YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/5313
KARAR NO : 2016/5275
KARAR TARİHİ : 06.04.2016
MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki istirdat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesi ile; davaya konu taşınmazların davacıların murisinden intikal ettiğini, taşınmazlar hakkında açılan izale-i şuyuu davasında, ne yapılan keşifte, ne de daha sonra dosyaya gelen tapu kayıtlarında …vakfına ilişkin herhangi bir kayıt yada taviz bedeli çıkmadığını ancak satış dosyasında paraların paylaştırılması aşamasında.. adına taviz bedelinin çıktığını, ne yargılama aşamasında, ne de satış aşamasında böyle takyid yokken satıştan sonra paraların paylaştırılacağı sırada bu şekilde taviz bedelinin istenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek taviz bedeli olarak tahsil edilen toplam 4.641,25 TL’nin istirdatını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; iddia ettikleri taviz bedeli tahsilatının 2762 Sayılı Vakıflar Yasasının emredici hükmü olan 27. ve 30.maddelerine göre işlem yapılarak gerçekleştirildiğini, mezkur yasal mevzuata göre gerçekleştirilen taviz bedeli ödemesinin hukuka aykırı bir işlem gibi gösterilerek davaya konu yapılmasının hukuka uymadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; bilirkişi raporu hükme esas alınarak, 2762 Sayılı Vakıflar Kanununun 27. ve 5737 Sayılı Vakıflar Kanununun 18.maddesi uyarınca davacının devrettiği taşınmaz üzerindek…Vakfına ilişkin şerhin sahih vakıf olması nedeniyle taviz bedeline tabi olduğu, davacıların ödedikleri taviz bedelinin geri istenilmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu 27.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Sözü edilen 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 18.maddesi hükmünce; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki, tapu kayıtlarında icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan
gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabidir. Yasanın 3.maddesinde yapılan tanıma göre de, Mukataalı Vakıf; zemini vakıf üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını, icareteynli vakıf ise; değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını ifade eder.
Bu halde somut uyuşmazlığın çözümü için “..” mukataalı veya icareteynli vakıf olup olmadığının veya miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılması gerekir.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu farklı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığı keşfen ve uzman bilirkişiler marifetiyle saptanmalıdır.
Tüm bu açıklamalar ışığında; vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Somut olayda, görüşüne başvurulan bilirkişi tarafından dosya üzerinde yapılan inceleme ile hazırlanan 29.12.2009 tarihli raporda; davalı idare tarafından, taşınmazın satımı üzerine satış bedelinden taviz bedelinin tahsili yoluna gidilmesinin hukuka uygun olmadığı, 15.08.2012 tarihli raporda ise; davacının devrettiği taşınmaz üzerindek..edeniyle taviz bedeline tabi olduğu, davacıların ödediği taviz bedelini geri istemelerinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bu haliyle bilirkişi raporları arasında açık çelişki bulunmaktadır.
O halde mahkemece; dosya arasında bulunan davaya konu taşınmaza ait tapu kayıtları ve vakfiye örneği ile birlikte uzman bilirkişi kurulu aracılığı ile mahallinde keşif yapılarak yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde, daha önceki raporlar arasındaki çelişkiyi de giderecek şekilde yeniden rapor alınması sağlandıktan sonra sonucuna uygun bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 06.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.