YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18168
KARAR NO : 2016/6258
KARAR TARİHİ : 01.03.2016
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacılar, davalı şirketin müteahhitliğini yaptığı … parselde bulunan … no’lu daireyi satın aldıklarını, satış esnasında dairenin bulunduğu sitenin kendisine ait çocuk parkının, her daire için iki araçlık kapalı otoparkının ve misafir otoparkının bulunduğunun beyan edildiğini, bu hususun davalı şirketin kullandığı broşür ve kataloglarda da yazılı ve görsel olarak belirtildiğini, kendilerine gösterilen ve satın aldıkları daireye ait olduğu ifade edilen kapalı otoparklara araçlarını bırakmaya başladıklarını, ancak bir süre sonra kullanmakta oldukları kapalı otoparkların kendilerine ait olmadığını, kat maliklerine otopark olarak gösterilen 2. kattaki yerlerin, aslında sığınak olduğunu, çocuk parkının da siteye at olmadığını öğrendiklerini, uğramış oldukları zarar miktarının 100.000 TL olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000 TL tazminatın, dairenin satış tarihi olan 28.4.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişler, ıslahla talep miktarlarını 90.000,00 TL’ye çıkarmışlardır.
Davalı, sitenin önünde çocuk parkı bulunduğunu, bu parktan en fazla site sakinlerinin yararlandığını, mülkiyetinin siteye ait olmadığını, aksi yönde bir beyanda da bulunulmadığını, davacıların tamamlanmış projeden, görerek ve beğenerek daire satın aldıklarını, dairelerin otopark yerleşim alanlarının, yönetim planı ekinde tapuya bildirildiğini, kaldı ki süresinde bir ayıp ihbarının da bulunmadığını ileri sürerek, davanın gerek zamanaşımı gerekse esastan reddini dilemiştir.
Mahkemece, siteye ait çocuk oyun alanı ve misafir otoparkının bulunmamasının eksik ifa olduğu, davacıların bu nedenle bilirkişi raporunda belirtilen 30.000,00 TL miktarında zarara uğradıkları, kapalı otoparkın bir bölümünün sığınak olmasının ise gizli ayıp olduğu, ancak bu konuda süresinde yapılmış bir ayıp ihbarının bulunmadığı belirtilerek, davanın kısmen kabulüne, 30.000,00 TL tazminatın, 15.000,00 TL’lik kısmının dava tarihinden, 15.000,00 TL’lik kısmının ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak tapudaki hisseleri oranında davacılara verilmesine karar verilmiş, hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacıların tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davalının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava, davacılar tarafından satın alınan dairenin bulunduğu … sitesinin, davalı tarafından taahhüt edilmesine rağmen, kendisine ait çocuk oyun parkının ve misafir otoparkının siteye ait olmadığı, ayrıca her daire için iki araçlık kapalı otoparkın bulunduğu belirtilmesine rağmen, otopark olarak gösterilen yerlerin bir kısmının sığınak olduğu iddiasıyla açılan tazminat istemine ilişkindir.
Ayıp; yasa ya da sözleşmede öngörülen unsurlardan birinin veya birkaçının eksikliği ya da olmaması gereken vasıfların olması, eksik iş ise; sözleşme konusu işlerin yapılmaması yani hiç yapılmayan iştir. Eksik ifa ise, kanunlarımızda tanımı yapılmamakla birlikte, 4077 sayılı Kanun’un 4 maddesinde sayılan ayıp kavramı içerisinde mütalaa olunmaktadır.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 sayılı TKHK’nun 4. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre; tüketici, malın teslimi tarihinden itibaren otuz gün içerisinde açık ayıpları satıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.
Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da gizli ayıpların ne kadar sürede satıcıya ihbar edileceğine dair bir hüküm bulunmamaktadır. 4077 sayılı TKHK’nun 30. maddesi gereğince, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümü gerekli olduğundan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun bu konudaki 198. maddesi (6098 Sayılı TBK.’nun 223. maddesi) uygulanacaktır. Anılan maddeye göre, alıcı, teslim aldığı malı işlerin olağan akışına göre, imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp gördüğü zaman bunu satıcıya derhal (uygun süre içinde) ihbar etmekle yükümlüdür. Bunu ihmal ettiği takdirde, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirme ile meydana çıkarılamayacak bir ayıp bulunması halinde, bu ayıp sonradan meydana çıkarsa, bu durumu da hemen satıcıya bildirmediği takdirde yine satılanı bu ayıp ile birlikte kabul etmiş sayılır. O halde, gizli ayıpların, dava zamanaşımı süresi içinde ve ayıp ortaya çıktıktan sonra derhal (dürüstlük kuralına uygun olan en kısa sürede) ihbar edilmesi; ayıbın açık mı, yoksa gizli mi olduğunun tayininde ise, ortalama (vasat) bir tüketicinin bilgisinin dikkate alınması gerekmektedir. Yine Gerek açık ayıp, gerekse 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 198. maddesi (6098 sayılı TBK.’nun 223. maddesi) hükmüne göre gizli ayıplar yönünden kendisine yüklenen “derhal ihbar” mükellefiyetini yerine getirdiğini ispat yükü tüketiciye aittir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa, davacıların 28.4.2010 tarihinde davalı şirketten daire satın alıp kullanmaya başladıkları anlaşılmaktadır. Davacılar, satış esnasında dairenin bulunduğu sitenin kendisine ait çocuk parkının, her daire için iki araçlık kapalı otoparkının ve misafir otoparkının bulunduğunun beyan edilmesine rağmen, çocuk oyun parkının ve misafir otoparkının siteye ait olmadığını, kapalı otopark olarak gösterilen 2. kattaki yerlerin ise aslında sığınak olduğunu öğrendiklerini belirterek, iş bu davayı açmışlarsa da, davacıların davada tanımladıkları bu durumun (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2.11.2011 gün ve 2011/13-453 esas 2011/651 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere) açık ayıp niteliğinde olduğu, davalıların bu ayıbı gizlemek için her hangi bir hileye başvurmadıkları, davacıların bu ayıplardan, bağımsız bölümü satın aldıkları ve kullanmaya başladıkları tarihte kolayca bilgi sahibi olabilecekleri kuşkusuzdur. Davacılar ise, 13.4.2011 tarihinde davalıya ihtar gönderip, 27.4.2011 tarihinde de eldeki davayı açmışlardır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince davacılar tarafından, malın satış ve teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde usulüne uygun olarak davalıya ayıp ihbarında bulunulduğu kanıtlanamamıştır. O halde mahkemece ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı gerekçesiyle davanın tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: 1. bent gereğince davacıların tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 518,00 TL harcın istek halinde davalıya iadesine, 01/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.