Danıştay Kararı İdari Dava Daireleri Kurulu 2020/651 E. 2020/2496 K. 23.11.2020 T.

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2020/651 E.  ,  2020/2496 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/651
Karar No : 2020/2496

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
KARŞI TARAF : I- (DAVALILAR) :
1- … VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …

2- …Bakanlığı
VEKİLİ: Huk. Müş. …

II- (DAVALI İDARELER YANINDA MÜDAHİL) : …Sendikası
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU :Danıştay Onikinci Dairesinin 23/05/2019 tarih ve E:2018/8401, K:2019/3986 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 23/08/2015 tarih ve 29454 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşmenin Üçüncü Kısmının Onuncu Bölümündeki “Diyanet ve Vakıf Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme”nin 15/01/2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2., 5., 6. ve 7. maddelerinin ve 17/04/2006 tarih ve 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvelin “B. Din Hizmetleri Tazminatı” başlıklı bölümünün (ç) bendinde yer verilen Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadroların 1.-15. dereceleri için öngörülen din hizmetleri tazminatının, 1 veya 2 puan fark uygulanmasına ilişkin düzenleme ile bu kadrolarda bulunanlara din hizmetleri tazminatında artış yapılmamasına ilişkin eksik düzenlemenin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin 23/05/2019 tarih ve E:2018/8401, K:2019/3986 sayılı kararıyla;
Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşme’nin Üçüncü Kısmının Onuncu Bölümündeki “Diyanet ve Vakıf Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme”nin, 15/01/2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2., 5., 6. ve 7. maddelerinin ve 17/04/2006 tarih ve 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvelde Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadrolarda bulunanlara din hizmetleri tazminatında artış yapılmamasına ilişkin eksik düzenleme iddiasına yönelik olarak;
Davacı tarafından, davanın Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşmenin Üçüncü Kısmının Onuncu Bölümündeki “Diyanet ve Vakıf Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme”nin, 15/01/2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2., 5., 6. ve 7. maddelerinin ve 17/04/2006 tarih ve 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvelde Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadrolarında bulunanlara din hizmetleri tazminatında artış yapılmamasına ilişkin eksik düzenlemeye yönelik kısmından feragat edildiği anlaşıldığından, davanın bu kısmı hakkında feragat nedeniyle karar verilmesine yer bulunmadığına,
17/04/2006 tarih ve 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvelin “B. Din Hizmetleri Tazminatı” başlıklı Bölümünün (ç) bendinde yer verilen Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadroların 1.-15. dereceleri için öngörülen din hizmetleri tazminatının, 1 veya 2 puan fark uygulanmasına ilişkin düzenlemenin iptali istemi yönünden;
657 sayılı Kanun’un 152. maddesindeki kriterler dikkate alınarak, Devlet Memurlarına ödenecek zam ve tazminat oranlarının belirlenmesi hususunda, Bakanlar Kurulunun takdir yetkisinin bulunduğu; söz konusu yetkiye istinaden, Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadrolarda yer alan personelin zam ve tazminatlarının, kadro derecesi ve eğitim seviyesi gibi hususlar göz önüne alınarak farklı oranlarda belirlenmesinin mümkün olduğu; idarenin bu konuda yargı kararıyla zorlanamayacağı,
Bu durumda, 657 sayılı Kanun’un 152. maddesinde belirtilen görevin önem, sorumluluk ve niteliği, görev yerinin özelliği, hizmet süresi, kadro unvan ve derecesi ve eğitim seviyesi gibi hususlar dikkate alınarak, Bakanlar Kuruluna verilen takdir yetkisi doğrultusunda yürürlüğe konulan dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
davanın, Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşmenin Üçüncü Kısmının Onuncu Bölümünün Diyanet ve Vakıf Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme ile 15/01/2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2., 5., 6. ve 7. maddelerinin iptali istemine ilişkin kısmı hakkında, feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına; 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvelde Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadrolarında bulunanlara din hizmetleri tazminatında artış yapılmamasına ilişkin eksik düzenlemenin ve bu kadroların 1-15. dereceleri için öngörülen din hizmetleri tazminatının 1 ve 2 puan fark uygulanmasına yönelik kısmı yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetveldeki Din Hizmetleri Sınıfına dahil diğer kadroların 1.-15. dereceleri için öngörülen din hizmetleri tazminatının eşit uygulanmasının usul ve hukuka aykırı olduğu; hizmet süresi, kadro unvan, derece gibi hususların göz önünde bulundurulması gerektiği; yargılama sırasında feragat ettiği kısım ile ilgili Daire tarafından karar verildiği, bunun hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler ve davalı idareler yanında müdahil tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin feragat nedeniyle kısmen kabulü ile kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı idarenin duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
Üye …’in, dava süresinde açılmadığından davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin oyuna karşılık, davanın süresinde olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile yollamada bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Davadan feragat” başlıklı 307. maddesinde; feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi olarak tanımlanmış, “Feragat ve kabulün şekli” başlıklı 309. maddesinin 1. fıkrasında; feragat ve kabulün, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Anılan Kanun’un “Feragat ve kabulün zamanı” başlıklı 310. maddesinde ise;
“(1) Feragat ve kabul, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek karar verilir.
(3) (Ek:22/7/2020-7251/29 md.) Feragat veya kabul, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.” kuralına yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Daire kararının davanın, Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşmenin Üçüncü Kısmının Onuncu Bölümünün “Diyanet ve Vakıf Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme ile 15/01/2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2., 5., 6. ve 7. maddelerinin iptali istemi yönünden feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı ile 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvel göre B. Din Hizmetleri Bölümünün (ç) bendi Din Görevlisi kadrosunda bulunanların 1-4. dereceleri itibarıyla yararlanmakta oldukları din hizmeti tazminat oranları yönünden davanın reddine ilişkin kısmının incelenmesinden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Danıştay Onikinci Dairesinin, anılan kısımlar yönünden dayandığı hukuksal nedenler ile gerekçesi yukarıda açıklanan, kısmen feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı, kısmen davanın reddi yolundaki kararı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Daire kararının, dava konusu 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvele göre B. Din Hizmetleri Bölümünün (ç) bendi Din Görevlisi Kadrosunda bulunanların 4-15. dereceleri itibarıyla yararlanmakta oldukları din hizmeti tazminatı oranlarına 1 puan fark veya 2 puan fark uygulanmasına ilişkin düzenleme ile anılan Cetvele göre, Din Görevlisi kadrolarında bulunanların dereceleri itibarıyla yararlanmakta oldukları din hizmeti tazminatı oranlarına ilave artış yapılmamasına ilişkin eksik düzenleme iddiası ve 11/01/2016 tarih ve 2016/8370 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 13/01/2016 tarih ve 29592 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli Cetvellerin 2016 yılında uygulanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin kısımları yönünden;
2577 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca, idari yargılamada feragat konusunda 6100 sayılı Kanun hükümleri uygulama alanı bulmaktadır. Bu kapsamda Danıştayın yerleşik uygulaması, temyiz aşamasında davadan feragat edilmesi durumunda, temyize konu kararın feragat sebebiyle bozularak, feragat dikkate alınmak suretiyle yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesi yönündedir.
Bununla birlikte, kanun koyucu tarafından 7251 sayılı “Hukuk Muhakemeleri Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 6100 sayılı Kanun’da bir kısım değişiklik yapılmış, bu kapsamda Kanun’un; Beşinci Kısmının İkinci Bölümünün başlığı “Hükmün Tashihi, Tavzihi ve Tamamlanması” şeklinde değiştirilmiş, “Hükmün tamamlanması” başlıklı 305/A maddesi ihdas edilmiş ve hükmün tamamlanması müessesesine paralel olarak “Feragat ve kabulün zamanı” başlıklı 310. maddeye yukarıda metinlerine yer verilen 2. ve 3. fıkralar eklenmiştir.
Anılan değişiklilere göre, dava dosyasının temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra davadan feragat edilmesi halinde, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderecektir.
Ancak, idari yargı ile adli yargı ayrımı sadece kuvvetler ayrılığı prensibi gibi nazari bir esasa dayanmamakta, daha ziyade İdare Hukuku ile Özel Hukuk arasında mevcut olan prensip, mahiyet ve bünye farklarından ileri gelmektedir. İdari rejimin ve idari yargının varlık sebebi, kamu gücüne ve idarenin tek yanlı iradesine dayanan işlem ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların bünyelerindeki özellik, bunlara uygulanacak kuralların aynı zamanda hem hukuki ve hem de teknik bir mahiyet arz etmesidir. İdari uyuşmazlıkların bu niteliği, İdari Yargılama Usulünde uygulanacak temel ilkeleri, Hukuk Yargılaması Usulünden farklılaştırmaktadır.
İdari yargılamanın bu kendine özgü niteliği yanında, kamu gücüne ve idarenin tek yanlı iradesine dayanan işlem ve eylemlerin hukuki denetiminin yapılması, hukuk devleti ilkesinin tesisi bakımından da özel bir önem arz ettiğinden, bu faklılaşma kuvvetlenmektedir.
