YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/27746
KARAR NO : 2016/8016
KARAR TARİHİ : 27.04.2016
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, konut dokunulmazlığını bozma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararı da nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
1- Konut dokunulmazlığını bozma suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,
2- Hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarına gelince;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
5237 sayılı TCK’nın suç tarihinde yürürlükte olan 142/2-g maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun oluşabilmesi için eylemin, “barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyükbaş veya küçükbaş hayvan hakkında” gerçekleştirilmesi gerektiği; konut ve eklentisi niteliğindeki yerlerden gerçekleşen eylemlerin ise aynı Kanun’un 142/1-b maddesindeki hırsızlık ve 116. maddesindeki konut dokunulmazlığını bozma suçlarını oluşturacağı gözetilerek; şikayetçinin aşamalardaki anlatımlarına, dosya içeriğindeki Yenişehir İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından denetime olanaklı olacak biçimde düzenlenen olay yeri inceleme raporu ve ekindeki olay yeri krokisi ile mahkemece yapılan keşifte çekilen olay yerine ilişkin fotoğraflar ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, şikayetçiye ait etrafı yüksek duvarla çevrili besihanenin bulunduğu bahçe içerisinde aynı zamanda ikametinin de
bulunduğu ve ikametin eklentisi konumundaki hayvan barınağından sanık tarafından gerçekleştirilen hırsızlık suçunun TCK’nın 142/1-b maddesindeki hırsızlık suçuna uyduğu gözetilmeden, yasal olmayan gerekçe ile sanık hakkında aynı Kanun’un TCK’nın 142/2-g maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurularak fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 27/04/2016 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Aşağıda sunduğum nedenlerle sayın çoğunluğun, hırsızlık suçunun nitelendirilmesine ilişkin bozma görüşüne katılmıyorum.
Konumuzla ilgili 5237 sayılı TCK’nın 142/2-g maddesinde; büyükbaş veya küçükbaş hayvanların barınak yerlerinden çalınmasını hırsızlık suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. Hayvanların barındığı “ahır” veya “besihane” tabir edilen yerlerin, anılan madde kapsamında hayvanlara mahsus “barınak” yerlerinden olduğunda tartışma ve duraksama yoktur. Bu nedenle somut olayımızda, suça konu büyükbaş hayvanların ahırdan çalındığının anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin, başka bir koşul aranmaksızın TCK’nın 142/2-g maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu ve yerel mahkeme de eylemi bu şekilde nitelendirerek hüküm kurulmuş olduğundan hırsızlık suçuna ilişkin bozma düşüncesinin yerinde olmadığını düşünmekteyim.
Konunun daha iyi anlaşılması için somut olayımızla ilgili 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b ve 142/2-g maddelerinin uygulanma koşullarını örnek üzerinden değerlendirecek olursak; hırsızlık suçunun, evin/konutun veya binanın eklentisinde/ müştemilatında olan barınak niteliğindeki ahırdan gerçekleştirilmesi halinde, eylem, hem 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b maddesindeki, “(1) Hırsızlık suçunun; b) …bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,”, hemde TCK’nın 142/2-g maddesindeki, “(2) Suçun; g) Barınak yerlerinde,… büyük veya küçük baş hayvan hakkında” işlenmesi suç tanımlarına uymaktadır. Başka bir ifadeyle sanığın eylemi, aynı anda her iki maddede öngörülen suçun unsurlarını/öğelerini birlikte gerçekleştirdiğinden her iki maddedeki suçta oluşmaktadır. Bu durumda TCK’nın 142/2-g maddesi, 142/1-b maddesine göre (ceza
süresinin fazla olması nedeniyle) daha nitelikli olduğu için, hemde daha özel düzenleme içerdiği için (ceza süreleri aynı olan fıkralardaki uygulamalar gibi) öncelikle uygulanması gerekmektedir. Bunun aksine, daha nitelikli olan maddeye göre değilde daha az ceza içeren maddeye göre uygulama yapılmasının mantıklı bir açıklaması olamayacağı gibi anılan 142. maddenin bir ve ikinci fıkralarının diğer bentleriyle ilgili yerleşik uygulamayla da çelişki oluşturmaktadır.
