YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/14695
KARAR NO : 2014/7472
KARAR TARİHİ : 16.04.2014
MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/12/2012
NUMARASI : 2011/180-2012/263
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/12/2012 tarih ve 2011/180-2012/263 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili,müvekkillerinin “P.” ibareli tanımış markaların sahibi olduğunu, davalının, bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “D.+ş.” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı TPE’ne başvuruda bulunduğunu, başvuruya müvekkili tarafından Markalar Dairesi Başkanlığına itirazda bulunulduğunu, ancak itiraz yerinde görülmeyerek reddedildiğini, bu kararın yeniden incelenmesi talebinin de nihai olarak YİDK tarafından reddedildiğini, oysa davalı başvurusunun müvekkillerine ait “P.” ibareli markaları ile iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, işitsel ve görsel olarak karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunu, başvurunun tescili halinde davalının müvekkillerine ait markanın tanınmışlığından haksız yarar elde edeceğini, markaların kapsamlarında birebir aynı ürünlerin olduğunu, davacılara ait “PINAR” ibareli markanın TPE nezdinde tanınmış marka olarak tescilli olması nedeniyle başvurunun, farklı sınıflarda yapılmış olması halinde dahi reddine karar verilmesi gerektiğini, tanınmış markanın önüne veya sonuna yapılacak ilavelerin tescile imkan vermeyeceğini, bu nedenle davaya konu kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek, 2011-M-3404 sayılı YİDK kararının iptaline, tescili halinde markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, davalı başvuru ile davacılar markaları arasında işaretler bakımından benzerlik bulunmadığını, karıştırılma ihtimalinden de söz edilemeyeceğini bu nedenle tanınmışlığa dayalı itirazların da yerinde olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili,müvekkili şirket tarafından tescili talep edilen “D.” ibaresinin davacılara ait markalardan farklı olduğunu, davacılar markalarının tanınmışlığının ispata muhtaç olduğunu, karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davalı şirketin kurucularının “Dağpınarı” köyünde arıcılık işi ile uğraşan kişiler olduğunu, köylerinin adına görsel unsurlar ekleyerek bu başvuruyu oluşturduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia,savunma,toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı şirket başvurusu “D.+ş.” ibaresinden oluşurken, davacıların itiraza dayanak markalarının asıl veya tek unsuru “P.” sözcüğünden oluşmakta olduğu, davalı markasının mal/hizmet listesi 29, 30, 31, 32 ve 35. sınıfın tüm alt grupları açısından her iki davacı markalarının mal ve hizmetleri ile aynı ya da benzer bulunduğu,davacıların “Pınar” markasının özellikle “et ve süt ürünleri ve türevleri” emtiası için belirli bir tanınmışlık ve sonradan kazanılmış ayırt edicilik elde ettiği,taraf markaları arasında uzak bir anlamsal benzerlik mevcut ise de bu benzerliğin genel izlenimde etkili bulunan görsel ve işitsel farklılıkla etkisizleştiği; bu durumun ortalama tüketici nezdinde karıştırma ihtimaline neden olmasını önlediği, zira pınar sözcüğünün yaygın kullanımı ve “dağpınarı” sözcüğünün bir yer adı olması, hususları dikkate alındığında, işaretlerin ortak unsuru olan “p.” sözcüğün davalı başvurusunda davacılar markalarını çağrıştırmasının veya davacı markalarıyla arasında idari, ticari, ekonomik bir bağlantı dahi kurulmasının söz konusu olmadığı, dolayısıyla markalar arasında karıştırılma ihtimali olmadığı, davalı başvurusunun davacılar ticaret unvanı ile karıştırılma olasılığı bulunmaması nedeniyle davacıların ticaret unvanına dayanarak KHK’nın 8/5 hükmü uyarınca davalı başvurusunun tescilini engelleyemeyeceği, davalı başvurusunun kötü niyetli olduğuna dair somut bir kanıt ve veri mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı,davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dairemizin 18.09.2013 tarih, 2012/16574 Esas ve 2013/16100 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere dava konusu başvuru, “P.” kelimesinden türetilmiş kelime ve şekil markası mahiyetindedir. Davacı tarafın başvuruya karşı itirazlarına dayanak yaptığı markalarının asli unsurlarından bir tanesi de “P.” ibaresidir. Bu durumda, başvuruyu oluşturan markadaki “D.” ibaresi ile davacıya ait markalardaki “P.” ibaresi arasında ortalama tüketici nezdinde 556 sayılı KHK’nın 8/1-b bendi anlamında aralarında ilişkilendirme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesi bulunduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, her ne kadar işaretler arasında renk ve şekil bakımından farklılık bulunmakta ise de, az önce de belirtildiği üzere, markanın baskın ve dikkat çeken unsuru “D.” ve “P.” kelimeleri olup, bahsi geçen şekil ve renk unsurlarının davalı markasına karıştırılma tehlikesini ortadan kaldıracak derecede ayırt edicilik kattığından söz edilmesi de mümkün değildir. Bu durumda, mahkemece davanın kabulüne karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 16/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.