Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2015/3725 E. 2016/13088 K. 04.10.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/3725
KARAR NO : 2016/13088
KARAR TARİHİ : 04.10.2016

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

… ile … aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair …. 10. Aile Mahkemesi’nden verilen 03.11.2014 gün ve 425/1424 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı asıl tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR

Davacı … vekili, evlilik birliği içerisinde tamamının bedeli müvekkili tarafından ödenerek satın alınan davalı adına tapuda kayıtlı mesken yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000,00 TL alacağın faiziyle bilikte davalıdan tahsilini talep etmişlerdir.
Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, her ne kadar dava dilekçesinde davanın katkı payı davası olduğu belirtilmiş ise de olayların izah ediliş şekline göre, davalının babası Kamil Yapar’ın vekaletnameye aykırı işlem yapmasından söz edildiği; dosya kapsamına göre, davalının babasına verilen vekaletnamenin ibraz edilemediği, gerek davacı vekilinin, gerekse davacının 04/03/2013, 27/11/2013, 17/02/2014 tarihli duruşmalarda evin alınışına ilişkin olarak farklı beyanlarda bulundukları, …. Genel Müdürlüğü’nden gönderilen hesap dökümünde davacının banka şubesinde mevduatı olduğu hususunun dahi ispat edilemediği, dava tarihinden sonra yürürlüğe giren HMK’nın 141/1 maddesi gereğince ön inceleme duruşmasından sonra davalının rızası ile dahi iddianın genişletilemeyeceği, davacının davayı ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı asıl tarafından temyiz edilmiştir.
Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 s.lı HMK 33 m). Her ne kadar Mahkeme yazılı gerekçe ile davanın reddine karar vermiş ise de iddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacak isteğine ilişkindir.
01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM 170 m). TKM’de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak “katkı payı alacağı” hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK 544, TBK 646 m).
Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM 186/1 m). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM 189 m). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.
Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle(maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay’ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.
Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm(rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır.
Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır.
Somut olaya gelince taraflar, 08.05.1975 tarihinde evlenmiş; 15.04.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 29.04.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m). Tasfiyeye konu 9 nolu mesken, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 15.04.1982 tarihinde davalı adına tapuya tescil edilmiştir.
Mahkemece, iddia ve savunma çerçevesinde davacının talebinin katkı payı alacağı olduğu gözetilerek tarafların toplanmış ve toplanacak delilleri tartışılıp değerlendirilip, kanuni düzenleme ve Yargıtay ilkeleri göz önünde bulundurularak yöntemine uygun araştırma ve inceleme yapılması ve davalı asılın 17.02.2014 tarihli celsede davacının taşınmazın alımında bir miktar para verdiği yönündeki kısmı kabulü de gözönünde bulundurularak, talep hakkında hukuk ve hakkaniyete uygun bir karar verilmesi gerekir. Anılan yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davacı asılın yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 5.151,70 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 04.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.