir cevap söyledi. Ben de cevap olarak yapacak bir şey yok diye yazdım ve sonra darbe ile ilgili rahatsızlığımı belli edecek tarzda bazı şeyler yazdım, ancak yazdıklarımın içeriklerini tam olarak hatırlamıyorum, sonra Bylock programım kapattım. Dışarı çıkarak telefonu kırıp attım.
Eşim 16 Ekim 2016 tarihinde açığa alındı. Açığa alındığı liste Bylock listesi olarak geçiyordu. Açığa alındıktan 2 ay sonra da ihraç oldu. Eşim açığa alındıktan sonra birlikte izne ayrıldım. Memlekete gittim. Sonra izinden geri döndüğümüzde 19 Aralık 2016 tarihinde bende açığa alındım. 2 Mart 2017 tarihinde bende HSK kararı ile ihraç oldum.
Biz eşimle birlikte birkaç ay son görev yaptığımız Kütahya Tavşanlı adliyesinde açığa alındıktan sonra ifade verdik. Ancak hakkımızda herhangi bir iddiaa olmadığı için bu şekilde ayrı bir soru sorulmadı. Eşimde o dönemde hamile olduğu için gözaltına alınmadı. Eşimle birlikte adli kontrol alarak serbest kaldık.
Ben bu yapının illegal olan yönünü bilmediğim için bu yapının içerisinde bulundum. Benim babam ben 5 yaşında iken vefat etti. Annem ev hanımıdır ve yüzde 76 engellidir. Annem genellikle bizi yetiştirirken hep dindarlık üzerine yetiştirdi. Ben 7. Sınıfta iken de şuan okuyucu cemaati olarak adlandırılan medrese de bir yıl kaldım. Genellikle anneme ev, medrese gibi şeyler sorduğumda bana oğlum din için olursa git diyordu. İlkokul 4. Sınıftan beri 5 vakit namazımı kılıyorum. Ben bu yapının kolejine de hem derslerden başarılı oldukları için ve hemde ahlaki eğitim verdiklerini bildiğim için gitmiştim. Üniversiteyi kazandığımda da Antalyanın rahat bir il olduğu söylenilmişti. Ben bu nedenle kendimi günahlardan muhafaza etmek için yapıya ait evlerde kalabileceğimi düşünmüştüm. Bu nedenle bu evlerde kaldım. Kaldığım dönemlerde genel itibariyle dine önem verdiklerini gördüm. İllegal şeyler görmedim. Bazı zamanlarda eleştirdiğim yerler olunca da bu yapıdan çıktığım takdirde vebal olacağım ve dini yapımı koruyamayacağımı düşündüğüm için bu yapıdan ayrılmadım. Hakim savcılık yaptığım dönemde de genel itibariyle illegal şeyler görmedim. Ancak etik olarak olumsuz değerlendirebilecek şeyler aklıma gelince de aklıma örgiit elebaşısı Fetullah Gülen in kendisiyle soru cevap olarak yapılan bir sohbetinde kendisine bu yapının devletin önemli kurumlanma sızdığı söylenildiğinde sızmanın yabancı insanlardan olabileceğini Anadolu insanının ve müspet insanların kendi devletinde belli kademeye gelmelerinin sızma’ olarak nitelenemeyeceğini ve bunun derin bazı yapıların hoşuna gitmediğini söylediği aklıma geliyordu. Ben bu nedenle bu yapıdan hiçbir zaman ayrılmayı düşünmemiştim. Ancak medyada darbe olayını öğrendiğimde ve bu örgütün kullanmış olduğu Bylock yazışmalarında örgüt üyelerinin darbeden ve dolayısıyla masum insanların ölüp yaralanmalarında haberinin olduğunu ve birçok kurumda soru alma gibi şeylerin yaşandığım görünce bu örgütün aslında devlet için çok zararlı bir oluşum olduğunu öğrendim. Bu nedenle darbe girişiminden sonra yapıdan tamamen koptum. Tüm bildiklerimi tüm samimiyetimle anlattım. Bu örgüt benimde emek vererek okumuş olduğum okulları ve emeklerimin boşa gitmesine sebep oldu. Bende dolayısıyla bu örgütü lanetliyorum. Söylemek istediklerim bunlardan ibarettir. Ben ifademi avukatım huzurunda hiçbir baskı altında kalmadan verdim…” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davacının ifadesinde; örgüte, örgütün stratejisine ve örgüt içindeki konumuna dair ayrıntılı beyanlarda bulunduğu, lise döneminden hakim olarak görev yapmakta iken dava konusu kararla meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihe kadar örgüt içinde yer aldığını ikrar ettiği görülmüştür. Tanık beyanları ile davacının ifadesi birlikte değerlendirildiğinde; tanık beyanlarının birbiriyle uyumlu olduğu, davacının ifadesinin bu beyanları desteklediği görülmüş ve tanık beyanlarının, davacının, değişik tarihlerde yapı ile irtibatını ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, sınavlara/mülakata örgütün hakim-savcı sınav çalışma/mülakat evlerinde hazırlandığına, hakim-savcı adaylığı döneminde örgüte ait staj evlerinde kaldığına, örgüt içinde murakıplık görevini yürüttüğüne, mezun görüşmesine katıldığına, mülakat evinde kalan adayları mülakat esnasında yapılacaklar hususunda yönlendirdiğine, çalışma evlerinde kalan kişileri kitap okuma kampına yönlendirdiğine, kod adı kullandığına, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte himmet verdiğine, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ”bağımsız” adaylarını desteklediğine ve oy istediğine, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu karar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen karar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu karar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararın müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/12/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.