Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2015/14272 E. 2016/6926 K. 19.04.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/14272
KARAR NO : 2016/6926
KARAR TARİHİ : 19.04.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İŞ) Mahkemesi

Davacı, Kurum işleminin iptali ile yeniden ölüm aylığının bağlanmasına, borçlu olmadığının tespitine, ödenmeyen aylıkların tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava; davacının aldığı ölüm aylığının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı, muvazaalı olarak boşandığı gerekçesi ile kesilmesine ilişkin Kurum işleminin iptali, aylığın yeniden bağlanması, davacının borçlu olmadığının tespiti ve ödenmeyen aylıkların ödenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 29.11.2000 tarihinde boşandığı, 11.03.2013 tarihli kontrol memuru tutanağında; … Mahallesi muhtarı tarafından davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığının beyan edildiğinin, ayrıca komşulardan ve etraftan yapılan araştırmada da aynı bilgiye ulaşıldığının, ancak beyanda bulunanların imzalı beyan vermekten imtina ettiklerinin bildirildiği, muhtarın imzalı beyanının bulunduğu, ancak duruşmada dinlenilen muhtar tarafından; kontrol memuruna davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığına dair beyanda bulunmadığının, davacının oğlu ile birlikte yaşadığını söylediğinin, davacıyı önceden tanımadığının, kontrol memuru gelince araştırma yaptığının, kontrol memurunun kendisine tutanağı imzalamasını ve bir şey olmayacağını söylemesi üzerine tutanağı imzaladığının, ancak ordaki ifadesini kabul etmediğinin beyan edildiği, mahkemece istenilmesi üzerine zabıta tarafından düzenlenen 08.072.013 tarihli tutanakta; davacının oğlu ile birlikte yaşadığının, geçimini oğlunun sağladığının ve eski eşi ile birlikte yaşamadığının tespit edildiğinin bildirildiği, davacının oturduğu apartmandaki adreste eski eşin üzerine olan telefon aboneliğinin 29.07.2005 tarihinde başlayıp 17.03.2009 tarihinde iptal edildiği, davacı tarafça; telefon aboneliğinin davacının bilgisi dışında eski eş tarafından oğluyla kolay görüşebilmek için başlatıldığının beyan edildiği, davacının 19.08.2008 tarihinde ve eski eşin 12.05.2011 tarihinde nüfus müdürlüğüne bildirimde bulundukları adreslerin aynı sitede olduğu, ancak birinin kapı numarasının 41 diğerinin kapı numarasının ise 43 olduğu, ayrıca eski eşin 03.12.2005 tarihli işe giriş bildirgesindeki adresinin de aynı site ve aynı blokta olduğu, eski eşin hizmet cetvelinden 2005 – 2013 arası Niğde’de çalıştığının anlaşıldığı, davacının ev sahibi tarafından; davacıya 9 yıl önce evini kiraladığının, ancak dairede kimlerin oturduğunu bilmediğinin, kira sözleşmesi yaptığının, fakat kiminle yaptığını hatırlamadığının, davacı ile çocuğunun evi kiralamak için geldiklerini hatırladığının, yapılan sözleşmeyi attığının, daha sonra da sözleşme yapmadığının, vergi dairesine de ibraz etmediğinin beyan edildiği, zabıta tarafından tespit edilen komşular tarafından ise davacının oğlu ile birlikte yaşadığının beyan edildiği anlaşılmaktadır.
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96’ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Yasanın 56 maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne yapılan 2009/86 Esas numaralı başvurunun, 28.04.2011 tarihinde verilen karar ile reddedilmiştir.
5510 sayılı Kanunun 56’ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir/aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir/aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan/olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk/çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir/aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan/yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56’ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin/samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma/irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek/samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin/aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

Gelirin/aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme/başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir/aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun/yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanunun 96’ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56’ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Somut olayda ise; 11.03.2013 tarihli tutanakta davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşadığına dair imzalı beyanı bulunan muhtar tarafından duruşmada aksi yönde beyanda bulunulmuştur. Ancak dosya kapsamından mahalle muhtarının beyanını değiştirmesinin makul ve geçerli bir nedene dayanmadığı anlaşılmaktadır. Yanısıra; davacının ev sahibinin kira sözleşmesini kim ile yaptığını hatırlamadığı, evinde kimlerin oturduğunu bilmediği yönündeki beyanları hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Öte yandan; davacının evlenmeden önce Niğde ili nüfusuna, eşinin ise Sakaraya ili nüfusuna kayıtlı oldukları ve boşanmanın Sakarya ili Karasu ilçesinde gerçekleştiği, davacının boşandıktan sonra Niğde ilinde yaşadığı, eski eşin ise 2005 – 2013 yılları arasında Niğde ilinde çalışmaları bulunduğu gibi resmi belgelerde gösterdiği adresin de davacının Niğde ilinde yaşadığı sitede olduğu, ayrıca davacının adresine kayıtlı telefon aboneliğinin 29.07.2005 yılında eski eşin üzerine alındığı ve 17.03.2009 tarihinde iptal edildiği anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacının boşandığı eşi ile birlikte yaşayıp yaşamadığı tereddüte mahal bırakmayacak derecede ortaya konulmadan sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; zabıta marifeti ile davacının ve eski eşinin boşanmadan sonra nüfus müdürlüğüne bildirdikleri tüm adreslerdeki komşuları, varsa apartman görevlileri ile yöneticilerini ve davacı ile eski eşin ev sahiplerini tespit ederek dinlemek, bu adreslerdeki elektrik su aboneliklerinin kim üzerinde olduğunu araştırmak ve toplanan delillere göre varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.04.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi