YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/706
KARAR NO : 2016/16326
KARAR TARİHİ : 26.04.2016
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : 6831 Sayılı Kanuna Aykırılık
HÜKÜM : Mahkumiyet, Beraat
Yerel Mahkemece bozma üzerine verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
1-Sanıklar hakkında, 24/08/2005 tarihli suça ilişkin olarak verilen beraat kararlarının temyizen incelenmesinde;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA, oybirliğiyle,
2-Sanık … hakkında 20/09/2005 tarihli suça ilişkin olarak verilen mahkumiyet kararının temyizen incelenmesinde;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçeiçeriğine göre yapılan incelemede;
Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun’da öngörülen suç tipine uyduğu,
Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır.
Ancak;
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda nispi para cezalarının öngörülmeyip gün adli para cezasının öngörüldüğü, bu itibarla nispi para cezalarının tayininde emvalin miktarı ile 6831 sayılı Orman Kanun’un 91/1. maddesindeki para cezasının çarpımı sonucunda bulunan sonuç cezanın 1TL’nin altında kalıp 5335 sayılı Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkındaki 5083 sayılı Kanun’un 2. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca 1 TL’nin altında kalan para cezaları hesaba alınmayacağından para cezası tayininin usul ve yasaya aykırı bulunduğunun gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün BOZULMASINA, bozma sebebi 5320 sayılı Kanun’un 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca yeniden yargılama yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan, hükümde yer alan “375 TL ADLİ PARA CEZASI ”ibareleri çıkarılmak suretiyle, başkaca yönleri Kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26/04/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Sanık … hakkında; İstanbul (Kapatılan) 13.Sulh Ceza Mahkemesi tarafından; 12/08/2005 ve 20/09/2005 tarihinde işlenen suçlardan dolayı bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda ; 05/02/2014 gün, 2013/243 E-2014/115 K sayılı karar ile;
12/08/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 91/2, 5237 Sayılı TCK’nın 62, 50/1-a, 52/2, 54 Maddeleri Gereğince 500. TL ve 375. TL Adli Para Cezasına hükmedilmiştir.
20/09/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı, 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 91/2, 5237 Sayılı TCK’nın 62, 50/1-a, 52/2, 54 Maddeleri Gereğince 500. TL ve 375. TL Adli Para Cezasına hükmedilmiştir.
12/08/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı; verilen mahkumiyet kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir,
Yerel mahkeme tarafından 20/09/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı verilen mahkumiyet kararına karşı katılan vekili tarafından süresinde açılan temyiz davası üzerine, Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, 26/04/2016 gün, 2016/706 E sayılı ilam ile yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet hükmünün; özet olarak;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunundan nispi para cezalarının öngörülmeyip, gün adli para cezalarının öngörüldüğünden bahisle; adli para cezası tayini usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden; hüküm fıkra sından ” 375 TL adli Para Cezası” ibaresi çıkarılarak, diğer yönleri usul ve kanuna uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, karar verilmiştir.
Yerel mahkeme tarafından 20/09/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı verilen mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesi tarafından “ DÜZELTİLEREK ONANMASINA” ilişkin karara, aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
Uyuşmazlığın çözümü için yargılamaya konu edilen 12/08/2005 ve 20/09/2005 tarihlerinde işlenen eylemlerden dolayı anılan maddeki zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağının Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu ile aynı tür suçların temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek 3. Ceza Dairesi ile Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin benzer olaylardaki uygulamalarının da dikkate alınması suretiyle hukuki güvenlik, hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik ilkeleri ile irtibatlandırılarak belirlenmesi gerekmektedir.
