Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2013/14245 E. 2014/23247 K. 26.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/14245
KARAR NO : 2014/23247
KARAR TARİHİ : 26.06.2014

Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan sanık …’nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 123 ve 50/1-a. maddeleri gereğince 1.800,00 Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair,… Sulh Ceza Mahkemesinin 20/10/2009 tarihli ve 2007/479 esas, 2009/1124 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/04/2013 gün ve 101661 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre;
1- Suç tarihinin 17/10/2004 olması karşısında, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme karşısında, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile önceki ve sonraki temel ceza kanunlarının ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesinde,
2- Yargılama konusu suç 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesi uyarınca uzlaşmaya tâbi olduğu halde, uzlaşma hükümleri uygulanmadan karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonucunda, … Sulh Ceza Mahkemesinin 20/10/2009 tarihli kararıyla, hapis cezasından çevrili 1.800 Türk lirası adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, yüze karşı verilen kararın sanık tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 11/09/2012 tarihli ilâmıyla ceza miktarı yönünden temyiz isteminin reddine karar verildiği, bu şekilde kesinleşen kararın infazı sırasında, lehe yasa mukayesesinin yapılmaması ve uzlaşma hükümlerinin uygulanmamış olması nedeniyle, kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
01.06.2005 tarihinden önce işlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan kurulan hükümde, lehe yasa mukayesesinin yapılmaması ve uzlaşma hükümlerinin tartışılmamasına yönelik hukuka aykırılığa ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
a- Kararda lehe yasanın belirlenmemesine yönelik hukuka aykırılığın incelenmesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.02.2012 gün ve 8/336-53 sayılı kararında belirtildiği üzere, ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan yasanın uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren yasanın geçmiş suçlara uygulanabilmesi, lehe sonuç doğurması halinde mümkündür. Şayet önceki ve sonraki yasalara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise sonraki yasanın uygulanması olanaklı değildir.
Ceza yasalarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 2. maddesi ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinde benzer biçimde düzenlenmiştir. Her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine yer verilmiştir.
Lehe olan yasanın belirlenmesine ilişkin olan 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesinin; “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü, 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve öğretide bu konuda ileri sürülen görüşler birlikte değerlendirildiğinde, lehe yasanın belirlenmesi amacıyla sabit kabul edilen maddi olaya suç tarihinde yürürlükte bulunan yasalar ile sonradan yürürlüğe giren yasaların hiçbir hükmü karıştırılmadan bir bütün halinde uygulanması ve uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında 17.10.2004 tarihi ve sonrasında müştekinin işyerini sürekli arayarak tehdit ettiği iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması sonucunda, sanığın eyleminin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu kabul edilerek, 5237 sayılı TCK’nın 123. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ancak suç tarihinin 17.10.2004 ve takip eden günler olması karşısında, sanık hakkında 765 sayılı TCK’nın 547. maddesinin de uygulanma imkanı bulunduğundan, önceki ve sonraki kanunların önödeme ve zamanaşımına ilişkin bulunanlar da dahil ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle hukuki durumunun belirlenmesi ve ceza tayini yoluna gidilmemesi hukuka aykırıdır.
b-Uzlaşma hükümlerinin uygulanmamasına yönelik hukuka aykırılığın incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik “Uzlaşma” başlıklı 253. maddesinde;
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar….” hükmüne yer verilmiştir.
Sanığın mahkemece sabit kabul edilen kişilerin huzur ve sükununu bozma eylemi, TCK’nın 123. maddesinde düzenlenmiş müeyyide olarak da, mağdurun şikâyeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu itibarla eylemin hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK’nın 253-254. maddelerinde düzenlenmiş bulunan uzlaşma kurumuna tabi olduğu gözetilerek, kanunda belirtilen yönteme uygun olarak taraflara uzlaşma teklifinde bulunulması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yasal gereklilik yerine getirilmeden karar verilmesi hukuka aykırıdır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden;
1- … Sulh Ceza Mahkemesinin 20/10/2009 tarih ve 2007/479 esas, 2009/1124 sayılı kararının kanun yararına BOZULMASINA,
2- 5271 sayılı CMK’nın 309/4-b maddesi uyarınca bozma doğrultusunda karar verilmek üzere müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 26.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.