YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/13486
KARAR NO : 2016/10641
KARAR TARİHİ : 18.04.2016
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davalı vekili avukat İdris Yararlı geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, kendisine ait Taşınmazın 2.000 metrekarelik kısmının davalıya satışı ile ilgili olarak davalının icra takibine koyduğu senedin teminat maksadıyla davalıya verildiğini, taşınmazın davalıya zilyetliğinin devri nedeniyle senedin hükümsüz kaldığını, ayrıca bu yere ilişkin satış vaadi sözleşmesi de yapıldığını ileri sürerek; davalı tarafından yapılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının sahibi olduğu 3.750 merekare alanlı 111 ada 2 ve 3 nolu parsellerden 2.000 metrekarelik kısmını noter satış vaadi sözlemesi ile kendisine sattığını ve teminat olarak dava konusu senedi verdiğini, ancak 2010 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında davalının bu yerin sadece 949 metrekarelik kısmını kendisi adına tescil ettirdiğini, 2.557 metrekarelik kısmını oğlu adına tescil ettirmek suretiyle sözlemeyi ihlal ettiğini, taşınmazın rayiç değerinin senet miktarından yüksek olduğunu, oluşan zarar nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile,icra takip dosyasına konu edilen 10/04/2003 tanzim tarihli, 20/09/2010 vadeli, keşidecisi davacı, lehtarı davalı olan 40.000,00 Euro bedeli bonodan dolayı davacı tarafın borcunun bulunmadığının tespitine, takibe konu 120.389,55 TL nin % 20 oranına denk gelen kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, taraflar arasında düzenlenen 21.03.2005 tarihli taşınmaz noter satış vaadi sözleşmesi ile davalıya satışı yapılan 2000 metrekare yüzölçümlü taşınmazın, 949 metrekarelik kısmının davalı adına tescil edilmesine rağmen, davalı adına tescil edilemeyen 1051 metrekare yüzölçümlü kısmına ilişkin bedelin tahsiline dair davalı tarafından yapılan icra takibine vaki menfi tespit istemine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın 2000 metrekarelik kısmının davacı tarafından davalıya satışının yapılarak zilyetliğinin davalıya devredildiği hususunda ihtilaf bulunmadığı, uyuşmazlığın dava konusu satışı yapılan 1051 metrekarelik kısmının 2010 yılında yapılan kadastro çalışması sonucu orman arazisi sınırları içinde bırakılması nedeniyle davalının açtığı kadasro tespitine itiraz davası sonucu, davanın reddedilerek bu kararın kesinleşmesi sebebiyle meydana gelen zararının tazmininin talep edildiği anlaşılmaktadır.
818 sayılı Borçlar Kanununun 22.maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 706 ve Noterlik Kanununun 89. maddeleri hükmü uyarınca, noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan ve tam iki tarafa borç yükleyen kişisel hak doğuran sözleşmelerdendir.
Kural olarak, başkasına ait tapuda kayıtlı taşınmazların noter satış vaadi sözleşmesi ile satışı, şahsi hak doğuran bir sözleşme olması nedeniyle geçerlidir. Bir başka deyişle, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliği, hiç bir zaman satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına bağlı değildir. Bu durumda satış vaadi sözleşmesinin hukuki niteliği itibariyle satışı vaad edenin mutlaka taşınmaza malik olması gerekmediğinden davacının satış vaadinde bulunduğu taşınmazın vasfının değişmesi satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğini etkilemeyeceğinden şekil bakımından geçerli bir sözleşmenin bulunduğu ve bu sözleşmeye dayanarak lehine satış vaat edilen davalının tazminat talep edebileceğinin kabulü gerekir.
Dava konusu taşınmazın sözleşme tarihinde davacı adına tapuda kayıtlı olmadığı, ancak fiilen davacının kullanımında iken zilyetliğinin noter satış vaadi sözleşmesi ile davalıya devredilerek davalı tarafından kullanıma devam edildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davalı adına tescili sağlanamayan dava konusu taşınmazın 1051 metrekarelik kısmına ilişkin devir ve temlik yükümünü yerine getiremeyen vaad borçlusu olan davacı tarafın, ifa edemediği bu edim yerine karşı tarafa yani vaad alacaklısına tazminat ödeme yükümlülüğü söz konusu olacaktır.Bu itibarla mahkemece taşınmazın mülkiyetinin devrine ilişkin ifanın imkansız hale geldiği göz önüne alınarak davacı vaad alacaklısının ifanın imkansız hale geldiği tarih itibariyle taşınmazın rayiç değerini talep edebileceği gözetilerek bu yönde yapılacak inceleme sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanna nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, peşin alınan 2.055,95 TL harcın istek halinde iadesine, 18/04/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.