Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/11117 E. 2016/5062 K. 04.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/11117
KARAR NO : 2016/5062
KARAR TARİHİ : 04.04.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil (muris muvazaası nedeniyle) davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 22.03.2016 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davacı vekili Av… geldi. Karşı taraftan davalı ve vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, Yargıtay Kanununun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliğinin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin başka bir güne bırakılması uygun görüldüğünden, belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde; müvekkilinin, vasiyetçi…nın noterde düzenlenen 25.04.2005 tarihli vasiyetnamesi ile… parseldeki. no’lu bağımsız bölüme ilişkin muayyen mal vasiyeti alacaklısı olduğunu; vasiyetname açılıp okunduğunda tek yasal mirasçısının vasiyetnameye bir diyeceği olmadığını açıkladığını, davacının tenfiz için başvuracağı esnada tapuda yaptığı araştırmada, vasiyetçinin, 09.10.2007 tarihinde, vasiyete konu taşınmazın satışı için davalının kocası (dava dışı) …’a vekaletname verdiğini; 10.10.2007 tarihinde….’ın, bu taşınmazı piyasa rayicinin çok altından 10.200 TL bedelle davalı eşine sattığını; vasiyetçinin 4 gün sonra 14.10.2007 tarihinde vefat ettiğini, davalının hemen eşiyle bu eve taşındığını; satışın muvazaalı olduğunu, vasiyetnameden rücu için sonradan yapılan işlemin geçerli olması gerektiğini, HGK’nun 21.11.2001 gün ve 2001/1-958-1035 sayılı kararında muayyen mal vasiyeti alacaklısına da muris muvazaasına dayalı tapu iptali davası açmasına cevaz verildiğini, kişisel hakka dayalı dava açılabileceğini ileri sürerek; 1 nolu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, olmadığı takdirde vasiyetçi adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında; davacı ve vasiyetçi arasında akrabalık ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle dava açma sıfatı olmadığını; davacının, satışın yapıldığını vasiyetçi hayatta iken öğrendiğini ve dava açma süresinin geçtiğini; Vasiyetçi …’nin, vasiyetnameden dönme hakkına sahip olduğunu ve taşınmazı satarak bu hakkını kullandığını, mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunmadığını; kaldı ki davacının mirasçı da olmadığını, tasarrufun vasiyetçinin kendi iradesi ile gerçekleştiğini, gizli bir sözleşmeye dayanmadığını, davalının da davacı ile aynı konumda (komşusu) olduğunu, mirasçı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; mevcut 25.04.2005 tarihli vasiyetnamenin muayyen mal vasiyeti niteliğinde olduğu, vasiyetçinin vasiyet için kanunda öngörülen şekillerden biri ile vasiyetinden her zaman rücu edebileceği; ancak, vasiyetnameden rücu edilebilmesi için sonradan yapılan hukuki tasarrufun geçerli olması gerektiği, vasiyetten rücu halinde aranılan tek koşulun kanunda muayyen şekillere riayet etmek olduğu, vasiyetçinin vasiyet ettiği taşınmazları bir başkasına satarken hiçbir sebep gösterme zorunluğu bulunmadığından; yasanın öngördüğü şekil şartına uyulmak kaydıyla yaptığı takdirde, bu satış sözleşmesinin içerisine girilerek muvazaalı olup olmadığının araştırılmasına kanuni olanak bulunmadığı; bu durum karşısında, dosya da mevcut … Noterliğinin 09.10.2007 tarih 4292 sayılı vekaletnamesi resmi şekle riayet edilerek tanzim edildiği ve satış işlemlerinin usulüne uygun tamamladığı, vasiyetçinin serbest iradesi ile vasiyetnameden rücu etme hakkını kullandığı gerekçe gösterilerek; davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü; davacı vekili temyiz etmektedir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 4,90 TL bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 04.04.2016 günü oyçokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y Y A Z I S I
Davacı, vasiyetçi… tarafından düzenlenen, 25.04.2005 tarih, 1294 yevmiye numaralı vasiyetname ile dava konusu… ilçesi, … ada,.. parselde kayıtlı, … arsa paylı, zemin kat. nolu meskenin, kendisine muayyen mal vasiyeti suretiyle vasiyet edildiğini, davalılardan …’nın vasiyetçinin ağır hasta olmasından ve okuma yazma bilmemesinden yararlanarak vasiyetçiden aldığı vekâlete dayalı olarak dava konusu taşınmazı çok düşük bir bedelle aynı zamanda eşi olan diğer davalı …’ya muvaazalı olarak sattığını, oysa gerçek satış niteliğinde olmayan bu işlem ile davacıya vasiyet edilen taşınmazın muvazaalı şekilde satışının yapıldığından, satışa yönelik tasarrufun ve tapunun iptali ile davacı, olmadığı takdirde vasiyetçi adına kayıt ve tescilini talep etmiştir.