..\…
Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi tarafından, ilk derece mahkemesi olarak yapılan yargılama sonucunda, verilen 15/06/2011 gün, 2008-1 E-2011/1 K sayılı ilamında; özet olarak;
Müşteki Cumhuriyet Savcılarının 03/10/2001 günlü 2001/1072,1073,1053,752 esas sayılı dosyaların duruşmalarına, ayrıca 11/07/2001 gün 2001/888 esas sayılı dosyanın duruşmasına hiçbir şekilde katılmadıkları, hükme esas alınan mütalaaları vermedikleri, bu yönde ilgi ve bilgilerinin bulunmamalarına karşın, sanık hakim ……. olay ve işlemler sırasında geçerli olan hukuk kuralını hiçe sayıp, Cumhuriyet Savcılarını duruşma gününden haberdar etmeden yokluklarında duruşmaları icra edip, duruşmalara katılmayan Cumhuriyet Savcılarının adlarına mütalaa yazdırıp aynı doğrultuda hüküm kurup, H.U.M.K’na göre sahteliği ispat edilinceye kadar geçerli sahte evrak kabul edilen sahte mahkeme ilamları oluşturup, bu sahte kayıtlara dayanılarak nüfus ve kayıt düzeltim davalarındaki ilgililerin şahsi sicil ve aile nüfus kayıtlarının yeniden düzenlenmesine neden olduğundan bahisle; sanığın eylemine uyan 5237 sayılı TCK.nın 202-3, 43, 62 Maddeleri uyarınca 4 Yıl 8 Ay 7 Gün Hapis Cezasına hükmedilmiş,
Anılan kararın temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu; 13/03/2012 gün, 2011/6-236 E-2012/86 K sayılı ilamında özet olarak;
Ceza Genel Kurulunun 24.11.1998 gün ve 280-359 sayılı kararında vurgulanan ölçüte göre de; kesin, belirli, somut suçların maddi ve sübjektif ögelerini kapsayan bir tasarlamanın mevcudiyeti halinde, suç işleme kararında birliğin bulunduğunu kabul etmek gerekir.
Ancak, suç işleme kararında birlik koşulu daha ziyade failin iç dünyası ile ilgili bulunduğundan, gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi güçtür. O halde, bu konuda gözleme özel bir önem verilmelidir. Bu hususta takdir hakkı bulunan yargıç, bu işlem sırasında gündelik hayat deneyimlerini genel bir yol gösterici olarak gözönünde bulundurmalı, sübjektif bağın belirlenmesinde; suçların işleniş biçimlerindeki benzerlik, suçların işlenme zamanları ve yerleri arasındaki ilişki, suçların işlenmesine hükümden sonra devam edilip edilmediği gibi yardımcı kriterlerden de yararlanmalıdır. (Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, İstanbul-1972, s.138)
765 sayılı TCK’nığn 80. madde, birden fazla ihlâllerin “muhtelif zamanlarda” meydana gelse de bir suç sayılacağını belirtmiştir. Bu bakımdan, suçlar arasında bir zaman aralığının bulunması doğaldır ve fasıla bu suçların aynı suç işleme kararıyla işlenip işlenmedikleri hususunda kesin bir ölçüt sayılamaz. Buna karşın, zamanın uzunluğu yahut kısalığı, tamamen göz ardı edilebilecek bir husus da değildir. Burada dikkate alınması gereken şudur; genellikle müteselsil suçun varlığı, suçlar arasındaki zaman aralıklarıyla ters orantılıdır. Örneğin; suçlar arasındaki zaman fasılaları çok uzunsa, bu durum failin “aynı suç işleme kararı” ile hareket etmediğine karine oluşturabilir. Bununla birlikte, suçların kısa zaman aralıklarıyla işlenmeleri de her zaman aynı suç işleme kararıyla hareket edildiğine işaret etmez.
Öte yandan, Yasamız zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilmektedir.
Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için ise;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
765 sayılı TCY’nda yer alan “muhtelif zamanlarda vaki olsa bile” ifadesi karşısında, aynı suç işleme kararı altında birden fazla suçun aynı zamanda işlenmesi durumunda diğer koşulların da varlığı halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi olanaklıdır. Nitekim 765 sayılı TCY’nın yürürlüğü zamanında bu husus yargısal kararlarla kabul edilmiş ve uygulama bu doğrultuda yerleşmiştir.
