YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/4450
KARAR NO : 2016/13742
KARAR TARİHİ : 23.03.2016
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : 7201 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 12. maddesine göre, hükmi şahıslara tebligat selahiyetli mümessillerine, bunlar birden fazla ise yalnız birine yapılır. Aynı Kanun’un 13. maddesine göre de, tebliğ yapılacak bu kişiler, herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde işyerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ orada hazır bulunan memur ve müstahdemlerinden birine yapılır. Tebliğ tarihi itibariyle yürürlükte olan Tebligat Tüzüğünün 18. maddesinde de, tüzel kişi adına, tebligatı kabul edecek kişi herhangi bir sebeple mutad iş saatlerinde bulunmadığı veya o sırada evrakı bizzat alamayacak durumda olduğu takdirde tebliğin, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı, kendisine tebliğ yapılacak memur veya müstahdemin tüzel kişinin o yerdeki teşkilatı veya personeli içinde vazife itibariyle tüzel kişinin yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle vazifelendirilmiş biri olması gerektiği, bunların da bulunmadığı tebliğ mazbatasında tespit edilmek şartıyla, o yerdeki diğer memur veya müstahdemlerinden birine yapılacağı hüküm altına alınmıştır.Somut olayda, katılan şirkete gönderilen tebligata ilişkin belgenin incelenmesinde, tebligat sırasında şirket yetkilisinin bulunup bulunmadığı hususunda bir şerh verilmeksizin adresteki firma yöneticisi şerhiyle, muhatap şirkette muhasebeci olduğunu beyan eden sanık … tarafından alınmadığı, bu nedenle evrakın iade edildiği, savunmasında muhasebeci olduğunu beyan eden sanığın şirketi temsil yetkisinin bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, şirket yetkilisi olmadığının belirlenmesi halinde açıklandığı üzere Tebligat Kanunu’nun 12 ve 13.maddesi ile Tüzüğün 18.maddesine aykırı şekilde yapılan tebligatın, sanığın muhatap namına kendilerine tebligat yapılacak kimselerden olduğu belirlenmediğinden aynı Kanun’un 54.maddesinde yazılı suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilerek, Ticaret Sicil Müdürlüğü’nden suç tarihinde şirket yetkililerinin kimler olduğu sorularak, sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken eksik kovuşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 Karar sayılı kararında; “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarından biri olan zarardan kast edilen maddi zarar olup, bu zararın belirlenmesinde teknik bilgiye ihtiyaç duyulmayan hallerde hakim, kanaat verici basit bir araştırma yaparak zararı belirlemelidir.” denilmektedir.Bu ilkeler çerçevesinde, her olaya özgü ayrı değerlendirme yapılarak, maddi zararın kanaat verici basit bir araştırma ile tespit edilebilmesi halinde zararın giderilebilmesi koşulundan bahsedilebileceği, somut olayda doğrudan Tebligat Kanunu’na muhalefef suçunun işlenmesi ile ortaya çıkan ölçülebilir bir maddi zarar bulunup bulunmadığı belirlenerek, engel sabıkası da bulunmayan sanık hakkında CMK’nın 231. maddesindeki diğer objektif ve sübjektif koşullar tartışılmadan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 23/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.