Yargıtay Kararı 19. Ceza Dairesi 2016/106 E. 2016/17876 K. 12.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/106
KARAR NO : 2016/17876
KARAR TARİHİ : 12.05.2016

Http://www.haberalgazetesi.com isimli web sitesinde “Sahtekarlıktan yargılanan …Zamanaşımıyla Hapisten Kurtuldu Ama Aklanamadı, Halen Lekeli” başlığı ile yayınlanan yazı sebebiyle, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden ilgilisi … tarafından söz konusu yazıya erişimin engellenmesi talebi üzerine, yazı içeriğinin haber niteliğinde olduğu ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığı gerekçesiyle talebin reddine dair …. Sulh Ceza Hakimliğinin 03/06/2015 tarihli ve 2015/2329 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin… Sulh Ceza Hakimliğinin 24/06/2015 tarihli ve 2015/2594 değişik iş sayılı kararı aleyhine … Bakanlığının 06/11/2015 gün ve 72570 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/12/2015 gün ve KYB.2015-369695 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, söz konusu internet sitesinde yayınlanan yazının ilgilisinin şeref ve haysiyetini ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğunun anlaşılması karşısında itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309.maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
A-İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ
İfade özgürlüğü; öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle, insanın özgürce fikir edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür.
Doğal haklardan kabul edilen ifade özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir.
Bu özelliğinden dolayı da, ifade özgürlüğü temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilerek birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da bu konuda ayrıntılı düzenlemeler yapılmıştır.
I- DÜZENLEMELER:
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; “Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve hangi yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesi 1. fıkrasında: “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin
müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.” hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasamızın 25. maddesinde; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”
26. maddesinde de; “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”
Şeklinde düzenlemeler yapılarak temel insan haklarından olan düşünceyi açıklama ve yayma ile bilim ve sanat özgürlüğü güvence altına alınmıştır.
1789 Fransız Devrimi ile başlayan ifade özgürlüğünün sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda hukuki normlara konu edilmiştir.
II-SINIRLAMALAR:
Bu amaçla da:
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında; “Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir.”
17. maddesinde ise; “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar, biçimde yorumlanamaz” tarzında düzenlemeler yapılarak devletlere kendi toplumlarını düzenlemeleri bu açıdan da ifade özgürlüğünün sınırlarını, sözleşmenin 10. maddesinde yer alan kriterleri gözeterek çözebilmeleri konusunda takdir yetkisi tanınmıştır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ulusal makamların bu takdir yetkisini sözleşmenin 10. maddesiyle bağdaşır şekilde kullanıp kullanmadıklarını önüne gelen davalar aracılığıyla denetlemektedir.
Ulusal makamlar, ifade özgürlüğünün sınırlanması ile ilgili takdir yetkilerini kullanırken önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, sınırlamada aşırıya gidilmemesi, sınırlamanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması ve yasayla sınırlama getirilmesi hususlarını gözetmek zorundadırlar.
Her ne kadar doktrinde bu konuda üye devletlerin aynı ölçüleri benimsemeleri gerektiği savunulmakta ise de değer yargıları ülkeden ülkeye değişmektedir.
Çağdaş ülkelerin çoğunda; iftira, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemekte, suç sayılmak suretiyle cezalandırılmaktadırlar.
Anayasamızın 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne, ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
14. maddesinde: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”
Anayasamızın 26. maddesinin 2. ve devamı fıkralarında ise; “Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngürdüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
Hükümleri yer almaktadır.
B-BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ:
Anayasamızın “Basın Ve Yayımla İlgili Hükümler” başlıklı bölümünde yer alan “ Basın Hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
(Mülga ikinci fıkra: 03/10/2001 – 4709 S.K./10. md.)
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkili hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır.
Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.
Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hakim kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir; hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır.
Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır.
Türkiye’de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milliyetle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, milli güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hakim kararıyla toplatılır.”
“ Düzeltme Ve Cevap Hakkı” başlıklı 32. maddesinde ise “ Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir.
Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir.”
5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Amaç Ve Kapsam” başlıklı 1. maddesinde de “ Bu Kanunun amacı, basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenlemektir.
