Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2015/41295 E. 2016/4517 K. 16.02.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/41295
KARAR NO : 2016/4517
KARAR TARİHİ : 16.02.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR

Davacı vekili; müvekkilinin, dar gelirli aileleri konut edindirme projesinden yararlanmak için davalı belediyeye yaptığı başvurunun kabul edildiğini ve yapılan noter çekilişi ile 217 m² yüzölçümlü arsa tahsisinin yapıldığını, ancak satış bedelinin müvekkilince taksitler halinde ödenmesine rağmen, davalı belediyenin arsa tahsislerini iptal ettiğini, akabinde ise bölgenin imar planının değiştirildiğini, bu nedenlerle arsanın devrinin talep edilmesinin imkânsız hale geldiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, müvekkiline tahsis edilmiş olan 217 m² lik arsanın dava tarihindeki rayiç değerinden şimdilik 10.000 TL’sinin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, 26.12.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 138.880,00 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile 138.880,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki 2.,3. ve 4. bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı vekili eldeki dava ile dar gelirli aileleri konut edindirme projesinden yararlanmak için müvekkili tarafından davalı belediyeye yapılan başvurunun kabul edildiğini, yapılan noter çekilişi ile 217 m² yüzölçümlü arsa tahsisinin yapıldığını, satış bedelinin müvekkilince taksitler halinde ödenmesine rağmen, davalı belediyenin arsa tahsislerini iptal ettiğini, akabinde ise bölgenin imar planının değiştirildiğini, bu nedenlerle arsanın devrinin talep edilmesinin imkânsız hale geldiğini ileri sürerek; müvekkiline tahsis edilmiş olan 217 m² lik arsanın, ıslahen, rayiç değeri olan 138.880,00 TL’nin faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, davalı vekili; davacının alacağının rayiç bedel üzerinden değil denkleştirici adalet ilkelerine göre ödenmesi gerektiğini, müvekkili belediyenin yargı kararları çerçevesinde ödeme yapma çağrılarına rağmen başvuruda bulunmayan davacının kötüniyetli olarak dava açma yoluna gittiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; bilirkişi raporu hükme esas alınarak; davacının, taşınmazın ifasının imkansız hale geldiği tarihteki rayiç bedeli isteyebileceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı belediyenin, arsa vasfındaki taşınmazını, konutu olmayan ihtiyaç sahibi kimselere 775 sayılı yasa hükümleri çerçevesinde tahsis etmek amacıyla 17.03.2003 gün ve 1095 ile 1096 sayılı, 27.01.2004 gün ve 106 sayılı, 12.03.2004 gün ve 335 sayılı Encümen kararlarını aldığı, bu nedenle davalı belediyeye başvuran davacıya 217 m² yüzölçümlü arsanın tahsis edilerek 07.11.2003 tarihli “Nüve Konutlar Arsa Tahsis” sözleşmesinin imzalandığı, akabinde davacının satış bedelini taksitler halinde davalı belediyeye ödemeye başladığı, ancak davalı … encümeninin kararıyla davacıya tahsis edilen arsanın da aralarında bulunduğu bir kısım arsalara ilişkin tahsis işlemlerinin iptaline karar verildiği, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davalı Belediyenin maliki bulunduğu taşınmazı 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun 25 ve 26. maddeleri uyarınca davacıya satışına ilişkin sözleşmeden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Taraflar arasında yapılan satış sözleşmesi geçerlidir ve geçerli sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle davacı, satış bedelini ödediğini ispat etmek koşuluyla taşınmazın ifasının imkânsız hale geldiği tarihteki rayiç değeri isteyebilir. Bu nedenle, mahkemenin davacının tahsis edilen arsanın ifanın imkansız hale geldiği tarihteki rayiç değerini isteyebileceği yönündeki gerekçesine rağmen; bilirkişi raporunda belirlenen taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerine hükmetmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