Sanık hâkimin,…4. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen, 2001/888, 752, 1072, 1073 ve 1053 esas sayılı nüfus düzeltme davalarında Cumhuriyet Savcısını duruşmada hazır gösterip, adına mütalaa yazdırıp ve bu doğrultuda hüküm kurduğu, sanığın olaylardaki davranış biçimi, eylemler arasındaki zaman süreci, suçla korunan hukuki yarar, suçun aynı mağdura karşı işlenmesi
birlikte değerlendirildiğinde, sanığın aynı suç işleme kararıyla zincirleme şekilde sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgede sahtecilik suçunu işlediğinin kabulü gerektiğinden bahisle Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 15.06.2011 gün ve 1-1 sayılı kararının ONANMASINA, karar verilmiştir.
Yukarıda özet olarak açıklanan içtihatta; her iki eylem arasında yaklaşık 3 aylık bir sürenin mevcut olduğu gibi ayrıca her bir dava dosyasının taraflarının da farklı olmasına karşın, gerek ilk derece mahkemesi olarak yargılamayı yapan Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi, gerekse temyiz incelemesini yapan Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, bağımsız olarak işlenen iki ayrı eylemin kül halinde zincirleme suçu oluşturduğu sonucuna varmışlardır.
Uzun süre orman suçlarının temyiz incelemesine yapan Yargıtay Yüksek 3. Ceza Dairesinin 13/09/2012 gün, 2011/9123 E-2012/29825 K sayılı ilamında;
Kesme eyleminin kısa aralıklarla, birbirine bitişik mevkide işlenmesi nedeniyle TCK’nin 43. maddesinin tatbiki suretiyle cezadan artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, 2008 yılının mart ve ekim aylarında aynı bölmede kesim yapan sanığın eylemlerini ayrı ayrı suç olarak kabul eden yerel mahkemece iki ayrı suçtan verilen mahkumiyet kararının BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin 10/11/2015 gün, 2015/9209 E-2015/6906 K sayılı ilamında;
Yakacak nitelikte ağaç kesme eyleminin kısa aralıklarla, aynı bölme içinde işlenmesine göre; eylemin tek suç olarak nitelenerek, TCK’nın 43. maddesinin tatbiki suretiyle cezada artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde iki ayrı mahkumiyet hükmü kurulduğundan bahisle yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk kurallarında sık sık değişiklikler yapılarak hukuki istikrarı ve belirliliği yok eden kurallar ihdas edilmemesi, geriye yürüyen kuralların kazanılmış haklara dokunmadan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alması gerektiğini ifade eder.
Somut olayımızda 12/08/2005 ve 20/09/2005 tarihlerinde, yaklaşık olarak 38 gün ara ile 29 nolu bölmeden ağaç kesen sanığın eylemlerinin kül halinde zincirleme suçu oluşturmasına karşın iki ayrı suç olarak kabul edilmesinin; yukarıda açıklanan benzer olaydaki yerleşik içtihatlarda benimsenen temel ilkelerle uyuşmayacağı gibi özelikle Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin yaklaşık 5 ay önceki içtihadı ile çelişeceği ve böyle bir sonucun hukuk devletinin olmazsa olmazı olan hukuki güvenlik ilkesi ve buna bağlı olarak hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı olacağı kuşkusuzdur.
Yukarıda arz ve izah edilen gerekçelerle 12/08/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı verilen mahkumiyet hükmünün temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olması karşısında; temyiz incelemesi yapılan 20/09/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 91/2, 5237 sayılı TCK’nın 43/1, 62/1 maddeleri ile uygulama yapılıp, temyiz incelemesi yapılmaksızın kesinleşen 12/08/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı verilen adli para cezasının düşülmesinden sonra; kalan adli para cezasının infazına karar verilmesi için; 20/09/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı verilen mahkumiyet hükmünün BOZULMASINA, karar verilmesi gerekirken, kısa zaman aralığı içerisinde işlenen eylemlerde kastın yenilendiğine dair delillerin nelerden ibaret olduğu karar yerinde denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanmadan iki ayrı suç oluştuğunu kabul eden yerel mahkemenin 20/09/2005 tarihinde işlenen eylemden dolayı verdiği mahkumiyet hükmünün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ilişkin Yargıtay Yüksek 19. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun görüşüne iştirak edilmemiştir.