YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4235
KARAR NO : 2014/11664
KARAR TARİHİ : 17.06.2014
MAHKEMESİ : ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/12/2013
NUMARASI : 2013/290-2013/423
Taraflar arasında görülen davada Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.12.2013 tarih ve 2013/290-2013/423 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olup, şirketin yönetim kurulu üyelerinin beşinin yabancı uyruklu olduğunu, anılan yönetim kurulu karar tarihi olan 22.11.2010 tarihinde ve yönetim kurulu kararına istinaden 21.01.2011 tarihinde tanzim edilen imza sirkülerinin alındığı tarihte beş yabancı uyruklu yönetim kurulu üyesinin Türkiye’de olmadıklarını, bu itibarla usulsüz şekilde hazırlanan tutanaklar ile imza sirküleri tanzim edilerek şirketin sevk ve idare edildiğini ve yeni imza sirkülerinin çıkarıldığını, yabancı uyruklu üyelerin Türkiye’de bulunmaması nedeniyle tüm imzaların sahte veya butlan olduğunu ve noter huzurunda bulunmadığını ileri sürerek, 21.1.2011 tarihli imza sirkülerinin ve imza sirkülerine esas yönetim kurulu kararının yok hükmünde ve geçersiz olduğunun tespiti ile iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, gerek eski TTK 330/2, gerekse yürürlükte bulunan TTK 330/4 maddeleri uyarınca yönetim kurulunun karar alabilmesi için toplantı yapma zorunluğunun bulunmadığını ve diğer üyelerin muvafakatlarını yazılı olarak bildirmeleri suretiyle de karar alınabildiğini, anılan yasa hükümleri gereği yönetim kurulu kararlarının muteberliğinin sadece yazılıp, imza edilmiş olması şartına bağlı olduğunu, yönetim kurulu kararının davacı ve ilgili tüm yönetim kurulu üyeleri tarafından imzalandığını, şirket ana sözleşmesinde de şirketin yönetim kurulu üyelerinin tamamının imzaladığı yazılı kararın, toplantıda alınmış kararlarla aynı derecede geçerli olduğunun düzenlendiğini, dava edilen imza sirkülerinin yönetim kurulu üyeleri ve imza yetkililerinin değişmiş olması nedeniyle zaten ortadan kalktığını, davanın konusunun bulunmayıp, davacının hukuki yararın da olmadığını, imzaların sahte olmadığını savunarak, davanın reddini ve HMK’nın 329/1 maddesi uyarınca davacının, davalı müvekkili ile kararlaştırılan vekalet ücretini ödemesine ve 329/2 hükmü uyarınca da disiplin para cezasına mahkum edilmesinine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı, davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, şirketin 22.11.2010 tarihli yönetim kurulu kararında ve bu karar esas alınarak noterde düzenlenen 21.01.2011 tarihli imza sirkülerinde yer alan yabancı uyruklu yönetim kurulu üyelerine ait imzaların sahte olduğunu ve söz konusu yönetim kurulu kararı ile imza sirkülerinin yok hükmünde olması sebebiyle iptali gerektiğini ileri sürerek işbu davayı açmış ise de; batıl olduğunun tespiti ve iptali istenen 22.11.2010 tarihli yönetim kurulu kararının 21.01.2011 tarihinde düzenlenen ”imza sirküleri” başlıklı belgeye de aynen yansıtıldığı, söz konusu yönetim kurulu kararının, yönetim kurulu üyeleri arasındaki görev taksimine ve şirketin temsil ve ilzamına yönelik kararlar içerdiği ve anılan yönetim kurulu kararı uyarınca yönetim kurulu başkan vekili olarak atanan ve müşterek temsil yetkisi verilen davacı ortağın 21.01.2011 tarihli belge altında ve imza sirkülerinin dayanağı olan 22.11.2010 tarihli yönetim kurulu kararı altında imzasının yer aldığı, yönetim kurulu kararı uyarınca belirlenen temsilcilere ”müşterek temsil” yetkisi verilmiş olduğundan davacı ortağın imzası olmaksızın şirket adına işlem yapılması imkanının da bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, yönetim kurulu kararının ve bu karara dayanarak çıkarılan imza sirkülerinin sahte olduğu iddiasına dayalı 22.11.2010 tarihli yönetim kurulu kararı ve bu karara istinaden oluşturulan 21.01.2011 tarihli imza sirkülerinin yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece anılan yönetim kurulu kararı ve imza sirkülerinde davacının imzası olduğu kabul edilerek yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dosya içerisinde bulunan dava konusu yönetim kurulu kararı ve imza sirkülerinin incelenmesinde davacının imzasının bulunmadığı ayrıca, imza sirkülerine yansıtıldığı belirtilen kararın 22.11.2010 tarihli yönetim kurulu kararı değil, 6.12.2010 tarihli yönetim kurulu kararı olduğu anlaşıldığından mahkemece yazılı gerekçelerle karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.