Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2015/10907 E. 2016/7393 K. 10.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10907
KARAR NO : 2016/7393
KARAR TARİHİ : 10.05.2016

MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki ziynet ve çeyiz eşyası alacağı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı …’in evli olduklarını, taraflar arasında görülen boşanma davasının halen devam ettiğini, evlilik sırasında düzenlenen mehir senedinde, davacı eş İsmail ve onun babası …tarafından bir kısım menkul malların davacıya bağışlandığını, ayrıca davacının baba evinden de bir kısım eşyalar getirdiğini ve bunların da mehir senedine yazıldığını, davacının davalı … tarafından üzerindeki günlük giysileri ile baba evine bırakıldığını ve ziynetler dahil hiçbir eşyasını alamadığını belirterek, iş bu mehir senedinde yazılı olan 114 gram 22 ayar altın bilezik, 1 adet 22 ayar set takımı ve 3 adet nişan ve söz yüzüğünün de içinde bulunduğu ziynet eşyaları ile ev ve çeyiz eşyaları bedelinden şimdilik 37.800 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar cevap dilekçesinde; davalı … hakkında açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, zira mehir senedinde yazılı bu eşyaları alarak davacı gelinine teslim ettiğini ve evlendikleri tarihten itibaren onun tasarrufunda bulunduğunu, davalı … ise mehir senedinde yazılı eşyalardan bir kısmının hiç alınmadığını, mecbur kaldığı için bu senedi imzaladığını, davacının bir süre dinlenmek üzere baba evine gittiğini ve bu sırada mehir senedinde yazılı altınları da yanında götürdüğünü, bazı eşyaların ise halen evde olup bunları iade etmeye hazır olduğunu belirterek, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, “…mehir senedinde yazılı olan ve davalılarca alınmayan yatak odası takımı, buzdolabı, çamaşır makinesi ve 4 ocaklı fırının, yine davalılar tarafından davacıya alınan ve fakat iade edilmeyen ev eşyaları ile kadın tarafından çeyiz olarak getirilen eşyaların davacı kadına iadesi gerektiği, ancak mehir senedinde yazıl olan eşyaların davalı tarafta kaldığı iddiasının ispat edilemediği…” gerekçesi ile;
-Davacının mihir senedinde yazılı olan 114 gr. 22 ayar altın bilezik, bir adet 22 ayar altın set takımı, 3 adet nişan ve söz yüzüğüne ilişkin olarak açılan davanın reddine,
-Dava konusu senetli eşyalardan mevcut olup da teslim edilmeyen eşyaların dava tarihi itibariyle değerleri olan 5.100 TL, dava konusu yapılan ve senede yazılıp da alınmayan eşyaların yeni olarak dava tarihi itibariyle değerleri olan 4.500 TL, dava konusu şahsi (çeyiz) eşyaların dava tarihi itibariyle değerleri olan 3.585 TL olmak üzere toplam 13.185,00 TLnin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine; fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Uyuşmazlık, mehir senedinde yazılı ziynet eşyasının bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Kural olarak, evlilik sırasında ziynet eşyaları, kim tarafından takılmış olursa olsun, kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı sayılır.
Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesi hükmü uyarınca; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer.
Somut olayda; davacı taraf, davalı koca tarafından üzerindeki günlük kıyafetler ile baba evine bırakıldığını ve ziynet eşyalarının davalıda kaldığını iddia etmiş olup, davacı tanığı olarak dinlenen ve davalı …’in amcası ile yengesi olan tanıklar beyanlarında; davacının evden ayrıldığı gün davacı ile davalı …’in kendi evlerine geldiklerini, davalının davacıyı bir süreliğine baba evine bırakacağını söylemesi üzerine hep birlikte davacıyı baba evine götürdüklerini, davacının yanında hiçbir çanta ya da eşya olmadığını, ayrıca üzerinde takı da bulunmadığını, davacının altınlarının davalı … tarafından ev alınırken bozdurularak kullanıldığını beyan etmişler, yine diğer davacı tanıkları da davacının eve geldiğinde üzerinde yalnızca kıyafetleri ile geldiğini, hiçbir ziynet eşyası, takı getirmediğini belirtmişlerdir. Buna göre, mehir senedinde yazılı olan ve davacı kadına alınan tüm ziynet eşyalarının davalılarda kaldığı, davacı kadının hiçbir eşyasını alamadan evden ayrıldığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; mahkeme, davacı kadının ziynet eşyalarına yönelik iddiasını ispat ettiği kabul edilerek, davacıya ait olup da davalılar uhdesinde kaldığı anlaşılan ziynet eşyalarının bedeli istemi yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.