YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/7093
KARAR NO : 2016/10925
KARAR TARİHİ : 19.09.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki yardım nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, dava dilekçesi ile; davacının davalı babasının maddi desteğine ihtiyacı olduğunu ileri sürerek aylık 400.00.- TL nafaka ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir .
Davalı vekili, cevap dilekçesi ile ; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının eğitim görmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir .
TMK.’nun 364/1.maddesinde; “Herkes yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve alt soyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”.
TMK.’nun 365/2 maddesinde; “Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir” düzenlemesi yer almaktadır.
Hukuk Genel Kurulunun 07.06.1998 tarih, 1998/656 E; 688 K.sayılı ilamında da; “…yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edilmesi gerektiği…” vurgulanmıştır.
Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Yardım nafakası isteyenin kusuru ile yardıma muhtaç duruma düşmüş olması, yükümlüyü borcundan kurtarmamaktadır. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu nedenlerle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir.
Ne var ki; bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır. Bunun için belirlenen nafakanın; davacının geçinmesi için gerekli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde TMK.’nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir.
Somut olayda; davacının anne ve babasının boşandıkları, davacının annesi ile kalmaya başladığı,200.00.- TL kira ödedikleri,davacının ve annesinin işsiz olduğu,davacı ve annesinin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfından yardım aldıkları,davacının Anadolu teknik lisesinden mezun olduğu, davalının ise işçi olduğu,motorlu bisikleti olduğu, 250.00.- TL kira ödediği ,yeniden evlendiği tespit edilmiştir.
Bu durumda, mahkemece tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, nafakanın niteliği, davalının gelir durumu, paranın alım gücü, günün ekonomik koşulları, TMK.’nun 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi gözönüne alınarak davacı yararına uygun bir miktar yardım nafakasına hükmedilmelidir.
Mahkemece delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşürülerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.