Bu durumun en belirgin sonucu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri asıl olarak taraflarca hazırlama ilkesine göre düzenlenmiş olmasına karşın, idari yargıda resen araştırma ilkesinin uygulanması, ayrıca iptal davaları bakımından bu tür davaların objektif niteliği olduğunun kabul görmesidir. Bu temel farklılıkların tezahürü ise en çok 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile 6100 sayılı Kanun’a atıf yapılan konularda gündeme gelmekte, yerleşik Danıştay içtihatları ile “davanın ihbarı ve davaya katılma”, “ehliyet” “feragat ve kabul” gibi konularda idari yargılamanın kendine özgü niteliği dikkate alınarak karar verilmektedir.

Sonuç olarak, 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinde belirli konularda Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış ise de, bu hükmün, idari davaların nitelikleri dikkate alınarak ve idari dava türleriyle bağdaştığı ölçüde uygulanabileceğinin kabulü gerekmektedir.
Bu bağlamda, bakılan uyuşmazlıkta, davacının davadan kısmen feragat etmesi üzerine ne şekilde hareket edileceği, yukarıda yer verilen ilke ve tespitler çerçevesinde değerlendirilmelidir.
6100 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin idari yargılamada uygulanabilirliğini tespit ve tayin bakımından yeni düzenlemelerde yer alan “ek karar müessesesi” üzerinde durulması önem arz etmektedir. Zira anılan hükümlere göre, feragatin temyiz aşamasında gündeme gelmesinden sonra temyiz mercii gönderme kararı vererek dosyayı mahkemesine gönderecek ve mahkeme tarafından feragat hakkında bir ek karar verilecektir. Oysa idari yargılama usulünde ek karar müessesesi düzenlenmemiştir. Bunun doğal sonucu olarak, feragat hakkında verilecek ek kararın hangi usul ile alınacağı, kanun yollarına tabi olup olmayacağı, tabi olacaksa bunun süresi gibi pek çok konuda, ek karar müessesesi ile 2577 sayılı Kanun’un çelişmesi sonucu çeşitli sorunlar gündeme gelebilecektir.
Medeni Usul Hukuku açısından da geçerli olan bu sorunlar adli yargıda 6100 sayılı Kanun düzenlemeleri çerçevesinde hükmün tamamlanması kurumu için öngörülen usul uygulanarak çözülebilecektir. Ancak gerek 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinde gerekse feragate ilişkin düzenlemelerde hükmün tamamlanması müessesesine atıf yapılmadığından idari yargı mercilerinin 6100 sayılı Kanun’un 305/A maddesinde yer alan hükmün tamamlanması müessesesini ve bu düzenlemenin uygulanma usulünü gösteren 306. maddesini uygulama imkanı bulunmamaktadır. Zira, idari yargılamada hakimin adli esaslardan ilham alabileceği genel olarak kabul edilebilir ise de, Danıştayın 05/02/1954 tarih ve E:1952/154 K:1954/33 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, HUMK’un idari yargıda uygulanabilecek olan hükümlerinin “hasren tayin ve tahdit edilmiş” bulunduğu görüşünden hareketle HUMK’un yollama yapılmayan hükümlerinin idari yargıda uygulanamayacağı yolunda içtihada varılmış ve bu anlayış 2577 sayılı Kanun döneminde de Danıştay içtihatları üzerindeki etkisini sürdürmüştür. Nitekim benzer bir yaklaşımla, Anayasa Mahkemesinin 12/06/2008 tarih ve E:2004/103, K:2008/121 sayılı kararında da, 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinde sayılan hususların sınırlı olarak belirlendiği vurgulanmıştır.
Yine, 6100 sayılı Kanun’un 310. maddesine eklenen 3. fıkraya ilişkin gerekçede; “Düzenlemeyle, mevcut hükümden kaynaklanan ve feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra gerçekleşmesi halinde yapılan farklı uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.” denilerek, hükmün getiriliş amacının Özel Hukuk yargılamasında mevcut olan farklı uygulamalara ilişkin sorunları çözmek olduğu açıkça ifade edilmiştir. İdari Yargılama Hukuku bakımından ise böyle bir sorun söz konusu değildir.

