Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/11700 E. 2016/5502 K. 03.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/11700
KARAR NO : 2016/5502
KARAR TARİHİ : 03.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.05.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat …geldi, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edenler vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal, tescil isteğine ilişkindir.
Davacı; mirasbırakanı babası …’in maliki olduğu 786 ada 13 parsel sayılı taşınmazdaki 4 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin, murisin oğlu dava dışı Mevlüt’e verdiği vekaletname kullanılmak suretiyle..ün eşinin akrabaları olan davalılara satış suretiyle temlik edildiğini, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek miras payı oranında iptal ve adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, iddiaların doğru olmadığını, taşınmazları bedelini ödeyerek satın aldıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; davalıların kötüniyetli olduklarının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan ..’in 26.06.2013 tarihinde ölümü ile geriye davacı ve dava dışı mirasçılarının kaldığı, mirasbırakanın sağlığında dava dışı oğlu…’e verdiği …..Noterliğinin 29.11.2011 tarihli vekaletnamesi kullanılmak suretiyle mirasbırakana ait 786 ada 13 parsel sayılı taşınmazdaki mesken vasıflı 4 ve 8 numaralı bağımsız bölümlerin 05.01.2012 tarihli resmi akitle davalılara satış suretiyle temlik edildiği, davacının davalıların murisin oğlu vekil ….’ün akrabaları olduğu, çekişme konusu taşınmazların temlikinin mal kaçırma amaçlı ve muvazaası olduğu iddiaları ile eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur.
Hâl böyle olunca; davada ileri sürülen iddialar ile ilgili olarak tarafların gösterdikleri delillerin eksiksiz toplanması, mirasbırakanın satışa ihtiyacı olup olmadığı, davalıların alım gücü bulunup bulunmadığının saptanması, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda asıl olanın mirasbırakanın iradesi olduğu hususu gözetilerek tüm delillerin yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda değerlendirilerek mirasbırakanın gerçek amaç ve iradesinin açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken anılan hususlar gözardı edilmiş olması doğru değildir.
Tarafların temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacı vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin diğer temyiz edenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.