Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/8433 E. 2016/6432 K. 02.03.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/8433
KARAR NO : 2016/6432
KARAR TARİHİ : 02.03.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketcii Mahkemesi Sıfatıyla)

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacılar, murisleri …’ nın, davalılardan … ve … şirketinden satın aldığı dairenin ayıplı olduğu için, 1999 depreminde yıkıldığını ve her iki murisleri … ve annelerinin vefat ettiğini ileri sürerek, daire bedeli, destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 297. maddesinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 297. maddenin 2. fıkrası ile “Hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek Mahkemece, hüküm fıkrasında davacılar yönünden ayrı ayrı “…20.000.00.TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, haksız fiil tarihi olan 17.08.1999 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine…” yazmasına rağmen gerekçe kısmında “… Davanın konusu, tarafları aynı olup yargı yolları farklı davalar bulunduğu anlaşılmıştır. Manevi tazminat tek olup bölünemez. Bu sebeple ayrıca mahkemece manevi tazminata hükmedilmesi hukuka aykırı olacaktır. Manevi tazminatın bölünemeyeceği ve tekliği ilkesi gereğince Yargıtay’ ın bu konuda verdiği pek çok kararda dikkate alınarak manevi tazminatın reddi…” yazıldığı , böylece gerekçede tefhim edilen hükme aykırı hüküm kurulması gerektiği belirtilerek gerekçe ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ nun 297. maddesi gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, temyiz eden tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
SONUÇ:Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 2. bent gereğince temyiz eden tarafların temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davalılara iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.03.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.