Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/5158 E. 2016/3979 K. 11.02.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/5158
KARAR NO : 2016/3979
KARAR TARİHİ : 11.02.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde taraflardan gelen olmadığından incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR
Davacı, safra kesesinde taş bulunması nedeniyle davalı hastaneye başvurduğunu, davalı doktor tarafından gerçekleştirilen ameliyat ile safra kesesinin alındığını, kendisine kapalı ameliyat olacağı belirtilip ameliyata alındıktan sonra açık olarak devam edildiğini, ameliyata bağlı ciddi sıkıntılar yaşadığını, akabinde 3 ameliyat daha geçirmek zorunda kaldığını, bu süreçte çok acı çektiğini ileri sürerek maddi-manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı doktor tarafından yapılan safra kesesi ameliyatının kusurlu olduğu iddiasıyla, yaşanılan sıkıntılardan dolayı istenilen maddi manevi tazminata ilişkindir. Taraflar arasındaki ilişki vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle, vekil konumunda olan doktorların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle özen borcunu yerine getirmeleri gerekir.
Mahkemece, dosyaya kazandırılan ve hükme esas alınan Adli Tıp 3. ihtisas Kurulu’nun 16.01.2013 tarihli raporunda, “Safra, yolları yaralanmasının laparoskopik ve açık yapılan kolesistektomi ameliyatları sonrası oluşabilecek komplikasyonlardan olduğunun bilindiği, safra yollarının yaralanması sonucu safra sıvısının karın boşluğunda birikebileceği, oluşan bu tablonun biloma olarak isimlendirildiği, bilomaların girişimsel radyoloji tarafından perkütan drenajla ve cerrahi olarak tedavi edilebileceği, hastanın ameliyatı sonrasında safra yollarında yaralanmadan şüphelenilerek bir üst merkeze yönlendirildiği, kişiye konulan tanı, yapılan ameliyatın ve oluşan komplikasyonun yönetiminin tıp kurallarına uygun olduğu, sorulduğu üzere davalıya kusur atfedilemediği ve maluliyet tayinine mahal olmadığı oy birliği ile mütalaa olunur.” denilmiştir. İşbu raporda, hastada gelişen durumun komplikasyon olduğu belirtilmiş ise de, yapılan ameliyatta davalı doktora açıkça atfedilebilecek bir kusur olup olmadığının, gelişen durumun doktorun ihmali veya kusuruyla mı meydana geldiğinin yeterince aydınlatılamadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, aralarında konularında uzmanların bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, dava konusu olayda davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı hususunda, nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalıların kusurlu olup olmadığının belirlenmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.