YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/21818
KARAR NO : 2016/15691
KARAR TARİHİ : 28.06.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde temyiz eden davacı vekili avukat … geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, uzun yıllardır yurtdışında yaşadığını, davalının da…’de ticaretle uğraştığını, davalının 1998 yılında kendisinden borç istemesi üzerine …Bankası’ndan kredi çekerek, 09.09.1998’de davalıya 600.000 …. gönderdiğini, davalının bu borcu 2 yıl içinde ödeyeceğini söylemesine rağmen herhangi bir ödeme yapmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 30.000,00 TL.nın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının delil olarak gösterdiği banka dekontunun tek başına borcun varlığını ispatlayamayacağını, dekontun açıklama kısmının boş bırakıldığını, davacı ile bugüne kadar bir kereye mahsus olmak üzere alacak borç ilişkisi olduğunu, bu ilişkinin de banka çekleri ve 1 adet bononun karşılığı olan 71.090,00 TL yı davacının o dönemdeki avukatına ödemesi ile 2003 yılında son bulduğunu, açılan davanın sözünü ettiği alacağa dayanmakta ise davacının talebinin mükerrer bir alacak olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalının, bahse konu gönderinin daha önceden verilmiş bir paranın iadesi şeklinde olduğu yönünde bir savunmada bulunmadığı, yapılan kısmi ödemelerin de sözkonusu ödemeye mahsuben yapıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 11.07.2013 tarihli 2012/24637E. 2013/19455K. sayılı ilamıyla, “Davacı, davalıya banka havalesi yoluyla ödünç verdiğini ileri sürerek alacağının tahsili için eldeki davayı açmış, davalı ise davacı ile aralarında sadece bir kez borç ilişkisi kurulduğunu, bu ilişkinin de banka çekleri ve bono ile ödenerek 2003 yılında son bulduğunu savunarak eldeki davaya ilişkin akdi ilişkiyi inkar etmiştir. Nitekim davacı vekili de 23.12.2011 tarihli beyan dilekçesinde; davalının yaptığı ödemelerin müvekkilinin davalıya göndermiş olduğu para ile ilgili olmadığını, bu ödemelerin, davalı ile kardeşleri ve yeğenlerinin ortak olduğu … …’ye davacı tarafından verilen borç paranın ödenmesi ile ilgili olduğunu kabul etmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki havale ödeme vasıtası olup, var olan bir borcun ödendiğini gösterir. Bu karinenin aksini havaleyi gönderen şahsın ispat etmesi gerekir. Bu durumda ödünç ilişkisini ispat etme yükümlülüğü, onu iddia eden davacıya aittir. Davada dayanılan havale dekontunda gönderilen paranın ne için gönderildiği yazılı olmadığından, söz konusu dekont, ödünç ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığı gibi, yazılı delil başlangıcı olarak da kabul edilemez. HUMK’nun 288. maddesi gereğince miktar itibariyle olayda tanık dinlenmesi de mümkün değildir. O halde davacı iddiasını yasal delillerle ispat edememiştir. Ne var ki dava dilekçesinde “diğer yasal deliller” demek suretiyle yemin deliline de dayanmış olduğundan bu konuda davacıya, karşı tarafa yemin yöneltmeye hakkı bulunduğu hatırlatılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece, yanlış değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.“ gerekçesiyle hüküm davalı yararına bozulmuş; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; bu kez hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamı incelendiğinde, davacının karz aktine dayanarak alacak iddiasında bulunduğu, davalının savunmasında iddia edilen bu karz aktini inkar ettiği, buna rağmen davanın kabul edilmesi üzerine Dairemizce karz aktinin varlığını ispat yükümlüsünün davacı olduğu, davacıya karz aktinin varlığıyla ilgili yemin hatırlatılması gerektiği belirtilmek suretiyle hüküm bozulmuş; bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında davacıya yemin hatırlatılmış ve davacı yemin hakkını kullanmış, davalı 26.09.2014 tarihli celsede verdiği yeminli ifadesinde karz aktinin varlığını kabul etmiştir. Artık davalı, davacının iddia ettiği karz aktinin varlığını kabul ettiğine göre, önceki savunmaları da gözetilerek, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi düşüncelerle, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz edilen hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1350,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/06/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.