YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/6497
KARAR NO : 2016/5899
KARAR TARİHİ : 10.05.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın aktif husumet yokluğundan reddine ilişkin olarak verilen karar davacı … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davacıların aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılardan … tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; eldeki davadan önce açılan 2015/184 es.s. vasi tayini davasında, halen hayatta olan ve ehliyetsiz olduğu ileri sürülen davacıların annelerinin kısıtlanmasına ve kendisine vasi tayin edilmesine karar verildiği, ancak vasinin vasilikten çekilme dilekçesi verdiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(HMK) 114. maddesinde “dava ehliyeti” dava şartı olarak benimsenmiştir. Öte yandan, 03.03.1993 tarihli ve 773/82 sayılı Hukuk Genel Kurulu kararında da, dava şartlarının davanın açıldığı tarihten hükmün kurulduğu tarihe kadar varlığını devam ettirmesinin temel kural olduğu açıkça vurgulanmıştır.
Diğer taraftan, HMK’nın 115/3. maddesi; “Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” hükmünü içermektedir.
O halde, hakimin, davanın başında dava şartlarının mevcut olup olmadığını kendiliğinden (re’sen) araştırmak zorunda olması yanında; dava açılırken bulunmayan dava şartlarının yargılama sırasında tamamlanması halinde davanın esasına girerek sonuçlandırması gerekeceği de kabul edilmelidir.
Hâl böyle olunca, anılan yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalar ile davada ileri sürülen hukuksal nedenin kamu düzeniyle ilgili bulunması karşısında; vesayet makamının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 422 ila 425. maddelerinde yer alan hükümleri uygulamasının beklenmesi, ondan sonra davanın, vasi atanan kişiye ihbar edilip husumet izni de alması suretiyle davaya katılımı sağlanarak işin esasının incelenmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacının temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.