Örneğin; devlet hastahanesinde sıra beklemekte olan bir kişinin üzerinden, para veya telefonunu çalan sanığın eylemi; TCK’nın 142/1-a, 142/1-b ve 142/2-b maddelerinde tanımlanan; “(1) Hırsızlık suçunun; a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında … bulunan …eşya hakkında”, “(1) Hırsızlık suçunun; b) …bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında,”, “(2) Suçun; b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle…” işlenmesi suçlarını oluşturmaktadır. Bu durumda TCK’nın 142/2-b maddesindeki ceza süresi, aynı Yasanın 142/1. maddesinin (a) ve (b ) bentlerindeki ceza sürelerine göre daha fazla olması nedeniyle sanık hakkında bu madde uyarınca, yani TCK’nın 142/2-b maddesi uygulanarak hüküm kurulması gerekmektedir. Yerleşik uygulamada bu şekildedir. 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci ve ikinci maddelerinin diğer bentleriyle ilgili benzer durumlar içinde aynı yöntem izlenerek uygulanması gereken madde, fıkra ve bendi belirlenmektedir. Somut olayımızda bu yöntemin tersi bir uygulama biçimini benimsememizi gerektirecek bir hüküm ve zorunluluk yoktur.
Aslında sayın çoğunluğun, eylemin TCK’nın 142/2-g kapsamında değerlendirilemeyeceğine ilişkin gerekçesinde, suça konu hayvanların çalındığı besihanenin, içerisinde müştekiye ait ikametinde bulunması nedeniyle, bu besihanenin müştekinin konutunun eklentisi olduğundan eylemin TCK’nın 142/1-b maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu yazılmış ise de, bu kabul ve gerekçe somut olaya ilişkin fotoğraf ve krokilerle çelişmektedir. Çünkü besihane 300-350 tane hayvanı barındıracak kadara büyük ve bir kaç binadan oluşan bir kompleks olduğu halede, müştekinin ikamet olarak kullandığı yere 25-30 m2 ebadında küçük bir oda şeklindeki yer olduğu gözetildiğinde, konut olarak kullanılan bu yerin besihanenin eklentisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu kadar büyüklükte ve sırf hayvanları barındırmak için yapılmış bir besihanenin TCK’nın 142/2-g maddesinin açık ifadesi karşısında, aynı yerde konut olarak kullanılan yerinde olduğundan bahisle hayvanlara mahsus barınak yeri olamadığının kabulünün yasal bir dayanağı yoktur.
Ancak bazı hukukçular, TCK’nın 142/2-g maddesinin metnine dayanarak ileri sürdükleri görüşlerinde; maddenin düzenleniş amacının, büyükbaş veya küçükbaş hayvanların toplumsal hayatın olağan akışı içerisinde, korunaksız bırakılan veya bırakılma zorunluğunda kalınan hayvanlara mahsus “barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde” bulunan hayvanlara ilişkin olduğunu bu nedenle, ahır veya ağılın konutun veya binanın eklentisi veya müştemilatı durumunda olması halinde, korunaksız bırakılma durumu sözkonusu olmadığından eylemin, TCK’nın 142/2-g maddesi kapsamında değil, 142/1-b maddesi kapsamında değerlendirilmesi
gerektiğini dile getirmektedirler. Ancak anılan madde metnine göre; açıkta korunaksız bırakılan büyükbaş veya küçükbaş hayvanlara yönelik hırsızlık eylemlerinin TCK’nın 142/2-g maddesi kapsamında cezalandırılacağında kuşku ve duraksama bulunmamakla birlikte, madde metninde ifade edilen barınak yerlerinin (somut olayımızda olduğu gibi hayvanlara mahsus ahırın) korunaksız olması biçiminde bir sonuca ulaşmak olanaklı değildir. Ayrıca böyle bir kabul, yukarıda kısaca arzettiğim anılan maddenin diğer bentleriyle ilgili yerleşik uygulamaya aykırı olduğu gibi mantıksal çelişki de içermektedir.