Yerel mahkemece, vasiyetçinin muayyen mal vasiyeti şeklindeki vasiyetinden her zaman rücu edebileceği, rücu halinde aranması gereken tek unsurun şekil şartına uymak olduğunu, bu takdirde satış sözleşmesinin içerisine girilerek muvazaa iddiasını araştırmaya olanak bulunmadığı, şekle riayet edilerek rücu hakkı kullanıldığından dava reddedilmiştir.
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve fakat gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan yola çıkıldığında muvazaanın unsurları: Tarafların gerçek iradeleri ile beyanları arasında kasdî uygunsuzluk olması, üçüncü kişileri aldatma niyeti ve tarafların üçüncü kişilere gerçek dışı bir görüntü yaratma hususunda anlaşmalarıdır. Muvazaa ispat edildiğinde, yapılan sözleşme mutlak butlan ile batıl olacağından hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Bu nedenle muvazaa iddiasını sözleşmenin tarafları ileri sürebileceği gibi hukuki yararı bulunan aynî ve şahsi hak sahipleri de ileri sürebilirler.
Lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan kimse, vasiyetnameden kaynaklanan kişisel hakkına dayanarak vasiyetçinin daha sonra yaptığı satışın muvazaa nedeniyle hüküm ve sonuç doğurup doğurmayacağını ileri sürüp iptal ve vasiyetçi adına tescili yönünde dava açmakta hukuki yarar ve hakkı bulunduğu yerleşmiş yargı içtihatları gereği açıktır.(HGK. 21.11.2001, 958-1035)
Vasiyet, tek taraflı bir hukuki işlem olup bu özelliği nedeniyle vasiyetten dönüş (rücu), hiç kimsenin muvafakatına tabi tutulmamıştır. Vasiyetçi, şekil şartına uygun olarak yapılacak yeni bir vasiyetname, mevcut vasiyetnameyi yok etme ile veya sonraki tasarruflar ile vasiyetten dönebilir (TMK. 542,543,544). Sonraki tasarruflar ile vasiyetten dönme, önceki vasiyetnameyi ortadan kaldırmadan yeni bir vasiyetnamenin yapılması ile gerçekleşebileceği gibi, mevcut vasiyetname ile bağdaşmayan sağlararası başka bir tasarrufla da gerçekleşebilir. Ancak, sağlararası tasarrufta, bu tasarrufun vasiyetnameden dönme kabul edilebilmesi için, sağlararası bir tasarrufla yapılması, bu tasarrufun geçerli olması ve vasiyetname ile bağdaşmaması gerekir. Başka bir ifade ile, sağlar arası kazandırmanın geçerli olması halinde vasiyetnameden dönüldüğünün kabulü gerekir.
Somut olayda, davacı lehine muayyen mal vasiyetinde bulunulan kişi olduğuna göre vasiyetnameden dönme olarak nitelendirilen satışa esas vekaletnamenin murisin iradesi sakatlanarak elde edildiği ve davalılar arasındaki satışın muvazaalı olduğunu, yani geçerli olmadığını iddia ederek eldeki davayı açmıştır. Geçerli olmayan sağlararası işlem söz konusu ise vasiyetnameden dönüldüğünden söz edilemez. Şu durumda davacının bu iddiaları üzerinde durularak davacı lehine düzenlenen vasiyetnameden dönülüp dönülmediği saptanarak varılacak sonucu göre karar vermek gerekirken, yazılı gerekçe ile tasarrufun geçerliliği irdelenmeden sırf şekil şartlarına uyulduğundan bahisle davanın reddi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini düşündüğümüzden, Sayın çoğunluğun yerel mahkeme kararının onanması yönündeki kararına katılamamaktayız. 04.04.2015