YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/15863
KARAR NO : 2014/18821
KARAR TARİHİ : 02.12.2014
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/07/2013
NUMARASI : 2013/279-2013/399
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 18.07.2013 tarih ve 2013/279-2013/399 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 02.12.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. Ö.. A.. ile davalı vekili Av. M.. E.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili ve üçüncü bir şahsı sahip olduğu franchise restoran zincirine haricen ortak etmek konusunda sözleştiklerini, tarafların bu sözlü anlaşmayı 28/11/2006 tarihinde noterde memorandum (mutabakat mektubu) şekline getirdiklerini, 13/10/2007 tarihli noter onaylı yazılı sözleşme ile müvekkilinin haricen sahip olduğu 1/3 hisseyi davalıya 106.000,00 USD karşılığında sattığını, ancak davalının bu bedeli ödemediğini ileri sürerek, 106.000,00 USD’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacıya ödeme yapmış olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizce re’sen bozulmuş, bozmaya uyulmuş, davacının dava dışı şirkete 1/3 nispetinde haricen ortak olduğunu, bu payını 106.000,00 USD karşılığında davalıya devrettiğini ve davalının devir bedelini ödemediğini iddia ettiğini, davalının da taraflar arasındaki sözleşmeyi inkâr etmediği, hisse devir bedelini ödediğini savunduğu, dava konusu bedelin davacıya ödediğini davalının usulünce ispat edemediği, davalı tarafından sunulan çekin keşide tarihinin taraflar arasındaki sözleşmeden önceki bir tarih olduğu, bu nedenle bu ödemenin dava konusu alacağa mahsuben ödendiğinin kabul edilmediği gerekçesiyle davanın bir kez daha kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve davalının yetki itirazının süresinde olmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, hisse devir sözleşmesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkin olup, Devletler Hususi Hukuku Kaideleri, yabancılık unsuru taşıyan (Milletlerarası unsur) belirli bir olaya ve ilişkilere hangi devletin maddi hukuk hükümlerinin uygulanacağını gösterir. Bu kaideler bir uyuşmazlığı bizzat çözümlemezler. Sadece, onu çözümleyecek olan yetkili maddi hukuk kurallarını belirtmekle yetinirler. Buradaki hukuk, mahalli hukuk veya yabancı bir hukuk olabilir. Devletler Hususi Hukuku Kaideleri iç hukuk kaideleri olduğundan her devletin kendine özgü bir Devletler Hususi Hukuku vardır. Devletler Hususi Hukuku, Maddi Özel Hukuk gibi, bireyler arasındaki adaleti kurmayı amaçlar.
Milletlerarası Medeni Usul Hukuku ise; yabancı unsurlu olay ve ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, diğer konular yanında, özellikle Türk mahkemelerinin davaya bakmaya yetkisi olup olmadığını belirleyen kaidelerin bütünüdür.
12.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren, 27.11.2007 günlü 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun; Devletler Hususi Hukukumuzun ana kaynağını oluşturur. Bu kanun “Milletlerarası Özel Hukuk” ile “Milletlerarası Usul Hukuku” olarak iki bölümde düzenlenmiştir.
Milletlerarası bağlantıları bulunan (Yabancı Unsurlu) olay ve ilişkilerden kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda, mahkemelerin milletlerarası yetkilerini düzenleyen kaideler Usul Hukukunu meydana getirir. 5718 sayılı Yasa, milletlerarası yetkiye ilişkin hükümleri ile (Md.40-49) Türk mahkemelerinin Devletler hukuku anlamında haiz oldukları yargı yetkisini hangi ölçüler içinde kullanacaklarını belirler.
5718 sayılı yasanın yabancı hukukun uygulanması başlıklı 2’inci maddesi “Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular. Hâkim, yetkili yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir.” hükmünü haiz olup, anılan kanunun sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuk başlıklı 24’üncü maddenin 4. bendi de “Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur.” şeklinde düzenlemeyi içermektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut olayda gelince, davanın taraflarının aynı zamanda ABD vatandaşı oldukları, davaya konu edilen şirketin ABD’nde bir şirket olduğu, davaya dayanak sözleşmenin bu ülkede düzenlendiği, tarafların uzun süre bu ülkede yaşadıkları, davacının dava dilekçesindeki adresinin dahi ABD’ndeki adresi olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın yabancı unsur içermesi bağlamında çekişmenin esası hakkında uygulanacak hukukun re’sen belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve açıklamalar çerçevesinde uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukukun denetlenebilir şekilde tartışılmak ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yöndeki savunmaya rağmen yazılı şekilde hüküm kurulması eksik incelemeye dayalı olup doğru görülmemiş, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin uyuşmazlığın esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle,temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün,davalı yararına BOZULMASINA,(3)numaralı bentte açıklanan nedenlerle,işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.