Bu Kanun basılmış eserlerin basımı ve yayımını kapsar.”
Anılan Kanun’un “Basın Özgürlüğü” başlıklı 3. maddesinde ise “ Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”
Hükümleri yer almaktadır.
Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir. Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir.
Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Handyside/Birleşik Krallık ( B.No:5493/72, 07/12/1976) kararında ” Düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan haberler veya fikirler için değil, fakat devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz.” biçimindeki ; Lingens/ Avusturya (B.No: 9815/82, 08/0701986) kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10(2). Fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen “haber” veya “fikirler” için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın “demokratik toplum” olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside kararı, parag. 49).Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, “başkalarının itibarlarını korumak” gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düsen bir görevdir.
O halde bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştiri sınırlarına göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. Hiç kuşku yok ki, Sözleşme’nin 10/2. fıkrası, başkalarının, yani bütün bireylerin itibarının korunmasına imkan verir; bu koruma, siyasetçileri şahsi sıfatları dışında hareket ettikleri zaman da içine alır. Ancak bu gibi durumlarda söz konusu korumanın gerekleri, siyasi meseleleri açık biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılı olarak tartılmalıdır” (bk. yukarıda geçen Lingens/ Avusturya kararı, parag. 41-42). ; Scharsach ve News Verlagsgesellschaft/Avusturya (39394/98, 13/11/2003) kararında ise “ Bir yandan Rosenkranz’ın bir politikacı olduğu, diğer yandan gazetecilerin ve basının kamuyu ilgilendiren konularda muhalif, çarpıcı, veya rahatsız edici de olsa bilgi ve görüşlerini iletme rolü dikkate alındığında, “gizli Nazi” teriminin kullanılması, mevcut davanın şartları içinde kabul edilebilecek sınırları aşmamıştır(bk. yukarıda geçen Scharsach ve News Verlagsgesellschaft kararı, parag. 45) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 07/02/2012 tarihli Von Hannover-Almanya (no.2) ( BD, no.40660/08 ve 60641/08 ) kararında da “ii. İfade özgürlüğü
101. İfade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen « bilgi » ve « fikirler » için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir: bu yokluğu halinde «demokratik bir toplum» dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (başka kararlar yanında bakınız Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 49, seri A no 24; Editions Plon/Fransa, no 58148/00, § 42, CEDH 2004‑IV; ve Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July/Fransa [BD], nos 21279/02 ve 36448/02, § 45, CEDH 2007‑IV).
iii. Takdir payı
104. Mahkeme bireylerarası ilişkilerde, devlete yüklenen yükümlülükler negatifte olsa pozitifte olsa, Sözleşme’nin 8. maddesine uyulmasını güvence altına alacak tedbirlerin seçiminin prensip olarak sözleşmeci devletlerin takdir yetkisinde olduğunu hatırlatır. Gerçekte özel hayata saygıyı sağlamanın birçok farklı yolu vardır. Devletin yükümlülüğünün niteliği özel hayatın söz konusu olan boyutuna bağlıdır (X ve Y/Hollanda, yukarıda geçen, § 24, ve Odièvre/Fransa [BD], no 42326/98, § 46, CEDH 2003‑III).
Aynı şekilde, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında sözleşmeci devletler, bu madde tarafından korunan ifade özgürlüğüne yapılacak bir müdahalenin kapsamı ve gerekliliğini tespit etmek için, belli bir takdir hakkına sahiptirler (Tammer/Estonya, no 41205/98, § 60, CEDH 2001‑I, ve Pedersen ve Baadsgaard, yukarıda geçen, § 68).
105. Ancak bu takdir hakkı, hem kanuna hem de kanunu uygulayan kararlara, bu kararlar bağımsız mahkeme kararları olsa da, uygulanan bir Avrupa kontrolüne tabidir (mutatis mutandis bakınız Peck/Birleşik Krallık, no 44647/98, § 77, CEDH 2003‑I ve Karhuvaara ve Iltalehti, yukarıda geçen, § 38). Mahkeme’nin görevi, bu denetimi yerine getirirken, ulusal yargı mercilerinin yerini almak değil, fakat söz konusu yargı mercilerinin takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Sözleşme’nin ileri sürülen maddeleriyle uyuşup uyuşmadığını davanın bütün unsurlarını göz önünde bulundurarak belirlemektir (Petrenco/Moldova, no 20928/05, § 54, 30 Mart 2010; Polanco Torres ve Movilla Polanco/İspanya, no 34147/06, § 41, 21 Eylül 2010 ve Petrov/Bulgaristan (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 27103/04, 2 Kasım 2010).
