YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20151
KARAR NO : 2016/12893
KARAR TARİHİ : 17.11.2016
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının malik sıfatıyla hareket edip dava konusu taşınmazda ekip yetiştirdiği meyve ağaçlarının bulunduğunu, taşınmazın kadastro tesbiti sırasında davalıların murisi adına tespit gördüğünü, taşınmazın davalılar tarafından 3. kişiye satıldığını, dikip yetiştiridiği meyve ağaçlarının bedeli olarak ıslahla 95.525,00 TL’nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar cevabında; davacının herhangi bir izin almadan ağaç yetiştirdiğini, ürün elde ettiğini, hiçbir ödeme yapmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın kabulü ile, 95.525,00 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Hükmün davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 06.12.2011 tarih ve 2011/13022 Esas- 2011/19728 Karar sayılı ilamı ile “… dava konusu taşınmazın 3. kişiye satış fiyatından daha fazla ağaçlandırma bedeline hükmedilmiş olmasının hukuki dayanağı bulunmadığı, dava konusu meyve ağaçlarının niteliği gözetilerek alınacak rapor doğrultusunda karar verilmesi…” gerekçesi ile bozulmuştur.
Dairemizin anılan bozma ilamı sonrasında mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılamada; ağaçların davacı tarafından dikilip yetiştirildiğine ilişkin yeterli delil mevcut olmadığı, davacı ve murisinin hukuken haksız olarak ellerinde bulundurdukları bu taşınmaz için ağaç bedeli talep etmesinin hakkaniyete aykırı olduğu ve ağaçların mahsullerinden de uzun yıllardır davacı ve murisi tarafından faydalanıldığı, bu suretle sebepsiz zenginleşmeden de bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Somut olayda, mahkemece; bozmaya uyma kararı verilmiş ise de, mahkemece bozma ilamı gereği yerine getirilmemiş ve davanın reddine karar verilmiştir.
Hal böyle olunca; mahkemece, Dairemizin bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, sonucu dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucunda, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.