3-Bundan ayrı; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2014/21242E-2015/8377K sayılı onama ilamında, onanmasına karar verilen mahkeme kararında, 2014/12104E-2015/2379K, 2014/14173E-2015/2378K, 2014/10574E-2015/2191K, 2014/10577E-2015/2193K, 2014/10604E-2015/2676K, 2014/10575E-2015/2192K, 2014/10594E-2015/2194K, 2014/10607E-2015/2195K, 2014/10736E-2015/2677K, 2014/12074E-2015/2377K, 2014/12075E-2015/2196K, 2014/12118E-2015/2374K, 2014/12106E-2015/2197K, 2014/12117E-2015/2678K, 2014/15434E-2015/2680K, 2014/15433E-2015/2679K, 2014/15435E-2015/2198K, 2014/15436E-2015/2681K, 2014/15437E-2015/2682 K sayılı düzelterek onamaya ilişkin ilamlarında, düzeltilerek onanmasına karar verilen mahkeme kararlarında hükme esas alınan bilirkişi raporları incelendiğinde; davalı … tarafından tahsisleri yapılan ve Gaziantep İli Bağlarbaşı mahallesi 259/1 parselde kayıtlı iken imar uygulaması sonucu 259/2, 209/2, 246/2, 213/4 ve 214/4 numaralı parsellere dönüşen alanda bulunan arsaların ifasının imkansız hale geldiği tarih olarak belirlenen 2009 yılında metre kare değerinin 300,00 TL, 2010 yılında ise 320,00 TL olarak belirlendiği görülmüştür. Somut uyuşmazlıkta ise; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davaya konu yerin ifasının imkansız hale geldiği tarih olan 03.11.2009 tarihindeki metrekare değerinin 470,00 TL olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, davalı … tarafından tahsisi yapılan ve dosya kapsamından aynı yerde bulunduğu anlaşılan arsaların metrekare değerleri arasında bu denli bir fark bulunmasının nedenlerinin raporda ve mahkeme gerekçesinde açıklanmadığı, böylece davalı tarafından tahsisleri yapılan arsaların metrekaresine, ifanın imkansız hale geldiği benzer tarihlerde, farklı değerler biçilerek, neticeten ulaşılacak olan rayiç değerde belirgin bir farklılık oluşturulduğu görülmüştür.
Yine hükme esas alınan bilirkişi raporunda; taşınmazın nitelikleri açıklandıktan sonra, heyetçe sadece bir emsal tespit edilerek bu emsal taşınmazın değeri dikkate alınmak suretiyle rayiç değer tespit edilmiştir. Oysa, bir iktisadi kıymetin değerleme günündeki alım satım değeri (piyasa değeri) olan rayiç değerin, ifanın imkansız hale geldiği tarihten önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması zorunludur. Bu itibarla emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının, fiyat artış endeksleri uygulanmak suretiyle tespiti, bundan sonra emsaller ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle belirlenmesi gerekir.
HMK’nın 266 ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakim, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir. Bu bağlamda mahkemece hükme esas alınan rapor; hüküm kurmaya yeterli ve Yargıtay denetimine elverişli değildir.
Hal böyle olunca mahkemece; yukarıda sayılan hususlar göz önüne alınarak yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan Yargıtay denetimine imkân veren, bilimsel verileri içeren rapor alınarak hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
4-6098 sayılı Borçlar Kanununun 117. (818 sayılı BK’nın 101.) maddesinde; muaccel bir borcun borçlusunun alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği hükme bağlanmıştır. Temerrüt, ya bir ihtar ile ya da dava açılmasıyla gerçekleşir. Davalı …, dava dilekçesi ile talep edilen miktar yönünden dava tarihinde, ıslah dilekçesi ile artırılan miktar yönünden ıslah tarihinde temerrüde düşürülmüştür. Bu nedenle, dava dilekçesi ile talep edilen miktara dava tarihinden, ıslah ile artırılan miktara ıslah tarihinden faiz yürütülmesi gerekirken, ıslah edilen 138.880,00 TL’nin tümüne dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi de usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenle davalının 2.,3. ve 4. bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine, 2.,3. ve 4. bentlerde açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 16/02/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.