107. Ulusal otoriteler bu iki hak arasında Mahkeme içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir denge kurmuşlar ise, bu durumda Mahkeme’nin düşüncesini iç yargı mercilerinkinin yerine geçirmesi için ciddi nedenlerin olması gerekir (MGN Limited/Birleşik Krallık, no 39401/04, §§ 150 ve 155, 8 Ocak 2011 ve Palomo Sánchez ve diğerleri/İspanya [BD], nos 28955/06, 28957/06, 28959/06 ve 28964/06, § 57, 12 Eylül 2011)
iv. Denge kurmak için başvurulan uygun kriterler
108. İfade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak içtihattan çıkan ve mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler aşağıda sayılmıştır.
α) Genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı
109. Birinci temel unsur makale veya fotoğrafların basında çıkmasının genel yarar nitelikli bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover, yukarıda geçen, § 60; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 68; ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 46). Genel yarar konusu olan şeylerin belirlenmesi davanın şartlarına bağlıdır. Ancak Mahkeme sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu durumlarda (White, yukarıda geçen, § 29; Egeland ve Hanseid/Norveç, no 34438/04, § 58, 16 Nisan 2009; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 72) değil, ama aynı zamanda yayımın sporu ya da ekran artistlerini ilgilendirdiği durumlarda da (Nikowitz ve Verlagsgruppe News GmbH/Avusturya, no 5266/03, § 25, 22 Şubat 2007; Colaço Mestre ve SIC – Sociedade Independente de Comunicação, S.A./Portekiz, nos 11182/03 ve 11319/03, § 28, 26 Nisan 2007; ve Sapan/Türkiye, no 44102/04, § 34, 8 Haziran 2010) böyle bir yararın varlığını kabul ettiğini hatırlatmanın faydalı olduğu kanaatindedir. Buna karşın bir Cumhurbaşkanının evlilikle ilgili olası problemleri ya da ünlü bir şarkıcının mali sorunlarının genel yarar nitelikli bir tartışma kapsamında kaldığı kabul edilmemiştir (Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 52, ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 43).
β) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve röportajın konusu
110. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada normal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle bir şey söz konusu değildir (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, yukarıda geçen, § 55). Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportajı, böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan bir röportajla bir tutamayız (Von Hannover, yukarıda geçen, § 63, ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 47).” biçimindeki tespitleriyle “ifade özgürlüğü” yönünden ayrıntılı değerlendirmeler yapmış ve bu konuda kriterler belirlemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/02/2007 tarih ve 2007/1-28 E, 2007/34 K. sayılı kararında da; 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamındaki cevap ve düzeltme istemleri hususunda yapılan değerlendirmede; “Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır.
Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir.” denilmektedir.
Eleştirilemeyen, yanlışları söylenemeyen bir siyasal sistemde özgürlükten söz edilemez. Siyasilerin eleştirilmesi demokratik idare sisteminin vazgeçilmez bir unsurudur. Siyasi kimliği bulunan kişiler diğer bireylere göre kaba, sert ve kırıcı eleştirilere karşı daha hoşgörülü olmalıdırlar.
5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasında ” (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” şeklindeki düzenleme ile internet ortamında yapılan yayınlar ile kişilik haklarının ihlal edilmesi halinde kişilerin içerik sağlayıcısına veya buna ulaşamamaları halinde ise yer sağlayıcısına başvurarak içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebilecekleri gibi doğrudan sulh ceza hakimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini talep edebilecekleri düzenlenmiş olup, maddede yer alan “kişilik haklarının ihlali” hususunda açık bir tanım bulunmadığından ihlalin olup olmadığının yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda belirlenmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Kanun yararına bozma istemine konu somut olayda http://www.haberalgazetesi.com isimli web sitesinde “Sahtekarlıktan yargılanan … Zamanaşımıyla Hapisten Kurtuldu Ama Aklanamadı, Halen Lekeli” başlığı ile yayınlanan “Yönetimindeki yapı kooperatifinde kendisine çıkar sağlamak, sahte evrak düzenlemek, zimmetine para geçirmek, görevi ihmal edip koop üyelerini 1997 fiyatlarıyla 78 milyar lira-2010 fiyatlarıyla 2.574.000 lira zarara uğratarak 44 kişilik kooperatifin dağılmasına ve böylece kooperatifin 8 kişiye düşmesine neden olmak ve benzeri suç isnatlarıyla Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Anamur’lu …, zimmet suçundan dolayı delil yetersizliğinden beraat etmiş ama, diğer suçlarda, diğer sanıklar Albay … ve Assubay … beraat etmedikleri halde, maalesef yedibuçuk yıllık zaman aşımı nedeniyle yargılama ortadan kaldırıldığı için, muhakemesi durduruldu ve böylece aklanamadan ağır hapse mahküm olmaktan kurtuldular.
Mahkemenin kararı yargıtayda temyizi kabil olduğu için, şikayetçilerden birisi bazı hukukçularla görüşmüş, bir avukat “temyize giderseniz tesbit ettiğim önemli bir madde nedeniyle bu karar bozulur ve bu sanık yine ceza alır” demiş.
 Ancak davacı; “Şair olduğunu iddia eden… efendi yedibuçuk sene uykusuzluk çekti, yargı yedibuçuk senede halledemediği işi bir o kadar daha sürdürecektir, malesef ülkemizdeki adalet yapısı bu kadar, ne …’in ne bizim yaşımız bir o kadar daha beklemeye yetmez, varsın … efendi bundan sonra biraz rahat uyusun, …’in de, 44 kişinin ömür boyu vebalini taşıyacak olan …’a yardım eden Binbaşı…, Assubay …ve E.Assubay …’inde, önce …’den şikayetçi olup sonra yeni ifadeleriyle ona yardım eden …’ın da yaptıkları koop camiasında biliniyor. Koop ortaklarının 44 kişi iken, bunlar yönetime gelince 36 kişinin birikimini bırakıp gitmeleri, 8 kişi ile kalmaları bile zaten insanlara ne kadar zarar verdiğini gösteriyor. Bunlar o kadar kooperatif ortaklarına, işçisine, işverenine verdikleri zararlar nedeniyle onları Allah’a havale ediyoruz, Allah bir şekilde bedelini sebep olanlara da ödetecektir. Allah’ın vereceği ceza ile halkın bakışlarındaki ceza uygulaması onlara yeter. …’ın arkadaşı…’ın, insanları korkutmak için ölmüş bir insan hakkında ortaklara yazılı gönderdiği (halen bende saklı) mektubunda ettiği bir lafı var ‘İLAHİ ADALET’ diye, o İlahi adalet kendilerini mutlaka ebediyyen yakalayacaktır” diyerek, temyize baş vurmadı.
Burada asıl suçlu olan …, ve günahsız yere alet edilenlerden …, ve…, hepside…’lu hemşehrilerdir. … ve … dışındakiler aslında günahsız olup, sadece bu ekibe inandıkları için yanılgıya düşmüşler, ama böylece zarara uğratmaya sebep oldukları gibi, kendileri de zarara uğradılar.
… böylece büyük bir badireden hapis yatmakdan kurtuldu, ama aynı zamanda üzerindeki bu AĞIR LEKEDEN, TEMİZLENMEDEN, AKLANMADAN kurtuldu.” yönündeki habere ilişkin olarak itiraz mercii, talep eden … hakkında mahkemece beraat kararı verilmesine ve yasal olarak aklanmasına rağmen kişilik haklarının ihlal edilip edilmediği hususunda yukarıda anılan kararlardaki kriterlere uygun olmayan şekilde değerlendirme yapmış, 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca “internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edilmediği” kabul edilerek olaya ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle içeriğe erişimin engellenmesi talebinin reddine ilişkin karara yapılan itirazın reddine karar vermiştir.
Açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, … Sulh Ceza Hakimliğinin 24/06/2015 tarihli ve 2015/2594 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, 12/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.