Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2016/20613 E. 2016/13174 K. 22.11.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20613
KARAR NO : 2016/13174
KARAR TARİHİ : 22.11.2016

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili dava dillekçesinde; müvekkili aleyhine, telefon hizmeti abonelik sözleşmesi bulunduğu iddiasıyla ödenmeyen faturalara dayalı olarak icra takibine girişildiğini, borca suresinde itiraz edilemediğinden takibin kesinleştiğini; takibe dayanak yapılan abonelik sözleşmesindeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, sahte olduğunu, müvekkilinin böyle bir hizmet almadığını, borcunun bulunmadığını ileri sürerek … 7. İcra Müdürlüğü’nün 2015/16581 sayılı dosyasında takibe konu edilen alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın tüketici mahkemesinde açılması gerektiğini, görevsizlik kararı verilmesini, ayrıca davanın esastan da reddini istemiştir.
Mahkemece; davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğu belirtilerek davanın görev nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık; taraflar arasındaki ilişkinin hukuksal niteliğinin ne olduğu, eldeki davaya genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde mi, yoksa 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerine göre Tüketici Mahkemesinde mi bakılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Görülmekte olan davada davacı, takibe dayanak yapılan abone sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, imzanın sahte olduğunu, davalıdan böyle bir hizmet almadığını, sahte imza ile düzenlenmiş hizmet ve abonelik sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.

6502 Sayılı Tüketici’nin Korunması Hakkında Kanun’un 3/1-k maddesinde “Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ” müteakip (l) bendinde ise “Tüketici işlemi: mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına yada hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler arasında veya tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmelerde dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.
Bir hukuki işlemin 6502 sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde, yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir. Yine Yasanın 73. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür.
Somut olayda, taraflar arasında usulüne uygun olarak yapılmış abonelik sözleşmesinin bulunması halinde uyuşmazlık niteliği itibariyle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kalacağından, davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Ancak, mahkemece, taraflar arasında abonelik sözleşmesinin kurulup kurulmadığı yönünde araştırma yapılmadan (eldeki dosyada bulunan ve cumhuriyet başsavcılığınca bilirkişi incelemesi yaptırılan abonelikler takibe ve davaya konu abonelik değildir) davaya bakmaya tüketici mahkemesi görevlidir gerekçesiyle davanın reddi cihetine gidilmiştir.
Mahkemece, abonelik sözleşmesinin aslı ve ekleri dosyaya celp edilerek, sözleşmedeki imzanın aidiyeti hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak, imzanın davacıya ait olması durumunda şimdiki gibi görevsizlik kararı verilmesi, imza davacıya ait değil ise işin esası hakkında hüküm kurulması gerekirken, belirtilen konularda araştırma ve inceleme yapılmadan eksik inceleme sonucu karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davacının temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/III-3 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.