YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/26370
KARAR NO : 2016/6513
KARAR TARİHİ : 11.04.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı
… ile … aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair … 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen … gün ve .. sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazın satış bedelinin tamamının davacı tarafından verildiği, edinilen taşınmaz nedeniyle 75.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, taşınmazı davalının ziynet eşyalarını satarak satın aldığı, davacının katkısı bulunmadığını ileri sürerek açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşmanızın edinilmesinin gizli bağış niteliğinde olduğundan davalının kişisel malı kabul edilerek açılan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 285.maddesine göre bağış (hibe), bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak kazandırma yapması olarak tanımlanmıştır. Öğretide ise, bağışlayanın bir karşılık(ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak, zenginleştirmek amacıyla malvarlığından belirli değerleri ona vermesi olarak tarif edilmiştir (Aydoğdu, Murat/Kahveci, Nalan: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s. 344.Yavuz, Cevdet: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler. 6. B., İstanbul 2002, s. 222). Her somut olayın özelliklerine göre, bağış iradesi açıkça ortaya konulabileceği gibi gizli(örtülü) şekilde de yapılabilir. Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de kazandırmanın salt bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz (TBK m. 285/3).
Evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşünceyle, ortak yaşamı ve geleceği güvence altına almak amacıyla, beraberlikten doğan dayanışmayla ve karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmaları bağış olarak değerlendirilemez. Eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır.
Bu açıklamalar nedeniyle, devredene ağır yükümlülük getiren kazandırmanın bağış olarak değerlendirilmesi için, bağış amacını taşıyan davranış ve iradenin duraksamaya yer vermeyecek şekilde olması gerekir.
Bağışlamanın yukarıda açıklanan öğeleri gözetildiğinde, bir eşin diğer eşe ait bir malvarlığına yaptığı her katkının ya da kazandırmanın bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş. M. Alper: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunuma göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. 1, 3. B., İstanbul 2013, s. 205; Zeytin, Zafer:Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi. 2.B., Ankara 2008. s. 144).
Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;
Mahkemece, dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş şekline göre taşınmazın davalı adına tescil işleminin TBK m. 285 ve devamı maddeleri gereğince gizli bağış kabul edilmiş ise de; mal rejiminin tasfyesine konu taşınmazın bedelinin tamamının ya da önemli bir kısmının eşlerden biri tarafından karşılanmak suretiyle satın alınarak davalı eş adına tescil edilmesinin o eşe yapılan bağış olarak kabul edilemez. Duraksamaya yer vermeyecek şekilde, bağış iradesinin ortaya koyacak beyan ve davranış yoksa, salt satın alınan malın bedelinin karşılanıp, diğer eş adına tescil edilmesinin tek başına bağış olarak kabul edilmesi için yeterli değildir. Bu itibarla, dava dilekçesindeki beyanların bağış iradesini gösterir nitelik taşımadığı, esasen davacının güvene dayanarak satın aldığı taşınmazı davalı adına tescil ettirdiği anlaşıldığından taşınmazın edinilmiş mal niteliğinde olduğu kabul edilerek talebin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve taraflarca HUMK’nun 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.