YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2016/13422
KARAR NO : 2016/17399
KARAR TARİHİ : 12.10.2016
Kasten yaralama suçundan sanık …’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2, 86/3-a, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3.000,00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair… 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/06/2015 tarihli ve 2015/152 esas, 2015/372 sayılı kararını müteakip, sanık müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne ilişkin anılan Mahkemenin 17/08/2015 tarihli ve 2015/152 esas, 2015/372 sayılı ek kararı üzerine sanığın yeniden yapılan yargılaması sonucunda önceki hükmün onaylanmasına dair… 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/01/2016 tarihli ve 2015/440 esas, 2016/23 sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığı’nın 11.06.2016 tarih ve 2016/5452 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11.07.2016 tarih ve 2016/271945 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11/03/2014 tarihli ve 2012/3-909 esas, 2014/121 sayılı ilamında mahkemece incelenmeyen ve kararda değinilmeyen delillerin yeni delil niteliğinde olduğunun belirtildiği, somut olayımızda daha önceden Mahkemesince dinlenilmeyen tanıkların yargılamanın yenilenmesi duruşmasında alınan beyanlarında özetle; tanık …’un, mağdurla evliliği hakkında konuştuklarını, sanığın kendisine vurup vurmadığını sorduğunda, mağdurun vurmadığı, ileride delil olsun diye şikayetçi olduğunu söylediğini belirttiği, tanık …’un, mağdurun kendisini arayarak hastaneye götürmesini istediğini, özel bir hastaneye götürdüğünü, mağdurun yüzünde herhangi bir darp cebir izi bulunmadığını, buna rağmen rapor aldığını, kendisine bu konuda nasihatte bulunduğunu ancak mağdurun dinlemediğini belirttiği, tanık …’in, sanığın ani fren yapmasıyla mağdurun yüzünü ve başını arabanın ön camına çarparak yaralandığını, mağdurun bir hışım ile araçtan inip yere düştüğünü belirttiği, yine tanık …’ın, kendisi bisikletle seyir halindeyken sanığın ani fren yaparak durduğunu, araç fren yapmadan önce aracın sağ kapısının açık olduğunu, bayanın çıkmak üzere hamle yaptığını ve bu hamle neticesinde yüzünü aracın sağ ön direğine çarptığını, bayanın çok sinirli olduğunu ve bunun hesabını soracağını söylediğini beyan etmeleri karşısında, sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçunu işlemediğinden bahisle beraatine, kaldı ki bir an için tanıklardan in beyanına itibar edilmesi durumunda sanığın eyleminin taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçunu oluşturacağı, söz konusu bu suçun ise mağdurun 13/02/2015 tarihinde
kollukta vermiş olduğu ifadesinde şikayetçi olmadığını belirtmiş olması karşısında, 5237 sayılı Kanunu’nun 73/4 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkında açılan davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nin 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı Kararı da bu doğrultudadır.)
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; mahkeme sanığın eşini yaralama suçundan 5237 sayılı TCK’nin 86/2, 86/3-a, 62. maddeleri gereğince cezalandırılması yoluna gitmiştir. Tanık beyanlarının ve delillerin değerlendirilmesi bizatihi mahkemenin takdirine ilişkin bir konu olup mahkeme bu hususta eylemin sübut bulduğunu kabul ederek takdir hakkını bu yönde kullanarak uygulama yapmıştır.
Açıklanan bu nedenlerle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görülmediğinden, CMK’nin 309. maddesi koşullarını taşımayan kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.