YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/16601
KARAR NO : 2014/5165
KARAR TARİHİ : 17.03.2014
MAHKEMESİ : BAFRA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/03/2013
NUMARASI : 2012/10-2013/177
Taraflar arasında görülen davada Bafra 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.03.2013 tarih ve 2012/10-2013/177 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin Türk Patent Enstitüsü’nün 2005/41367 no ile 32. sınıfta tescilli Sammey markasına sahip olduğunu, davacı müvekkilinin ise Sammey markasını dava dilekçesindeki tabloya göre tescil ettirdiğini, bilindiği üzere Türk Markalar Hukuku’nda gerçek hak sahipliği ilkesinin geçerli olduğunu, bu ilkeye göre her ne kadar 556 sayılı KHK madde 6’ya göre marka koruması tescil ile sağlanır temel kural olsa da bir markanın gerçek hak sahibinin onu ilk kez seçip kullanan yani ihdas ve istima eden olduğunu, davacı müvekkilinin Sammey markasını davalıdan daha önce kamuya sunma yoluyla kullandığını, sammey markasının 2002 yılından beridir 28/29/30/31. sınıflarda tescil edilmiş olup halen aktif koruma altında olduğunu, sammey markası için 32. sınıfta 2003 yılında tescil başvurusu yapılmış olup belge düzenleme aşamasında bir hatadan dolayı başvurunun hükümden düştüğünü, davalı firmanın, marka başvurusu boşa düşünce girişimde bulunup mevzuat boşluğundan yararlanarak Sammey markasını 32. sınıfta kendi adına tescil ettirdiğini, bu nedenlerle mevcut durumun korunması ve davanın etkinliğini temin etmek amacı ile 2005/41367 Kod numarası ile davalı yan adına tescilli bulunan ‘Sammey+şekil’ ibareli markanın 3. kişilere devrini önleyecek şekilde teminatsız olarak tedbir konulmasına, 2005/41367 kod numarası ile davalı yan adına tescilli bulunan Sammey+Şekil ibareli markanın 32.03 emtia sınıfı bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın süresi içinde açılmadığını, 556 Sayılı KHK’nın 42. maddesi uyarınca tanınmış markalar için dava açılma süresinin tescilden itibaren 5 yıl olarak öngörüldüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; Türk Patent Enstitüsü Markalar Daire Başkanlığı’nın 27.02.2013 tarih ve 71248886-13/2905 sayılı yazısında davalı şirketin 31, 32. sınıf tescilinin 28.09.2005 tarihinden itibaren on yıl müddetle tescil edildiğinin belirtildiği, 556 sayılı KHK’nın 42. maddesinde 5 yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğü, davanın ise 08.06.2012 tarihinde açıldığı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
556 sayılı KHK’nın 42/1-(a) bendine göre, “7’nci maddenin (ı) bendinde belirtilen tanınmış markalarla ilgili davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir. Markanın tescilinde kötüniyet varsa iptal davası süreye bağlı değildir”.
556 sayılı KHK’nın 9/son maddesine göre, marka tescil başvurusu, niteliği itibariyle başvuru sahibine tescili hedefleyen beklemeden doğan bir hak sağlar ve markanın sağladığı haklar üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayın tarihi itibariyle hüküm ifade eder.
Marka tescil belgesi üzerinde belirtilen 10 yıllık koruma tarihinin başlangıç tarihi, KHK’nın 9/son ve 40. maddeleri uyarınca marka tescil başvurusu tarihidir. Ancak, KHK’nın 39. maddesine göre de işlemleri tamamlanan bir marka başvurusu tescil edilerek sicile kaydedilir. Üçüncü kişiler aleni olan sicil kaydından koruma altındaki markanın sahibi, markayı oluşturan işaret, kapsadığı mal veya hizmet sınıfları vb. gibi markanın kesinleşen son durumu hakkında bilgi sahibi olurlar. Öte yandan aynı maddede sayılan ve sicil kaydında yer alması gereken bilgiler arasında markanın başvuru tarihi ve tescil tarihi de gösterilmiştir.
Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere marka başvuru tarihi ile tescil tarihi birbirlerinden farklı tarihler olarak 556 sayılı KHK’da ayrı ayrı açıklanmıştır. Bu nedenle hükümsüzlük davalarında uygulanan 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıç tarihinin mahkemenin benimsediği 9/son ve 40. maddeleri uyarınca marka korumasının başladığı başvuru tarihi olmayıp, markanın 39. madde uyarınca sicile tescil tarihi olarak anlaşılması gereklidir. Dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasanın ruhu ve mantığı ile bağdaşmayacağı gözetilerek, 556 sayılı KHK’nın 42/1-a bendindeki, tanınmış markalar için öngörülen 5 yıllık dava açma süresinin diğer markalar için açılacak davalar bakımından da uygulanması suretiyle KHK’daki yasal boşluğun doldurulması Dairemizin yerleşmiş içtihatlarıyla benimsenmiştir.
Somut uyuşmazlığa gelince,mahkemece bu sürenin zamanaşımı olarak kabulü doğru olmadığı gibi, dosyaya sunulan marka sicil belgesinden davalı markasının 10 yıllık korumasının başladığı başvuru tarihi 28.09.2005 olup markanın sicile tescil tarihi ise 12.11.2007’dir. Dava 29.05.2012 tarihinde açıldığına göre, markanın tescil tarihi itibariyle henüz 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmaktadır.
O halde, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken, mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.