Danıştay Kararı 5. Daire 2017/3140 E. 2020/5371 K. 24.11.2020 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/3140 E.  ,  2020/5371 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/3140
Karar No : 2020/5371

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. ….
DAVALI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarma tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların, soruşturma yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, hiçbir somut gerekçe gösterilmediği, adil yargılanma hakkının, masumiyet karinesinin, hukuk devleti ilkesinin ve savcılık teminatının ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ….’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’ÜN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve …. sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali bu kararlar nedeniyle mahrum kaldığı tüm parasal haklarının yasal faiziyle ödenmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının Anayasaya aykırılık iddiası ve davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı … Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22.7.2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23.7.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29.10.2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
23.1.2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve daha sonra 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11 inci maddesiyle, 22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18.10.2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
… Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve .. sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Davacı tarafından işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarma adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında davacının bu iddiasına itibar edilmemiştir.
Dosyanın içeriğinden ve davalı idarece sunulan belgeler ile CD ortamında sunulan belgelerin incelenmesinden; tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler ile davacı ile ilgili bylock kaydı ile ilgili tutanak ve kesinleşmemiş olmakla birlikte, silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçu nedeniyle davacı aleyhine açılan kamu davası sonucunda ….Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen … tarih ve … Esas,… sayılı kararla davacının suçu sabit görülerek,”1 yıl,10 ay,15 gün”hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşıldığından, davacı hakkında tesis edilen … Yüksek Kurulu Genel Kurulunun … günlü, … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ….Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının, davacı ile ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 24/11/2020 tarihinde, davacı ve vekilinin gelmediği, davalı idare vekili Av. …’nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Davalı idare vekilinin açıklamaları dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve …sayılı … Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarma tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, … Bölge Adliye Mahkemesi ….. Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararıyla bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
… Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 25/01/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri ile … Kurulu Genel Sekreterliği’nin … tarih ve … sayılı yazısı ekindeki ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı, 19/10/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
… Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…., K:… sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
… Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait … Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
… Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 04/06/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasanın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait … Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: “Burak isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait … Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen …. tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada Ekrem kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
ByLock Tespit Tutanağında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.12.2016 tarih ve 2016/180056 sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 85830. satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin 0533….06, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının 01342100569196 olduğu belirtilmiştir.
ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ve soyadı ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, adının ”raufcan” olduğu; “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının Gaziantep İlinde hakim/savcı olarak görev yaptığı; “ID’yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler” başlığı altında davacıyı, H.İ.D. isimli kişinin …. …, H.G. isimli kişinin …. ve …, Y.T. isimli kişinin …., … ID numaralı kişinin ise … olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.
ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile davacının özlük dosyası birlikte incelendiğinde; davacının Elazığ/Arıcak nüfusuna kayıtlı olduğu, … tarihleri arasında Muğla/Fethiye’de görev yaptığı, “…” şeklindeki kullanıcı adı oluşturulurken nüfusa kayıtlı olduğu Elazığ İlinin plaka kodu olan “…” rakamı ile görev yaptığı Muğla İlinin plaka kodu olan “..” rakamının kullanıldığı görülmüştür.
Öte yandan, davacının yargılandığı …. Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında, davacının .. numaralı GSM hattı ile 21/08/2014-01/10/2014 tarihleri arasında ByLock programına 7 farklı tarihte toplam 30 kez bağlantı kurduğu tespit edilmiştir.
Davacı tarafından, ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağındaki verilerin silahlı terör örgütüne üye olduğunu göstermediği beyan edilmiştir.
Bununla birlikte davacının etkin pişmanlık kapsamındaki beyanları şu şekildedir;
-Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: ”…HSYK seçim süreci yaklaşınca telefonlara BYLOCK isimli program yüklendi, grup sorumluları ve sivil kişilerde daha öncesinde de BYLOCK olduğunu tahmin ediyorum, bu dönemde M.K. benim ve F.R.Ç.’nin telefonuna BYLOCK isimli programı yüklemişti, telefonuma önce VPN programını yükledi, daha sonra App store’dan BYLOCK isimli programı Iphone marka cep telefonuma yüklemişti, programın kullanıcı adına 7-8 rakamlı bir numara girmişti, ben daha sonra programa baktığımda M.K. arkadaş listesinde vardı, F.R.Ç., … isimli kişinin 2 ayrı hesabı, ilerleyen zamanda dönem sorumlusu H.İ.D. ve benimle irtibat kuran savcı H.G. listede vardı. HSYK seçimleri ile ilgili paylaşımlar bu program üzerinden yapılıyordu, ben de bana sorulan hususlarda cevap veriyordum, ancak aklımda kalacak kadar önemli bir konu yoktur, günde birkaç kez mesaj gelip gelmediğini kontrol etmek için programa girmemiz istenirdi, mesaj geldiğinde program herhangi bir uyarı vermiyordu, bu durumun ayarlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmiyorum, ben 3-4 günde bir kontrol ederdim, bu programı yüklemelerindeki amaç gizliliği sağlamaktı, ben o dönemde bu programın app store’dan indirilmesinden dolayı sakıncalı birşey olacağını düşünmemiştim, o dönemde ben BYLOCK isimli programın bu yapı tarafından özel olarak kullanıldığını bilmiyordum, seçimlerden sonra zaten bu programı çok kullanmadım, 2015 yılı gibi seçimlerden 5-6 ay sonra programı silmemizi ve telefonumuza format atmamızı söylemişlerdi, bu konuyu bize toplantılarda … isimli şahıs söylemişti, ben programı sildim ancak format atmadım, programı yüklediğim telefonum daha sonra kırılmıştı, üzerinde inceleme yapılan telefonum bu telefon değildi.”
-Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: ”…Daha önceki ifademde Fethiye ilçesinde görev yaparken M.K., F.R.Ç., A.S.Y. isimli kişilerle görüştüğümü beyan etmiştim burada ismini unuttuğum bir kişi daha vardır, bu kişi Antalya ili Kaş ilçesinde görev yapan Hakim T.Ç. isimli kişidir, …Benim listemde bu kişide kayıtlıydı. Kendi grubumuzun üyeleri birbirimizin kişi listesinde kayıtlıydı. …BYLOCK programı ilk yüklendiğinde sadece hakim savcılar için HSYK seçimlerinden ötürü hızlı haberleşmek için yüklendiğini söylemişlerdi, özel olarak bu amaçla üretildiğini bilmiyordum, böyle bir bilgi verilmemişti, appstore isimli uygulamadan yüklenildiği için herhangi bir şekilde şüphelenmedim, bu programda sivil grup sorumluları olan … ve … isimli kişiler, M.K. isimli kişinin hesabı, F.R.Ç. ve T.Ç.’nin hesapları ayrıca benim dönemimden olan H.İ.D. ve H.G. isimli kişilerin hesapları benim BYLOCK’da arkadaşlarım olarak kayıtlıydı, bu programda genelde … ve … isimli kişiler günlük paylaşımlarda bulunurlardı, paylaşımların içerikleri genellikle dini içerikli yazılardı. Fetullah GÜLEN’e ait yazılar veya sözler paylaşılırdı, özellikle HSYK seçimleri öncesinde seçimle ilgili paylaşımlarda bulunulurdu, seçim çalışmaları kapsamında cemaat adına çalışma yapan kişilerin gittikleri yerlerde karşılaştıkları ve cemaat açısından olumlu olan olaylar paylaşılarak moral motivasyon arttırılmaya çalışılıyordu, genelde bu tarz paylaşımlar oluyordu, HSYK seçimlerinden sonra paylaşımlar önce azaldı seçimden altı yedi ay kadar sonrada paylaşımlar bitti, …Fethiye’ye tayin olduğumda toplantılara ilk gelen sivil kişi … isimli bir şahıstı bunu daha önceki ifademde belirtmiştim bu kişi BYLOCK programında … isimli kullanıcı adını kullanıyordu ayrıca kendisinin … olduğunu söylemişti.”
-…. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: ”…bir defasında … bizi Denizli’ye davet etmişti, ben ve F.R.Ç. gitmiştik, Denizli’de F.R. ile buluştum, BYLOCK programı üzerinden … ile yazıştım, …Fethiye adliyesinde görev yaparken BYLOCK’tan gelen bilgide F.S.’nin Fethiye adliyesine gelip seçim çalışması yapacağı bildirilmişti. ….Cemaatin adaylarından İ.B. o zaman Ankara Batı savcısı olan M.B. ve Fethiye’nin önceki ağır ceza reisi olan S.Ş. ile birlikte Fethiye’ye geldiler, hafta sonu kahvaltı organizasyonu şeklinde bir seçim çalışması yapıldı, organizasyonu S.Ş. ile o zamanki Fethiye Ağır Ceza üyesi olan A.T. yapmıştı, BYLOCK’tan organizasyonun bilgisi gelmişti, beni organizasyona A.T. davet etti ben de katıldım, …”
-Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 30/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: ”…Özellikle 2014 ve sonrasında cemaat hakim-savcıların hepsinin bir kod adının olmasını istedi, buna müstear isim diyorlardı, bunu 2014 yılında toplantıya gelen sivil kişi olan … söylemişti. O sırada hepimize kendinize müstear isim bulun demişti, ben “Rauf’ ismini söylemiştim, bunu özellikle BYLOCK programında yazışma yaparken gerçek isimlerin kullanılmaması için istediklerini söylemişlerdi, …17-25 Aralık’tan sonra medyada cemaat ile ilgili çok fazla aleyhte yayın yapılmaya başlandıktan sonra ben Fethiye ilçesinde görev yaptığımda … isimli idareci bize medyada cemaat ile ilgili yapılan aleyhte yayınları takip etmemizi, burada işlenen suç (örneğin hakaret, tehdit, iftira) var ise bunları not ederek buna karşı yapılabilecek işlemleri BYLOCK üzerinden yazıp göndermemizi istemişti, bana bu anlamda … TV kanalında yayınlanan Dinamit isimli programı izlememi ve bu şekilde gördüğüm şeyleri yazarak göndermemi istemişti, …Ben Fethiye’ye ilk gittiğim sıralarda KOM ve genel soruşturma kapsamında soruşturma yürütüyordum, daha sonra KOM Savcılığı Müracat Savcılığı ve talimat savcılığını birlikte yürütmeye başladım, ilk zamanlarda KOM Savcısı iken Fethiye Savcısı olan Ö.İ.U. elinde Fethiye Belediye Başkanı olan B.S. hakkında silahlı terör örgütü kurma, rüşvet ve yolsuzluk, görevi kötüye kullanma gibi iddiaları içeren bir soruşturma olduğunu, bu soruşturmanın KOM soruşturmalarını yürütmekle görevli savcı tarafından yürütülmesinin daha doğru olacağını söyledi, ben de itiraz etmedim, dosya yaklaşık 10 klasördü, dosyayı devraldım, ben bu dosyayı aldıktan sonra normalde cemaat bu tür dosyaları aldıktan sonra kendilerine bilgi vermemizi isterdi, ben herhangi bir şekilde bu dosyanın bende olduğunu kendilerine söylemedim, daha sonra dosyayı incelediğimde dosyada sahte isimle gönderilmiş 55 adet iddiayı içeren bir ihbar mektubu üzerine başlatılmış bir soruşturma olduğunu ve bu iddilar ile ilgili İçişleri Bakanlığından soruşturma izni istendiğini, henüz bu isteme cevap verilmediğini gördüm, benim müracaat savcılığı kurulduktan sonra müracaat savcısı olarak görevlendirilmem üzerine elimdeki KOM Bürosuna girmeyen soruşturmaları diğer savcılara devretmemi başsavcımız E.Y. istemişti, ben de bu dosyanın soruşturma izni istenen dosya olduğunu, cevabı geldikten sonra örgüt kurmaya ilişkin soyut iddia dışında herhangi bir delil bulunmaması nedeniyle genel soruşturma bürosunca yürütülmesinin daha doğru olacağını söylemiştim, bunun üzerine dosya genel soruşturmaya gönderildi, bundan yaklaşık 1 yıl sonra o zamanki Fethiye Başsavcısı V.S. beni yanına çağırırak soruşturma izni cevabının döndüğünü, soruşturmayı yürüten savcı S.K.’nin bu dosyanın karışık olması nedeniyle altından kalkamayacağını söylediğini, soruşturmayı benim devralıp almayacağımı sordu, ben de istendiği takdirde devralabileceğimi söyledim, bunun üzerine dosya bana devredildi, bu olaydan yaklaşık 1 hafta 10 gün sonra … isimli grubun sivil yöneticisi bana BYLOCK’tan bu dosyanın bana devrolduğunu ve dosyanın içeriği ile ilgili özet bir bilgi göndermemi istedi, …”

Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu tutanakların incelenmesinden; davacının 105430 ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Y. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: ”…benimle birlikte aynı dönemde staj yapan ve Gülen Cemaati ile ilgisi bulunan kişilerden söz etmek istiyorum. Bu isimleri HSYK’nın 20.09.2007 tarihli atama kararnamesine bakarak tespit ettim. 2006 yılı 5. Dönem Adli Yargı Hakim ve Savcı Adayları olarak birlikte staj yaptığım dönem arkadaşlarımdan … sicil nolu … (ilk görev yeri Akçakale, son görev yeri … Cumhuriyet savcılığıyken ihraç edildi), …Fethullah GÜLEN Cemaati’ne mensuptular. …, …ise Gülen Cemaati mensupları olup diğer grupları oluşturmaktaydılar. Dediğim gibi bizim dönemdeki Gülen Cemaati mensupları kendi aralarında 7-8’erli küçük gruplara ayrılmışlardı. Gerek aramızdaki konuşmaların içeriği, gerek zaman zaman katıldığımız sosyal aktiviteler, bazen de evlere karşılıklı gidiş gelişimizden tüm isimlerini saydığım bu kişilerin Gülen Cemaati’ne mensup kişiler oldukları sonucuna kesin olarak vardım. Kaldı ki isimlerini saydığım dönem arkadaşlarımdan bu kişilerle mesleğe başladıktan sonra da telefonla veya yüz yüze görüştüğümden cemaat ile bağlarının devam ettiğini biliyorum. Bu konuda bir şüphe taşımıyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.B. isimli şahsa ait Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 11/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: ”…FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle HSYK tarafından meslekten çıkartılmasına karar verilen o dönem yani 2007 yılında Yargıtay Tetkik Hakimliği yapan H.E. ile beni şu an ismini hatırlamadığım yapıdan olan birisi tanıştırmıştı ve bana H.E.’nin 5. dönem hakim adaylarından sorumlu kişi olduğunu söylemişti. Bu vesile ile H.E. ile tanıştım ve bu şahıs vasıtasıyla Sıhhiye semtinde FETÖ/PDY bağlantılı bir eve yerleştim. Evde FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle HSYK tarafından meslekten çıkartılmasına karar verilen dönem arkadaşlarım S.Y., … ve H.A. ile birlikte kaldım. …… (…): Kendisini akademiden dönem arkadaşım olması nedeniyle tanıyorum. Hakim adayı iken kaldığım FETÖ/PDY evinde benimle birlikte kalıyordu.”
Aynı şahsa ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağında da davacı ile ilgili olarak aynı yönde beyanların yer aldığı görülmektedir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan M.D. tarafından, … Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazılan … tarihli dilekçede şu ifadelere yer verilmiştir: ”…Stajda üçer-dörder kişilik gruplar halinde genelde kalıyorduk ve kimin kiminle kalacağına da biz karar vermiyorduk. …Benim gibi H.A., S.Y., G.B., …’de birlikte kalmışlardı. …Bizim dönemden Yargıtay tetkik hakimi olduğunu bildiğim Haydar isimli kişi sorumluydu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan H.A. tarafından…. Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülmekte olan davanın 08/08/2017 tarihli duruşmasında, ”hakim adaylığı döneminde G.B. ile Kızılay’da ev tuttuğu, söz konusu evde …’in de kaldığı, bu evden sorumlu olan kişinin G.B. olduğu, daha sonra onun yerine B.E. isimli kişinin sorumlu olarak görevlendirildiği, ilk maaşını örgüt tarafından istenmesi üzerine verdiği…” belirtilmiştir
Davacı bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
Bununla birlikte davacının etkin pişmanlık kapsamındaki beyanları şu şekildedir;
-… Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: ”…2000 yılında ÖSS’ye girdim, …aldığım puan itibariyle dershaneler bana indirim yapmıştı, en yüksek indirimi Efem dershanesi yapmıştı. %70 indirim yapınca bu dershaneyi tercih ettim, o dönemde bu dershanenin herhangi bir yapıyla bağı olup olmadığını bilmiyordum, dershaneye başladıktan sonra sınıf öğretmeni olan soyadını hatırlamadığım Coğrafya hocası … beni ve arkadaşlarımı üniversite öğrencilerinin kaldığı evlere yönlendirmişti, bu evlere gitmeye başladıktan 1-2 ay sonra bu evin ve dershanenin cemaat bağlantısı olduğunu anlamıştım, …bu durum beni rahatsız etmemişti, …1 yıl boyunca bu şekilde evlere gidip gelmeye devam ettim, hafta sonları ve bazen hafta içi de bu evde kaldığım olmuştu, …o yıl üniversite sınavına girerek İstanbul Ünversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2001 yılında kaydımı yaptırdım, kaydımı yaptırdıktan sonra dershanedeki … hoca kendisinin selamı ile birinin beni arayacağını söyledi, bir süre sonra Cuma isimli biri beni aradı, bu kişiyi bir ya da iki kere gördüm, beni bir eve götürdü, İstanbul’a ilk gittiğimde dayımlarda kalmak gibi bir düşüncem vardı, ilk olarak dayımlara gittim, ancak ben henüz İstanbul’a gitmeden önce Elazığ’dayken dershanedeki hocam .. bana cemaat evlerinde kalabileceğimi, orada benim gibi hukuk fakültesinde okuyan kişilerin olacağını, bu nedenle derslerimde rahat edeceğimi, ayrıca burs desteği verileceğini, bu evlerde kalmamın benim için daha uygun olacağını söylemişti, dayımlarda kaldığım sırada beni soner hocanın … ile … isimli bir kişi arayınca ben de bu evlerin şartlarını görmek için kendisiyle buluştum ve cemaatin evine gittim, evin şartlarını gördüm, okula yakındı, benim gibi aynı fakültede okuyan kişiler de vardı, 3. veya 4. sınıfta olan kişilerle beni tanıştırdı, onların anlattıklarını duyunca bu evde kalmanın benim için daha iyi olacağını düşündüm ve burada kalmaya karar verdim, bunun üzerine bana burs vermeye başladılar, …bu evde yaklaşık 7-8 ay kadar kaldım, … isimli ev arkadaşımla sıkıntı yaşayınca buradan ayrıldım, cemaate ait başka bir eve geçtim, 2. sınıfın başında dayımlarda kalmaya başlayarak cemaat evlerinden ayrıldım, ancak bu sırada İlhan isimli bir kişiyle sürekli irtibatım vardı. …’ın öğrenci olmadığını biliyorum, hatırladığım kadarıyla İlahiyat mezunudur, zaman zaman benimle oturup sohbet ederdi, bu şekilde irtibatı kesmediler. 3. sınıfın başında … isimli kişi benimle konuştuğunda durumumu anlattım, bana istersem tekrar evlerde kalabileceğimi söyledi, bunun üzerine ben de teklifini kabul ettim ve yine cemaat evlerinde kalmaya başladım, yine bana burs verilmeye devam edildi, 4. sınıfı bitirdikten sonra 2005 yılı Eylül ayında yaz okulu sonunda mezun oldum, İlhan isimli şahıs bana ne yapacağımı sordu, ben de hakimlik-savcılık mesleğini istediğimi söyledim, bunun üzerine bana Ankara’ya gittiğimde aramam için bir numara vermişti, ben Ankara’ya gittikten sonra verdiği numarayı aradım, konuştuğum kişi ve yanında bir kişi ile birlikte beni otogara yakın bir yerden araçlarıyla aldılar, daha sonra Keklik Tepe’de bir eve götürdüler, bu ev büyük bir sitedeydi, …bu evde hakimlik-savcılık sınavına girecek kişiler ders çalışmak amacıyla bulunuyordu, 2005 yılının Ekim ayında hakimlik-savcılık sınavı vardı, bu evde 5 kişi vardı, hepsi de İstanbul Hukuk fakültesi mezunuydu, sınavı kazanamadım, 2006 yılının Mart ayında yine bir sınav açıldı. …aynı evde ders çalışmaya başladım. Aralık ayından Mart ayına kadar evde ders çalıştım, …evden sorumlu kişi sürekli olarak gelip ders çalışıp çalışmadığımızı kontrol ederdi, bizim evin sorumlusu o dönemde idari yargı hakim adayı olduğunu bildiğim ismini … olarak …bir kişiydi, gerçek isminin … olup olmadığını bilmiyorum, daha sonra sınavı kazanınca bu şekilde evlerden sorumlu olan kişilerin bu evlere gittiklerinde gerçek isimleri dışında isimler kullandıklarını duyunca bizden sorumlu olan kişinin gerçek isminin Kemal olup olmadığı konusunda net birşey söyleyemiyorum, …daha önce …sınava giren adaylara sınavda çıkan soruları ezberleme ile bunları ev sorumlusuna iletme şeklinde temin ettiklerini biliyorum, bana da girdiğim her iki sınavda bu şekilde kitapçık kodumu ve ezberlemem için 2 soru söylenmişti, her iki sınavda da süre problemi yaşadığım için soruları ezberleyememiştim, 2006 Mart ayında yapılan sınavı 109. sırada kazandım, …sözlü sınavda referans konusunda kendi çabamızla birilerine ulaşmamızı istemişlerdi, benim bilgim dışında cemaatin bana referans olup olmadığını bilmiyorum, …sınavı kazandıktan sonra staja Ankara’da başladım, staja başladığımda ilk maaşımı cemaate verdim, bu parayı isterken bizim için tutulacak evin eşyalarının alınacağı söylenmişti, o dönemde 1.750 TL olan ilk maaşımı cemaate vermiştim, daha sonra maaşımızdan bekarlardan %15, evlilerden %10 oranında kendilerine para vermemizi isterlerdi, ben adaylık döneminde bu oranda para verdiğimi hatırlıyorum, ancak evlendikten sonra herhangi bir şekilde aidat ödemedim. Ankara dışında staj yapmamıza sıcak bakmazlardı, ciddi mazeretler dışında Ankara dışında staj yapmamıza izin vermiyorlardı. Ankara Adliyesinde stajımı yaptım, staj sırasında evlerde 3’er, 4’er kişilik gruplar halinde kalınıyordu, ev arkadaşlarımızı biz belirleyemiyorduk, o dönemin sorumlusu Yargıtay Tetkik Hakimi olup 2007 yılında Yargıtay 6. Ceza Dairesinde görev yapan H.E. isimli kişidir, …Türkiye Adalet Akademisinde 5. dönem adli yargı adayları olarak eğitime alınmıştık, o dönemde yıllık kurulu olarak adlandırılan staj sonunda mezuniyet balosu, yıllık ve diğer etkinlikler için kurulda görevli olan kişiler bu yapıya mensup kişilerden oluşurdu, bizim dönemde görev alan kişilerin tamamının bu yapıya mensup olduğundan eminim, çünkü albüm kurulu için adalet akademisinde seçim yapıldığında bu kişilere oy vermemiz ve etrafımızdaki kişileri de bu kişilere oy vermeye yönlendirmemiz istenmişti, bu nedenle bu kişilerin cemaatle bağlantısı olduğundan eminim, bizden önceki dönemlerde de aynı uygulamanın yapıldığını duymuştum, staj bitip göreve başlayınca bizim dönemden sorumlu olan kişilerin değiştiğini öğrendim, daha sonra A.A. ve H.