Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/1250 E. 2016/7424 K. 10.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/1250
KARAR NO : 2016/7424
KARAR TARİHİ : 10.05.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dilekçesinde;davacı iş sahibinin 2002 yılında davaya konu edilen aracı satın aldığını ve aracın ilk sahibi olduğunu, 2012 yılında aracını başka bir şahsa ait araç ile trampa etmek amacıyla aracın mekanik kontrollerini yaptırdığında aracın arkadan ağır hasar aldığını ve arka bagajın ve sağ arka çamurluğun ve arka panelin komple değiştirilmiş olduğunu tespit ettiğini,söz konusu aracın 18.12.2005 tarihinde meydana gelen bir trafik kazasında oluşan ağır olmayan hasarının onarımının davalı yüklenici tarafından yapıldığını, ancak söz konusu bu kazaya ilişkin yapılan onarıma ait 31.12.2005 tarihli fatura içeriğini incelediğinde ise bir kısım malzeme ve işçiliklerin kaza sonrası onarım ile ilgisi olmadığını tespit ettiğini,davalı yüklenicinin aralarındaki istisna akdine aykırı işlem yaparak ve ayıbı gizleyerek davacıyı zarara uğrattığını,davalı yüklenicinin söz konusu olayda ağır kusuru olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 5.000.00 TL maddi tazminatın ve üzüntü nedeni ile bir miktar manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek en yüksek banka mevduat faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde;davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın temyiz edilmesi neticesinde Dairemizin 25.05.2015 tarih ve 2014/16634 E.-2015/9302 K.sayılı ilamı ile ”davalı zamanaşımı def’inde bulunduğuna göre 11.04.1940 gün ve 1570 sayılı YİBK gerekçesinde de açıklandığı üzere zamanaşımı def’i mevcut olduğu takdirde mahkemece herşeyden önce bu def’in incelenmesi, gerçekleşmesi halinde artık esas hakkında incelenmeye devam olunmayıp, davanın bu yönde reddi gerektiği, davanın usulden reddinin işin esasının incelenmesine engel teşkil edeceği, buna rağmen mahkemece davanın hem usulden, hem de esastan reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğundan ”bahisle kararın bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; B.K.’nun 355. vd. (TBK 470. md.) maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağa yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
818 sayılı Borçlar Kanunu 126/4. maddesine (TBK 147/6 md.) göre müteahhidin kastı veya ağır kusuru ile akdî hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş, bilhassa ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş olması sebebi ile açılacak davalar hariç olmak üzere eser sözleşmesinden doğan bütün davalar 5 yıllık zamanışımı süresine tabîdir.Yüklenicinin ağır kusuru ve kastının bulunması halinde ise zamanaşımı süresi 10 yıldır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; her ne kadar mahkemece hatalı değerlendirme ile TBK’nun 478.maddesindeki (BK. 363.md.) 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçe gösterilerek davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş ise de; davaya konu edilen olayda 818 sayılı BK’nun 126/4 madde hükmünün (TBK 147/6 md.) uygulanması gerektiği kuşkusuzdur. Davacının iddiasının davalı yüklenici tarafından düzenlenen 31.12.2005 tarihli hasar faturasında 18.12.2005 tarihinde meydana gelen kaza ile ilgisi olmayan malzeme ve işçilik bedellerinin de yer aldığı,bu durumun 2012 yılında aracını bir başka araç ile trampa etmek istemesi üzerine yapılan mekanik kontrollerde ortaya çıktığı ve bunun da gizli ayıp ve ağır kusur kavramı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplandığı ve bu haliyle davacı tarafça ileri sürülen hasar iddiasının ise 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 126/4 (TBK 147/6 md.) maddesine göre müteahhidin kastı veya ağır kusuru kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Nitekim bu şekilde değerlendirildiğinde ise, zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu ve dava tarihi itibariyle de zamanaşımı süresinin dolmamış olduğu dikkate alınarak işin esasına girilerek inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken, yanılgılı inceleme ve değerlendirme ile zamanaşımı süresinin 2 yıl olduğu gerekçesi ile davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 10.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.