Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2016/3667 E. 2016/8224 K. 10.05.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/3667
KARAR NO : 2016/8224
KARAR TARİHİ : 10.05.2016

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 01.05.1986-01.07.1990 tarihleri arasında … Halı Fabrikasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının 01.05.1986 – 01.07.1990 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, yargılama sonucunda 15.12.2015 tarihli oturumda, tefhim edilen kısa kararda; “Davanın kısmen kabulüne, davacı …’ın, … sicil numaralı … isimli işyerinde 01.07.1990 tarihinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başlayıp en az bir gün çalıştığının TESPİTİNE, Fazlaya ilişkin istemin reddine,” karar verildiği, ancak gerekçeli kararın hüküm bölümünde; “Davanın kısmen kabulüne, davacı …’ın, … sicil numaralı … isimli işyerinde 15.06.1990 tarihinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başlayıp en az bir gün çalıştığının TESPİTİNE, Fazlaya ilişkin istemin reddine,” şeklinde çelişkili hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
HMK.’ nın 294. maddesi; “(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.(2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır.” şeklindedir. HMK’nın 297/2. maddesinde de taleplerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir.
Tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak da yoktur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK.’ nın yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda, “Davanın kısmen kabulüne, davacının … isimli işyerinde 01.07.1990 tarihinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başlayıp en az bir gün çalıştığının tespitine,” karar verilmesine rağmen gerekçeli kararda çelişecek şekilde, “Davanın kısmen kabulüne, davacının, … isimli işyerinde 15.06.1990 tarihinde uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başlayıp en az bir gün çalıştığının tespitine,” şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, sair hususlar incelenmeksizin 10.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.