YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/2851
KARAR NO : 2014/5342
KARAR TARİHİ : 19.03.2014
MAHKEMESİ : TARSUS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/02/2013
NUMARASI : 2011/227-2013/103
Taraflar arasında görülen davada Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 26/02/2013 tarih ve 2011/227-2013/103 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalının dekarasyon ortakları iken aralarında yaptıkları 29/09/2010 tarihinde müvekkilinin şirket üzerindeki % 50 hissesini davalıya anlaşmaya bağlı şartlar çerçevesinde devredeceği davalının bu devir karşısında kendisine düşen edimleri yapacağı konusunda anlaştıklarını, davalının, davacının % 50 hissesini devrine karşı bahsi geçen taşınmazları ve 33 PR 424 plakalı aracı devrettiğini, fakat 100.000,00 TL nakit parayı 01/10/2010 tarihinde başlamak üzere 3 ay içerisinde 20.000 TL’sini 07/02/2011 tarihinde, 50.000 TL’sini 10/02/2011 tarihinde 10.000 TL”sini ise 16/02/2011 tarihinde müvekkiline ödediğini ancak kalan 20.000 TL’yi zaman geçmesine rağmen ödemediğini, açıklanan nedenler dikkate alınarak müvekkilinin davalıdan 20.000 TL alacağının 01/02/2011 temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun merkez bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı ticari faiz ile birlikte ve davalının sözleşmedeki edinimleri yerine getirmemesinden dolayı bu miktar ile sözleşmeden doğan her nevi alacaklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren uygulanacak ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının kötü niyetli olduğunu, davacı şirkette yetkili olmadığını, davacının şirkette yapmış olduğu her eyleminin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili ile anlaştıkları halde şirketten ayrılmadan önce boş olarak yırtıp attığı nakit çek ödeme makbuzunu para tahsil makbuzu olarak kullandığını, haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
Mahkemece, davacı ile davalının dekarasyon ortakları iken aralarında yaptıkları 29/09/2010 tarihinde davacının şirket üzerindeki % 50 hissesini davalıya anlaşmaya bağlı şartlar çerçevesinde devredeceği davalının bu devir karşısında kendisine düşen edimleri yapacağı konusunda anlaştıkları, davalının, davacının % 50 hissesini devrine karşı bahsi geçen taşınmazları ve 33 PR 424 plakalı aracı devrettiği, fakat 100.000 TL nakit parayı 01/10/2010 tarihinde başlamak üzere 3 ay içerisinde 20.000 TL’sini 07/02/2011 tarihinde, 50.000 TL’sini 10/02/2011 tarihinde 10.000 TL”sini ise 16/02/2011 tarihinde davacıya ödediği ancak kalan 20.000 TL’yi zaman geçmesine rağmen ödemediği davalının Sözleşmedeki edinimlerini yerine getirmediği, 25/05/2012 tarihli bilirkişi raporuna göre
davacının 17.388,00 TL alacaklı olduğu, davacının davasını ispatladığı gerekçiyle davanın kabulüne, 10.000,00-TL nin dava tarihinden itibaren Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
(1) Dava, hisse devir bedeli olarak kararlaştırılan miktarın ödenmeyen bakiye kısmı olan 20.000 TL’nin tahsili ile yine devir sözleşmesi gereğince taraf taahhütlerinin yerine getirilmemesi halinde ödenmesi kararlaştırılan tazminatın şimdilik 10.000 TL’sinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, kararın gerekçe kısmında ”…davalının bakiye 20.000 TL’yi zaman geçmesine rağmen ödemediği, davalının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediği, davacının 17.388,00 TL alacaklı olduğu, davacının davasını ispatladığı anlaşılmakla, açılan davanın kabulüne, 10.000 TL’nin Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı ticari faizi ile birlikte davacıdan alınarak davalıya verilmesine” şeklinde bir açıklama yapılmış, hüküm kısmında ise ” davacının davasının kabulü ile, 10.000 TL’nin Merkez Bankası kısa vadeli avanslar için uyguladığı ticari faizi ile birlikte davacıdan alınarak davalıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına” karar verilmiştir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan HMK’nın 294 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır. Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Buna göre, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmadığı, kısa karar ile gerekçe karar arasında çelişki yaratılmış olduğu anlaşılmakla, bu yönden hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(2) Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle taraf vekillerin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, (2) Bozma sebep ve şekline göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine YER OLMADIĞINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 19/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.