YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/15048
KARAR NO : 2016/8430
KARAR TARİHİ : 12.05.2016
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalı işverene ait işyerinde 06/02/1979-03/11/1985 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, Feri Müdahil vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalıya ait işyerinde 06.02.1979-03.11.1985 tarihleri arasında kesintisiz ve sürekli bir şekilde hizmet akdi ile çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile hükümde yazılı şekilde karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 06.02.1979 tarihli davalı işyerinden verilmiş ilk işe giriş bildirgesinin Kurum kayıtlarına intikal ettiği, işe giriş bildirgesi üzerinde ‘çırak’ ibaresi bulunduğu, davalı …’ye ait … sicil sayılı işyerinin 20.07.1977 tarihinde “halı imalathanesi” mahiyetinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı ve 31.10.1988 tarihinde kapsamdan çıkarıldığı, ticaret sicil kayıtlarına göre davalı şirketin 20.09.1974 tarihinde sicile tescil edildiği ve son tescilini ise 03.12.2013 tarihinde yaptırdığı, davacının davalı işyerinde 01.12.1982- 03.11.1985 tarihleri arasındaki kısmi çalışmalarının Kuruma bildirildiği, buna göre davacının davalı işyerinde 1982 yılında 10 gün, 1983 yılında 176 gün, 1984 yılında 179 gün, 1985 yılında 102 gün hizmet bildirimi yapıldığı, dönem bordrolarının Kurumdan getirtildiği, davacı bordro tanıklarının dinlendiği, 23.02.1963 doğumlu olan davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihte henüz 16 yaşında olduğu ve dava konusu dönemin bir bölümünde 18 yaşından küçük olduğu anlaşılmaktadır.
506 sayılı Kanun’un 2’nci maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6’ncı madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanunun 35’inci maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.
3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 3. maddesi çırağı; “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır.
Anılan Kanun’un “Çıraklık Şartları” başlıklı 10’uncu maddesine göre çırak olabilmek için,
a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan “onüç yaşını” ibaresi, 16/8/1997 tarih ve 4306 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle “ondört yaşını” olarak değiştirilmiştir.)
b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak.
c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.11.2013 gün ve 2013/21-337 E., 2013/45 K. sayılı kararında çıraklık sözleşmesi ve çıraklık şartları ile ilgili olarak; “…Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, ‘tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri’nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -… anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir.
Öte yandan, 3308 sayılı Kanun’un 13. maddesinde, işyeri sahibinin çırağı çalıştırmaya başlamadan önce bunların velisi veya vasisi veya reşit ise kendisi ile yazılı çıraklık sözleşmesi yapma zorunluluğundan bahsedilmekte ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.06.2003 gün ve 2003/21-412 E. 2003/405 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, yazılı çıraklık sözleşmesinin bulunmaması çıraklık ilişkisinin oluşumu bakımından geçerlilik koşulu sayılmamaktadır. Yazılı sözleşme bulunmadığı durumlarda da işyeri çalışma düzeni çalıştırılan kişinin yaşı, aldığı ücret, mesleği öğrenme gibi unsurlar dikkate alınarak sonuca gidilmelidir….” denilmiştir.
Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının belirtilen devrede çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir. Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması ve inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda, 23.02.1963 doğumlu olan davacının işe başladığı dönemde 18 yaşından küçük olması ve işe giriş bildirgesinin ‘çırak’ olarak verilmiş olması karşısında, davacının hizmetinin tespitine karar verilen dönemde çırak olarak çalışıp çalışmadığına dair araştırma yapılmadan eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.
Yapılacak iş, davacının işe giriş bildirgesinin verildiği tarihte 18 yaşından küçük olduğu ve işe giriş bildirgesinin ‘çırak’ olarak verildiği gözönüne alınarak, davacının davalı işyerinde çırak olarak çalışıp çalışmadığını ve çırak olarak çalışmış ise hangi süreler de çırak olarak çalıştığını araştırmak, bu kapsamda 06.02.1979 tarihinde başlayan çalışmasında üstün tutulan yönün sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesi olup olmadığını yada davacının işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıp katılmadığını belirlemek, davacı ile davalı işveren arasında çıraklık sözleşmesi bulunup bulunmadığını tespit etmek, eğer yapılmış ise çıraklık sözleşmesini getirtmek ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde ortaya koyduktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.05.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.