YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/3804
KARAR NO : 2013/7754
KARAR TARİHİ : 21.03.2013
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma (İhtiyati Tedbir)
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sırasında mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm tedbir talebinde bulunan (kadın) tarafından davacı kocanın açmış olduğu boşanma davasında 03.12.2012 tarihli ara karar ile davalı kadın ve müşterek çocuk lehine hükmolunan tedbir nafakalarının miktarı ile davalı kadının kocanın mal varlığına tedbir konulması isteğinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, kocanın mal varlığına ihtiyati tedbir konması isteğinin reddine yönelik ara karara ilişkin temyiz itirazları yersizdir.
2-Ara karar ile Türk Medeni Kanununun 169. maddesi uyarınca hükmolunan tedbir nafakalarının miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Temyize konu tedbir kararı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve devamı maddelerine ilişkin olmayıp, Türk Medeni Kanununun 169. maddesi uyarınca yargılama süresince hakim tarafından re’sen veya tarafların itirazı üzerine yeniden değerlendirilebilme koşulu ile verilen ve esas kararla birlikte temyiz edilebilen aile hukukuna özgü tedbirlerden olduğundan; bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, tedbir nafakalarına ilişkin karar yönünden temyiz dilekçesinin ise yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple REDDİNE, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 21.03.2013 (Per.)
KARŞI OY YAZISI
6100 sayılı HMK.nun 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurulabileceği, 394/5. maddesinde de ihtiyati tedbirle ilgili yerel mahkemece itiraz üzerine tesis edilen karara karşı da kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş, aynı yasanın “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar” başlıklı 341. maddesinin birinci fıkrasında da, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulacağı hükme bağlanmıştır.
Ayrıca, 361. maddesinde temyiz edilebilen kararlar, 362. madedesinde ise temyiz edilemeyen kararlar tek tek sayılmıştır. 361. maddede, ihtiyati tedbire ilişkin verilen kararların temyize konu edileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmezken 362. maddenin birinci fıkrasının ( f ) bendinde geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların açıkça temyiz edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, kanun yolundan maksadın istinaf, ihtiyati tedbir kararının da geçici hukuki koruma niteliğinde olduğu tartışmasızdır.
Öte yandan, 6217 sayılı Kanunla 6100 sayılı Yasaya eklenen Geçici 3. maddenin birinci fıkrasındaki; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenlemeyle bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir.
Bu durumda, temyiz incelemesinin yönteminin belirlenmesinde olduğu gibi temyize tabi kararların kapsamının belirlenmesinde de anılan kanun hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin yer aldığı 427 ilâ 454. maddesi hükümleri gözetildiğinde; “ihtiyati tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların reddine” ilişkin kararların temyize tabi olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır.
Yukarıda açıkladığımız nedenlerle ihtiyati tedbir kararlarının temyizinin mümkün bulunmadığı düşüncesindeyiz. Bu sebeplerle değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.