Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2014/8420 E. 2014/14930 K. 30.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/8420
KARAR NO : 2014/14930
KARAR TARİHİ : 30.09.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 2.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/09/2013
NUMARASI : 2012/97-2013/192

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 24/09/2013 tarih ve 2012/97-2013/192 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Sonay Demiralp Yavaş tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının 29. ve 30. sınıfta tescilli 121281 sayılı şekil markasını “kahve, çay, şeker, pirinç, topyoka, sago, sun’i kahve, unlar ve tahil mühtahzarları, ekmek, hamur işleri, bal melas şurubu, maya, kabartma tozu, tuz, mutfak tuzu, hardal, sirke, soslar (salata sosları hariç) baharat ve buz” emtiaları yönünden kullanmadığını ileri sürerek, ilgili emtialar yönünden markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu markanın müvekkilince “hamur işleri ve şeker” emtiası bakımından kullanılmakta olduğunu, müvekkiline ait TPE nezdinde tanınmış “N.” markası bulunduğunu, dava konusu şekil markasının “N.” markalı ürün ambalajlarının etiketlerinde kullanılagelen bir kompozisyon olduğunu, markanın sürülebilen çikolata kreması emtiası ve bu ürünlerle ilişkili diğer ürünler üzerinde kullanıldığını, davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı adına tescilli şekil markasının tanınmışlığı ve ayırt ediciliği ile davalı adına tescilli diğer markaların varlığı nazara alındığında davacının aynı şekli gıda ürünlerini içeren 29. 30. sınıflarda tescil ettirmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davalı markasının hükümsüz kılınmasında güncel bir hukuki menfaatinin bulunmadığı, KHK 43. maddesindeki zarar görme unsurunun söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kullanılmama sebebiyle markanın hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. 556 sayılı KHK’nın 43. maddesi uyarınca zarar gören kişiler markanın hükümsüzlüğünü isteyebilir. Davalı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davacının da, tescilli olduğu mal ve/veya hizmetlerin tamamı yada bir kısmı bakımından 5 yıllık süre boyunca haklı bir neden olmaksızın kullanılmadığı halde sicilde davalı adına kayıtlı olan markanın iptalini istemekte hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekir. Öte yandan, her ne kadar, Anayasa Mahkemesi’nin 09/04/2014 gün ve 147/75 sayılı kararı ile 556 Sayılı KHK’nın 42 (1- c) bendinin iptaline karar verilmiş ve kararın derdest davalar bakımından da uygulanması gerekli ise de, aynı KHK’nın 14. maddesine göre kullanmama nedeniyle markanın iptaline ilişkin hükmün yürürlükte olduğu ve bu maddede tanınmış markalara ilişkin herhangi bir istisna hükmü de bulunmadığından anılan maddede yazılan koşulların gerçekleşmesi halinde, tanınmış markaların kapsadığı ve kullanılmayan bir kısım mal ve hizmetler bakımından iptal kararı verilmesi mümkündür. Ayrıca, iptal edilen mal ve hizmetler bakımından aynı ibarenin ileride bir başkası tarafından marka başvurusuna konu yapılması hali, 556 sayılı KHK’nın 7/1-i veya 8/4. maddesi koşullarının ancak söz konusu başvuru işlemleri aşamasında dikkate alınabilecek olması nedeniyle bu husus aynı KHK’nın 14. maddesine dayalı iptal davalarında dikkate alınamaz.
O halde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delillerin değerlendirilerek, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmeyip, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/09/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.