Bu itibarla, İdari Yargılama Hukukunda ek karar müessesesinin yer almaması ve bu kurumun adli yargıda mevcut olan bir kısım sorunu ortadan kaldırmak amacıyla düzenlenmiş olduğu dikkate alındığında, 6100 sayılı Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrasının, İdari Yargılama Hukukunda uygulanma imkanının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu durumda, davacı tarafından, temyiz ve dava aşamasında verilen dilekçe ile davanın bu kısımlarından feragat edildiği anlaşıldığından, taraflar arasında uyuşmazlığı sona erdiren bu beyan dikkate alınarak, feragat nedeniyle Dairece yeniden bir karar verilmesini teminen temyize konu kararın bu kısmının bozulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Danıştay Onikinci Dairesinin temyize konu 23/05/2019 tarih ve E:2018/8401, K:2019/3986 sayılı kararının, “Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan 3. Dönem Toplu Sözleşme”nin Üçüncü Kısmının Onuncu Bölümünün “Diyanet ve Vakıf Hizmet Koluna İlişkin Toplu Sözleşme ile 15/01/2016 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 2., 5., 6. ve 7. maddeleri yönünden feragat nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, 2006/10344 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara ekli (III) sayılı Cetvel göre B. Din Hizmetleri Bölümünün (ç) bendi Din Görevlisi kadrosunda bulunanların 1-4. dereceleri itibarıyla yararlanmakta oldukları Din Hizmeti tazminat oranlarına ilişkin kısmı yönünden davanın reddine dair kısmının oybirliği ile ONANMASINA,
3. Anılan Daire kararının diğer kısımlarının feragat nedeniyle oyçokluğu ile BOZULMASINA,
4. Feragat nedeniyle bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Onikinci Dairesine gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 23/11/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY
X- Uyuşmazlık, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılan feragatin 6100 sayılı Kanun’un “Feragat ve kabulün zamanı” başlıklı 310. maddesine eklenen 2. ve 3. fıkralar uyarınca ne şekilde değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinde belirtilen hususlarda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin (dolayısıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun yerine yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun) uygulanacağı emredici olarak düzenleme altına alınmıştır. Kanun’un bu açık hükmü karşısında yorum yolu ile hüküm daraltılarak belirtilen atfın uygulanmaması mümkün bulunmamaktadır.
Ayrıca kanun koyucunun bu açık iradesi karşısında idari yargılamada ek karar müessesesinin bulunmadığı söylenemez. Zira söz konusu değişiklikler ile ek karar müessesesi idari yargılama hukukuna girmiş bulunmaktadır.
Öte yandan, 6100 sayılı Kanun’un 310. maddesinde yapılan değişikliklerin yasama gerekçesi incelendiğinde; “Maddeye eklenen ikinci fıkrada feragat veya kabulün, ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince hükmün verilmesinden, bir başka ifadeyle anılan mahkemelerin dosyadan el çekmelerinden sonra yapılması hali düzenlenmektedir. Bu durumda hüküm aleyhine taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, hükmü veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince feragat veya kabul doğrultusunda ek bir karar verileceği ve dosyanın kanun yolu incelemesi için ilgili merciye gönderilmeyeceği hüküm altına alınmaktadır.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrada ise feragat veya kabulün dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılması halinde Yargıtay’ın temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı feragat veya kabul hususunda karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye göndermesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, mevcut hükümden kaynaklanan ve feragat veya kabulün hükmün verilmesinden sonra gerçekleşmesi halinde yapılan farklı uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca Yargıtay’ın, davaya son veren taraf işlemleri olan feragat ve kabulün kanun yolu süresi içinde yapılması halinde, hükmü veren mahkemenin davadan el çekmiş olması sebebiyle dava hakkında bir karar veremeyeceği, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesi gerektiği şeklindeki içtihadı ile feragat veya kabulün dosya Yargıtay’da iken yapılması halinde kararın bozularak gerekli kararın verilmesi için dosyanın hükmü veren mahkemeye gönderilmesi yönündeki içtihadından kaynaklanan usul ekonomisine aykırılığın da önüne geçilmesi hedeflenmektedir.” denilerek değişikliğin temel gerekçesinin usul ekonomisi ilkesi olduğu belirtilmiştir.
Gerçekten de, uygulamada mahkemece karar verilmesinden sonra davadan feragat edilmesi halinde mahkemece dosyadan el çekilmiş olduğundan, dosya kanun yolu incelemesini yapacak merciie gönderilmekte, ilgili mercii tarafından feragat nedeniyle bozma kararı verilmekte ve dosya yeniden mahkemeye gönderilerek feragat beyanı dikkate alınarak yeniden karara bağlanmaktadır. Bu durum ciddi ölçüde zaman kaybına ve yargılamanın gereksiz şekilde uzamasına, ayrıca yargılama giderlerinin artmasına sebebiyet vermekte ve usul ekonomisi ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Söz konusu değişiklikler kapsamında özellikle 6100 sayılı Kanun’un 310. maddesine ikinci fıkra olarak eklenen hüküm ile yargılama merciine dosyadan el çekmiş olmasına rağmen bir ek karar ile feragat konusunu karara bağlama imkanı tanınması yukarıda belirtilen usul ekonomisine aykırılığı bertaraf edecek bir çözüm yoludur.
Bu itibarla, gerek 2577 sayılı Kanun’un yargılama yapan makamları bağlayan açık hükmü gerekse hükmün getiriliş amacı dikkate alındığında, temyizen incelenen dosyanın feragat konusunda ek karar verilmek üzere Dairesine gönderilmesi gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz.