Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/13072 E. 2016/10985 K. 20.09.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/13072
KARAR NO : 2016/10985
KARAR TARİHİ : 20.09.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (AİLE) MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki nafaka davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların uzun yıllardır evli olduğunu, davalının hiçbir sebep bulunmaksızın evlilik birliğini terk ederek ayrı yaşamaya başladığını ve ailesinin ihtiyaçları ile ilgilenmediğini belirterek, davacı eş için aylık 600 TL, müşterek çocuk için aylık 300 TL tedbir nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen cevap dilekçesi sunmamış, duruşmadaki beyanında ise davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davacı anne için aylık 250.00-TL, küçük Fehmie için aylık 150.00-TL nafakanın dosya kesinleşinceye kadar tedbir kesinleştikten sonra iştirak nafakası olarak davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, ayrı yaşamda haklılık nedenine dayalı olarak açılmış, tedbir nafakası talebine ilişkindir.
Türk Medeni Kanunu’nun 197.maddesine göre, ayrı yaşamakta hakkı olan eş diğer eşten tedbir nafakası isteminde bulunabilir. Tedbir nafakasının niteliği ve yasal düzenlemeler gereği eşler evlilik birliğinin giderlerine güçleri oranında katılmak zorundadırlar (TMK.madde 186/son). Buna göre evlilik birliğinin ortak giderleri olan kira, elektrik, yakıt, su ve benzeri giderlere davalı eş katılmak zorundadır.
Bu bağlamda; tedbir nafakası miktarı tayin edilirken, birliğin giderlerine katılmada eşlerin “ekonomik güçleri” ile müşterek yaşam sırasında davalının eş ve çocuklarına sağlamış olduğu yaşam düzeyi dikkate alınmalı, hakim; eşlerin birlikte yaşarken sürdürdükleri hayat seviyelerinin ayrı yaşamaları halinde de korumaları gerektiğini gözetmelidir.
Somut olayda; taraflar hakkında yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasına göre; davacının ev hanımı olduğu, biri reşit olmak üzere iki çocuğu ile yaşadığı ve geçimini geçici boya işlerinde çalışan oğlunun sağladığı, davalının ise aylık 1.000 TL emekli maaşı aldığı, bunun yanında geçici işlerde çalıştığı ve aylık ortalama 800 TL ek gelir elde ettiği, ablasına ait evde yaşadığı ve kira ödemediği, tarafların müşterek çocuğu … 2004 doğumlu olup öğrenci olduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle davalının tespit edilen mevcut gelir durumuna göre, mahkemece müşterek çocuk için takdir edilen nafaka miktarı az olup, Türk Medeni Kanunu’nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesine uygun bulunmamıştır.
Hal böyle olunca mahkemece; davalı kocanın tesbit edilen geliri ile orantılı olacak ve onu zarurete düşürmeyecek şekilde TMK.nun 4.maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre müşterek çocuk lehine daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekirken, az miktarda nafaka takdiri usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Bununla birlikte, yukarıda açıklandığı şekilde dava tedbir nafakası istemine ilişkin olup, TMK.nun 197.maddesinde düzenlenen düzenlenen tedbir nafakası, birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde ayrı yaşamakta haklı olan eş ve reşit olmayan çocuklar yararına hükmedilen nafakadır.
Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde; davacı için aylık 600 TL, müşterek çocuk için aylık 300 TL tedbir nafakasının davalıdan tahsilini talep etmiş, mahkemece hükmün 1 numaralı bendinde davacı ve müşterek çocuk için hükmedilen nafakanın, kararın kesinleşmesine kadar tedbir, karar kesinleştikten sonra ile iştirak nafakası olarak davalıdan tahsiline şekilinde hüküm kurulmuştur. Mahkemece nafaka türünün yanlış nitelendirmesi talebin esasını değiştirmez. O halde, mahkemece; davacı ve müşterek çocuk lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, kararın kesinleşmesinde sonra nafakanın iştirak nafakası olarak nitelendirilmesi ve yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Ayrıca, 28/11/1956 tarih ve 15 E -15 K sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre nafaka ve nafakanın artırılması davaları kanundan doğan bir alacağın tespiti ve tahsili niteliğinde olup, davanın açıldığı tarihten itibaren hüküm ifade eder. Buna göre, mahkemece, davacı ve müşterek çocuk için dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, nafakanın hangi tarihten itibaren geçerli olduğu anlaşılmayacak ve infazda tereddüt yaratacak şekilde “karar tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Davacı anne için aylık 250.00-TL, …. için aylık 150.00-TL nafakanın dosyamız kesinleşinceye kadar tedbir kesinleştikten sonra iştirak nafakasına” hükmedilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmamış, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nafaka davalarında; davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten (maktu vekâlet ücreti) düşük olmamak üzere, hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden nisbi vekâlet ücretine hükmolunur, reddedilen kısım için ise vekâlet ücretine hükmolunmaz (AAÜT. md 9).
Somut olayda, mahkeme 2015 yılı A.A.Ü.T. 9.maddesi uyarınca hükmedilen nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden vekalet ücretine hükmetmesi gerekirken, davacı lehine 400,00 TL vekalet ücretine hükmedilmiş olması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.09.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.