YARGITAY KARARI
DAİRE : 5. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4366
KARAR NO : 2016/16092
KARAR TARİHİ : 17.11.2016
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçeler ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
– K A R A R –
Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Karar (dava konusu taşınmaz arsa niteliğinde değerlendirilmiş ise de davacı vekilinin 21/03/2013 tarihli celsede imzası ile teyit ettiği “2 ziraat mühendisi tarafından düzenlenen gelir metoduna göre değer biçen rapora göre karar verilsin” şeklindeki kabulü dikkate alınarak 28.09.2012 tarihli bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması gerekirken, ziraat mühendisleri aracılığıyla yeniden keşif kararı verilip keşif masraflarının davacı tarafından yatırılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı) gerekçesi ile bozulmuş ise de;
Dosyada yapılan incelemede; mevcut imar planına göre dava konusu taşınmaz arsa niteliğinde olduğu halde; mahkemece “arazi niteliğinde kabulü ile ziraat bilirkişileri eşliğinde keşif yapılması için ara kararı oluşturulduğu, bunun üzerine davacı vekilinin duruşmada dava konusu yer için” arsa vasfındadır, inşaat mühendisleri ile keşif yapılması gerekir, ziraat mühendisleri ile keşif yapılacaksa masraf yatırmayacağız, bu durumda önceki ziraat bilirkişi raporuna göre değerlendirme yapılsın” yönünde beyanda bulunduğu, Dairemiz bozma ilamında da taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun vurgulandığı, gözetildiğinde;
-/-
mahkeme kararının “usulüne uygun oluşturulacak bilirkişi kurulu eşliğinde keşif yapılıp arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değer biçilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru değildir” yerine, maddi hata sonucu yazılı şekilde dairemizce bozulduğu, bu durumun davalı idare için usuli müktesap hak oluşturmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda; dava konusu taşınmaz arsa vasfında olduğundan; taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, luzümu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, dava konusu taşınmazın, değerlendirme tarihi itibariyle, emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibariyle imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek, dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından, yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin düşünülmemesi,
Doğru görülmemiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacıdan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 17/11/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.