Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2015/15921 E. 2016/7754 K. 02.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15921
KARAR NO : 2016/7754
KARAR TARİHİ : 02.05.2016

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1987-2001 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının, aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
Dava, davacının 1987-2008 arası eksik bildirilen sürelerin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, 01/01/2005 tarihinden önceki döneme yönelik talebin, hakdüşürücü süreye uğradığı, sonraki döneme yönelik talebin ise, ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik araştırma ve inceleme sonucu varılmıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddeleri bu tip hizmet tespiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir.
506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasada yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin , çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanun’un 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasa’dan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacı adına 01/06/2001-02/01/2002 ve 05/04/2002-30/01/2007 tarihleri arası “660983” sicil numaralı işyerinden, 03/08/2007-26/05/2008 tarihleri arasıda “1065113” sicil numaralı işyerinden bildirim yapıldığı, davacı adına bildirim yapılan “660983” sicil numaralı kahvehane işyerinin Talip Aloğlu isimli şahıs adına tescilli olduğu ve 08/01/1991 tarihinde kanun kapsamına alındığı, davacı tarafından gösterilen ve komşu işyeri sahibi olduğu belirtilen tanıklardan … beyanında, davacının çalıştığı kıraathane yakınında marketi bulunduğunu ve 20 yıl süreyle marketi işlettiğini, kıraathanenin davalı …’e ait olduğunu, davacının işyerinde hem garsonluk yaptığını hemde ayrıca işyerine %5 oranında ortak olduğunu 18-20 yıl kadar çalıştığını, diğer tanık Yar Bülbül ise beyanında, davacının çalıştığı işyerinin yakınında 1974 yılından bu yana berber salonu bulunduğunu, davacının 1987-1988 yılları gibi girdiğini, garson olarak 15 yıl kadar çalıştığını, yine davacı tarafından gösterilen tanık … beyanında, 1987 yılında davacı ile birlikte girdiklerini, kendisinin sigortasız olduğunu, davacının 2001 yılı gibi ayrılıp tekrar 2002 yılında girdiğini, kamu tanığı olarak dinlenen M. Kazım Öztaşçı ise, kendisinin 1991 yılında çalışmaya başladığını, işyerinde sigortasız kişi çalıştırılmadığını, davacının işe giriş tarihini bilmediğini ancak kendisinden çok sonra girdiğini ve ara vermeden çalıştığını belirttikleri, davacının 30/09/1975 doğumlu olup, ilköğretimi 10/06/1988 tarihinde bitirdiği, ayrıca davacının adli yardımdan faydalandığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacının kesintisiz çalışma iddiası bulunduğu, dolayısıyla çalışma kesintisiz ise, bildirimlerin sonradan yapılmış olması, hakdüşürücü süreyi oluşturmayacağı hususları gözönünde bulundurulmadan, öte yandan davacının çalıştığını iddia ettiği ve adına bildirim yapılan işyeri dava dışı Talip Aloğlu isimli şahsa ait olup, bu şahsı davada taraf haline getirmeden, yine uyuşmazlık konusu dönemi kapsayacak biçimde dönem bordrolarını getirtilip bordro tanıkları resen belirlenip beyanları alınmadan sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş, öncelikle dava dışı Talip Aloğlu isimli şahsı taraf haline getirilmesi için davacıya süre vermek, taraf teşkili sağlandıktan sonra, davacının talep ettiği dönemde çalışması bulunup bulunmadığı, varsa çalışmanın kesintisiz olup olmadığını tespite yönelik olarak, uyuşmazlık konusu dönemi kapsayacak şekilde Kurumdan dönem bordrolarını getirtmek, bordro tanıklarını resen tespit edip dinlemek, dinlenen tanıklardan … ve … isimli şahısların komşu işyeri sahibi olup olmadıklarını belirlemek, gerekirse Kurum, vergi idaresi, belediye ve emniyet müdürlüğü gibi kamu kurumları aracılığıyla tespit edilecek komşu işyerlerinin işverenleri veya bu işverenlerin resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlarının beyanlarına başvurmak, davacı adına bildirim yapılan “660983” ve “1065113” sicil numaralı işyerleri arasında fiili veya hukuki bağlantı bulunup bulunmadığını araştırmak, tanık beyanları arasında oluşan çelişkileri gidermek ve davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınıp araştırma genişletilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine 02/05/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.