Kısaca bu çelişkiye değinecek olursak; TCK’nın 142/2-g maddesinde büyükbaş ve küçükbaş hayvanlara yönelik hırsızlık suçunu düzenlenmektedir. Madde metninde, hırsızlık suçunun, “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında” işlenmesini nitelikli hal olarak düzenlenmektedir. Şimdi madde metnini irdeleyecek olursak; açık yerlerde bulunan hayvanın çalınmasının bu madde kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturacağı tartışmasızdır. Hayvanlara mahsus barınak yerlerinin ise çok çeşitli olduğu bilinmektedir. Örneğin, açık alanda etrafı tel örgü veya çitlerle kapalı üstü açık ve basit kapısı olan “ağıl” tabir edilen yerler barınak kabul edildiği gibi, sağlam bina şeklinde yapılan ve içerisinde çok sayıda hayvanın bulunduğu “ahır” tabir edilen yerlerde barınak sayılmaktadır. Vatandaş çoğu zaman hayvanlarını hırsızlık eylemlerine karşı veya başka tehlikelerden korumak için, “ahır” veya “ağıl” tabir edilen bu barınak yerlerini konutunun altına veya eklentisine yapmakta veya hayvanlarına mahsus çiftliğin bir köşesine de konut yaparak hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır.
Şimdi Açık yerlerde bırakılan veya açık alanda korunaksız basit bir ağılda bulunan hayvanın korunması için, mağdur zahmet edip hiçbir önlem almadığı gibi, böyle bir yerden hırsızlık eyleminin gerçekleştirmek içinde yoğun bir suç işleme kastına da gerek olmadan basitçe gerçekleştirilebilen eylem, TCK’nın 142/2-g maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık kabul edilmesine karşın, mağdurun hayvanlarını korumak için, zahmet ve masraf edip çoğu zaman sağlam ve muhkem olarak yapmış olduğu ahırla yetinmeyip, gerekirse bizzat müdahale ederek koruma sağlamak için konutunun altına veya eklentisine yapmış olduğu barınaktan (ahır veya ağıldan), faalin, bütün bu koruma ve engelleri aşacak yoğun bir suç kastıyla gerçekleştirmiş olduğu hırsızlık eyleminin ise, anılan madde kapsamında nitelikli hırsızlık kabul edilmemesi, kanaatimce açık bir çelişkidir.
Aksine böyle korunaklı bir yerden yapılan hırsızlık eyleminin, failin suç işleme kastındaki yoğunluk gözetilerek, birinci duruma göre daha nitelikli olarak düzenlenmiş olsaydı belki daha doğru olurdu. Ancak 5237 sayılı Kanunda böyle bir düzenleme olmamakla birlikte, temel cezanın belirlenmesi sırasında aynı Kanun’un 61. maddesindeki kriterler gözetilerek alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulmasının, işin doğasına ve hakkaniyete daha uygun olacağı kanaatindeyim.
Son olarak konumuzla ilgili 765 sayılı TCK’nın ilgili maddelerine göz atacak olursak; anılan TCK’nın 491/5. maddesinde “Mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahut lüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan ve haklarında 492. maddenin 9. fıkrasının tatbiki mümkün olmayan hayvanları bu yerden almak suretiyle işlenirse; cezası bir seneden beş seneye kadar hapistir.” biçiminde düzenleme yapılmış, aynı Yasanın 492/9. maddesinde ise, “Meskun bir hanenin doğrudan doğruya müştemilatından olan veya duvarla çevrilmiş bulunan yerlerindeki hayvan hakkında işlenirse; suçlu iki seneden beş seneye kadar hapsolunur.” şeklinde düzenlemeyle hırsızlık eyleminin, konutun eklentisindeki hayvana yönelik gerçekleştirilmesi halini, açık yerlerde bırakılan hayvanlara yönelik hırsızlık eylemine göre daha nitelikli durum olarak kabul etmiştir. Bu düzenlemede görüşümüzü desteklemektedir.
Yukarıda arzetmeye çalıştığım nedenlerle, sayın çoğunluğun hırsızlık suçunun nitelendirmesine ilişkin bozma görüşüne katılmıyorum.
…