İ.D. isimli kişilerin sorumlu olduklarını biliyorum, benimle H.İ.D. daha çok ilgilenirdi, kura sonucunda Şanlıurfa/Akçakale İlçesinde Cumhuriyet Savcısı olarak atandım, Akçakale’de 3 yıl görev yaptım, burada cemaatin taşra yapılanması ile karşılaştım, burada kişilere Tl, T2, T3, T4, T5 şeklinde bir tasnif uygulanıyordu, bu tasnif sicil numarasına göre yapılıyordu, bizim dönemdeki kişilerin T4 olarak adlandırılan grupta yer aldığını biliyorum. …bu yapılanmanın amacının gizliliği sağlamak olduğunu sonradan anladım, benim içerisinde bulunduğum T4 grubu dışında bu yapıya mensup kişileri bilmem ve onlarla temas etmem imkansızdır, sadece kendi grubunuzdaki kişileri tanırsınız, yine aynı şekilde adliyede birlikte görev yaptığınız zabıt katipleri, polis memurları, jandarma görevlileri veya diğer kamu görevlilerinden kimlerin bu yapı içerisinde olduğunu bilmemizin imkanı yoktur, bu kişilerin isimleri hiçbir şekilde paylaşılmaz, mesleğe başlayınca genellikle ayda bir lojmanda kalmayan bir meslektaşımızın evinde toplanırdık, …Şanlıurfa ilinde 4 kişi toplanırdık, diğer 3 kişi Şanlıurfa merkezde görev yapıyordu, …bizi toplayan bir araya getiren kişi B.Y. idi, toplantılarda genellikle F. Gülen’in CD’si izlenir, kitap okunurdu, tedbir konusunda konuşmalar olurdu, özel hususlar herkesin içerisinde konuşulmazdı, daha doğrusu ben böyle bir duruma rastlamadım. Akçakale’deyken kontör dolandırıcılığı ile ilgili bir soruşturma yürütmüştüm, ben bu durumu Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısı ile paylaşmıştım, B.Y. bana bir toplantıda bu soruşturmadan haberlerinin olmamasını sitemvari bir şekilde söylemişti. …2010 yılı yaz kararnamesi ile Kırklareli Kofçaz ilçesine atandım, burada 11 ay görev yaptım, bu süre zarfında bir kez T4 grubundan olan Kırklareli merkezde görev yapan İ.Ç. ile görüştüm, …birkaç kez de Edirne’nin Lalapaşa ilçesinde görev yapan bizim dönemin sorumlusu olarak bildiğim H.İ.D. ile görüştüm, …2011 yılı yaz kararnamesi ile … Çay ilçesine atandım, 3 yıl görev yaptım, çalıştığım dönemde Şanlıurfa’da görev yapan Ö.Ö. de Kütahya Altıntaş ilçesine atanmıştı, o dönemde ben daha kıdemli olmama rağmen Ö.Ö. grup sorumlusu olarak görevlendirilmişti …o dönemde daha önce yapılmayan bir uygulama yapıldı, meslek dışında bir başka kişiler de toplantılara katılıyordu, her toplantıya gelmezlerdi, asıl sorumlu bu kişiydi, toplantılara aynı anda ikisinin geldiği olmadı, Ömer daha çok organizasyonu sağlardı, dışarıdan gelen kişilerin İzmir’den geldiğini biliyorum, ilk gelenin ismi Yusuftu. sonra gelen kişinin ismi ise … soy isimlerini bilmiyorum, Yusuf öğretmen olduğunu söylüyordu. …2014 yılı yaz kararnamesi ile Fethiye ilçesine atandım, Marmaris ilçesinde görev yapan hakim M.K. beni aradı, geldiğinde Çay ilçesinde toplantılara katılan Mehmet isimli kişinin selamıyla geldiğini söyledi, bunun üzerine bu kişinin cemaat bağlantısı olduğunu anladım, aynı adliyede görev yaptığımız …F.R.Ç. de cemaat mensubuydu, M.K. ile sahilde bir yerde görüştüğümüzde F.R.Ç. de gelmişti, bu şekilde bu kişinin de bu yapıya mensup olduğunu anlamıştım, …Çameli savcısı A.S.Y. de daha sonra yurt dışından dil eğitiminden dönmüştü, dördümüz birlikte bir keresinde toplandık, bu dönemde grubun toplanma ve organizasyon işlemlerini M.K. yapıyordu, sivil olarak … isimli sigorta işiyle uğraştığını söyleyen bir kişi de katılmıştı, …HSYK seçimleri ile ilgili tanıdığımız kişilerle irtibat halinde olmamız istenmişti, görüşeceğimiz kişilerle seçim öncesinde değil seçimlere 3-4 ay kala sürekli arayıp görüşmemizi söylemişlerdi, bu husus Çay da görev yaparken de bize söylenmişti. HSYK seçim süreci yaklaşınca telefonlara BYLOCK isimli program yüklendi, grup sorumluları ve sivil kişilerde daha öncesinde de BYLOCK olduğunu tahmin ediyorum, bu dönemde M.K. benim ve F.R.Ç.’nin telefonuna BYLOCK isimli programı yüklemişti, telefonuma önce VPN programını yükledi, daha sonra App store’dan BYLOCK isimli programı Iphone marka cep telefonuma yüklemişti, programın kullanıcı adına 7-8 rakamlı bir numara girmişti, ben daha sonra programa baktığımda M.K. arkadaş listesinde vardı, F.R.Ç., … isimli kişinin 2 ayrı hesabı, ilerleyen zamanda dönem sorumlusu H.İ.D. ve benimle irtibat kuran savcı H.G. listede vardı. HSYK seçimleri ile ilgili paylaşımlar bu program üzerinden yapılıyordu, ben de bana sorulan hususlarda cevap veriyordum, ancak aklımda kalacak kadar önemli bir konu yoktur, günde birkaç kez mesaj gelip gelmediğini kontrol etmek için programa girmemiz istenirdi, mesaj geldiğinde program herhangi bir uyarı vermiyordu, bu durumun ayarlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmiyorum, ben 3-4 günde bir kontrol ederdim, bu programı yüklemelerindeki amaç gizliliği sağlamaktı, ben o dönemde bu programın app store’dan indirilmesinden dolayı sakıncalı birşey olacağını düşünmemiştim, o dönemde ben BYLOCK isimli programın bu yapı tarafından özel olarak kullanıldığını bilmiyordum, seçimlerden sonra zaten bu programı çok kullanmadım, 2015 yılı gibi seçimlerden 5-6 ay sonra programı silmemizi ve telefonumuza format atmamızı söylemişlerdi, bu konuyu bize toplantılarda … isimli şahıs söylemişti, ben programı sildim ancak format atmadım, programı yüklediğim telefonum daha sonra kırılmıştı, üzerinde inceleme yapılan telefonum bu telefon değildi. …HSYK seçimlerinden sonra … isimli kişinin yerine Denizli’den … isimli soy ismini bilmediğim bir kişi gelmişti, bu kişiyle 1-2 defa görüştüm, en son 2016 yılının başlarında görüşmüştüm, görüşmelerde herhangi bir sıkıntımızın olup olmadığını sormuştu, uzun bir görüşme olmamıştı. 10-15 dakika civarında arabada görüşmüştük, …HSYK seçimleri sürecinde konuştuğum kişiler oldu, …aramamdaki maksat cemaatin benim herhangi bir şekilde seçim için çalışmadığımı düşünmelerinin önüne geçmekti, bu şekilde davranmamın sebebi belki üniversite döneminde ve mesleğe girişte bana maddi olarak destek verdikleri için bir minnet duygusuydu veya bir çekinme olarak düşünülebilir, …beni arayıp da cemaat adaylarına oy vereceğini söyleyen kişilere o anki psikoloji ile ben de onlara oy vereceğimi söylemiş olabilirim, …gerçekte bağımsız adaylar olarak bilinen cemaatin adaylarına oy verdim, L.Ü.’ye de oy vermem istendiği için bu kişiye de oy vermiştim, …benim bu yapıyla ilk mesleğe başladığım sıralarda kendilerine duyduğum minnet ve bana yaptıkları iyiliğin karşılığı olarak düzenli olarak adaylık döneminde organizasyonlarına katılıyordum.”
-… Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: ”…2011 yılı yaz kararnamesi ile Afyonkarahisar Çay ilçesine atandıktan sonra burada ilk bir kaç ay kimseyle görüşmemiştim, ben Çay ilçesinde toplam 3 yıl çalıştım, bu süre zarfında bir çok cemaat üyesi ile toplantılara katılmıştım, …Daha önceki ifademde Fethiye ilçesinde görev yaparken M.K., F.R.Ç., A.S.Y. isimli kişilerle görüştüğümü beyan etmiştim burada ismini unuttuğum bir kişi daha vardır, bu kişi Antalya ili Kaş ilçesinde görev yapan Hakim T.Ç. isimli kişidir, ismini unutmamın sebebi kendisi son bir bir buçuk senedir (HSYK seçimlerinden sonra) herhangi bir şekilde görüşmelere katılmıyordu, kendisi Elazığ’lıdır benim eğitim gördüğüm cemaata ait EFEM dershanesine gidiyordu bu nedenle kendisini o yıllardan tanırım, …2014 yılında Fethiye’ye atandığım sırada M.K. ve F.R.Ç. ile buluştuğumuz bir kaç toplantıya T.Ç.’de katılmıştı, bu sırada birbirimizi gördük ve tanıdık, T.Ç. bir süre sonra toplantılara katılmak istememeye başladı bu nedenle bir keresinde M.K. ve F.R.Ç. ile birlikte biz Kaş ilçesinde kendisini ziyarete gittik, bu sırada onunda telefonuna BYLOCK programı yüklendi. Benim listemde bu kişide kayıtlıydı. Kendi grubumuzun üyeleri birbirimizin kişi listesinde kayıtlıydı. …T.Ç.’nin …görev yaptığı yer ile ilgili bağlantısı bahsettiğim 2014-2016 dönemi açısından benimde içinde bulunduğu grupla sağlanıyordu, kendisi buradaki toplantılara katılmak istememesi üzerine o zamanki grubun sivil sorumlusu olan … isimli kişi benim T.Ç.’yi daha önceden de tanıyor olmam ve hemşerim olması sebebiyle benim kendisiyle görüşmemi istedi, hatta birkaç defa toplantıya benim kendisini davet etmemi istedi, bende kendisini Fethiye’ye davet etmiştim, Tarık beyde toplantı için davet ettiğimi anladığı için gelmek istemediğini beyan etmişti, …BYLOCK programı ilk yüklendiğinde sadece hakim savcılar için HSYK seçimlerinden ötürü hızlı haberleşmek için yüklendiğini söylemişlerdi, özel olarak bu amaçla üretildiğini bilmiyordum, böyle bir bilgi verilmemişti, appstore isimli uygulamadan yüklenildiği için herhangi bir şekilde şüphelenmedim, bu programda sivil grup sorumluları olan … ve … isimli kişiler, M.K. isimli kişinin hesabı, F.R.Ç. ve T.Ç.’nin hesapları ayrıca benim dönemimden olan H.İ.D. ve H.G. isimli kişilerin hesapları benim BYLOCK’da arkadaşlarım olarak kayıtlıydı, bu programda genelde … ve … isimli kişiler günlük paylaşımlarda bulunurlardı, paylaşımların içerikleri genellikle dini içerikli yazılardı. Fetullah GÜLEN’e ait yazılar veya sözler paylaşılırdı, Özellikle HSYK seçimleri öncesinde seçimle ilgili paylaşımlarda bulunulurdu, seçim çalışmaları kapsamında cemaat adına çalışma yapan kişilerin gittikleri yerlerde karşılaştıkları ve cemaat açısından olumlu olan olaylar paylaşılarak moral motivasyon arttırılmaya çalışılıyordu, genelde bu tarz paylaşımlar oluyordu, HSYK seçimlerinden sonra paylaşımlar önce azaldı seçimden altı yedi ay kadar sonrada paylaşımlar bitti, bu programdan sonra ben telefonuma bu tarz başka bir program yüklemedim, zaman zaman eagle ve tango isimli programların kullanıldığını duydum, bu programların telefona yüklenildiğini duymadım, bu programlar duyduğum kadarıyla siyah Samsung marka tabletlere yükleniyordu, ben bu tabletleri … ve … isimli kişilerde görmüştüm, daha sonra 15 Temmuz akabinde yapılan aramalarda bazı hakim savcıların evlerinde Samsug marka tabletlerin bulunduğunu haberlerden okumuştum, muhtemelen benim gördüğüm tabletler bunlardır, anladığım kadarıyla bu tabletleri bu programlar yüklenerek hakim savcılara verilmiştir. Banada bu tabletten … isimli şahıs vermek istedi ancak ben kabul etmedim. …Fethiye’ye tayin olduğumda toplantılara ilk gelen sivil kişi … isimli bir şahıstı bunu daha önceki ifademde belirtmiştim bu kişi BYLOCK programında Gaziantepli27 isimli kullanıcı adını kullanıyordu ayrıca kendisinin Gaziantep’li olduğunu söylemişti. Yine Fethiye’de … isimli kişiden sonra bizimle ilgilenen sivil kişinin isminin … olduğunu beyan etmiştim, …”
-…. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: ”…Daha önce verdiğim ifadede örgütün BYLOCK uygulamasını kullanmayı bıraktıktan sonra … ve … isimli programları kullandığını, bunları siyah renkli Samsung marka tabletlere yüklediğini ve bunları örgüt üyesi hakim-savcılara dağıttığını söylemiştim, ancak bunları herkese dağıtmadılar, her adliye grubuna göre belli kişilere dağıttılar, bir önceki ifademde bu tabletin … isimli kişi tarafından bana teklif edildiğini ancak benim bunu kabul etmediğimi söylemiştim, ancak daha sonra … çok ısrarcı davranınca tableti aldım ve kullandım, bunu almadığımı beyan etmemin sebebi bu tablet nedeniyle hukuksal durumumun daha da kötüleşmesinden korkmamdır, …ben tableti …’un F.R.Ç.’nin deşifre olması nedeniyle bende kalmasının daha uygun olacağını beyan etmesi ve çok fazla ısrarcı olması nedeniyle, ayrıca bu tablet sayesinde sık sık buluşmamıza gerek kalmayacağını söylemesi nedeniyle kabul ettim, ben tableti kayınvalidem N.D. adına açtırdığım data kart hattını takarak kullandım, …… bu tableti ya kendilerinin vereceği hatla kullanabileceğimizi ya da bizimle aynı soyadı taşımayan bir yakınımızın adına açtıracağımız data hat kartları ile kullanabileceğimizi söylemişti, ben onun vereceği bir hattı kullanmak istemedim, bu nedenle kayınvalidem adına açtırdığım hattı kullandım, ancak bir süre sonra tableti kullanmaktan vazgeçtim, yaklaşık 2-3 ay süre ile tablette … ile hiçbir irtibat kurmadım, data kart’ın numarası ve şifresinin yazıldığı kartı attım, içindeki kartın kontörü bitince internet bağlantısı da kesildi, internet bağlantısı kesilince … ile olan irtibatım da kopmuş oldu, …daha sonra … Fethiye’ye geldi evimin önünde benimle buluştu, neden irtibat kuramadığını sordu, ben de hatta yükleme yapamadığımı söyledim, durumu anlattım, hattın numarasını kaybettiğimi söyledim, ancak durumu halledeceğimi söyledim, bunun üzerine … yanımdan ayrıldı, buna rağmen ben hattı aktif etmedim, bunun üzerine bir süre sonra Denizli ili Acıpayam İlçesinde hakim olan Ahmet isimli cemaat üyesi olan kişi Fethiye Adliyesine benim yanıma geldi, …’un … ile geldiğini söyledi ve hattı açtırmamı istediğini belirtti, bunun üzerine yeniden kayınvalidem adına ikinci bir hat açtırdım, bu şekilde … ile görüşmeye devam ettim, daha sonra …’un yerine … gelince aynı şekilde … ile görüştüm, daha önce belirttiğim gibi … benimle görüşmek için 2 defa Fethiye’ye geldi, gelirken tablet üzerinden irtibat kuruyorduk, en son 2016 yılının başında geldi, daha sonra sadece tablet üzerinden irtibat kurduk, tablet üzerinden irtibat kurarken önce EAGLE programı kullanılıyordu, ayrıca tablete BYLOCK uygulaması da yüklüydü, ancak BYLOCK kullanılmıyordu, bir süre sonra EAGLE da bırakılarak TANGO isimli program kullanılmaya başlandı, …15 temmuz gecesi …gecenin ilerleyen saatlerinde evdekilerin uyumasından sonra tableti açtım, o ana kadar darbenin kim tarafından gerçekleştirildiğine dair tahminden öte hiçbir bilgim yoktu tableti açınca …’den bir kaç tane mesaj geldiğini gördüm, ilk mesajda; “darbe oluyor, AKP’nin oyunu da değil, Ankara İstanbul Valileri, Emniyet Müdürleri tutuklu, herşey kontrol altında” şeklinde sözler olduğunu gördüm, böylece darbenin açıkça cemaat tarafından yapıldığını anladım. İkinci mesaj da; “darbenin cemaat tarafından gerçekleştirilmediği, darbenin cemaate fatura edileceği, sürecin en az bir yıl daha uzadığı şeklinde sözler olduğunu gördüm” bu mesajların geliş saatini tam olarak hatırlamıyorum ancak iki mesajın 3-4 saat arayla geldiğini anımsıyorum yani darbe girişimi başarısız olunca hemen darbeyi cemaat yapmadı moduna girilmişti. Üçüncü mesajda ise; O.Ş. isimli Fetullah GÜLEN’in talebesi olan ve büyük abilerden diye tabir edilen örgüt yöneticisinin sözleri vardı, bu mesajda O.Ş. Fetullah GÜLEN ile görüştüğünü, Fetullah GÜLEN’in darbenin Hollywood senaryosu olduğunu bu darbeyi cemaate yıkacaklarını ve cemaati bu şekilde köşeye sıkıştırmaya çalışacaklarını söylediği yazıyordu, ben bu mesajların hepsini aynı anda okudum, …Ben ifadelerimde İzmir ilinde ikamet eden … ve …, Denizli’de ikamet eden … ve … isimli hakim savcı olmayan örgüt yöneticisi kişilerden bahsetmiştim, bu kişiler örgütün yargı yapılanmasının sivil ayağını oluşturmaktadırlar ve asıl örgüt yöneticileri bu kişilerdir, benim örgütün işleyişi içerisinde gördüğüm ve duyduğum olaylardan yargı yapılanmasındaki emir ve talimatların bu sivil yöneticiler tarafından verildiğini göstermektedir, hakim savcıların hangi tip olaylarda nasıl davranacağı bu kişilerin verdiği talimatlar ile belirlenmektedir, ayrıca benim anladığım kadarıyla bu kişilere bağlı birden fazla hakim savcı grubu olmaktadır. …bir defasında … bizi Denizli’ye davet etmişti, ben ve F.R.Ç. gitmiştik, Denizli’de F.R. ile buluştum, BYLOCK programı üzerinden … ile yazıştım, daha sonra onun tarif ettiği yere gittim. Denizli’de yanlış hatırlamıyorsam Çamlık Park diye tabir edilen yerin girişini tarif etti, oraya kendi aracımla gittiğimde … aracındaydı, onun arabasını kendi arabamla takip ettim, büyük bir sitedeki bir daireye gittik, …… bu dairenin misafirhane olarak kullanıldığını, Denizli ve civarındaki hakim-savcıların burayı özellikle hafta sonu program ve toplantı için kullandıklarını, kendi toplantılarını da burada yaptıklarını, bu dairenin Denizli’deki bir mütevelli’ye ait olduğunu söylemişti, …Fethiye Adliyesinde çalıştığım sırada … isimli kişi bana TANGO uygulaması ile gönderdiği mesajda ortaca adliyesinde hakim olan F.A.’nın eşiyle boşandığını, bazı ailevi sıkıntıları olduğunu, cemaatle de irtibatının sağlanamadığını, kendisinin yanına Ankara’dan A.Ç.’nin selamı ile gitmemi, cemaate karşı nabzını yoklamamı istedi, …çok sık bu konuyu sorduğu için F.A.’yı Ortaca Adliyesinde ziyaret ettim, A.Ç.’nin selamı ile geldiğimi söyledim, anladığım kadarıyla A.Ç. F.A.’nın döneminin hakim-savcı sorumlusuydu. çünkü gelen mesajda bu kişinin hakim-savcı olduğu yazılıydı, pozisyonu ile ilgili birşey yazmıyordu, F.A. gayet normal karşıladı, boşandığını, yeniden evlendiğini anlattı, cemaat ile görüşmek istemiyorum şeklinde bir tepki vermedi, ben kendisinin halini hatrını sormak için geldiğimi, başka bir haber gelirse kendisine ileteceğimi, kendisinin bir talebi olursa bana ulaşabileceğini söyledim, telefon numaramı verdim ve yanından ayrıldım, bu durumu mesaj olarak …’ye yazdım, …bu mesajda ayrıca Köyceğiz Adliyesinde aynı durumda olan bir hakim-savcının da ismi yazıyordu, ona da başka bir kişinin selamı île gitmem isteniyordu, ancak ben bu kişiyi ziyaret etmedim, … birçok defa bunu sormasına rağmen vakit bulup gidemediğimi söyleyip geçiştirdim, …Akçakale’ye kura çektiğimde bana göreve başladıktan sonra … isimli bir şahsın selamıyla yanıma birinin geleceği ve onlarla görüşeceğim söylenmişti, ben göreve başladıktan sonra Harran adliyesinde çalışan M.A. ve A.D. benim yanıma Süleyman isimli şahsın selamı ile geldiler, bir süre onlarla görüştüm, bu aslında normal bir uygulama değildir, çünkü onlar daha önceki ifadelerimde anlattığım T3 grubuna dahillerdi, bense T4 grubuna dahildim, bunun neden böyle yapıldığı konusunda bir fikrim yoktur, ancak belki de T1, T2, T3, T4 uygulaması benim bu bahsettiğim olayın yaşandığı 2007 yılında henüz uygulamaya konulmamıştı, onlarla kısa bir dönem görüştükten sonra daha önceki ifademde belirttiğim gibi kendi dönem arkadaşlarım olan …görüşmeye başladım, …Ben Çay ilçesinde çalışırken bir ara kullandığım twitter hesabından Fuat Avni hesabını takip etmeye başlamıştım. …2016 yılında yapılan HSYK seçimleri öncesinde … isimli kişiyle yaptığımız toplantıda bize seçim çalışmaları ile ilgili adliyede kimlerle ilgilendiğimizi sordu, ben ve F.R.Ç. kimlerle görüştüğümüzü anlattık, …2010 HSYK seçimlerinde cemaat bakanlık listesi olarak bilinen listeyi delerek kendisinin daha fazla elemanını HSYK’ya sokmak için strateji uyguladı, bu seçime birkaç gün kala Kırklareli merkezde Kırklareli Cumhuriyet savcısı İ.Ç.’nin evine gitmiştim, burada ismini hatırlamadığım hakim-savcı olmayan bir örgüt yöneticisi ile görüşmüştük, bu kişi bizi tek tek odaya alarak birebir görüşme yaptı, bu görüşme sırasında benden isteyeceği şeyi yakınlarımıza ve diğer örgüt üyelerine bile söylemeyeceğime dair yemin etmemi istedi, ben yemin ettikten sonra bana bakanlık listesi olarak bilinen listeden C.A. ve H.T.’ye oy vermeyeceğimi, onların yerine K.U. ve soyadını hatırlamadığım … isimli 2 adaya oy vereceğimi söyledi, ben de oyumu söylediği şekilde kullandım, benden bunu yapmamı isterken bunun nedenini izah etmedi, sadece böyle bir karar alındığını, benim de buna uymam gerektiğini söyledi, …2014 yılında yapılan HSYK seçimlerinden yaklaşık 6 ay öncesinden seçim çalışmaları başladı, …yapılan toplantılarda hazırlanan tablolar vasıtası ile herkesin kaç kişi ile telefon görüşmesi yaptığı, kaç kişiyi ziyaret ettiği, kaç kişiye hediye verdiği, kaç kişiyle arkadaşlık ilişkilerini arttıracak sosyal etkinlikler yaptığı şeklinde sorular sorularak değerlendirme yapılıyordu, ayrıca herkesin tanıdığı ve diyalogunun devam ettiği hakim savcıların kimler olduğu tek tek sorularak bunları toplantıyı idare eden sivil örgüt yöneticisi bilgisayarda excel programına işliyordu, daha sonra bu hakim-savcıların kime oy vereceğine dair tahmin ve bilgi soruyordu, ayrıca herkesten listesindeki hakim-savcılardan kaçının oyunu alabileceğine dair hedef isteniyordu, böylece tüm Türkiye çapında cemaat üyesi hakim-savcıların diğer hakim-savcılar ile ilgili kanaatleri bir havuzda toplanmış oluyordu, yine bu şekilde genel eğilimin tespit edilebilmesi için 2 defa anket çalışması yapıldı, ankette örgüt üyesi her hakim-savcı tanıdığı diğer hakim-savcı ile ilgili bir anket formu dolduruyordu, bu formlarda hakkında form doldurulan örgüt üyesi olmayan hakim-savcılarm genel eğilimleri, hangi …dini cemaat-tarikat veya gruba yakın oldukları seçimde cemaat için çalışıp çalışmayacağı, cemaatin adayına oy verip vermeyeceği, YBP için çalışıp çalışmayacağı, YBP’ye oy verip vermeyeceği, aynı şekilde YARSAV ile ilgili sorular bulunuyordu, yine aynı anketlerde örgüt kendi adaylarını belirlemek için bazı sorular da sormuştu, nasıl bir aday profili olmalı gibi ve daha önceki kurulda görev yapan HSYK üyesi cemaat üyelerinin değerlendirilmesi gibi, böylece örgüt 2014 HSYK seçimlerindeki stratejisini belirlemeye çalıştı, bu anketler bütün örgüt üyesi hakim-savcılar tarafından dolduruldu, doldurulan anket formları sivil yöneticinin getirdiği tarama cihazı vasıtasıyla tek tek taranarak sanal ortama aktarılıyor, daha sonra formlar kağıt kıyma makinesinden geçirilerek imha ediliyordu, örgüt bu çalışmanın da gizli kalması için azami dikkat gösteriyordu, …Ayrıca cemaat uzun zamandır birçok üyesini YARSAV’a üye yapmak için yönlendiriyordu, kimlerin üye olacağı söyleniyordu ve bu kişilerin üyelik işlemlerini yapıp yapmadıkları sorularak takip ediliyordu, ayrıca üyelik aidatlarının ödenip ödenmediği de sürekli takip edilirdi, toplantılarda bunların sorulduğuna birçok defa şahit oldum, …YARSAV’ın yönetiminin belirlenmesi için yapılan seçimlere YARSAV’a üye olan cemaatçi hakim-savcıların katılması da takip ediliyordu, …bu yolla cemaatin YARSAV içinde etkin bir rol oynamaya çalıştığını anlamak zor değildir, …Ben HSYK seçimleri sürecinde gerek telefonla gerekse yüz yüze birçok kişiyle görüşlüm, …bu süreçte görüştüğüm ve vereceği oy hususunda görüş beyan etmeyen kişilere ben de yargı bağımsızlığı gibi genel ilkelerden bahsederek ne şekilde oy kullanacağımı söylemiyordum, ancak telefonla ya da yüz yüze görüştüğüm kişiler cemaat üyelerine oy vereceğine dair görüş beyan ediyorsa onlara açıkça cemaatin adaylarına oy vereceğimi söyleyip bu adayları öven bilgiler aktarıyordum. …Ben 2014 HSYK seçimlerinin hemen öncesinde bazı kişisel işlerimi halletmek ve seçimle ilgili arkadaşlarımı ziyaret etmek için izne ayrıldım, önce Çay ilçesine gittim. …B.İ.’nin de YBP’ye oy vereceğini biliyordum, çünkü cemaate çok karşıydı, ancak ben Çay ilçesindeyken Kırklareli eski Başsavcısı olan B.B.B. İntepe’yi aradı, ben Kofçaz’da çalışırken B.İ.’de Lüleburgaz savcısıydı, B.B. ise Kırklareli başsavcısıydı, B.B. yanında Konya eski başsavcısı Neyzen beyle birlikte Çay ilçesine geldiler, ben, B.İ. ve yanlış hatırlamıyorsam İ.A. ile buluştular, cemaat adaylarına oy istediler, ben ve B.İ. destek vereceğimizi söyledik, M.D. ile görüştüğümde pek rengini belli etmedi, ben de ona herhangi birşey söylemedim, daha sonra beni telefonla aradı ve benim cemaat adına çalıştığımı düşünmüş olacakki bağımsız adaylardan birkaçına oy verebileceğini ve kimleri tavsiye edebileceğimi sordu, ben de birkaç isim söyledim, K.G. ile görüştüğümde karışık oy verebileceğini söyledi, ben de kendisine birkaç cemaat adayının adını söyledim, Çay’dan Konya’ya geçtim, burada Akçakale’de birlikte çalıştığımız K.E. ile görüştüm, bana 11 oyunu da bağımsızlara vereceğini söyledi, ben de aynı görüşte olduğumu söyledim, hatta ciddi anlamda YBP adaylarını benimle birlikte kötüledi. Buradan o sırada Konya Ereğli’de hakim olan daha önceden Çay ilçesinde birlikte çalıştığımız M.G.’yi ziyaret ettim, seçimle ilgili kararsız olduğunu söyleyip kanaat belirtmekten kaçındı, ben de çok fazla üstelemeden birkaç cemaat adayını tavsiye ettim, …Fethiye adliyesinde görev yaparken BYLOCK’tan gelen bilgide F.S.’nin Fethiye adliyesine gelip seçim çalışması yapacağı bildirilmişti. Bigadiç’ten Fethiye’ye atanan B.A. ile Balıkesir Eski başsavcısı olan F.S. daha önceden tanışıyormuş, gelen bilgide bilal beyin F.S.’yi adliyede gezdireceği yazıyordu, ben … beyle bu olaydan önce tanışmıştım. Bilal bey henüz göreve başlamamıştı, F.S. gelmeden önce Bilal bey benim odama geldi, F.S.’nin kendisini adliyede dolaştırmasını istediğini, ancak kendisinin kimseyi tanımadığını söyledi, ben de önce benim yanıma getir, sonra ben gezdiririm dedim, çünkü ben göreve başlamıştım ve adliyedekilerle tanışmıştım, …Cemaatin adaylarından İ.B. o zaman Ankara Batı savcısı olan M.B. ve Fethiye’nin önceki ağır ceza reisi olan S.Ş. ile birlikte Fethiye’ye geldiler, hafta sonu kahvaltı organizasyonu şeklinde bir seçim çalışması yapıldı, organizasyonu S.Ş. ile o zamanki Fethiye Ağır Ceza üyesi olan A.T. yapmıştı, BYLOCK’tan organizasyonun bilgisi gelmişti, beni organizasyona A.T. davet etti ben de katıldım, …Cemaat hükümetle giriştiği mücadeleden sonra tüm seçimlerde Ak Parti’nin aleyhine olacak strateji ne ise onu uygulamaya çalıştı, örneğin yerel seçimlerde Ak Parti’nln karşısındaki en güçlü parti kimse ona oy verilmesi istendi, bununla ilgili hangi illerde hangi partilere oy verileceğine dair bir liste dahi hazırlanmıştı, …”
-… Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli sorgulama tutanağı: ”… Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun … nolu koğuşunda M.U., A.M.T., …ile birlikte kaldım, burada kaldığımız sırada herkes birbirinin cemaat ile bağlantılı olduğunu biliyordu, hatta koğuşta kaldığımızda cemaate aidiyet belli eden namaz sonrası yapılan tespihat ya da dua gibi şeyleri açıktan yapmamamız gerektiğini birbirimize söylemiştik, …Özellikle 2014 ve sonrasında cemaat hakim-savcıların hepsinin bir kod adının olmasını istedi, buna müstear isim diyorlardı, bunu 2014 yılında toplantıya gelen sivil kişi olan … söylemişti. O sırada hepimize kendinize müstear isim bulun demişti, ben “Rauf’ ismini söylemiştim, bunu özellikle BYLOCK programında yazışma yaparken gerçek isimlerin kullanılmaması için istediklerini söylemişlerdi, …2013 yılı öncesine kadar taşra denen grupların toplantıları ayda 2 kez, 15 günde bir yapılmaya çalışılırdı, ancak 2013 sonrasında çok fazla dikkat çekmemek için bu toplantılar ayda bire düşürüldü, toplantıya katılan sivil kişiler toplantılara cep telefonu ile gelmememizi istiyorlardı, çünkü herhangi bir sıkıntı halinde telefonların baz istasyonu verilerinin tespit edilerek bu toplantıların deşifre edilebileceğini düşünüyorlardı, bu nedenle bizlerden kesinlikle toplantılara cep telefonlarımızla katılmamamız isteniyordu, …Cemaat özellikle yapılan toplantılarda baktığımız dosyalar içerisinde siyasi ve gündemi yakından ilgilendirecek dosya olup olmadığını sorardı, böyle bir dosya varsa bundan bir örnek istiyorlardı, …Ayrıca hakim-savcıların kendi dönemlerindeki grupların içerisinde her yıl bir veya iki defa toplanıp program yapması istenirdi, bu toplantılar genelde bir otelde yapılırdı, bu sadece aradaki arkadaşlık bağlarını güçlendirmek ve ailelerin kaynaşması için yapılan bir uygulamaydı, ben sadece 3 kez böyle bir programa katıldım, ilkinde dönem arkadaşım olan S.Y. beni davet etti, Kütahya ili emet ilçesinde bulunan 5 yıldızlı termal bir otelde birkaç gün tatil yapacağımızı söyledi, …bu program hatırladığım kadarıyla 2012 veya 2013 yılının kış aylarında yapılmıştı, …Yine 2013 yılının yaz aylarında Kızılcahamam’da bir program yapılmıştı, yine burada bir termal otelde kalmıştık, beni bu programa H.G. davet etti, ben eşim ve çocuğum ile birlikte gittim, onlar da eşleri ve çocukları ile gelmişti, bu programlarda cemaate ilişkin herhangi bir konu konuşulmuyor, sadece ailelerin kaynaşması için eşimi de götürmüştüm, …yine 2014 yılı kış aylarında dönem arkadaşım olan H.İ.D. beni arayarak H.G., M.U. ile birlikte … Termal Otele geleceklerini, haftasonu burada kalacaklarını, benim de ailemle birlikte gelmemi istediler, ben o sırada Çay ilçesinde çalışıyordum, eşim ve çocuklarım ile birlikte bu programa katıldım, …ben bu programlar dışında herhangi bir dönem toplantısına katılmadım, Türkiye genelinde aynı dönem olan hakim-savcıların bu şekilde otellerde yaptıkları programlara bakılarak cemaat ile bağlantısı olup olmadığı tespit edilebilir, çünkü aynı dönem olup aynı süreyle otelde kalmıyorsa muhtemelen cemaatin istediği programın yapılması için kalınmış sonucu çıkarılabilir, Ben daha önce cemaate ait çalışma evlerinde sınava hazırlandığımı ve sınavı kazandığımı beyan etmiştim, yazılı sınavı kazandıktan sonra mülakat yapılmadan önce cemaat evlerinde kalıp hakimlik-savcılık sınavını kazanan kişilere prova niteliğinde bir mülakat yapılırdı, bu mülakat cemaate ait çalışma evinde yapılırdı, mülakata girecek olan hakim-savcı gerçek mülakata giriyormuş gibi giyinir mülakat heyeti dışarıdan geliyordu, benim gördüğüm mülakatı yapan kişiler bizden yaşça büyük olan ve anladığım kadarıyla Ankara’da görevli hakim-savcılardı, …bu şekilde mülakata girecek kişilerin gerçek mülakata hazırlanmaları sağlanıyordu, …Taşrada yapılan aylık toplantılar özellikle hakim-savcı lojmanlarında yapılmamaya çalışılırdı, ben genellikle küçük yerlerde çalıştım, bu nedenle bu grup toplatıları genelde civar il ve ilçelerden gelen hakim-savcıların toplandığı toplantılar şeklinde oluyordu, bu nedenle dikkat çekebileceği düşüncesiyle bizim katıldığımız toplantıların özellikle hakim-savcı lojmanları dışında yapılması istenirdi, örneğin Akçakale’de çalışırken Şanlıurfa ilinde Ö.Ö.’nün hakim-savcı lojmanları dışında Şanlıurfa şehir merkezinde kiraladığı bir evi vardı, burada toplantılar yapılırdı, Ö.Ö’nün anlattığına göre bu evin dışarıdan kiralanmasını cemaat kendisinden istemişti ve kira bedeli cemaat tarafından ödeniyordu, …17-25 Aralık’tan sonra medyada cemaat ile ilgili çok fazla aleyhte yayın yapılmaya başlandıktan sonra ben Fethiye ilçesinde görev yaptığımda … isimli idareci bize medyada cemaat ile ilgili yapılan aleyhte yayınları takip etmemizi, burada işlenen suç (örneğin hakaret, tehdit, iftira) var ise bunları not ederek buna karşı yapılabilecek işlemleri BYLOCK üzerinden yazıp göndermemizi istemişti, bana bu anlamda … TV kanalında yayınlanan Dinamit isimli programı izlememi ve bu şekilde gördüğüm şeyleri yazarak göndermemi istemişti, bu şekilde herkese bir program veya gazete paylaştırılmıştı, anladığım kadarıyla tüm Türkiye genelinde bu şekilde medya takibi yapılması hakim-savcılardan istenmişti, … isimli kişi bu uygulamanın daha sonra bu kişilerden hesap sorulabilmesi için yapıldığını, cemaat aleyhine yapılan bu sürecin bir gün neticeleneceğini, şu anda cemaate karşı suç işleyen kişilerden süreç neticelendiğinde hesap sorulabilmesi için bunun yapıldığını söylemişti, …Ben Fethiye’ye ilk gittiğim sıralarda KOM ve genel soruşturma kapsamında soruşturma yürütüyordum, daha sonra KOM Savcılığı Müracat Savcılığı ve talimat savcılığını birlikte yürütmeye başladım, ilk zamanlarda KOM Savcısı iken Fethiye Savcısı olan Ö.İ.U. elinde Fethiye Belediye Başkanı olan B.S. hakkında silahlı terör örgütü kurma, rüşvet ve yolsuzluk, görevi kötüye kullanma gibi iddiaları içeren bir soruşturma olduğunu, bu soruşturmanın KOM soruşturmalarını yürütmekle görevli savcı tarafından yürütülmesinin daha doğru olacağını söyledi, ben de itiraz etmedim, dosya yaklaşık 10 klasördü, dosyayı devraldım, ben bu dosyayı aldıktan sonra normalde cemaat bu tür dosyaları aldıktan sonra kendilerine bilgi vermemizi isterdi, ben herhangi bir şekilde bu dosyanın bende olduğunu kendilerine söylemedim, daha sonra dosyayı incelediğimde dosyada sahte isimle gönderilmiş 55 adet iddiayı içeren bir ihbar mektubu üzerine başlatılmış bir soruşturma olduğunu ve bu iddialar ile ilgili İçişleri Bakanlığından soruşturma izni istendiğini, henüz bu isteme cevap verilmediğini gördüm, benim müracaat savcılığı kurulduktan sonra müracaat savcısı olarak görevlendirilmem üzerine elimdeki KOM Bürosuna girmeyen soruşturmaları diğer savcılara devretmemi başsavcımız E.Y. istemişti, ben de bu dosyanın soruşturma izni istenen dosya olduğunu, cevabı geldikten sonra örgüt kurmaya ilişkin soyut iddia dışında herhangi bir delil bulunmaması nedeniyle genel soruşturma bürosunca yürütülmesinin daha doğru olacağını söylemiştim, bunun üzerine dosya genel soruşturmaya gönderildi, bundan yaklaşık 1 yıl sonra o zamanki Fethiye Başsavcısı V.S. beni yanına çağırırak soruşturma izni cevabının döndüğünü, soruşturmayı yürüten savcı S.K.’nin bu dosyanın karışık olması nedeniyle altından kalkamayacağını söylediğini, soruşturmayı benim devralıp almayacağımı sordu, ben de istendiği takdirde devralabileceğimi söyledim, bunun üzerine dosya bana devredildi, bu olaydan yaklaşık 1 hafta 10 gün sonra … isimli grubun sivil yöneticisi bana BYLOCK’tan bu dosyanın bana devrolduğunu ve dosyanın içeriği ile ilgili özet bir bilgi göndermemi istedi, ben kesinlikle bu dosyayı devraldığımı ne daha önce ne de son devredildiğinde bu kişiye söylememiştim, başka herhangi bir kişiye de söylemedim, bunların bu bilgiyi nereden aldıkları hususunda hiçbir bilgim yoktur, ancak Fethiye başsavcılığından bu bilginin cemaate ulaştığı aşikardır, …”
Bu durumda, davacının örgüt mensubu olduğuna, örgütün içinde “T4″ olarak adlandırılan grup içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüte müzahir dershaneye gittiğine, üniversitede örgüt evlerinde kaldığına ve örgüt tarafından kendisine burs verildiğine, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, hakim adaylığı döneminde örgütün staj evlerinde kaldığına, kod adı kullandığına, örgüte himmet verdiğine, örgüt tarafından düzenlenen etkinliklere katıldığına, Bylock kullandığına, örgüt mensuplarıyla Tango ve Eagle isimli programlar aracılığıyla haberleştiğine, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde ”bağımsız” adaylarını desteklediğine, örgütten ayrılmak isteyen yargı mensuplarını örgüte tekrar kazandırmak için bu kişilerle görüştüğüne ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarma tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. … Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarma tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen… TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 24/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.